Okulsuz Türkiye

scribe
Oturan Katip, tahmini milattan önce 2600. Heykel Louvre Müzesi’nde bulunmaktadır.

1. Devlet vatandaşlarından ne istediğini ya bilmiyor, ya yanlış anlıyor, ya da bize yalan söylüyor.

2. Devlete işçi, memur ve mühendisler gerekiyor; ama devlet kendine sınav çözücüler gerektiğini zannediyor ve milyonlarca sınav çözücü yetiştiriyor ama aynı devlet sınav çözücülük diye bir iş alanı olmadığını bilmiyor; sınav çözücüler mezun olup işsiz kalıyorlar.

3. Devlete işçi, memur ve mühendisler gerekiyor; ama devlet kendine hiç bir işe yaramayan akademik kitap bilgisi üzerine uzlanlaşmış akademikler gerektiğini zannediyor ve her talebeye bu akademik saçmalıkları en değerli bilgi olarak dayatıyor; matematik, tarih, biyoloji, kimya, coğrafya, vs. vs. vs. gibi konuları unutmak için ezberlemiş çakma akademikler mezun olup işsiz kalıyorlar. Devlet işsizlik niye artıyor diye şaşırıyor.

4. Devlete dinamik, girişimci gençler lazım. Devlet ise kendine ruhsuz, hayatından bezmiş koyunlar gerektiğini zannediyor ve gençleri 25 sene sınıflara hapsedip gerçek hayattan tecrit ediyor ve içlerindeki her türlü girişimciliği sistematik olarak öldürüyor. Sonra aynı devlet şaşırıyor, “neden bu ülkeden girişimci çıkmıyor?” diye

5. Bir adamın işçi veya memur olması için akademik konularda uzman olması gerekmiyor; yapacağı işi bilsin yeter. Mühendis olması için ise bir konuya uzmanlaşması ve mümkün olduğu kadar erken kendi alanında çalışmaya başlaması gerekir.

6. Eğitim bir sektördür; diğer sektörler gibi büyüyerek kendi varlığını devam ettirmek ister.

7. Eğitim sektörü için “talebe” bir pazardan başka bir şey değildir.

8. Devletin halkına “zorunlu eğitimi” dayatması, devletin de eğitimin suçuna ortak olduğu anlamına gelir.

9. Eğitim sektörü bir suç örgütüdür ve suçu da ağına düşürdüğü çocukların içindeki cevheri öldürmektir.

10. Devlet vatandaşlarını eğitim sektöründen zorunlu olarak geçirerek onların hayatını karartıyor ve en değerli insan kaynağını pervasızca harcıyor.

11. Devlet, zorunlu olarak çocukları 20 sene eğitim sisteminde boş vakit geçirmeye zorlayarak onların ülkenin üretimine katılmasını yasaklamış oluyor.

12. Sanki devlet kendi elini kolunu bağlıyor.

13. Yani çocukların en yaratıcı ve üretken oldukları yıllar sınıf denilen tecrit hücrelerinde heba olmakla geçiyor.

14. Devlet gençlerini eğitim sistemine kurban ediyor.

15. Bundan büyük bir suç olabilir mi?

16. Eğer bir çocuk geçimini sağlamak için bir fabrikada çalışacaksa bu çocuğu 25 sene okullarda üniversitelerde süründürdükten sonra ve ona beyaz yaka işlerde çalışma ümidi vererek aldattıktan sonra, üniversiteden sonra iş bulamadığı için fabrikaya yollamanın anlamı nedir?

17. Eğer bir çocuk fabrikada çalışacaksa ona yapacağı işin eğitimi en erken yaşta verilmelidir.

18. Bir fabrikada, yani güvenli bir işte, çalışmak isteyen bir sürü insan var. Bu insanlar neden eğitim aldatmacası ile aldatılıyorlar ve 25 sene hiç kullanmayacakları akademik konuları ezberliyorlar?

19. Tek bir sebebi var: Eğitim sektörünü zenginleştirmek ve devletin öğretmenlerine iş yaratmak.

20. Eğitim aldatmacası Türkiye’ye has bir durum değil.

21. Eğitim bütün dünyada bir aldatmaca olarak insanlığın doğal gelişimine kendi potansiyeline ulaşmasına engel olan bir kurumdur.

22. İnsanların dili icat etmelerinden ve dili kullanmaya başladıkları antik çağlardan beri, dili bilenlerin dili bilmeyenler üstünde egemenlik kurabileceklerini anlamışlardır.

23. Egemen güçler, kendileri dil konusunda uzman olamayacakları için katip denilen bir rahip sınıfı geliştirip onları kendilerine bağlamışlardır.

24. Dünyayı yönetenler ve eğitimi tanımlayanlar bu dil rahipleri ve onların işvereni egemen güçler olmuştur.

25. Hala da bu böyledir.

26. Kökleri eski Mısır’a kadar giden bu katiplik mesleği bugün iyice dallanıp budaklanmıştır.

27. Bu katiplik dediğimiz dünyanın en eski mesleğini icra edenler artık okullarda akademi şemsiyesi altında mesleklerini icra etmektedir.

28. Bugün okuma yazma bilenler arttığı için artık insanları yazı ile aldatmak zordur onun için akademikler matematikle aldatırlar veya kendi alanlarına has özel bir dil yaratırlar. Bunlar bilinen şeyler.

29. Bu katip sınıfı artık profesyonel bir sınıf olmuştur.

30. Eğitimi ve toplumu tanımlayanlar da bunlardır.

31. Doğal olarak eğitimi kendi menfaatleri doğrultusunda tanımlamışlardır.

32. Yani akademik bilgiyi en yüce ve en doğru bilgi olarak tanımlamışlardır.

33. Kitap bilgisini en değerli bilgi türü olarak yüceltmişlerdir.

34. Eğitimde devlet desteği ile güçlü bir tekel kurmuşlardır.

37. Bilginin kitap bilgisi olduğu doğru değildir ama bu yanlış tanımlama hala insanlar üzerindeki etkisini korumaktadır.

38. Bir anne baba, ne kadar az eğitim görmüşlerse eğitimi o kadar yüceltirler ve çocuklarının mümkün olan en yüksek eğitimi almasını isterler.

39. Yani çocuklarının kitap bilgisi almasını ve kitap bilgisine dayanan mesleklerden birini seçmesini isterler.

40. Vehbi Koç, küçük yaşta eğitimin zararlarını anlayıp okula bilinçli olarak gitmemeyi tercih ettiği halde daha sonra kendi başarılarını bile küçümseyip gençlere önce okula gitmelerini tavsiye etmiştir. “Benim gibi yapmayın okula gidin” demiştir.

41. Günlük hayatta kullandığımız dili tanımlayanlar da bu profesyonel akademik sınıf olduğu için, dilimizi de kendi menfaatlerine göre tanımlamışlardır.

42. Mesela “cahil” kelimesine bakalım.

43. “Cahil” bir insana söyleyebileceğiniz en aşağılayıcı bir kelimedir ve bir insanın okuma yazma bilmediğini ifade eder.

44. Ama okuma yazma bilmemek aptallıkla, saflıkla, geri zekalılıkla, ve bir sürü olumsuzluklarla ilişkilendirilmiştir. Bunu yapanlar da bu profesyonel sınıftır. Kendilerinden olmayanı cahil olarak tanımlayıp onların üstünde üstünlük kurmayı amaçlamışlar ve bunda da başarılı olmuşlardır.

45. Halbuki tam tersi doğrudur.

46. Okuma yazma bilmeyen insanlar hiç de cahil insanlar değildir. Hayatı daha direk olarak yaşarlar. Hafızaları çok güçlüdür. Akıllıdırlar. Çok güzel konuşurlar.

47. İnsan okudukça cahilleşir.

Notlar:

Vehbi Koç ve eğitim.

Eğitimle ilgili diğer yazılarım.