Büyük kozmoloji aldatmacası

Hubble
Edwin Hubble’ın 1929 yılında yaptığı bu 24 gözlemden astronomlar tüm evrenin 14 milyar yıl önce bir nokta olduğunu çıkarsamışlar! Gülünç bir çıkarsama.

Matematiğin doğayı şaşırtıcı derecede doğru olarak tanımladığı söylenir. Fizikçi Eugene Wigner’in meşhur lafıdır; matematik, doğayı hiç de makul olmayan, çok başarılı bir şekilde açıklar demiştir. Wigner’e göre, matematik doğayı o kadar iyi açıklar ki bu akıl dışıdır; anlaşılamaz. Matematik doğayı neden bu kadar iyi açıklayabiliyor diye şaşkınlığa düşmüş fizikçi Wigner.

Matematik doğayı gerçekten de bu kadar iyi açıklıyor mu? Açıklamıyor diyenler de var. Mathematica’nın yaratıcısı, Stephen Wolfram, matematik doğayı anlaşılmaz ve şaşırtıcı bir şekilde açıklamıyor demiş.

Wolfram, matematikçilerin ve fizikçilerin sonsuz doğa olayları arasından sadece çözebileceklerini seçtiklerini söylüyor. Durum böyle olunca matematik doğayı mükemmel bir şekilde açıklıyor gibi görünüyor, ama sadece seçilmiş olayları açıklıyor. Biz insanlar, doğayı açıklamak için matematiği icat etmişiz ama sadece bildiğimiz matematikle açıklanabilecek doğa olaylarını açıklamış oluyoruz. Geriye matematiğin açıklayamayacağı bir sürü doğa olayı kalıyor.

Matematikçiler ve fizikçiler kendilerine soruyorlar: “biz ne kadar matematik biliyoruz ve bildiğimiz bu matematikle neleri açıklayabiliriz?” Bunu tespit ettikten sonra, matematik seviyelerine uygun doğa olaylarını seçiyorlar. Yani önce oku atıyorlar sonra hedefi okun etrafına çiziyorlar ve “Tam isabet! Ne büyük okçuyuz biz!” diye kendi kendilerini methediyorlar. Zaten Wigner bu sözü ile matematikten çok kendini ve fizikçileri yüceltmek istemiş.

** ** **

Bu işlerle uğraşanların ellerindeki teknolojiye göre problemler seçtikleri yeni bir şey değil.

Matematikle ve doğa bilimleri ile ve astronomi ve kozmoloji ile uğraşanlar, yani bu konuların sahipleri, hep profesyonel bir rahip sınıfı olmuştur. Profesyoneller bilmediklerini itiraf etmekten hoşlanmazlar çünkü otoriteleri bilinemez şeyleri bildiklerini iddia etmelerinden gelir.

Örnek olarak, eskiden beri kozmologlar, gözlem aletlerinin sınırları ile sınırlanmış bir kozmos tanımlarlar, sonra bu kozmosun bütün evren olduğunu iddia ederler. Kozmos, bütün evrenin bilinebilir bir parçası demektir. Yani, ellerindeki matematik teknolojisi ile –bildikleri matematik ile– bütün evrenin ne kadarını açıklayabiliyorlar? Bunu belirledikten sonra evrenin o bölümünü kesip alıp bir kozmos yaratıyorlar. Bu kozmosun özelliği, bu ulemanın bildiği hatta keşfettiğini söylediği yasalara göre hareket ediyor olmasıdır.

Kendi kozmoslarını tanımladıktan sonra, gizli olarak, bu kozmosu, evrenin tümü olarak tanımlarlar ve kozmosu bildikleri için evrenin tümünü bildiklerini iddia ederler. Mesela, kozmosta bulunan 24 galaksinin hareketlerine bakıp başlangıçta bütün evrenin bir noktaya sıkışmış olduğunu iddia ederler. Ve bu profesyonellerin otoriteleri o kadar güçlüdür ki bu gülünç iddiayı gerçek diye kabul ettirebiliyorlar.

Buna “Büyük Kozmoloji Aldatmacası” diyebiliriz çünkü bu insanlar matematiği yalancı şahit olarak kullanarak bizi aldatıyorlar. Bugün de aynı aldatmaca başarı ile kullanılmaktadır.


Notlar:

— Eugene Wigner’in matematiğin akıl almaz başarılarını açıklayan yazısı. Bu tip yazılarda matematiğin ne olduğu tanımlanmadığı için zaten Wigner’in vecizesi boş bir laf olmuş oluyor. Matematikçilere sorarsak, onlar matematiği “matematikçilerin yaptığı şey” diye tanımlarlar. Fizikçiler de fiziği, aynı şekilde, “fizik, fizikçilerin yaptığı şeydir” diye tanımlarlar. Bunlar da dairesel ve anlamsız tanımlamalardır.

— Stephen Wolfram’ın matematik ve doğa ilişkisinden bahsettiği video.

WolframAlpha.

— “Biz insanlar, doğayı açıklamak için matematiği icat etmişiz…” diye yazmışım ama matematiğin icat edilmediği sadece keşfedildiğini söyleyenler de var.

Meta olarak bilimsel teoriler…

Alper Bilgili’nin, Darwin ve Osmanlılar kitabından:

Bu kitabın temel hedeflerinden birisi … bilimsel bir teorinin ideolojik ve metafizik amaçlarla nasıl istismar edildiğini örneklemektir.

Neden acaba bilimsel teoriler devletlerin ve dinlerin eline düşüp istismar edilirler?

Aslında basit bir nedeni var. Açıklayalım.

Eskiden bu konuların sahibi kimdi? diye sorarak başlayalım. Bugün kozmoloji, kozmogoni ve doğa bilimleri olarak sınıflandırdığımız bilgi alanlarının sahibi dindi. Dinin bu konularda devlet destekli tekeli vardı. Dinin sahibi de dini kendi menfaatleri için kullanan bir hiyerarşi idi. Yani din bir doktrin etrafında örgütlenmiş bir şirket gibiydi. Bu şirketin sahibi de gösterişli törensel urbalar giyinmeyi seven ve böylece müşterilerini aşağılamayı hedefleyen bir hiyerarşi idi. Bunlar genellikle kendilerini teoloji doktoru titri ile şereflendirirler.

Eğitim de din hiyerarşisinin elinde idi. Yazı ve bilgi ile üretilen soyut konular dinin kontrolünde idi ve dinin resmi ideolojisine uygun ve onu destekleyecek şekilde üretiliyordu. Bir toplumu ele geçirmiş olan hakim din, insanlara bu dünyada nasıl yaşamaları gerektiğini bildiren, tanımlayan, emreden ve dayatan bir paket sunuyordu. Bu paketin içinde, dinî emirlerle iç içe geçmiş astronomi ve kozmoloji modelleri; bugün doğa bilimlerine dahil ettiğimiz konuların kesin açıklamaları, mucizeler, tanımlamalar, ritüeller; insanların bazı stratejik uzuvlarını sebepsiz yere sakatlama emirleri ve beslenme ve moda tavsiyeleri gibi insanları ilgilendiren herşeyi en doğru şekilde açıkladığını iddia eden kutsal bir metin olurdu.

Eğer bu kutsal metnin ilerki tarihlerde bazı konularda eksik veya yanlış olduğu farkedilirse, dinin ulemaları bu eksikleri metne şerhler ilave ederek giderirlerdi. Ulema şerh yazmakta o kadar ustadır ki, “dünya sabittir” doktrini üzerine kurulmuş bir din, her an dünyanın her hareketi ile yanlışlandığı halde, hala kendisini en doğru din diye satabilmektedir ve insanlar da hala o dine inanmaktadır.

Eskiden din de devlet kadar güçlü idi, bazı ülkelerde kendi ordusu ve mahkemeleri bile vardı. Din hiyerarşisinin uydurduğu kutsal paketi olduğu gibi sorgulamadan kabul etmeyen insanlar dinin mahkemelerinde yargılanabiliyorlardı. Fakat, bilindiği üzere, 17. yüzyılda Avrupa’da halk uyandı ve kendisini kutsal metin üzerinden sömüren ve yolan din hiyerarşisine karşı ayaklandı. Matbaanın da yardımı ile okuma yazma öğrenen halk kendine kutsal diye satılan metni sorgulamaya başladı. Halkın gözünde dinin otoritesi çöktü. Dinin eğitim üzerindeki tekeli de sona erdi. Eğitim kurumları teoloji doktorlarından felsefe doktorlarının eline geçti.

Nasıl piyasalarda bir tekel çökünce önce bir kaos ortamı olursa, eğitim ve öğretim alanında da aynı durum oldu. Eskiden dinin uydurduğu tek bir kozmoloji, tek bir doğa doktrini varken şimdi ortaya çeşitli kozmolojiler ve çeşitli doğa tasvirleri çıktı. İnsanlar dinin açıklamalarını sorgulayıp doğa olaylarını akıl yolu ile açıklamaya başladılar.

Felsefe doktorları, eskiden dinin dayattığı felsefe konularını dinin tekelinden kurtarmış oldular. Doğa felsefesi yapmak suç olmaktan çıktı. Bu sürece daha sonraları, “bilimsel devrim” diye bir de ad konulmuştur.

***

Dinin devlet ile olan özel ilişkisinden de bahsetmeliyiz. Din de devlet de en eski iki hiyerarşidir. İkisi de tüzel varlıklardır. Ve ezelden beri birbirleri ile güç savaşı vermektedirler. Halk üzerinde güç sahibi olmak için hem birbirleri ile kavga ederler hem de ortak hareket ederler. Din kontrolünde tuttuğu okullarda devletin ve dinin otoritesini sorgusuz kabul eden, kolay yönetilebilen vatandaşlar yetiştirirdi. Din bu eğitim için gerekli kutsal dünya görüşünü de tanımlayıp tek doğru gerçek diye öğretirdi. Karşılığında devletten destek alır ve bu konulardaki tekeli devlet tarafından korunurdu.

Kozmoloji ve bilimsel teoriler de birer metadır. Diğer metalar gibi alınır satılır ve sahipleri bunları markalaştırıp güç kaynağı olarak kullanırlar.

Devlet, dinin uydurduğu kozmoloji ve doğa teorilerini tek doğru ve kutsal teoriler olarak halka dayatmaktaydı. Hem devlet hem de din bu metinlerin kutsallığını kullanarak halkı aldatmakta ve sömürmekteydi.

***

İnsanlar belirsizlikten ve boşluktan korkarlar. Nerede olduklarını ve nereden gelip nereye gittiklerini bilmek isterler. Bunlar bilinemez ama çok kolay uydurulabilir. Teoloji doktorlarının işi bu teorileri uydurmaktır. Sadece uydurmak yetmez. Uyduranın inandırıcı bir otoritesinin de olması gerekir. Devlet teoloji doktorlarına bu otoriteyi verir. Onların ünvanlarını resmileştirir. Gösterişli yapılarda şaşalı törenlerle da teoloji doktorlarının otoritesine otorite katılır. Halk da onların uydurduklarına inanır ve mutlu olur. Dinin işi budur.

Dinin kozmoloji ve bilim konularındaki tekeli yıkılınca, ortaya yeni teoriler çıkmaya başladı ve bu teoriler tartışmaya açıldı. Çünkü artık bu teoriler kutsal olarak tanımlanmıyorlardı. Devlet de din de piyasaya sürülen bu yeni teorileri sahiplenmek ve satın almak için birbirleri ile mücadele etmek durumundaydılar. Bir teoriyi ya kötülediler veya doktrinlerine uygun bulup sahiplenmeye çalıştılar. Dinin kötülediği teoriye devlet sahip çıktı; devletin kötülediği teoriye din sahip çıktı.

Artık dinin tekeli olmadığı için; piyasaya çıkan her yeni teori tartışmaya açık oluyordu. Eskiden teoloji doktorları dinin kutsal metinlerine şerhler yazarak onları yeni gelişmelere uydururken şimdi felsefe doktorları yeni teorilere şerhler yazarak onları sahipleniyordu. Darwin 500 sayfalık bir kitap yazdıysa, bir asır sonra aynı kitap herhalde 500 milyon sayfa şerh ile desteklenmektedir. Böylece Darwincilik diye bir akademik doktrin geliştirilmiştir. Bu metin dini olarak kutsal olmasa bile seküler kutsal bir metindir. Hiç bir akademisyen Darwinciliği sorgulayamaz. Sorgularsa da akademik kariyeri biter.

Aynı süreç kozmoloji için de geçerlidir. Eskiden dinin üstlendiği kozmoloji mitleri uydurma işini bugün NASA ve üniversitelerde çalışan okulcu akademikler yapmaktadırlar ve halka inandırıcı kozmoloji senaryoları sunmaktadırlar.

Doğa bilimlerinde de tanrılaştırılmış başka bir İngiliz’ın kodlaştırdığı sözde kanunlar hala okullarda tek doğru gerçek doğa anlayışı olarak okutulmaktadır.

Kısaca, doğa teorileri ve kozmoloji senaryoları her zaman siyasi birer meta olmuşlardır. Eskiden bu metinlerin tek üreticisi din iken bugün okulcu felsefe doktorları tarafından üretilmektedirler. Bu metinler kutsal olmadıkları için de tartışmaya açıktırlar. Önce tartışmaya açık olan bu metinler zamanla felsefe doktorları tarafından sabitlenir ve akademik kutsallık kazanır. Devlet de din de bu teorileri serbest piyasadan satın almak ve sahiplenmek durumundadırlar.

Yeni çıkan bilimsel teorilerin etrafında oluşan kavganın sebebi, kısaca, teoloji doktorları ile felsefe doktorları arasındaki ezeli rekabetin sonucudur.

Notlar:

— Alper Bilgili’nin Darwin ve Osmanlılar kitabını zevkle okuyorum, herkese tavsiye ederim.