Türbanla gelen özgürlük

kadem
KADEM’in propaganda filminden. Okula alınmayan Fraulein Rotraud Sheer’in müritleri “özgürlük” pankartı açıyor. Ne özgürlüğü?

Dinin özelleştirilmesi hakkında bir proje başlatmıştım. KADEM’in bu propaganda filmini görünce aşağıdaki yazıyı yazdım.

* * *

Din özelleşince, türban da dinî bir sembol olduğu için, kamusal alanda var olamaz. Yani, dinini giyinen insanlar okul gibi toplumsal bir alanda bulunamazlar. Dinin sadece özel alanda var olduğu laik bir ülkede bu böyle olmalıdır.

Türban şüphesiz dinî bir semboldür ve toplumsal alana girmiştir. Peki, ne olmuştur?

Hiç bir şey olmamıştır.

Türbanlılar ve türbansızlar karışıp okullarda okumaya devam ediyorlar. Ne eğitim çürüdü (zaten çürüktü) ne de toplum irticaya sürüklendi.

Neden?

Çünkü türban takan kadınlar türbanı dinî bir sembol olmaktan çıkartıp bir moda sembolü haline getirdiler. Türban şu anda bir moda ifadesinden başka bir şey değildir.

Bu genel bir kaidedir. Kadınlar ellerine geçirdikleri herşeyi mutlaka yozlaştırıp moda haline getirirler. Yani kendi malları yaparlar. (Kötü bir şey olarak söylemedim. Bu bir gözlem.)

Kadınlar “yeni”ye taparlar. Devamlı yeni şeyler isterler ve yeni şeyler denemekten büyük keyif alırlar. Bu sebepten kadınlar kendilerini tehlikeli ortamlara sokup sonra da doğaçlama yalanlar söyleyerek bu zor ortamlardan çıkmaktan büyük heyecan duyarlar. Kadınlar için bu spor gibi bir şeydir.

Kadınların “yeni” tutkusunu tatmin etmek için bir tesettür sektörü oluştu çünkü hep aynı renk türbanı takıp durmak ve devamlı yeni ve değişik türbanlar alamamak kadınlara hiç de çekici gelmedi. Yaratıcı ve ince zevkli Türk kadını üstelik tesettürü çok modern görünüşlü bir tarz haline bile getirdi. Marka aksesuarlarla desteklenen bir tesettür modası yarattı. Arap kadını bunu yapamamıştır mesela. Onların tesettürleri hep aynı ve tekdüzedir.

Kadınların dini moda; tanrısı markadır. Kadınların İslam’la bir ilgisi yoktur. İslamı ciddiye bile almazlar. Kadına, “sen erkeğin tarlasısın” diyen bir dini hangi kadın ciddiye alabilir? Sadece ciddiye alırmış gibi görünür çünkü kadınlar kesinlikle ortama uymak isterler ve sivrilmeyi sevmezler. (Moda konusu hariç. Onun da çok kesin kuralları vardır. Yani giydiklerinizle ne kadar göze batacaksınız? Nasıl, hem ortama uyup hem de kendinize göre bir dokunuş yapacaksınız? Bu konular en derin matematik ve felsefe konularından bile daha derin konulardır ve hiç bir erkeğin aklı bu konuları alacak kapasitede değildir. Erkekler ancak hangi arabanın motorunun kaç beygir olduğu gibi konularla yetinmelidirler.)

Türban konusunda kadınlar aldatıldılar, hem de başka bir kadın tarafından aldatıldılar. Ama çabuk toparlandılar. Türban ile din özgürlüğü arayan kadınlar, bir Alman misyonerin taktığı gibi türban takmayı müslüman olmak zannettiler. Ama türbanın kadın özgürlüğü için ne kadar faydalı bir araç olduğunu fark edince işler değişti ve türbanı kendilerini güçlendirmek için kullandılar.

Türban iş bulmaya ve karılarını altın takılarla donatacak zengin koca bulmaya yarıyorsa hangi kadın türban takmayı red edebilir? Zaten kankaları türban takan bir kadının türban takması için, dinî olsun olmasın, başka bir sebep gerekmez.

Kadınlara zorla bir şey dayatabileceğini zanneden erkek egemen güçler rezil oldular. Kadınlara ne giyecekleri üstünden din dayatabileceklerini zanneden erkek egemenlerin gözleri önünde kadınlar dinî sembolleri moda sembolleri haline getirdiler. Yani kendi malları yaptılar.

Moda kadının malıdır. Erkekler oraya giremez. Kadının modasına karışan erkekler böyle rezil olup kalırlar.

Kadınların ellerine “özgürlük” yazan pankartlar verip onları okullara girmeye zorlayan erkekler, kadınların din için savaştıklarını ve dindar olacaklarını zannettiler. Aslında kadınlar kendi özgürlükleri için savaşıyorlardı. Erkekleri yine kandırdılar.

Onun için, hiç bir erkek egemen güç, birey veya kurum, kadınlara zorla bir şey dayatmasın. Kadınlara zorla bir şey yaptırmanın imkansız olduğunu anlasın. Kadınların dine biat edeceklerini sanan saf kocalar, hocalar, hacı sakallılar, cüppeliler de uyansın artık. Kadınların elinde oyuncaksınız.


Notlar:

— KADEM’in kendi kendini tebrik eden propaganda videosu:

KADEM’in sitesi.

Dinin özelleştirilmesi ile ilgili proje.

— Biz bir tanımlamalar dünyasında yaşıyoruz. Her şey gibi, türban da bir tanımlama konusudur. Eğer devlet tahriklere kapılmayıp, “ben türbanı dinî bir sembol değil, bir moda sembolü olarak tanımlıyorum” diyebilseydi, türban ülkeyi yıllardır meşgul eden bir ortaçağ gündemi haline gelmezdi. Kötü bir moda olarak başlayıp biterdi.

— Cengiz Özakıncı Türbanın Türkiye’ye nasıl bir Alman projesi olarak girdiğini anlatıyor:

— İslam kurulduğundan beri, İslam şablonunu devlet düzeni olarak kullanan şeriat devletlerinin çok iyi anladığı bir şey var: İslam kelimesi teslim olmak demektir. Dinin ismi bu. İslam dinini seçen birisi “ben teslim oldum” demektedir. “Boynumu büktüm ve teslim oldum.” Ama kime? İnanan kişi Allah’a teslim olduğunu zannetmektedir ama aslında devlete teslim olmaktadır. Çünkü, devlet veya egemen güç kendini Allah’ın dünyadaki temsilcisi olarak tanıtmaktadır.

Aynı tezgah evde de kurulmuştur.

Dinini giyinen ve üstünü başını dinî sembollerle dolduran yobaz kocanın karısına İslamı dayatmasının sebebi budur. Karısının kendisine teslim olmasını istiyor. Gerçi bu zaten açık açık söyleniyor. Dine göre, kadın kocasının resmi cariyesi imiş. Kocasına karşı çıkan kadın dine aykırı hareket etmiş oluyor. Devlet bu aldatmacayı sadece daha gizli olarak uyguluyor.

— Kadınlar modanın sahibidir. Kadınlar birbirleri için giyinir. Fakat kocalarını ve sevgililerini onlar için giyindiklerini söyleyerek aldatırlar. Bunun ispatı çok basit. İki kadın buluşunca, ilk olarak birbirlerinin kıyafetlerine bakarlar ve hemen bir yorum getirirler. Bir kadın giyinirken hem modaya ve ortama uygun giyinmek ister hem de kendine has bir dokunuş yapmak ister. Karşılaştıklarında birbirlerini yıldırım hızıyla süzen kadınlar hemen diğerinin dokunuşunu anlayıp ona atıfta bulunur: “Çok beğendim. Çok yakışmış” der. Böylece diğerini anlamış olur. Aralarında bir dayanışma olur. Lak lak başlar. Fakat benim henüz çözemediğim şu: kadınlar önce saçlara mı bakarlar yoksa, kıyafete mi? Saçın önemi ve kutsallığı tartışılamaz. Bunun için, en önemli ziyneti olan saçını türban altına sokarak diğer kadınlardan saklamak gibi inanılmaz bir fedakarlık yapan bir kadının cennete gideceğine mutlak gözüyle bakılır. “Cennet annelerin ayakları altındadır” denir. Ama, kadının saçları konusunda yaptığı bu fedakarlık çocuğu yetiştirirken yaptığı fedakarlıklar yanında hiç kalır. Eğer cennete gitme olasılığı kadının bu dünyada yaptığı fedakarlığa oranlıysa, o zaman türban modasına uyan bir kadın için cennetin garanti olduğunu söyleyebiliriz.

Türbansızlaşmada geri sayım başladı. Her moda gibi türban modası da unutulup gidecektir. Dini semboller kalıcı olabilir ama kadınlar türbanı bir moda sembolü yaparak onu geçici olmaya mahkum ettiler. Kadınlar en değerli ziynetleri olan saçlarını daha ne kadar teşhir etmekten mahrum kalacaklardır? Çoğu kadın saçlarının açık olduğu ve saçlarını yaptırdığı ve herkesin “saçların ne güzel olmuş” dediği eski açık günlerini özlüyor. Türbanın sonu yakın.

— Özgürlük mü önce gelmelidir? Laiklik mi?

— Türban din özgürlüğü arayışı mıydı? Yoksa, toplum alanlarında dini sembolleri teşhir etme özgürlüğü arayışı mıydı? Yoksa kadınları din ile siyasileştirme operasyonu muydu?

Kadınların dini moda, tanrısı markadır.

— “Türban iş bulmaya ve karılarını altın takılarla donatacak zengin koca bulmaya yarıyorsa…”

Türbanlı bacıların altınları:

— Soner Yalçın’ın türbanla ilgili bir yazısı. Şule Yüksel Şenler’in kapanış (hidayet) hikayesin anlatıyor. Kapanarak hidayete ermek ilginç bir yol olmalı.

Örtünme modası

20180616_170234-1084230249.jpg
Kadınların örtünmesini emreden Işık Bölümü 31. Sözü kendine göre yorumlamış bir kadın…

Nevşin Mengü İran’daki kadınları yazmış:

Hayat kadınlar için hayli zor. Bir yandan İslam polisi habire elleri sopalı kadınların tepesinde. Bir yandan da kendi üstlerine vazife bilen rejim yanlıları kadınları itip kakmayı kendileri marifet sanıyor. 2009’dan bu yana peyder pey başörtüsüne karşı kadınların gerçekleştirdiği eylemlerde artış var. 2017’de başlayan beyaz çarşamba eylemlerine destek büyüyor. Kadınlar kamuya açık yerlerde başörtüsüz geziyorlar. Genellikle bu kadınlar rejim yanlısı kadın ve erkekler tarafında sözlü ve fiziksel saldırıya uğruyor, bazen çevredeki insanlar bu kadınlara destek veriyor.

40 yıl önce zorla başörtüsüne sokulan kadınlar, başörtüsünden çıkma mücadelesi veriyor.

Başörtüsü rejimin sembolü, o nedenle kadınların işi zor

Türkiye’de ise kadınlar kendi istekleri ile kapanıyorlar. Tabii buna kapanmak denir mi bilemiyorum. Kapanmak değil, moda.

Notlar:

Nevşin Mengü’nün yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili diğer yazılarım.

— Işıl Özgentürk de türban hakkında yazmış: Yeni kuşak türbanlılar

Önce şunu söylemek mümkün, türban artık bir dini sembol değil daha çok bir moda enstrümanı. Öğrencilerimden biliyorum, başlarını kapatan gencecik kızlara soruyorum: “Neden?” Kiminin babası istemiş, kimi kendiliğinden başını kapatmış. Ama türbanın nereden geldiğini bilmiyorlar. Kuran’da yazıp yazmadığını bilmiyorlar. Onlara türbanın Sümerlere dayandığını, bu uygarlıkta zengin ailelerin ilk kızlarını fahişelik görevi yapmaları için belli bir süre tapınaklara yollamak zorunda olduğunu anlatıyor, halk karıştırmasın diye de bu kızların başını örtmesinin zorunlu kılındığını söylüyorum. İlk baş örtünme onlarda, ardından Yahudiler de bu geleneği değiştirerek almışlar ve kiliselerde yaşayan rahibelerin bu biçimde örtünmeleri herkes tarafından kabul edilmiş. Bu bilgiyi verdiğim için bana teşekkür edenler bile var.

Öte yandan ülkemizde İmam Hatiplerde de dahil okullarda gerçek bir din eğitimi verilmediğinden, din felsefesi yok sayıldığından şekilcilik alıp başını gidiyor, sonuç hem başını örten hem de çok makyajlı, sivri topuklarıyla yürümekte zorlanan yeni bir model ortaya çıkıyor. Yani dinin önerdiği mütevazı olmak, göze batmamak, merhametli olmak, dayanışma içinde olmak, yani insana ait tüm duygular bu karmaşa içinde hiç tartışılmıyor.

Gerçi, bahsedilen kızlar başlarını kapatmıyorlar, saçlarını kapatıyorlar. Saç fetişizmi var yani.

— 31.3.19 En son yazısında belirttiğine göre, yukardaki yazısından dolayı Işıl Özgentürk’e dava açılmış. Haberle ilgili başka bir yazı: ‘Yeni kuşak türbanlılar’ı yazdı, savcılık ifadeye çağırdı…

— 29.4.19 Işıl Özgentürk 25 Nisan 2019’da hakim karşısına çıkmış. Savunmasında, “Aslında Kuranıkerim’de başörtüsü yoktur. Yalnızca ziynet yerlerinin kapatılması vardır. Tüm dinlerde kibir yasaklanmıştır. Ancak Z kuşağı olarak tabir ettiğimiz günümüz türbanlı bayanların makyaj yapmaları ve gösterişli giyinmeleri konusunda yazmış olduğum bir yazıdır. Herhangi bir şekilde dini değerleri aşağıladığımı kabul etmiyorum. Yazımdan böyle bir sonuç çıkmamaktadır,” demiş.

Türbanını çıkartan kadınlar.

— Güven Gürkan Öztan da Türban konusunda yazmış: #10YearsChallenge

Türbandan vazgeçenler eski fotoğraflarıyla şimdiki başı açık hallerini birlikte paylaştı. Kimisi ilk karede çocukluk evresindeydi, kimi ise gençliğinin baharındaydı. Aralarında aile baskısıyla başını örtenler de vardı, muhafazakâr ailelerden gelip kendi isteğiyle kapananlar da. Birçoğu başını örttüğünde türbanın bir “özgürlük” olduğu iddiası dolaşımdaydı. 28 Şubat sürecinde uygulanan yasakların yarattığı tepki bu iddiayı destekliyordu. Liberaller, muhafazakâr çevrelerden gelen kadınların kamusal alanda var olmasının “türban özgürlüğüne” saygı göstermekle mümkün olduğunu ileri sürüyorlardı. O dönemde gerçek insan hikayelerine değmeyen, yalnızca soyut bir fantezinin izdüşümü olan “türban eşittir özgürlük” söylemi neticede İslamcı siyasetin etki alanını arttırıyordu.

10YearsChallenge etiketiyle türbanlarını nasıl terk ettiklerini anlatan kadınlar bu kararı AKP’nin tüm toplumu İslamcı tezler üzerinden dönüştürmeye çalıştığı bir dönemde alarak kelimenin tam manasıyla meydan okudular. Böylesine bir kararı almak cesaret işiydi, bedeli ağırdı. Türbanını çıkaran kadınlar çoğu kez ailelerini, yakın arkadaşlarını karşısına aldılar. Evini, mahallesini terk etmek zorunda kalan da oldu eşinden, işinden ayrılan da… Birçok örnekte en sert tepki babalardan, kocalardan, sevgililerden gelmişti ki bu tablo dahi tek başına manzarayı açıklar nitelikteydi. Türbanlı bir kadının başını açması kimilerine göre yolunu şaşırma kimilerine göre ise düpedüz ihanetti. Ancak onlar bütün bu karalama kampanyasına rağmen kendi hikâyelerini, kendi nedenlerini anlatmayı sürdürdüler.

İran’da zorunlu saçörtüsü yasağı

iran-başörtüsü

Kadınları anlamak zor! Türkiye’de kadınlar isteyerek kendilerini çarşaflara sokuyorlar, bir başkaldırı olarak, fakat İran’da kadınlar başlarını açma savaşı veriyorlar, yine başkaldırı olarak.

Türkiye’de de saçörtüsü zorunlu olsaydı ve devlet saçörtüsünün sadece siyah olacağını emretseydi bugün saçlarını en son moda rengarenk şallarla kapatan kadınlardan kaçı hala saçlarını kapatırdı?

Kadınlara zorla hiç bir şey yaptıramazsınız ama her türlü zehiri moda şekeri ile kaplayıp kadınlara yutturabilirsiniz… diye bir laf vardır. Doğru bence.

Notlar:

Bahsi geçen twitter yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili yazılarım.

— Saçlarını zorla kapattırmadan saçı açık olarak cezaevine yollamaları da ilginçmiş.

— Tabii bu yalan haber değilse…

Türban modasının sonu

Şöyle bir tweet gördüm:

screenshot_2018-06-19-17-56-08-11767889330.png

Arapça “hımar” kelimesinin sadece “başörtüsü” olarak kullanıldığı tabii büyük bir yalan. Hımar’ın başörtüsü olduğunu iddia eden her Kuran uzmanı için “hımar” başörtüsü değildir diyen bir Kuran uzmanı vardır. Zaten Erdem Uygan’ın Kuran’ı Tahrife Modern Bir Örnek yazısının propaganda amaçlı samimiyetsiz bir yazı olduğunu detaylı olarak anlatmıştım. Burada tekrarlamaya gerek yok.

“Türban modasının sonu” yazısını okumaya devam et