Sadece topraklar mı Araplara satılmış?

Bir karikatür gördüm sosyal medyada, şimdi bulamıyorum. Adam, kadına, “Benim olmazsan suyun ol,” diyor. Kadın, “ne suyu be?” diye soruyor. Adam, “bütün toprakları Araplara sattık, kara toprak mı kaldı?” diyor.

Gerçekten çok acıklı. Ama yine de iyimser bir değerlendirme. Çünkü Araplara sattığımız sadece topraklarımız değil.

Aklını Araplara satmamış insanlar, topraklarını Araplara satmazlar. Önce aklımızı Araplara satmışız.

Nasıl olmuş bu?

Ezanla, tabii ki.

Türk yurdunun semaları bin yıldır Araplara satılmış durumda. Nasıl İncirlik Amerikalıların ise, Türk semaları da Arapların olmuş. Araplara, Türk yurdunda, günde beş defa Arap sömürgeciliğinin propagandasını yapma izni verilmiş. Bunu yapanlar da Türk olmaktan utanan Araplaşmış Türkler.

Bu propaganda o kadar başarılı olmuş ki, Arabın dini dilimize girmiş ve dilimizi yozlaştırmış. Arap dili aklımızı batıllaştırmış. Biz de aynı Araplar gibi kaderci, şükürcü, tembel, batıla inanan; köle olmaya alışmış, hiçbir işini yukardan emir almadan yapmayan, uyuşuk, insanlar olmuşuz. Kısaca Arap olmuşuz. Türklüğümüzü kaybetmişiz.

Semalarımız ezan ile inleyerek Araplaşmış; aklımız dil yolu ile Araplaşmış. En son aşamada da topraklarımızı Araplara satıyorlar. Baştan aşağı Araplaşmış olmayan insanlar ülke topraklarını Araplara satar mı?

İşler göründüğünden çok daha vahim.

DNA şapkasından tarih çıkartma işi…

Levent Yıldız’ın sunduğu, Cengiz Özakıncı ile Tarihin Bilinmeyen Yüzü programının 21 Nisan, 2019 tarihli bölümünün her zamankinden de daha önemli bilgiler içerdiğini düşünüyorum. Cengiz Özakıncı’nın deyimi ile, “DNA şapkasından tarih çıkartma işi” ile ilgili bölümlerin yazıya döktüm ve aşağıda paylaşıyorum. Videonun tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Orijinal makale ile ilgili bir not:

Orijinal makalede İngiltere’de M.Ö. 8500 ile 2500 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen 73 insan kalıntısından alınan örneklerde DNA incelemesi yapılmış. Yapılan bilimsel araştırma bu kadar. Bu DNA incelemesi, aynı devirlerde Batı Avrupa’da yaşamış olan avcı toplayıcı insanların DNA’sı ile “genetik yakınlık” gösteriyormuş. Bu insanlardan bazıları da İberya’da yaşıyormuş. Fakat İberya’da yaşayanların Akdeniz yolu ile Ege’den gelmiş olan çiftçiler olduğu biliniyormuş. Yani Anadolu’da yaşayanlar Britonmuş ve tabii Göbeklitepe’yi yapanlar da Britonlardır iması yapılmış oluyor. Böylece bu makalenin yazarları “DNA şapkasından tarih çıkartmakta” usta olduklarını göstermiş oluyorlar.

Peki orijinal makalede, ne Anadolu, ne Stonehenge, ne de Göbeklitepe’den bahsedilmediği halde bu ilişkileri kim kurmuş? Onu da BBC’nin propagandacıları uydurmuşlar. Hedef, Sayın Cengiz Özakıncı’nın anlattığı gibi, Anadolu’yu sahiplenmek için tarihsel taban hazırlamak.

Zaten bu sahiplenme girişimi Cengiz beyin programda bahsettiği Ancient Architect kanalında yayınlanmış videoda açıkça söylenmiş:

Bu yeni araştırma, Türkiye’de bulunan Göbeklitepe’nin medeniyetin doğduğu yer olduğunu gösteriyor. Kendilerini Batı Avrupa kökenli sayan insanlar, Göbeklitepe’yi yapanların sizin ecdadınız olduğuna inanabilirsiniz.

***

0:54
Levent Yıldız: Son dönemlerde bir araştırma ulusal ve uluslararası basında yoğun yer buldu. Habere göre İngiliz bilim insanları DNA incelemeleri sonunda Britanya adasında Neolitik dönemde yerleşik olanların Anadolu’dan yola çıkıp İber yarımadası üzerinden gelerek adaya yerleştiklerini saptadı. Peki bu araştırmanın hedefi gerçekten de bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak mı yoksa yüzyıllardır belki de yaptıkları gibi hedefleri doğrultusunda propagandalara destek sağlamak mı? Bu akşam hem bu soruya yanıt arıyacağız, hem de Hitit uygarlığında Turani Türk varlığını ortaya koyan Atatürk’ün oluşturduğu Türk tarih tezine karşı çıkarak Hititleri İndo-Germen, İndo-Aryan Avrupalılar olarak gösteren bilimsel etiketli propagandalara yanıtlar vereceğiz.

[…]

LY: Hocam iyi akşamlar.

Cengiz Özakıncı: İyi akşamlar.

LY: Hafta içersinde bir gelişme oldu, sizle de haberleştik,

CÖ: Evet.

LY: Hatta, sosyal medya üzerinden haberleştik

CÖ: Teşekkürler. Haber verdin, ben de, bir şeyler yaptım.

LY: Yani işte bu Stonehenge’i inşa edenler Anadolu’dan mı göç etti diye bir başlık altında, böyle çok acayip propaganda. Yani daha doğrusu, çok yaygın bir medya ağı ile bir anda piyasaya girdi. Bütün dünyada girdi, sadece Türkiye’de değil. Ama daha yoğunluklu Türkiye’de. Doğa ekolojisi ve Evrim adlı bir bilimsel yayın bu. Sizi kızdırayım, İngilizcesini söyleyeyim. Nature Ecology and Evolution. Daha havalı oldu mu?

CÖ: Oldu.

LY: Öyle oluyor ya. Hani Türkçe diyince, bazen İngilizce diyince, daha iyi hissediyor bazı kimseler. Ama biz Türkçesini kullanalım.

CÖ: Küresel oluyorlar, bir dakikada. Yani Türkiye sınırlarını aşıyorlar, herhangi bir sözcüğü İngilizce olarak dile getirdiklerinde, derhal Türkiye sınırlarını parçalayıp aşıp dünya vatandaşı haline geliyorlar.

3:05
LY: Türkçemiz dil bayrağımız.

CÖ: Evet. Aynen öyle.

LY: Biz dil bayrağımızı hep en tepede dalgalandırmaya devam edelim. Kim ne yaparsa yapsın. Doğal Ekolojisi ve Evrim dergisi böyle bir yayın yaptı. Siz bunu incelediniz. Nedir bu, hocam?

3:18
CÖ: Ben de baktım, BBC, İngiltere’nin haber kurumu, böyle bir haberle… İşte İngiltere’de, bu şekilde, devasa büyüklükte, bir kaç insan boyu büyüklüğünde taşlar bir araya getirilip böyle bir çember halinde dizilmişler. Bu işte gizemli bir anıt olarak kabul ediliyor, uzun süredir. Kim yaptı? Neden yaptı? Neydi amaçları? Bunlar uzaylı mıydı? Uzaydan mı geldiler? Gibi pek çok varsayım üretilmişti. Şimdi diyorlar ki İngiliz “flim” insanları, diyorlar ki, DNA’larına baktık, bunlar Anadolu’dan gelmişler. Ne zaman? 6 bin yıl önce gelmişler. 6 bin yıl önce Anadolu’dan gelip…

LY: taşı dikmişler…

4:28
CÖ: …bu taşları buraya dikmişler diyorlar. Şimdi tabii, bu halkın, bakın, İsa’dan önce 4 bin yıllarında Britanya’ya ulaştığı belirlendi, diyor haberin içinde. Ve işte, İsa’dan önce 6 binlerde başlayan büyük bir nüfus hareketliliğinin bir parçası olduğu vs. vs. Hatta göç edenlerin fotoğrafını da, şaşırmayın, bakın göç edenlerden birinin portresi. [

LY: 6 bin yıl evvel?

Stonehenge2

5:05
CÖ: Tabii, 6 bin yıl önceki, Britanya’ya Anadolu’dan gelen kardeşimiz buymuş. Yani bu ve bu gibi görünümlere sahiplermiş. Yani görsel olarak da destekliyorlar haberlerini. Daha da beteri, ya da daha da ilginci, ya da daha da önemlisi, bunlar çiftçi. Bu çiftçinin neden göç ettiğini tabii açıklayamıyorlar. Madem bunlar çiftçi, ekip biçiyor, ve yerleşik bir yaşam kurmuşlar, zorları neymiş de, Anadolu’dan, ki Anadolu’nun zirai durumu çok güzel, verimli bir ülke, uzun süre sisli bulutlar içinde yaşayan bir ülkeye göç etmesi bir çiftçinin tabii akıl alır bir şey değil. Fakat tabii, bu haber, İngiltere’de şöyle de yayınlara yol açtı. Ancient Architects, ne diyeyim size, Antik Mimarlar, Mimari, [YouTube] kanalında Early Neolitic Britons came from Turkey. Gelenlerin kim olduğunu da böylece söyledi, yani gelenler Türk değil, haa! Evet bunlar İngiltere’ye Anadolu’dan geldiler, ama onlar Briton’du Anadoludayken de. Briton olarak geldiler. Bu önemli değil mi sizce?

LY: Hem de nasıl. Bir daha gösterir misiniz? O çok önemli. Yani Neolitik dönemdeki Britonlar…

7:03
CÖ: Bakın biz diyoruz ki, proto-Türk diyorsun, [karşındaki adam] “On bin yıl önce Türk mü vardı?” diyor. İngiliz’e göre, 10 bin yıl önce Briton var.

LY: Bu duyguyu nasıl… hocam bir dakika, bunu nasıl aşacağız? Biz bunu dediğimiz zaman, dediğiniz gibi “Aaa, tamam herkes Türk, işte Amerikalılar da Türk, kızılderililer de Türk… Evet…”

LY: “10 bin yıl önce Türk mü vardı?”

LY: Ama bunu alkışlıyorlar…

CÖ: 10 bin yıl önce Briton mu varmış?

LY: Bunu okuyunca, “bu çok bilimsel bir yayın…” diyiveriyorlar.

7:38
CÖ: Ve kutlama yapıldı bu haber üzerine, biliyor musunuz? Buyurun kutlama fotoğrafı. Gittiler o Britonlar, o Stonehenge’in yanına, ellerinde biralarını, şaraplarını, rakılarını aldılar neyse, içeceklerini, müziklerini de götürdüler yanlarında, çılgınca “Atalarımız Britonlar…

LY: Anadolu’dan gelmişler…

8:01
CÖ: Anadolu’dan gelmişler, bunu atalarımız Britonlar dikmiş. Yani uzaylılar değil; Fransızlar değil; yani bir yabancı anıt değil bu artık, bizim, bizim, atalarımızın yaptığı şeyler şeklinde benimseyerek, mesela bakın “kutladılar” diyor, ve kim “Ancestor”, yani ne demek, akrabaları.

LY: Çok enteresan

Stonehenge1

8:40
CÖ: Burda, biz ok çizsek “hadi canııım!” oluyor ya, ama onlar ok çizebiliyor. Anadolu’nun Ankara’sından, Tuz gölünün civarından getirmiş oku, bööyle, getirmiş taa, İspanya ile Fransa’nın arasına sokmuş, oradan da götürüyor İngiltere’ye.. Denizler aşıyor falan falan… Daha da ilginci… Göbeklitepe’yi de Britonlar yapmış! Çünkü 6 bin yıl önce Anadolu’da Briton varsa, Anadolu’da da Stonehenge’e benzeyen dev taş anıtlar varsa, kim yapmış olabilir sizce? Değil mi? Anadolu zaten Briton yurdu. Değil mi?

LY: Gelmiş orda da yapmışlar; gelmişler burda da yapmışlar.

9:42
CÖ: Tabii. Zaten hep yaparlar. Yani, demek ki, Çatalhöyük olsun, Alacahöyük olsun, Göbeklitepe olsun, alayı Briton. Zaten Anadolu da Briton yurdu. Niçin gelmişlerdi zaten 1. Dünya Savaşında işgale?

LY: Çünkü burası Britanya. Yani eski Britanya.

CÖ: Kendi atalarının yurduna geldi adamlar.

LY: Tabii.

CÖ: Şimdi bakın.

LY: İşgal gerekçesi buydu yani.

10:11
CÖ: Bakın. Bu DNA şapkasından tarih çıkartma işi, özellikle 1990’lardan günümüze sürüyor. Bir takım tartışmalı tarihsel konular, kesin kanıta bağlanamamış, sadece varsayım düzeyinde kalmış bir takım tarihsel iddiaları, kendi lehine kanıtlamak isteyen emperyalist ülkeler –yarı sömürgeler, sömürgeler, yapamıyor bunu– emperyalist ülkeler, kim onlar, Fransa, İngiltere, Almanya vs.

LY: Amerika…

10:50
CÖ: Amerika. Onlar, efendim, biz DNA laboratuarı kurduk… Ben o DNA’dan, diyor, şunu bile anlıyorum diyor, yani, şurdan çıkmış yola, şuraya uğramış, buraya uğramış, Bering boğazına uğramış, İspanya’ya uğramış, Normandiya’ya ayak basmış, ordan Manş’ı geçmiş… ne yapıyorsun sen yaa??

LY: Tipini bile çizmiş…

11:13
CÖ: O nedenle diyorum ki, bilim insanları var, bir de “film” insanları var. “DNA’ya dayalı senaryo yazılır,” diye bir takım üniteler kurulmuş, onlar Ari ırkın üstünlüğüne dayalı tarih tezlerinin inanılmazlığını, dayanaksızlığını, saçmalığını, ve gerçekle örtüşmezliğini… Filanca filanca şey DNA ile kanıtlandı diyerek insanların ağzını kapatmak yoluna gidiyorlar. Tarih tezlerinin ispatında DNA’lara lütfen şüphe ile bakalım, lehimize bile olsa… Bakın ne diyorum, lehimize bile olsa, “şu, şu, şu tez DNA ile kanıtlandı” deniyorsa, lehime bile olsa şüphe ile bakarım.

LY: Yani onu bizim DNA laboratuarlarımızda da kanıtlamamız gerekir, en azından…

CÖ: Yok öyle bizim şeyimiz… o kadar gelişmiş durumda değiliz yani…

LY: Belki onlar da değil. Görmedik ki DNA laboratuarlarını.

CÖ: Ben diyorum ya film insanları DNA üzerine senaryo yazıyorlar diyorum.

LY: Peki neden şimdi? Ve amaç ne? Tekrar altını çizmeniz için soruyorum.

12:39
CÖ: Şimdi, bakın, Türkiye 1. Dünya Savaşında işgaline uğramış olduğu ülkelerin hala hedefindedir. Nokta. Bu gerçeği hazmettiğimiz zaman anlayabileceğiz emperyalistlerin bir takım davranışlarını. Bu çok önemli.

17:05
CÖ: Stonehenge’leri, bu İngiltere’de bugün BBC’nin haberine konu olan efendim işte Anadolu’dan 6 bin yıl önce gelen Britonlar kurdular bu taş büyük anıtları haberine konu olan o taş anıtları 1872 yılında bir başka İngiliz Turan ırkından olan insanların yaptığı anıtlar olarak değerlendirmişti. Ve buna yönelik kitabı çok önemli bir kitap olarak yıllarca ders kitabı olarak okutuldu. Şimdi, demek ki, şunu söyleyebiliriz, Stonehenge’lerle ilgili olarak daha önceki bir yargının silinip atılması kastıyla DNA’larla ispatlanmıştır ki falan falan işte bir yayın yapılıyor. Ferguson’u unutturmak için. Ferguson’un bulgularının üstünü örtmek için. Bir zamanlar bunları yazan Ferguson’un kraliçeden bilim ödülü aldığını unutturmak için. Evet. Durum budur. Önümüzde iki Stonehenge değerlendirmesi var. Biri BBC, DNA ile yaptık; öbürü Ferguson…

LY: Dönemin şartları ile… Siz ikisine de karşısınız da… bunu biliyorum, ama, sonuç olarak peki Göbeklitepe ile bağ kuruyor musunuz?

CÖ: Kurmuşlar.

LY: Yani bu haberin, şimdi zamanlaması, hem de şimdi çıkartmaları…

18:41
CÖ: Göbeklitepe’yi, Anadolu’yu tümden sahiplenme; kendi ata yurtları olarak değerlendirme girişimidir. Bu korkutucu bir…

LY: Arkası tehlikelidir diyor musunuz?

CÖ: Tabii, diyorum. Bütün bunların hepsi birikim, ve ilerde yeni bir paylaşım savaşında Anadolu kimin cebine girecek.

LY: Peki. bizim medyamızın bunu alkışlayarak haber yapmasına ne diyorsunuz?

19:05
CÖ: Ya, Fransa’da bir Atatürk düşmanının Mustafa Kemal ile ilgili makalesi yazının içeriği Atatürk’ü aşağılamalarla dolu olduğu halde, bir Fransız tarih dergisi Mustafa Kemali kapak yaptı diye sosyal medyada on bin kere paylaşıldı “gördünüz mü Mustafa Kemal’i Batılılar bile el üstünde tutuyor” falan dediler. Halbuki yazının tamamında Atatürk aşağılanıyordu. Burda da Anadolu lafı geçti ya, tamam, hah, zannediyorlar ki, İngiliz Anadolu derken Türk’ü kastetti. Hayır.

LY: Hocam, emin olun, içimizde Türk değil İngiliz olmak isteyen Türkler var.

CÖ: Evet.

LY: Medyanın belli kesimlerinde de yani. Mesela, Türkçe’yi reddedip İngilizce konuşuyorlar. Bu da bir şey değil mi?

CÖ: Yani.

LY: Bir şey ifade etmiyor mu?

CÖ: Ediyor. Çok şey ifade ediyor. Ama anlayana. …

CÖ: Atatürk ne diyor, “ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” Ben de diyorum ki, “Ben Türk’ün, ve Atatürkçü’nün zeki, çevik ve ahlaklısını seviyorum.”

LY: Ve okuyanının…

CÖ: Ve okuyanını. Ve okuduğunu da anlayanını. Sırf okuması da yetmiyor. Okuduğunu anlayacak, özümseyecek, değerlendirecek, yorumlayacak…

LY: Sorgulayacak.

CÖ: Sorgulayacak.

LY: Atatürk gibi düşünmeye çalışacak.

CÖ: Aynen öyle.

LY: Hocam buna ekleyeceğiniz var mı?

CÖ: Şimdi, tabii, İngiltere tarihine Turanlı sokulmamış oluyor bu haberle. Briton Briton’a yapmışlar ne yapmışlarsa. Anadolu Britonların anayurdu olmaya doğru, böyle gıdım gıdım, küçük küçük senaryolarla, götürülüyor.

CÖ: Görüyor musunuz, uydurulan bir senaryonun, film adamları tarafından uydurulan tarihsel senaryoların, eninde sonunda sömürgecinin sömürge çıkarlarını korumak sömürgesini akla uygun tarihe uygun hatta etnik hak olarak filan gösterme çabalarının bir aracı haline geliyor. O nedenle bu gibi yayınları son derece dikkatle izlemekte yarar var. Bir de şunu sormak gerekir. 6 bin yıl önce Anadolu’da kim vardı da sen onlara Briton diyorsun? Soru bu. Şimdi Hititlere geleceğiz.

LY: Bağlantılı ya konu zaten.

24:59
CÖ: Şimdi bakın. Hitit denilen, halkın Anadolu’ya İsa’dan ince 2. binde, işte, kuzeyden geldiği, söylenir. Genel kabul edilmiş bir yargıdır bu. Ee, demek ki Hititler’den önce bir halk var. Yani gelenler Hititler değil yani. Kim o? Hititler’den önce Hatti’ler varmış. Bu da ayrı bir macera. Hititlerden önce Anadolu’da Binlerce yıllık bir varlığı ile Hatti’ler varmış. Hititler İndo-Ari ve Aryan ırkındanmış, fakat Hititlerden öncekiler, Hattiler yani, Ari dili kullanmıyorlarmış. Onlar eklemeli, Türkçeye benzer eklemeli bir dil kullanıyorlarmış. O zaman kim gitmiş oluyor 6 bin yıl önce? Hattiler gitmiş oluyor. Stonehenge haberi, DNA vs. dili Hint-Ari olmayan Hattileri Briton yapma çabasıdır ki, aman Allahım. Türk tarih tezi, Hattilere dayanır. Türk varlığının, Turani varlığın, dili Türkçeye benzer, eklemeli dil kullanan bir toplumun, Anadolu’da ilk uygarlığın sahibi olduğu tezi, Hattilere dayalıdır. Bunu birazdan göreceğiz. İşte Türk tarih tezinin, Türk benzeri, Türkçe benzeri dil kullanıyor dediği Hattileri, DNA testi yaptık onlar Britonmuş demeye çalışan bir İngiltere ile karşı karşıyayız. Daha ilerde, daha ayrıntısı ile bu konuyu işleyebiliriz.

31:32
CÖ: Tarih tezi masum bir şey değildir. Saldırıya ya da savunmaya yönelik sonuçları olur tarih tezlerinin, dedik. İndo-Avrupa tarih tezi, saldırgan emperyalist bir tezdir, dedik. Türk tarih tezi, anti-emperyalist, saldırılara set çeken, bir tarih tezidir, dedik. Bunları tekrar hatırlatalım.

Notlar:

Tarihin Bilinmeyen Yüzü programının 21 Nisan, 2019 tarihli bölümü.

— Programda adı geçen Ancient Architects kanalında yayınlanan program. Stonehenge Builders Revealed? Early Britons Came from Turkey (İngilizce)

— Neolitik çağ, Cilalı Taş Devri imiş M.Ö. 5000-8000 yılları arası.

İngilizlerin Göbeklitepe’ye Çökme Operasyonu.

Kuran kitabının cismi kutsal mı?

IV. (X.) yüzyıla ait ceylan derisi üzerine kûfî hatla yazılmış bir Kur’an sayfası.

Kağıt üstüne Arapça veya Türkçe harflerle basılmış ve çoğaltılmış bir Kuran kitabının kutsallığı nereden geliyor? Kuran metninin basılarak çoğaltılmış halini kutsal sayan insanlar var. Ben bu kutsallığın nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum.

Herşeyden önce şunu belirtelim. “Kutsal” bir tanımlamadır ve isteyen herkes “bu Kuran kitabı kutsaldır” diye Kuran kitabının cismini kutsal olarak tanımlayabilir. Ben buna saygı duyuyorum. Kitabın neden kutsal olduğunu açıklaması gerekmez çünkü bir cismi kutsal olarak tanımlayarak onu kutsal yapmış oluruz. Zaten kutsallaştırmanın başka yolu yoktur.

İslamdan önce Kabe’nin etrafında putlar vardı. Bunlar kutsal olarak tanımlanmış taşlardı. Bir cismi kutsal olarak tanımlamak demek o cismi putlaştırmak demektir. İslam dininde putlaştırmak yasaktır. Bir kitabın putlaştırılması da İslam’a aykırıdır.

Kuran kitabını kutsal kabul eden birine Kuran kitabının neden kutsal olduğunu sorsak, kitabın sayfalarında bulunan harflerin ve kelimelerin Allah’ın sözü olduğu ve bu yüzden kutsal olduğu söylerdi.

Kuran’ın metnini oluşturan harflerin ve kelimelerin Allah’ın sözü olduğunu kabul edersek, ve Allah’ın sözünün kutsal olduğunu kabul edersek, bu kutsallığın Allah’tan nasıl bu gördüğümüz kağıt parçasına geçtiğini araştırmamız gerekiyor.

Bu analizi sadeleştirmek açısından, Kuran’ın bütününe bakmak yerine, Kuran’ın ilk kelimesi olan “ikra” kelimesine bakalım.

“İkra” kelimesinin, Allah tarafından Cebrail’e iletildiğini ve Cebrail’in de peygambere ilettiğini kabul edelim. Peygamberin de Cebrail’den aldığı bu kelimeyi seslendirdiğini ve sahabelerden birinin de bu sesi duyup yazıya çevirdiğini ve bir kemik üzerine Arap harfleri ile kazıdığını varsayalım. Böylece peygamberin seslendirdiği “ikra” kelimesi yazıya dökülmüş oluyor.

Bu süreç doğru olabilir ama ben Allah’ın Cebrail’e Arapça kelimeler değil de anlamlar verdiğini düşünüyorum. Cebrail bu anlamları peygambere kelime olarak değil ilham olarak yani anlam olarak aktarmıştır. Peygamber bu anlamları dillendirip seslendirmiştir. Öyle ya da böyle, kutsalın, bir kişiden başka bir kişiye veya bir şeyden diğerine nasıl geçtiğini anlamak istiyoruz.

Ban bu süreçte, Allah’tan Cebrail’e, Cebrail’den peygambere, peygamberden sahabeye geçen sesler ve işaretlerde “kutsal” diye adlandırabileceğimiz bir değer göremiyorum. Hatta, ne sesler ne de işaretler, bir kişiden diğerine geçmiyor.

Peygamberin ölümünden 80 yıl sonra, bu kemik parçalarına, ağaç kabuklarına ve diğer maddelere yazılan ayetler toplanıp, düzenlenip kitaplaştırılmıştır. Bu Kuran kitabı, ayetlerin iniş sırasına göre değil, başka bir sıraya göre düzenlenip kitaplaştırılmıştır. Kuran metni bu şekilde düzenlenmiş haliyle günümüze kadar gelmiştir.

Günümüzde de, Kuran kitabı bu düzene uygun olarak modern matbaalarda basılıp kitap halinde çoğaltılmaktadır. Bu kitapların kutsal olduğuna inanılmaktadır.

Yine sadece “ikra” kelimesine bakarsak, bugün kitapçıdan aldığımız bir Kuran kitabında okuduğumuz “ikra” kelimesinin, ne Allah’la, ne Cebrail ile, ne peygamberle, ne de sahabeyle bir ilgisi olmadığını görüyoruz.

“İkra” kelimesi bir cisim değildir, yani bir cisim gibi zaman içinde devamlılğı yoktur.

Her kelime bir anlamın görünür halidir.

Mesela, ben buraya “ikra” kelimesini yazdım. Daha sonra bir daha yazdım: “ikra”. Bu kelimelerin hiçbiri peygamberin sahabelere seslendirdiği “ikra” sesi değildir. Zaten o ses, peygamber söyledikten sonra, havada bir ses dalgası olarak bir an varoldu, sonra da kayboldu gitti.

Yani, Cebrail’in Allah’tan alıp peygambere ilettiği ve peygamberin seslendirdiği “ikra” sesi, peygamber seslendirdikten sonra, havada yokolup gitti. Kutsallığı vardı ise, o kutsallık da havaya karıştı gitti.

Bu süreç sadece “ikra” kelimesi için değil, Kuran’ın metnini meydana getiren bütün kelimeler için geçerlidir. Peygamberin seslendirdiği kelimelerin hepsi havada ses dalgaları olarak var olup kayboldular. Peygamberin kelimeleri kutsallık ile yüklü olsalarmış bile, kutsallık zinciri orada kopmuştur. Kelimeler aracılığı ile peygamberden bize ulaşan bir kutsallık zinciri yoktur.

Peki kutsallık nerede olabilir? Kutsallık kelimenin harflerinde olmadığına göre, kelimenin anlamında olabilir.

Öyleyse, “ikra” kelimesinin anlamında bir kutsallık var mı ona bakalım.

Fakat “ikra” kelimesinin anlamı, “ikra” kelimesinde saklı değildir. Hiç bir kelimenin kendisinin bir anlamı yoktur. Hiç bir kelimenin “anlam” diye bir özelliği yoktur. Hem harfler, hem de sıralanmış harfler olan kelimeler, anlamsızdır. Kelimelere anlam veren, o kelimeleri okuyan insandır. Kelimeler anlamlar için yertutuculardır.

“İkra” kelimesini okuyan herkes ona kendi bilgi birikimine göre bir anlam verecektir. Mesela, ben halktan biri olarak, Kuran’ın “ikra” kelimesi ile, bol bol kitap okumamızı öğütlediğini düşünebilirim. Ama Kuran’ı hayatı boyunca incelemiş ve Arapça’nın inceliklerini bilen bir ilahiyatçı, “ikra” kelimesine onlarca anlam yükleyebilir ve sayfalar dolusu yorum yazabilir.

Peki bu anlamlardan hangisi Allah’ın bu kelimeye yüklediği ve bizim anlamamızı istediği gerçek anlamdır? Bunu hiç bir zaman bilemeyiz. Burada çok yaman bir çelişki var. Allah kullarına bir mesaj yolluyor ama kullarının o mesajı anlamaları için gerekli araçları onlara vermiyor! Allah kullarının kullandığı dilin gönderdiği mesajı deşifre edip anlamak için yetersiz olduğunu bilmez mi? Mutlaka bilir. O zaman neden bu çelişkiye fırsat veriyor?

İşte her dinde parazit olarak çoğalıp o dini ele geçiren aracı sınıfı ulemanın varoluş sebebi bu çelişkidir. Ulemanın (genel olarak rahipler sınıfının) sahtekâr olduğu ve bizi aldattığı açıkça görülüyor. Çünkü onlar, anlamı hiç bir zaman bilinemeyecek bir mesajın anlamını bildiklerini ve bize bildirdiklerini söylerler. Asıl yaptıkları, tanımladıkları anlamlardan birini seçip, o anlamın gerçek olduğuna bizi inandırmaktır.

Öyleyse, iki şeyi kesin olarak anlamış olduk.

Bir, Kuran kitabını oluşturan, kağıt, mürekkep ve kağıt üzerindeki (harfler olarak algıladığımız) mürekkep izlerinin hiç birinin kutsallığı yoktur. Bu işaretlerin kutsal şeylere veya kişilere ulaşan tarihleri yoktur; Allah’la, Cebrail ile ve peygamberle ilişkileri yoktur. Bu harfler, her seferinde yazılıp yokolan anlamsız işaretlerdir.

Öyleyse, Kuran kitabının cisminin hiç bir kutsallığı yoktur. Bir cisme kutsallık vermek onu putlaştırmaktır; bu da İslam’ın ruhuna aykırıdır.

İki, kutsallık anlamda olmalıdır. Fakat anlam kelimede değil, kelimeyi okuyandadır. Öyleyse, anlam da Kuran kitabının cisminde bulunan bir şey değildir.

Bu analizimizden Kuran kitabının cisminin kutsal olmadığı anladık. Fakat Kuran kitabını “bu cisim kutsaldır” diye tanımlayıp kutsallaştırabiliriz veya putlaştırabiliriz. Bunu yapanlara saygı duyuyoruz ama putlaştırmanın bir batıl itikat olduğunu ve dinin dışında olduğunu belirtiyoruz.


Notlar:

— Kuran’ın “Allah’ın sözü” olduğunu varsaymak, yani Allah’ın söz söylediğini varsaymak, Arapça konuştuğunu varsaymak, Allah’a insan özellikleri vermek olurdu. Bu da Allah’ı aşağılamak olmaz mıydı?

Kutsal ve saygı ilişkisi ile ilgili bir yazı.

height=”1061

Klasik kamyoncu batılı…

— Batıl “boş, geçersiz ve yanlış” demekmiş. Ama ben daha değişik anlamda kullanıyorum. Mesela, bir kelimeye sihirli güçler yükleyip o sihirli kelimenin doğanın doğal akışına etki edebileceğine inanmak batıl bir hareket oluyor. Mesela kamyonuna “maşallah” yazıp bu kelimenin koruyucu gücüne güvenen kamyoncu batıl hareket etmiş olur. Her eşikten geçerken “bismillah” diyen insanlar da sihirli bir kelimenin doğanın doğal akışını kendi menfaatleri için değiştireceği umudu ile yaşarlar. Onlar da batıla inanmış oluyorlar. Kimisi uzay cisimlerinin sihirli güçlerinin dünyadaki insanların hayatlarının doğal akışına etki edebileceğine inanırlar. Her sabah astroloji sütunlarını okuyup hayatlarını ona göre ayarlarlar (bu da astrolojiyi doğrulamış olur mu?) Bu insanlar da batıla inanıyorlar demektir. Kara kedi görünce irkilen ve kara kedinin doğanın doğal akışını değiştirecek güçlere sahip olduğuna inananlar da batıla inanıyor demektir. Bu açıdan bakıldığında herhangi bir cismi kutsallaştırıp onu yücelten ve putlaştıran herkes batıla inanıyor demektir. Hatta dinin kendisi ve ritüelleri de batıl olmuş oluyor. Zaten din bunu bildiği için batıldan çok korkar ve kendi ritüellerini “hak” fakat halkın varolan geçmiş ritüellerinin hepsini “batıl” olarak tanımlar. Yatıra gidip ondan doğanın doğal akışını değiştirmesini istemek batıldır. Ama yatıra adak adamak halkın bir geleneğidir onun için de saygı duyulmalıdır. Ama dinin kendi kitabında olmayan batıla tahammülü yoktur. Sadece kendi batılı haktır. Ne çok batıl varmış hayatımızda!

Batıl kelimesinin etimolojisi.

Hak kelimesinin etimolojisi. Tezimizi doğruluyor. Hak yasal olan demekmiş. Din kendi batıllarını yasal batıllar yani hak olarak tanımlamış. Halkın eskiden beri hak bildiği ritüellerini de yasal olmayan batıllar olarak tanımlamış.

Kuran kutsal kitap değildir, İhsan Eliaçık.

— CHP’li Bolu Belediye Başkanı Kuran’ı öperek göreve başlamış. Önce Türk bayrağını öpmüş sonra da her ikisine el basarak yemin etmiş. İlginç. Bunu kendi kafasına göre mi yapmış, yoksa böyle bir kanun mu var? Batıl itikat.

Arapça’nın sihirli etkileri

ramazan.png

Bir yazımda

Ülkemizde Arapça din ile ilişkilendirildiği için kutsal kabul edilir ve Arapça kelimelerin -Türkçe’ye geçmiş olsalar bile- söyleyen üzerinde sihirli etkileri olacağına inanılır,

diye yazmışım. Gerçekten de bazı kelimeleri Arapça söyleyerek daha dindar olduklarını sanan bir grup insan var.

Can Ataklı’nın Sözcü’de çıkan Kutlamayı Arapça yapınca daha dindar olmuyoruz adlı yazısını buraya olduğu gibi kopyalıyorum:

###

“Arapça’nın sihirli etkileri” yazısını okumaya devam et

Arapça “Akıl” Sözcüğünün Kökeni

Dil ve Din kitabında, Sayın Cengiz Özakıncı, Arapça “akıl” kelimesinin nasıl somuttan soyuta geçtiğini çok güzel bir şekilde anlatmış. Bundan çıkan bir sonuç da, aklın bazılarının yaptığı gibi, yüceltilecek, ulvileştirilecek, aydınlanma şu bu ile ilişkilendirilecek bir şey değil, sadece her insanda doğal olarak varolan “olgular arasında ilişki kurma yetisi” olduğudur. İlgili sayfaları olduğu gibi kopyalıyorum:

“Arapça “Akıl” Sözcüğünün Kökeni” yazısını okumaya devam et

Arapça Gazap Türkçe Öfkeye karşı…

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın şöyle bir twit atmış:

Mevla hepimize musibet karşısında metanet, husumet karşısında mağfiret, cehalet karşısında marifet, haksız gazap ve öfke karşısında merhamet, kötülük ve kabalık karşısında hayr ve letafet nasip etsin.
Cumamız mübarek olsun.

“Arapça Gazap Türkçe Öfkeye karşı…” yazısını okumaya devam et