Doğa, akıl, bilinç: bir tanımlama denemesi

Doğan Göçmen’in Bilim ve Ütopya dergisinde çıkan yazısına yazdığım bir yorum:

Felsefe aslında kelimeleri tanımlama bilimidir. Eğer yazdığımız kelimeleri tanımlamadan ve tanımlamalarda anlaşmadan tartışıyorsak bir sonuca varamayız.

Tabii Twitter gibi bir mecrada “kelimeleri tanımlamadan konuşmam” diyemeyiz. Ama sadece 3 kavramın geçtiği bir tartışmada bu kelimeleri burada tanımlamaya çalışabilirim.

Bu üç kelime DOĞA, AKIL VE BİLİNÇ.

Doğan Göçmen’in bu kelimeleri nasıl tanımladığı ile benim nasıl tanımladığım farklı olabilir. Onun için tanımlamayı denemek istiyorum.

Doğan beyin yorumunda geçen “Doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesi üzerine düşünüyorum.

Burada bilinç kelimesini kullanmış ama uygun kelimenin akıl kelimesi olduğunu düşünüyorum.

Doğa nedir? Akıl nedir? Bilinç nedir? Bunları tanımlamadan bir yere varamayız. Ben de bu kelimelerin net bir tanımını yapmış değilim. Şimdi deneyeceğim.

Burada sadece üç kelime/kavram var:

1. Doğa
2. Bilinç
3. Akıl

Bu kelimelerin tanımını bilmeden “doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesini anlayamayız.

Bir akademik filozof olarak Doğan bey felsefe kitaplarına geçmiş filozofların tezlerine atıf yaparak bu cümleyi çözebileceğini zannedebilir. Bu doğal, çünkü akademik okulculuk otoriteye bağlıdır. Resmi literatüre geçmiş tezleri alıp tekrarlayabilirsiniz ve felsefe yapmak için bu yeterlidir; böylece akademik puan kazanırsınız. Ama ben kendi yaptığım tanımlamalardan başlamayı tercih ederim. Zaten felsefenin temelinin “tanımlamacılık felsefesi” olduğunu düşünüyorum.

Doğa, bilinç ve akıl kelimelerini tanımlama denemelerim şöyle olabilir:

BİLİNÇ : Bilinç kendinin farkında olma halidir. İnsan dil aracılığı ile kendinin farkında olur. Kendinin farkında olan doğaya yabancılaşır. Yani, kendisi ve içinde yaşadığı bir “doğa” kavramı yaratır. Bir kedi “kendim” ve “doğa” ayrımı yapmaz; o doğayla bir bütündür. Bu anlamda doğanın bilinci yoktur. Doğa kendinin farkında değildir. Ama bu tanımlamada doğa kelimesini kullandığımız için, daha düşünceli bir filozof olsaydık önce doğa kelimesini tanımlamış olurduk.

DOĞA : Doğayı tanımlamak zor. Doğa insan icadı bir kavrama benziyor. Yani “doğada doğa yoktur” gibi bir cümle bile kurabiliriz.

Günlük hayatta doğa kelimesini, ormanlar, hava, su, hayvanlar gibi insan elinden çıkmamış “doğal” olan şeyler için kullanırız. İnsan medeniyetinin dışında kalan ve medeniyetten önce de varolmuş olan bir yapı. Ama insan aklının uydurduğu kurgusal bir yapı.

Felsefede doğa kelimesini bu anlamda kullanmıyoruz, daha bütüncül bakıyoruz. Doğa dünya üzerindeki herşey olabilir. Böyle tanımlandığında, insanlar da doğanın bir parçası olmuş oluyor. Yani şehirler, insan toplumları, insanların tasarlayıp yaptıkları taşıtlar, aletler, hatta tanımladıkları herşey doğaya dahil olmuş oluyor.

Fakat doğayı böyle bütüncül olarak tanımlayınca, doğayı neden dünya ile kısıtlayalım ki? Dünya dediğimiz şey de insan icadı bir şeydir. “Dünya”; merkezindeki en yoğun bölgeden, Kepler’in yoğunluk yasasına göre giderek azalan bir yoğunluk devamlılığıdır. Bizim “dünya yüzeyi” dediğimiz bölge bu devamlılığın içinde bir bölgedir; yeni ve ayrı bir obje tanımlamaz. Dünya bizim yaşadığımız yüzeyden ibaret değildir. Zaten bütün yüzeyler tanımlamadır. Mutlak yüzey yoktur.

Dünya bizim yaşadığımız ve yüzey olarak tanımladığımız bölgeden ibaret değildir; kara, su, atmosfer, daha sonra gazlar ve manyetik alanlar yoğunlukları giderek azalarak devam eder. Bu yoğunluk devamlılığını insanın yaşadığı yoğunluk düzleminde kesip onu ayrı bir obje olarak tanımlayıp, dünya olarak adlandırmak insan merkezli bir anlayıştır. Öyleyse doğayı tanımlamak o kadar da kolay değilmiş.

AKIL : Akıl denen şeyi tanımlamak da o kadar kolay değil. Dünyanın uzayda bir hareketi var. Ortalama olarak dairesel bir hareket, yani, düz çizgide giden bir hareket değil, kapalı bir hareket. Harmonik bir hareket. Dünya başladığı yerden tekrar tekrar geçiyor. Dönüp duruyor. Böyle bakıldığında, dünyanın hareketinin akıllı bir hareket olmadığını görüyoruz. Çünkü dünyanın hareketini seçme özgürlüğü yok. Dünya akıllı değil. Akılsız da değil. Akıl veya akılsızlık gibi bir özelliği yok çünkü canlı değil. (Dünyanın canlı olup olmadığı da tartışılabilir, Gaia kuramı.) Dünya yörüngesini değiştiremez. Yörüngesini değiştirmeyi düşünemez. Bu sebepten akıllı değil diyoruz.

Ama insana akıllı diyoruz çünkü insan hareketlerini seçebilirmiş gibi görünüyor. (Ama insanın özgür iradesi olup olmadığı da tartışılır.) Her gün aynı yoldan işe giden bir insan, bir gün başka bir yoldan gitmeye karar verebilir. Akıldan kasıt bu.

Akıl, karar verme yeteneği ile ilgili olmalı. Ve yaşama uyum sağlamak ve adapte olup yaşamını devam ettirebilmek için gerekli olan kararları verebilme yeteneği. Kedi, kendini tehdit eden köpeğe karşı durduğu yeri korumalı mı yoksa kaçmalı mı? Kedi anında bu kararı verebiliyor. Kedi akıllı bir hayvan.

Doğayı, uzay gibi olayların olduğu ortam olarak da tanımlayabiliriz. Yani doğayı; ağaçlar, hava, su, hayvanlar değil de, bunların yaşamlarını sürdürdüğü ortam olarak tanımlayabiliriz. Yani doğa insanların uydurduğu kurgusal bir yapıdır. Benzer şekilde, mesela, birey vardır; ama “insanlık” diye bir şey yoktur. İnsanlık, bir küme olarak, insanların yarattığı bir kurgudur.

Asıl olan hareket eden şeylerdir. (Ama hareket etmeyen bir şey yoktur. O zaman kendiliğinden hareket eden veya edemeyenler diye ayırım yapmamız gerekir. Tabii, Doğan beyin bize hatırlatacağı gibi, Aristo bu gibi hareketle ilgili konuları 2 bin sene önce yazmış!) Hareket eden şeyleri ancak akıllı veya akılsız olarak ayırabiliriz. Bu da canlı olanları akıllı, cansız olanları akılsız olarak ayırmaktan farksızdır. Canlı olanlar arasında dili olanlar da bilinçlidir.

Doğanın akıllı olduğunu söylemek, uzayın akıllı olduğunu söylemek gibidir.

Doğa, insanların yarattığı bir kurgu olarak akıllı veya akılsız değildir ama doğa içinde akıl ile tasarlanmış yani bir sonuç almak üzere tasarlanmış varlıklar vardır. Bir işlevi olan herşey tasarlanmıştır. Bu tasarımı tabii ki “evrim” deyip geçiştirmek ancak okulcu doktorların işidir. Çünkü onlar doktrinleri severler.

Sonuç olarak “Doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesi doğa kelimesi tanımlanmadığı için anlamsız bir cümle olmuş oluyor.

Notlar:

— Doğan Göçmen’in Bilim ve Ütopya‘da çıkan yazısına yazdığım ilk yorum.

Tanımlamacılık felsefesi.

— Doğa çok anlamlı bir kelime. Akademik doktorlar çok anlamlı kelimeleri çok severler. Devamlı anlam kaydırmaları yaparak, kelimenin bir bu anlamını bir diğer anlamını kullanarak bizi şaşırtırlar. Bu sebepten kelimelerin açık ve net olarak tanımlanmaları çok önemlidir. Eğer bir kelimenin birden çok anlamı varsa o zaman kelimenin sonuna 1, 2, 3 gibi sayılar ekleyin. Mesela, evren1 = evrenini bütünü; evren2 = evrenin gözlemlenebilen bölümü; evren3 = evren2’den mantık yürüterek ve istatistik yasalarına uygun olarak çıkartılabilecek sonuçlar. Bir felsefe doktorunu bu şekilde kelimeleri tek anlamlı olarak kullanmaya zorlarsak o zaman mesela “evren” dediği zaman hem evrenin bütününü hem de gözlemlenen evreni ima ederek bizi kandıramaz. Tek anlamlı kelimeler kullanarak laf cambazlığı yapılamaz. Okulcu doktor = laf cambazı.

Newton: Ne dahi, ne dindar…

img_20190528_1828051804476758113506694.jpg

Enis Doko’nun Dahi ve Dindar: Isaac Newton adlı kitabının yeni basımı geldi. Bazı eleştirilerim var, burada paylaşmak istedim.

Önce Newton hakkında genel bir tespitim ile başlayayım:

”Tanrı başlangıçta cisimleri katı, kütleli, sert, delinmesi imkansız ve hareket edebilen parçacıklar olarak yarattı” diyerek kendi maddeci doktrinini tanrıyı şahit göstererek “ispatlayan” bir megalomanyak okulcu sahtekar kökten dinci bir yaratığın ”deha” ve “bilim adamı” diye yüceltilecek bir yanını göremiyorum.

** ** **

Kitabın başlığında Newton’un İncil ile ilgili araştırmalar yaptığı için “dindar” olduğu varsayılmış.

Ben Newton’un dindar olduğunu zannetmiyorum. Dindar nasıl tanımlanıyor ki? “Bağlı olduğu dinin ibadet borçlarını zamanında ödeyen insan” mı demek? O zaman Newton’un dindar olduğunu söyleyemeyiz.

Newton’un döneminde Hıristiyanlığın foyası daha tam meydana çıkmamışken, insanlar kutsal kitaplarında yazanları gerçek bilgi olarak görüyorlardı. Newton da, İncil’de anlatılanların doğa hakkında doğru ve gerçek bilgiler verebileceğine inanıyordu.

Newton, İncil’de yazılanların temelinde yatan gizli bilgilere ulaşarak doğa hakkında yeni birşeyler öğrenmek istiyordu. Newton gizli bilgiye meraklıydı. Mesela, İncil’de (yoksa Tevrat’ta mı?) bahsedilen soyların kuşaklarını sayarak dünyanın yaşını tahmin edebileceğine inanıyordu. Böyle bir araştırmanın dindarlıkla ilgisi yok.

Günümüzde dünyanın yaşını araştırmak isteyen birisi, taşları inceler. Yeryüzündeki jeolojik katmanları falan inceler. Bu konuda Kuran’ı açıp gizli bilgi aramaz. İncil’in içinde saklı olduğunu düşündüğü gizli bilgilerin peşine düşmek Newton’u dindar yapmaz.

Sayfa 11.

Kitap, Newton’un söylediği “tanrı eserleri aracılığı ile bilinir,” sözü ile başlıyor.

Tanrı nasıl olur da eserleri aracılığı ile bilinir? Tanrı’yı eserleri aracılığı ile bilebileceğimizi söyleyebilmek için, önce, herşeyin tanrının eseri olduğunu varsaymanız gerekir.

Eğer önce, herşeyi tanrı yarattı dersek; sonra da Tanrı eserleri aracılığı ile bilinir dersek, Tanrı ve eserleri hakkında ne öğrenmiş oluyoruz? Hiç bir şey. Sadece dairesel mantık kullanarak kendimizi aldatmayı çok sevdiğimizi kendimize ispatlamış oluruz.

Isaac Newton tarihin gördüğü en önemli bilim insanlarından biridir.

Ben Newton’un önemli bir bilim adamı olarak tanımlanmasını doğru bulmuyorum. Eğer Newton’u en önemli özelliği ile tanımlamak istersek, onun gelmiş geçmiş en büyük bilimsel sahtekar olduğunu söylememiz daha doğru olur.

Newton, Galileo ile başlayan bilimsel devrime karşı bir karşı devrim yapmış ve kendini Avrupa okulculuğunun yeni şeyhi ilan etmiştir. Newton Skolastik şeyh Aristo’yu tahtından indirip kendi oturmuştur. O zamana kadar Aristo’ya yorumlar yazarak kariyer yapan Avrupa skolastikleri bu sefer de Newton’a yorumlar yazarak kariyer yapmaya devam etmişlerdir. Newton, kadim fizik bilimini, tanımladığı okült ve doğa üstü güç kavramı ile yozlaştırarak bugünkü sahte senaryolara dayalı fizik biliminin yolunu açmıştır.

[Newton’un kitabı] Principia, uçaklarımızı uçuran, arabaların ve günlük hayatta kullandığımız diğer eşyaların yapımında kullanılan klasik mekaniğin temellerini attı.

Bu sözün, Newton kültünün yüzyıllar boyu geliştirdiği kendini yücelten propagandanın bir tekrarı olarak görüyorum.

Newton’un kitabında “uçaklarımızı uçurmaya” yarayan en ufak bir bilgi kırıntısı yoktur. Newton’un sıvıların dinamiği ile ilgili bazı teoremleri vardır ama onlar da mühendislik açısından hiç bir işe yaramayan saçmalıklardır. Newton’un kitabından mühendislikle ilgili faydalı bilgi çıkartmak zordur.

Maalesef, Newton’un müritleri, mühendislikte eskiden beri kullanılan mekanik güç kavramının birimine Newton’un ismini verdikleri için, bütün fizik problemlerinin Newton kanunları ile çözüldüğü gibi absürd bir şeye inanırlar. Aynı birim kullanılarak uygulandıkları halde eski mekanik güç ile Newton’un uydurduğu okült güç aynı şey değildir.

Peki, fizikçilerin “klasik mekanik” ve “kuantum mekaniği” gibi isimlerle adlandırdıkları fizik bölümlerindeki “mekanik” ne anlama geliyor? Fizikçilerin söylediği gibi gizemli ve sadece onların bilebileceği karmaşık bir şey mi bu mekanikler? Hayır. Mekanik, kendi içinde uyumlu bir birim sistemi ile; bu birim sistemi ile ölçülebilecek sistemlerin hareketlerini hesaplama kolaylığı sağlayan algoritmalar koleksiyonudur.

Fizikçilerin “mekanik” dediği bu birim sistemleri oranlar üzerine kurulmuş denklem sistemleridir. Hesapların temelinde her zaman bir oran vardır. Veya olmalıdır, çoğu zaman fizikçiler temel orandan o kadar uzaklaşırlar ki, oranın ne olduğunu kendileri bile unuturlar.

Oranların birimi yoktur. Yani standart birimleri yoktur. Bu sebepten oranlarla hesap yapmak zordur. Fizikçiler bir orana (onların kanun dediği şey) varolan birim sistemi ile uyumlu birimler vererek onu fizik sistemine katarlar. Birimli denklemlerle hesap yapmak birimsiz denklemlerle (oranlarla) hesap yapmaktan daha kolaydır.

Newton yerçekimi kanununu ve kendi adıyla anılan üç meşhur hareket yasasını keşfetmiş ve matematiksel olarak formüle etmiştir.

Newton, sözde yerçekimi kanununu Principia adlı kitabında formüle etmiş midir, yoksa bu formulasyon 18. yüzyıldan itibaren Newton’un müritleri tarafından mı yapılmıştır? Newton’un Principia‘da denklem kullanmadığını ve ”Newton’un yerçekimi sabiti”nden haberi bile olmadığını biliyoruz; yani bugün fizik kitaplarında gördüğümüz yerçekimi formüllerini yazan Newton değildir, Newton kültünün sadık müritleridir.

Newton, sözde birinci yasasını Descartes’tan kopyalayıp (bir kelime hariç) aynen tekrarlamıştır. Diğerlerini de Galileo ve Kepler’den çalmıştır. Bu Newton’un kanunları denen şeyler, Principia’da açıkça belirtildiği gibi, kanun değil, aksiyomdurlar. Newton bunları aksiyom olarak, yani sabit tuttuğu tanımlamalar olarak, ifade etmiştir.

Newton’un yerçekimi kanunu diye bilinen şey Newton’un Kepler’in üçüncü kanunu diye bilinen kuralı ikiye bölüp, her iki bölüme de “güç” diyerek yaptığı hesaplardır. Bir denklemin iki tarafına da aynı terimi yazarsanız, hesap yaparken o terimler elenip gider. Yani denklemin iki tarafına da ”Güç” diye bir terim koyarsanız, bu terimler elenir ve hesaplarınızı bir güç terimi olmadan yapmış olursunuz. Principia’da sadece 6 teoremde Newton gezegenlerle ilgili hesaplar yapar ve hiçbirinde güç terimi yoktur. Ama Newton, hesaplarını güç kavramını kullanarak yaptığını söyler. Yani yalan söyler.

O zaman nasıl olur da Newton’un “yerçekimi kanununu keşfettiğini” söyleyebiliriz? Söyleyemeyiz. Ancak Newton Kültünün gönüllü propagadandacılarıysak, bilerek veya bilmeyerek, o zaman Newton’un uydurduğu bu yerçekimi masalını sanki gerçekmiş gibi tekrarlarız.

Newton fizik yasalarının evrensel olduğunu göstermiştir.

Newton nasıl böyle bir şey yapmış olabilir? Ancak evrensel kelimesini “yerel” olarak tanımlarsak böyle bir söz doğru olabilir.

Newton kitabında sadece ay ve Jupiter ile ilgili birkaç hesap yapmıştır, bu hesapları da Kepler’in kuralını kullanarak yapmıştır. Evrensellik bunun neresinde?

Meşhur “ay testi” bile Kepler Kuralı’nın doğru olduğundan başka bir şey ispatlamaz. Ama Newton kültü öyle derinlere işlemiştir ki, Newton’un basit bir hesabı, –Kepler Kuralını kullanarak, ay/dünya kütle oranları hesaplaması gibi– evrensel bir hesap gibi bize yutturulabiliyor. Newton tapınmacılığı bilim adına utanç verici bir şey tabii ki…

Sayfa 13.

Matematiğin doğa bilimlerinde başarıyla kullanılabileceği önceden iddia edilmişse de bunu gösterip matematikle fiziği birleştiren kişi [Newton’dur].

Yani Arşimed’in çalışmaları matematiğin doğaya uygulaması olmuyor!! Yani Galileo’nun çalışmaları matematiğin doğaya uygulaması olmuyor!! Arşimed ve Galileo matematiğin doğa bilimlerinde kullanılabileceğini iddia etmişler ama bunu uygulamayı başaramamışlar, öyle mi? Böyle bir şey söylemek için hem Arşimet ve Galileo’nun çalışmalarını hiçe saymak hem de Newton’un bir mekanik tanrısı olduğuna körü körüne inanmak gerekir. Newton’un matematiği doğaya uygulayan ilk insan olduğu hiç de doğru değil.

Newton tam aksine, kendi sapık okulcu maddeci doktrinlerini doğrulamak için hem matematiği hem de kadim fizik bilimini yozlaştırmıştır.

Mesela, Principia’da 1. Kitap, 58. Öneri, 21. Teorem’de kullanılan geometrik çizime bakalım. Yüzeysel olarak, bu çizim, Öklid geometrisine uygun bir çizim olarak göründüğü halde, daha dikkatli bakınca Newton’un bu geometrik figüre bir “resim” eklediğini görürüz: Newton gezegenleri resim olarak çizmiştir. Geometrik bir çizimde bir resmin yeri olabilir mi? Bu şekilde Newton binlerce yıllık Öklid geometrisini yozlaştırmış ve geometriyi resim seviyesine indirmiştir. Newton neden böyle bir şey yapmış? Çünkü Newton, kuramının temelini oluşturan fakat doğada var olmayan okült gücü geometriyi sahte şahit olarak kullanarak ispatlamak istemektedir.

Newton’un yozlaştırdığı bir diğer kavram da oranlarla ilgilidir. Newton’a kadar, karışık oranlar kullanılmazdı, yani matematik doğa ile uyumluydu. Mesela, “güç” ile ”zaman” oranlanmazdı. Fakat Newton bu tip “karışık oranlamayı” yasal yapmıştır.

Newton infinitezimal, yani hem var hem yok değerleri matematiğe sokarak da işleri karıştırmıştır. Bu adamın matematiği doğaya uyguladığı nasıl söylenebilir? Sahtekar Newton matematiği kendi absürt doktrinlerini ispatlamak için kullanmıştır.

Özellikle Aydınlanma Çağı’nın Fransız materyalistleri mekanikçi görüşlerini savunurken, mekanik Evren tablosunu savunan, materyalist bir Newton imajı çizmişlerdir. Oysa bu … Newton’un inandıkları ile taban tabana zıttır.

Newton’un materyalist olmadığını nasıl söyleyebiliriz? Kuramının temel senaryosu maddenin varlığına dayanıyor. İki maddenin birbirini çektiğini iddia eden bir insan maddeci yani materyalist değilse nedir?

** ** **
Şimdilik bu kadar. Kitabın devamını okudukça yeni eleştiriler ekleyebilirim. Eleştirilerim Sayın Enis Doko’ya değil tabii ki. Newton’u bir bilim tanrısı gibi öğreten eğitim sistemine ve kendini eğitim sistemine gerçek bilim diye sokmuş olan Newton Kültüne.

Notlar:

Enis Doko, Dahi ve Dindar: Newton, 2. baskı.. Aynı kitabın 1. baskısını PDF olarak da okuyabilirsiniz http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/Dâhi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

Newton’un sahtekarlıkları ile ilgili bir yazım.

— Newton’un din ile ilgili yazıları: http://www.newtonproject.ox.ac.uk/texts/newtons-works/religious

— Principia’da Newton’un uydurduğu okült güç kavramı ile gezegenlerin hareketlerini hesapladığını söylediği sadece 6 teorem vardır. Bu teoremleri siz de inceleyebilirsiniz (İngilizce) https://leanpub.com/densytics/read#leanpub-auto-astronomical-computations-in-newtons-principia Bu teoremlerdeki hesaplar sözde Newton’un güç kuramını ispatlar, ama aslında hiç bir şey ispatlamazlar çünkü Newton bu hesaplarda bir güç terimi kullanmaz.

— Newton’un geometrik figüre eklediği resimler (Principia, 1. Kitap, 58. Öneri, 21):

img_20190528_1854015540305494534333190.jpg

Yerçekimi: Newton ve Einstein

Ali Sebetçi:

[…] yerçekimi tek bir olgu fakat bu olgu iki ayrı teori ile açıklanabiliyor: birisi Newton’ın klasik genel çekim yasası, diğeri Einstein’ın genel görelilik kuramı

Yerçekiminin açıklanması konusundaki gözleminize katılamıyorum.

Genel görelilik kuramı ile genel çekim yasası temelde birbirleri ile çelişkilidir ve aynı olguyu açıklayamazlar. Einstein, Newton’un varsaydığı doğaüstü güç kavramına tepki olarak kendi yerçekimi kuramını geliştirmiştir. Einstein’ın kuramı yerçekimini çekim gücü diye bir şey olmadan açıklar. Yerçekimi ya çekim gücüdür ya da değildir. Aynı olgu (yerçekimi) hem çekim gücünü varsayan bir kuramla, hem de çekim gücünü yadsıyan bir kuramla açıklanamaz.

“Yerçekimi: Newton ve Einstein” yazısını okumaya devam et

Kalpazan Newton: Hem suçlu, hem güçlü

Aşağıdaki yazıyı 5 sene önce yazmışım. Densytics adlı kitabımın özeti gibi bir şey.

1.

Newton’un kalpazanlığı pek bilinmez. Darphanede müdürlük yaparken yakalayıp darağacına yolladığı para kalpazanlarından daha kalpazandı Newton.

Newton’un suçu sahte para basmak değil; Newton’un suçu, sahte bir “güç” tanımlayıp, gerçek diye pazarlamak; sahte bir “dünya sistemi” kurup bütün insanlığa gerçek dünya diye satmaktır.

Newton’un bilim düşmanı bir kalpazan, akademik tarikat şeyhi, ve sahte dünya pazarlayıcısı olduğunu insanlara anlatabilmek biraz zor; Newton efsanesini delmek kolay değil.

“Kalpazan Newton: Hem suçlu, hem güçlü” yazısını okumaya devam et