Kutsal nedir?

Kutsal bir taş, taş olarak kalmaktadır.
—Lutfi Kaçan

KUTSAL NEDİR?

Özet

1. Her kutsal bir tanımlamadır.

2. Her kutsalın bir sahibi vardır.

3. Kutsal bir metadır ve her meta gibi alınıp satılabilir.

4. Kutsal, varlığını kuşaklar boyu devam ettirebilir.

5. Kutsal değişik alanlarda değişik isimler alır.

6. Saygı isteyen kutsal değil kutsalın sahibidir.

7. İnsanların ve egemen güçlerin kutsala ihtiyaçları vardır.

8. Her kuşak, geçmiş kuşakların kutsallarının sahte kutsallar olduğuna inandırılır.

9. Kutsalı sorgulayanlar cezalandırılır.

** ** ** ** **

I. TANIMLAMA

Her kutsal bir tanımlamadır.

  • Herhangi bir şey kutsal olarak tanımlanabilir; fikirler, eşyalar, kavramlar, davranışlar; soyut veya somut herşey kutsal olarak tanımlanabilir.
  • Kendiliğinden kutsal olan bir şey yoktur.
  • Kutsal, kutsal olarak tanımlanmış şeyin özünde olan bir şey değildir. Öyle olsaydı ölçülebilirdi. Fakat kutsal ölçülemez; fiziki bir şey değildir ve derecesi yoktur.
  • Bir şey kutsal olarak tanımlandığında, onu kutsal yapan şey de tanımlanmalıdır. Daha doğrusu, kutsalı tanımlayan, kutsalının gerçek kutsal olduğuna müşterilerini inandırmak zorundadır; bunu, müşterilerine inandırıcı gelebilecek deliller sunarak yapar.
  • Mesela, doğa üstü bir varlık, kutsalın sahibini kutsamıştır, o da doğaüstü varlıktan aldığı bu güçle, kutsal olarak tanımladığı şeyi kutsar ve o şeyi kutsal yapmış olur.
  • Fakat kutsalı tanımlamak ve kutsalın kaynağını isimlendirmek yetmez; yeni tanımlanan bu muhtemel kutsal ciddi bir pazarlama kampanyası ile hedef kitleye, yani kutsalın müşterilerine, kabul ettirilmelidir. Bu da kolay bir iş değildir. Ama hedef kitle bir kere kabul etti mi, kutsalın sahibi o kitleyi istediğini yaptırabilir. Çünkü, yaptırmak istediği şeyi kutsalın bir parçası olarak tanımlar. Bütün kitap dinleri böyle çalışır. Televizyon reklamları da böyle çalışır.
  • Kutsal fiziki bir şey değildir, bir tanımlamadır, eşyadan eşyaya geçemez. Mesela, bir Kuran kitabının hiç bir kutsallığı olamaz çünkü ona kutsal bir kaynaktan fizik olarak geçen bir kutsallık yoktur. Kutsallık ölçülebilir bir şey değildir. Soyut bir tanımlamadır. Bu tanımlamaya inananın, inandığı bir şeydir. Kutsallık inanandadır, cisimde değil.

II. TANIMLAYICI

Her kutsalın bir sahibi vardır.

  • Kutsal bir tanımlama olduğuna göre bir tanımlayıcısı olmalıdır.
  • Bir kutsalı ilk tanımlayan ve kutsal olarak kabul ettiren onun ilk sahibi olur.
  • Kutsal, o kutsalın sahibinin sorgulanmasını yasakladığı bir tanımlamadır.
  • Kutsalın sahibi, kutsalını önemli bir marka gibi korur. Kutsalını sorgulayanları cezalandırır.

III. META

Kutsal bir metadır ve her meta gibi alınıp satılabilir.

  • Kutsal olan eşyanın kendisi değildir; kutsal bir fikrî mülkiyettir. Alınıp satılan fikrî mülkiyet hakkıdır. Aynı bir marka gibi.

IV. DEVAMLILIK

Kutsal, varlığını kuşaklar boyu devam ettirebilir.

  • Kutsal eskidikçe, onun sadece bir tanımlama olduğunu hatırlayan kalmaz ve kutsallığın gerçek kutsal olduğuna inananlar artar; kutsalın sorgulanması güçleşir; toplumun yerleşik ve saygı duyulan değerlerinden biri olur.

V. İSİMLERİ

Kutsal değişik alanlarda değişik isimler alır.

  • “Kutsal sabit tutulan şey” olarak tanımlandığı için, bir alanda sabit tutulan şeylere bakarsak o alanda neyin kutsal olduğunu anlamış oluruz.
  • Dinde sabit tutulan şeylere kutsal denir. Bir toplumda sabit tutulan şeylere töre denir. Egemen güçlerin tanımladığı ve insanların uymasını istediği sabitlere yasalar denir. Fizikte sabit tutulan şeylere birim denir. Matematikte sabit tutulan şeylere aksiyom denir… gibi. Bunların hepsi sabit tutuldukları için kutsal olarak tanımlanmış şeylerdir. Bu sabitlerin zaman içinde birer tanımlama oldukları unutulur ve tek doğru ve gerçek değerler olarak algılanırlar.

VI. SAYGI

Saygı isteyen kutsal değil kutsalın sahibidir.

  • Kutsala saygı duyulmaz; kutsalın sahibine saygı duyulur.

VII.  İŞLEVİ

İnsanların kutsala ihtiyacı vardır.

  • Kutsallar, sabit olduğu sorgulanmadan kabul edilmiş değerlerdir.
  • İnsanlar değişimden korkarlar; özellikle sonu belli olmayan değişimlerden korkarlar. Devamlı değişen bu dünyada sabitlere ihtiyacımız vardır. Belirsizliklerden korkarız.
  • Uzay istasyonunda her yön aynıdır. Aşağı yukarı yoktur. Bu insanları çok rahatsız eder. Bir iş yapabilmek için astronotun kendini bir yere sabitlemesi gerekir. Yeryüzündeki insanlar da, sabitler tanımlayarak kendilerine bir referans çerçevesi tanımlarlar ve onun içinde kendilerini emniyette hissederler. Kutsalın bir işlevi budur.
  • Devamlı değişen bu dünyada sabitlere ihtiyacımız vardır. Dünyadaki yerimizi bu sabitlerle tanımlarız.

Egemen güçlerin kutsala ihtiyacı vardır.

  • Tarihin başlangıcından beri kutsal, egemen güçlerin, insanları kolayca idare etmesini sağlayan güçlü bir araç olmuştur.
  • Egemen güçler kutsal olarak tanımladıkları tanrılar ile özel ilişkileri olduğunu iddia ederler ve kendi yasalarını tanrıların yasaları olarak halka sunarak onlara istediklerini yaptırırlar.
  • Egemen güçler artık açık olarak “biz tanrıların yeryüzündeki temsilcileriyiz” demeseler bile, kendilerini dinin gerçek sahipleri olarak göstererek aynı şeyi başarırlar.Egemen güçlerin kutsala ihtiyacı vardır.

VIII. ALDATMACA

Her kuşak, geçmiş kuşakların kutsallarının sahte kutsallar olduğuna inandırılır.

  • Kutsalın sahipleri, kendi kutsallarının hak, geçmiş kutsalların batıl olduğuna halkı inandırırlar.
  • Her kuşak, geçmiş kuşakların saf, kendinin akıllı olduğuna inanır. Eskiler, batıla ve aptalca kutsallara inanırken, kendisi akıl yolu ile vardığı ve bilim ile ispatlanmış kutsallara inanmaktadır. Kendisinin de ne kadar saf olduğu ona hiç söylenmez.
  • Bu manipülasyonları yapan kutsalların sahipleridir. Çünkü onlar, en değerli markaları olan kutsallarını korumak için gereken her şeyi yaparlar ve kutsallarını çağın gerçeklerine ve müşterilerinin entelektüel seviyelerine göre ayarlarlar.
  • İnsanlık tarihinin bir döneminde, halkın çoğunluğunun okuma yazma bilmediği zamanlarda, Latince bilen bir rahip sınıfının okuma yazma bilmeyen halkı Latince ile kandırmaları çok kolaydı. Halk okuma yazma öğrendi diye, profesyonel rahip sınıflarının halkı aldatmaktan vazgeçtiğini sanmak saflık olmaz mı?
  • Halk okuma yazma öğrenince, kutsalın sahipleri de çıtayı yükseltirler ve yeni gizli diller yaratarak insanları kandırmaya devam etmenin bir yolunu bulurlar. Onların işi budur.

IX. CEZA

Kutsalı sorgulayanlar cezalandırılır.

  • Kutsalı sorgulayanlar, kutsalın sahipleri tarafından cezalandırılırlar. Kutsalın sahibi ne kadar güçlü ise verdiği ceza da o kadar ağır olur. Bu sebepten, devletin kutsallarını sorgulayanlar en ağır cezalara çarptırılırlar.
  • Bir kutsalı sorgulamanın, sorgulayana ne kazandırdığı şüphelidir. Sorgulayan kazanırsa, o da yeni kutsal tanımlamaları yapma hakkı kazanır ve halkı kutsallar ile kandırma işine kendi tanımlamaları ile devam eder.

** ** ** **

Yukardakinin tekrarı:

Kutsal nedir? İnsanlar neden bazı şeyleri kutsal kabul ederler? Neden bazı şeyleri kutsal olarak tanımlayıp ondan sonra o tanımladıkları kutsalın koruyuculuğunu üstlenirler?

Kutsal saygı ile ilgili. Çünkü hiç bir şeyin veya kavramın kendi özünde kutsal olma özelliği yoktur. O şeyi kutsal olarak tanımlayan insanlar vardır. Ondan sonra bu insanlar (veya kurumlar) kutsal olarak tanımladıkları şeye diğer insanların saygı duymalarını isterler.

Bir kutsala saygı nasıl gösterilir? Saygı aslında kutsala gösterilmez, kutsalın sahibine gösterilir. Saygı isteyen kutsal değil, kutsalın sahibidir.

Kutsala veya sahibine saygı göstermek demek kutsalı sorgulamamak demektir. “Şu kutsal dediğin şey neden kutsal acaba?” diye sorgulanmayacak; kutsalın kutsal olduğuna inanılacak. Kutsalın olduğu yerde inanç vardır. Kutsala olan inanç sorgulanmayacaktır.

Kutsal ile ilgili ritüeller vardır; bunlar da sorgulanmayacaktır. Kutsalın kutsal olduğunu tekrar tekrar onaylamak için kutsalın sahibi ritüeller yaratmıştır. Bu ritüeller sorgulanmayacak, onların kutsalın bir parçası olduğuna inanılacak ve onlar gerektiği zamanda ve yerde usülüne uygun olarak ve usülüne uygun giysiler ile uygulanacaktır.

Bunlardan çıkan sonuç şu herhalde: kutsal, hep saygı, inanç ve sorgulamamak ile beraber bulunuyor.

Kutsalı sorgularsanız, sorguladığınız kutsalın sahibinin elinde bulunan güçlere orantılı olarak cezalandırılacaksınız. Bir kutsalı sorgulamadan önce cezalandırılabileceğinizi bilmeniz ve kabul etmeniz gerekir.

Devletin sahibi olduğu kutsallara saygısızlık yaptığınızda –bütün güç devlette olduğu için– devlet tepenize biner ve sizi keyfine göre orantılı veya orantısız cezalandırır. Onun için devletin kutsallarına saygı duymak mutlu bir hayat sürmek için gerekli önemli bir unsurdur. Devletin kutsallarını en ufak bir saygınız olmasa bile, saygınız varmış gibi görünmeniz menfaatiniz icabıdır.

Kurumlar dışında bireylerin de kutsalları vardır. Bireyler genelde kurumların kutsallarını sahiplenirler ve bu kutsalları savunan askerler olurlar. Bunlardan da korkulur. Çünkü bunlar genelde tek olmazlar, cemaatler, örgütler, tarikatlar kurarlar ve kutsallarına saygısızlık yapanlara karşı cezalandırma girişimlerinde bulunurlar.

Sosyal medyada iyi örgütlenmişlerdir ve bunların kutsallarına bir laf edecek olursanız sizi linç ederler.

Bütün bu saygısızlıkların hep sözlü olması ne garip. Kutsal, söz söyleme hürriyetini engelleyen bir şey olmalı. Kutsala söz söylemek saygısızlık olabiliyor.

Örgütlenmiş kutsal koruyucuları ve kutsalın askerleri sizi belki devlet gibi cezalandıramayabilirler ama uğraştırırlar.

Aslında saygı nedir ona bakmamız gerekiyor. Çünkü saygı ile kutsalı birbirinden ayırt edemiyoruz.

Saygı nedir? Rütbeye, otoriteye, yaşlıya saygı vardır. Saygı bir davranış biçimi olmalı. Saygı güç ile de ilgili bir şey olmalı. Güçlüye veya güçlü olduğuna inandığımız birine veya kuruma saygı duyarız. Gelenekler de bazı şeylere saygı duymamızı emreder. Biz güçlendikçe saygı duyduğumuz şeyler, kurumlar ve kişiler azalır.


NOTLAR:

— Lütfi Kaçan, Kitab-ı Mukaddes ve İslam Geleneğinde Ahid Sandığı‘ndan kutsal ile ilgili alıntılar:

Önsöz, s.7
Herhangi bir nesne kutsalı açığa çıkartırken, kendi olmaya son vermeksizin başka bir şey haline gelmektedir. Çünkü etrafındaki kozmik ortama katılmaya devam etmektedir. Kutsal bir taş, taş olarak kalmaktadır. Görünüşte —daha kesin olarak, din dışı bir bakış açısından— hiçbir şey onu diğer taşlardan farklılaştırmamaktadır. Bir taşın kutsal olarak göründüğü kişiler için, onun hemen o andaki gerçeği, yukarıdakinin tersine olarak, doğa üstü bir gerçek haline dönüşmektedir. Başka terimlerle ifade edersek; dinsel bir deneyimi olanlar için doğanın tümü kendini kozmik kutsallık olarak açığa çıkarma yeteneğine sahiptir. Evrenin tümü, bütünü itibariyle bir kutsalın tezahürü haline dönüşebilir.

S.36-37
Hayatın manevi yüzü yalnız maddi tezahürlerle açıklanabilir. Nasılki rüzgarın varlığı çayırların titremesiyle anlaşıldığı gibi, İlahi gerçeğin anlaşılması da, Mutlakın tecrübesi de, görünen nesnelerden başlamakla olur. Kutsalın merkezi varlığını bir ışık kaynağına benzetirsek, merkezden aydınlanan diğer varlıklar da ışıkla ilişkileri oranında kutsallık kazanırlar. Nitekim putperestlikteki put objesi olan taş, ağaç gibi nesnelerin kutsallığı, kendilerinden değil, içlerinde barındırdıklarına inanılan tanrısal ruh veya güçten kaynaklanmaktadır. Taşa taş, ağaca ağaç olarak tapan tarihte hiçbir topluluk yoktur. Kutsal nesneler, objeler, derûni kutsalla, yani tanrıyla ilişkisi derecesinde kutsal sayılır.

… Mesela Mana’da tabiatüstü güç ve kuvvet vardır. Bu güç içine girdiği her nesneyi etkin ve üstün kılar. Aynı zamanda Mana’ya sahip olan bir nesnenin taşıyana güç verdiğine inanılırdı. Tabi sayılması gereken bir nesneye dokunulması yasak olduğu gibi Tabu olan yiyeceklerinde yenmesi yasaktır.

… İlahi dinlerde kutsalın belirleyicisi bizzat kutsalın kendisidir.

… Eski Ahid’de kutsallık en yüce anlamda Tanrı’ya verilmiştir. Tanrı’nın mutlak kutsallığı onun yaratıklardan farklılığını ve yüceliğini ifade eder.

… Ahid Sandığı, kutsallığın asıl nedeni olan Tanrı’yla bir çok ilişkisinden dolayı kutsallık vasfını kazanmıştır.

Hırka-i-saadet dairesi ve kutsal emanetler.

Hindistan’ın kutsal inekleri. İslamın kutsal hayvanı: domuz.

Meta olarak bilimsel teoriler…

Alper Bilgili’nin, Darwin ve Osmanlılar kitabından:

Bu kitabın temel hedeflerinden birisi … bilimsel bir teorinin ideolojik ve metafizik amaçlarla nasıl istismar edildiğini örneklemektir.

Neden acaba bilimsel teoriler devletlerin ve dinlerin eline düşüp istismar edilirler?

Aslında basit bir nedeni var. Açıklayalım.

Eskiden bu konuların sahibi kimdi? diye sorarak başlayalım. Bugün kozmoloji, kozmogoni ve doğa bilimleri olarak sınıflandırdığımız bilgi alanlarının sahibi dindi. Dinin bu konularda devlet destekli tekeli vardı. Dinin sahibi de dini kendi menfaatleri için kullanan bir hiyerarşi idi. Yani din bir doktrin etrafında örgütlenmiş bir şirket gibiydi. Bu şirketin sahibi de gösterişli törensel urbalar giyinmeyi seven ve böylece müşterilerini aşağılamayı hedefleyen bir hiyerarşi idi. Bunlar genellikle kendilerini teoloji doktoru titri ile şereflendirirler.

Eğitim de din hiyerarşisinin elinde idi. Yazı ve bilgi ile üretilen soyut konular dinin kontrolünde idi ve dinin resmi ideolojisine uygun ve onu destekleyecek şekilde üretiliyordu. Bir toplumu ele geçirmiş olan hakim din, insanlara bu dünyada nasıl yaşamaları gerektiğini bildiren, tanımlayan, emreden ve dayatan bir paket sunuyordu. Bu paketin içinde, dinî emirlerle iç içe geçmiş astronomi ve kozmoloji modelleri; bugün doğa bilimlerine dahil ettiğimiz konuların kesin açıklamaları, mucizeler, tanımlamalar, ritüeller; insanların bazı stratejik uzuvlarını sebepsiz yere sakatlama emirleri ve beslenme ve moda tavsiyeleri gibi insanları ilgilendiren herşeyi en doğru şekilde açıkladığını iddia eden kutsal bir metin olurdu.

Eğer bu kutsal metnin ilerki tarihlerde bazı konularda eksik veya yanlış olduğu farkedilirse, dinin ulemaları bu eksikleri metne şerhler ilave ederek giderirlerdi. Ulema şerh yazmakta o kadar ustadır ki, “dünya sabittir” doktrini üzerine kurulmuş bir din, her an dünyanın her hareketi ile yanlışlandığı halde, hala kendisini en doğru din diye satabilmektedir ve insanlar da hala o dine inanmaktadır.

Eskiden din de devlet kadar güçlü idi, bazı ülkelerde kendi ordusu ve mahkemeleri bile vardı. Din hiyerarşisinin uydurduğu kutsal paketi olduğu gibi sorgulamadan kabul etmeyen insanlar dinin mahkemelerinde yargılanabiliyorlardı. Fakat, bilindiği üzere, 17. yüzyılda Avrupa’da halk uyandı ve kendisini kutsal metin üzerinden sömüren ve yolan din hiyerarşisine karşı ayaklandı. Matbaanın da yardımı ile okuma yazma öğrenen halk kendine kutsal diye satılan metni sorgulamaya başladı. Halkın gözünde dinin otoritesi çöktü. Dinin eğitim üzerindeki tekeli de sona erdi. Eğitim kurumları teoloji doktorlarından felsefe doktorlarının eline geçti.

Nasıl piyasalarda bir tekel çökünce önce bir kaos ortamı olursa, eğitim ve öğretim alanında da aynı durum oldu. Eskiden dinin uydurduğu tek bir kozmoloji, tek bir doğa doktrini varken şimdi ortaya çeşitli kozmolojiler ve çeşitli doğa tasvirleri çıktı. İnsanlar dinin açıklamalarını sorgulayıp doğa olaylarını akıl yolu ile açıklamaya başladılar.

Felsefe doktorları, eskiden dinin dayattığı felsefe konularını dinin tekelinden kurtarmış oldular. Doğa felsefesi yapmak suç olmaktan çıktı. Bu sürece daha sonraları, “bilimsel devrim” diye bir de ad konulmuştur.

***

Dinin devlet ile olan özel ilişkisinden de bahsetmeliyiz. Din de devlet de en eski iki hiyerarşidir. İkisi de tüzel varlıklardır. Ve ezelden beri birbirleri ile güç savaşı vermektedirler. Halk üzerinde güç sahibi olmak için hem birbirleri ile kavga ederler hem de ortak hareket ederler. Din kontrolünde tuttuğu okullarda devletin ve dinin otoritesini sorgusuz kabul eden, kolay yönetilebilen vatandaşlar yetiştirirdi. Din bu eğitim için gerekli kutsal dünya görüşünü de tanımlayıp tek doğru gerçek diye öğretirdi. Karşılığında devletten destek alır ve bu konulardaki tekeli devlet tarafından korunurdu.

Kozmoloji ve bilimsel teoriler de birer metadır. Diğer metalar gibi alınır satılır ve sahipleri bunları markalaştırıp güç kaynağı olarak kullanırlar.

Devlet, dinin uydurduğu kozmoloji ve doğa teorilerini tek doğru ve kutsal teoriler olarak halka dayatmaktaydı. Hem devlet hem de din bu metinlerin kutsallığını kullanarak halkı aldatmakta ve sömürmekteydi.

***

İnsanlar belirsizlikten ve boşluktan korkarlar. Nerede olduklarını ve nereden gelip nereye gittiklerini bilmek isterler. Bunlar bilinemez ama çok kolay uydurulabilir. Teoloji doktorlarının işi bu teorileri uydurmaktır. Sadece uydurmak yetmez. Uyduranın inandırıcı bir otoritesinin de olması gerekir. Devlet teoloji doktorlarına bu otoriteyi verir. Onların ünvanlarını resmileştirir. Gösterişli yapılarda şaşalı törenlerle da teoloji doktorlarının otoritesine otorite katılır. Halk da onların uydurduklarına inanır ve mutlu olur. Dinin işi budur.

Dinin kozmoloji ve bilim konularındaki tekeli yıkılınca, ortaya yeni teoriler çıkmaya başladı ve bu teoriler tartışmaya açıldı. Çünkü artık bu teoriler kutsal olarak tanımlanmıyorlardı. Devlet de din de piyasaya sürülen bu yeni teorileri sahiplenmek ve satın almak için birbirleri ile mücadele etmek durumundaydılar. Bir teoriyi ya kötülediler veya doktrinlerine uygun bulup sahiplenmeye çalıştılar. Dinin kötülediği teoriye devlet sahip çıktı; devletin kötülediği teoriye din sahip çıktı.

Artık dinin tekeli olmadığı için; piyasaya çıkan her yeni teori tartışmaya açık oluyordu. Eskiden teoloji doktorları dinin kutsal metinlerine şerhler yazarak onları yeni gelişmelere uydururken şimdi felsefe doktorları yeni teorilere şerhler yazarak onları sahipleniyordu. Darwin 500 sayfalık bir kitap yazdıysa, bir asır sonra aynı kitap herhalde 500 milyon sayfa şerh ile desteklenmektedir. Böylece Darwincilik diye bir akademik doktrin geliştirilmiştir. Bu metin dini olarak kutsal olmasa bile seküler kutsal bir metindir. Hiç bir akademisyen Darwinciliği sorgulayamaz. Sorgularsa da akademik kariyeri biter.

Aynı süreç kozmoloji için de geçerlidir. Eskiden dinin üstlendiği kozmoloji mitleri uydurma işini bugün NASA ve üniversitelerde çalışan okulcu akademikler yapmaktadırlar ve halka inandırıcı kozmoloji senaryoları sunmaktadırlar.

Doğa bilimlerinde de tanrılaştırılmış başka bir İngiliz’ın kodlaştırdığı sözde kanunlar hala okullarda tek doğru gerçek doğa anlayışı olarak okutulmaktadır.

Kısaca, doğa teorileri ve kozmoloji senaryoları her zaman siyasi birer meta olmuşlardır. Eskiden bu metinlerin tek üreticisi din iken bugün okulcu felsefe doktorları tarafından üretilmektedirler. Bu metinler kutsal olmadıkları için de tartışmaya açıktırlar. Önce tartışmaya açık olan bu metinler zamanla felsefe doktorları tarafından sabitlenir ve akademik kutsallık kazanır. Devlet de din de bu teorileri serbest piyasadan satın almak ve sahiplenmek durumundadırlar.

Yeni çıkan bilimsel teorilerin etrafında oluşan kavganın sebebi, kısaca, teoloji doktorları ile felsefe doktorları arasındaki ezeli rekabetin sonucudur.

Notlar:

— Alper Bilgili’nin Darwin ve Osmanlılar kitabını zevkle okuyorum, herkese tavsiye ederim.