Haddini bildirmenin patentini almışlar

20 yıl sonra olay çok değişik görünüyor. Ecevit haklıymış demek ki!! 15 Temmuz’u daha o zamandan görmüş ve cemaatin meclise sızma komplosunu başlamadan bitirmek istemiş.

Türbancılar Ecevit’in sadece son cümlesini kırpıp alırlar: “Bu kadına haddini bildirin.” Halbuki Ecevit ne demiş bakalım:

Türkiye’de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne, özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına geleneklerine uymak zorundadırlar.

Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.

Devletin en yüce kurumuna girip devlete meydan okumaya kalkışan birine, haklı olarak, “haddini bildirin” diyor.

Türbancı komplocular Ecevit’in sadece son cümlesini alıp olayı bir kadın özgürlükleri sorunu yapmışlar. Yalan. Özlem Zengin gibi kronik türban mağdureleri de bu yalanı hâlâ satarak milleti kandırmaktadırlar.

Ecevit bu kadının temsil ettiği –piyonu olduğu– cemaatin haddini bildirilmesini istemiştir. Yoksa Merve Kavakçı’nın şahsına ve kadınlığına bir söz söylememektedir.

Eğer o zaman, Merve Kavakçı’ya haddi bildirilerek onu oraya getiren cemaatin haddi bildirilseymiş, 15 Temmuzlar yaşanmazmış. Ecevit milletvekili olurken verdiği yeminin hakkını vermiştir. Hakkını vermek için bu sözleri söylemiştir.

Özlem Zengin ise milletvekili olurken “demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağım” diye şerefi üstüne yemin etmiştir. Özlem Deniz kafasına bir dinî sembol takıp Cumhuriyeti yıkıp şeriatı getirmek isteyen bir cemaatin mecliste sözcülüğünü yapmaktadır. Bu nasıl laik Cumhuriyet’i korumaktır. Özlem Deniz andının gereğini yapmamaktadır.

Ecevit’in sözlerine dikkat edelim:

Türkiye’de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne, özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir.

Laiklik budur. Laik bir ülkede din sadece ve sadece özel alanlarda varolabilir. Toplumsal alanlarda, siyasi alanlarda, devlet kurumlarında dinî semboller teşhir edilemez.

Fakat kabul etmeliyiz ki, bir Alman projesi olan türban başarılı olmuştur. Türk kadını, özellikle, genç kızlar, ve aptal erkekler kandırılmışlardır. Genç kızlar saçlarını kapatmayı bir özgürlük olarak görmüşlerdir. Halbuki Osmanlı kadınının yüzyıllar süren çarşaftan çıkma savaşını geri çevirmişlerdir. Türkiye’yi 300 yıl geri götürmüşlerdir.

Aptal erkekler ise kadınları din adına kapattıklarını ve kontrol altına aldıklarını zannetmişlerdir. Ne kadar yanılmışlar! Bugün bakıyoruz sözde kapalı kadınlar istedikleri gibi açılıp saçılma yolunu bulmuşlar. Türbanı takıp, cipine atlayıp AVM’lerde marka avına çıkan “mütedeyyin bacılar” 250 milyar avro hacmi olan tesettür sektörünü yaratmışlardır. Hâlâ türbanın din ile ilgili bir şey olduğunu söyleyen Özlem Deniz gibileri kimi kandırıyor acaba?

Türban artık bir moda aksesuarıdır. Her moda gibi de zamanı dolunca yitip gidecektir.

Türban projesinde tek kazanan türbanı Türkiye’ye sokan dış güçler olmuştur. 20 yıldır türbanla uğraşmak yerine Türkiye enerjisini sanayi yatırımlarına harcasaydı şu anda sanayide çağ atlamış olacaktık ve dışa bağımlılıktan kurtulacaktır. Almanlar gülüyor. ABD’nin küresel tekelleri gülüyor. Daha çok dindar olun diyorlar. Ezanı duyamıyoruz; sesini biraz daha açın diyorlar. Mecliste yasa çıkarmak yerine türban kavgası yaparak birbirinizi yiyin diyorlar. Ezan Türkçe mi okunsun, Arapça mı okunsun diye birbirinizi öldürün diyorlar.

Bu kadar zaman kaybına yazık olmuş.

 

 

Konular – 1

Yazılarım hakkında genel bir özet yazmak istedim.

Konulara bakalım: Kozmoloji, din, ezan, Newton kültü, eğitim, tüzel varlıklar, mikrobiyom, ölüm, toplumsal konular, bireyin şahsi sınırları, kadınlar ve Cavendish deneyi.

Kozmoloji

Kozmoloji konusu var. Ben kozmoloji araştırması yapmıyorum. Kozmolojinin bir aldatmaca olduğunu söylüyorum. Yaratılış masallarını eskiden din doktorları yazarmış, şimdilerde felsefe doktorları yazıyor. İnsanlar ya aldatılmaktan memnunlar veya işi ciddiye almıyorlar. Hiç kimse kozmologların uydurduğu martavalları sorgulamıyor. Sorgulamaya vakitleri yok. Herkes geçim derdinde. Veya kozmolojinin bir bilim olduğu propagandasına inanıyorlar.

Din

Din konusu var. Din de bir aldatmaca. Çok hassas bir konu. Dini eğitim veren okullarda 2018-19 yılında yaklaşık 1 milyon 300 bin çocuk okuyormuş. Bunların dünya görüşü 7. yüzyıl Arap Bedevi kültürü ve değerleri ile oluşuyor ondan sonra modern Türkiye Cumhuriyetinde yaşamak zorunda kalıyorlar ve uyumsuz insanlar oluyor. Cumhuriyeti devirmek için gizli veya açık komplolara katılıyorlar veya destek veriyorlar. Bu konuda yazmanın sebebi ne olabilir? Bu neo-bedevilerin, Arap bozuntularının örgütlenmiş bir ordusu var. Devlet desteği de bunların yanında. Bu örgütlenmiş yobazların dinle ilgisi yok. Bunlar politik güç peşinde. Rejim değişikliği peşinde. Osmanlı’dan beri ülkeyi bölmek isteyen emperyalist güçler hep bunları kullanarak ülkede operasyon yapmışlar. Benim bunlarla uğraşmaya enerjim yok. Ben temel bir soru soruyorum, din konusunda: vahiy olmuş mu olmamış mı? Vahiy nasıl kitaplaşmış? Tarihe baktığımızda Kuran’ın da aynı İncil gibi sonradan yazıldığını görüyoruz. Vahiy olayını destekleyen Kuran’ın kendi sözünden başka hiç bir delil yok. Vahiy ben tanrının sözüyüm diyor. Buna sorgulamadan inanan milyonlarca insan var. Türkiye’yi geri bırakan tek etken dindir. Bu kesin bilgi. Ama din Türkiye’nin en büyük sektörlerinden biridir. Topluma entegre olmuş büyük bir sektör. Dine böyle bakmak gerekir.

Ezan

Bir de sanki din gibi görünen ezan konusu var. Ezanın din ile bir ilgisi yok. Toplumsal ve siyasi bir propaganda. Ezan yukarda bahsedilen bedevi mağara adamlarının Türk mahallelerini Araplaştırma aracıdır. Camiye giden 10 kişi; ezan okunuyor 10 bin kişi için. Bu siyasi değil de nedir? Peki ezan konusunda yazmanın hedefi nedir? İnsanlar ezanın ne olduğunu anlayıp ezana karşı mı çıkacaklar? Olacak şey değil. Halkın çoğunluğu ezanı duymuyor bile. Kadınlar ezanı, günlerini belirli vakitlere ayıran faydalı bir alarmlı saat olarak görüyorlar. Kadınlar için ezan okunmuş veya çan çalmış hiç farketmez. 40 bin kişilik ilçede camide sürekli olarak 5 vakit namaz kılan insanların sayısı iki elin parmaklarını geçmezken günde 5 defa bütün ilçe Arapça hoparlörlere bağıran bir Arap bozması tarafından Arap sömürgeciliğinin bu propagandasına maruz bırakılıyor. Ne kadar absürt bir şey. Üstelik ezanı Türklüğün bir sembolü yapmaya çalışan devlet büyüklerimiz var. Peki ne yapılmalı? İnsanlarla konuşmalı. Ama hiç namaz kılmayan camiye sadece caminin helasını kullanmak için giden birisi bile ezan konusu açılınca ezanı müdaafa eder. Mahalle baskısı o kadar güçlüdür ki, kimse ezanı sorgulayıp dini eleştiriyor gibi gözükmek istemez. Böyle garip bir durum var. Ben anlayamadım.

Newton kültü

Diğer bir aldatmaca da Newton kültü aldatmacasıdır. Dünyayı kim yönetiyor? Kimisi dünyayı belli iki üç ailenin yönettiğini söyler. Kimisi küresel tekellerin dünyayı yönettiğini söyler. Ama insanların aklını programlayan ve nasıl yaşayacaklarını belirleyenler okulcu alim doktorlardır. Eskiden bunlara skolastikler denirdi. Bunların iki türü vardır. Biri teoloji doktorları, veya din doktorları. Diğeri felsefe doktorları. Bunlar birbirlerine düşman gibi görünür çünkü ikisi de öğrenci pazarından kendilerine mürit toplamak için yarış halindedirler. Yaratılış masallarını bunlar yazar. Kozmoloji masallarını bunlar yazar. Uydurdukları bir sürü saçmalığı bilim diye bize yutturmaya kalkarlar. Bunlar egemen güçler tarafından desteklenir. Egemen güçler için çalışırlar. Kafanızı, aklınızı şekillendiren bunlardır. Okulcu doktorların yarattığı en büyük efsanelerden biri de Newton kültüdür. Newton kültü nedir? Bu kült Newton’un güç diye bir şey bulduğunu ve bu gücü kullanarak gezegenlerin yörüngelerini hesapladığını söyler. Burdan başlayarak Newton’u tanrılaştırır. Newton kültü bir İngiliz propagandasıdır. Newton kültü doğayı madde denen bölünemez parçalardan meydana geldiği doktrini üzerine kurmuştur. Bu doktrin dünya çapında bütün okullarda çocuklara tek doğru doğa modeli olarak öğretilir. İnsanlar Newton’un bu materyalist doktrinini gerçek doğa diye öğrenirler. Doğayı madde olarak algılamayı öğrenirler. Bu da aynı din gibi insanlara okült ve sahte bir doktrini tek gerçek doğru olarak dayatan bir öğretidir. Ne yapmalı? Nasıl ki İslamı savunan bir bedevi yobazları ordusu varsa Newton kültünü savunan bir okulcu doktorlar ordusu vardır. Bu doktorlar günümüzde kendilerine fizikçi derler ve Newton’un maddeci doktrinlerini savunurlar. Yani gerçeği öğrenmekte ve doğayı anlamamıza karşı çıkan bu felsefi yobazlar ordusudur. Ne yapmalı? Newton’un kitabını açıp okumalı ve Newton’un yaptığı hesaplarda aslında güç kavramını kullanmadığını göstermeli. Bunu yaptık. Gösterdik. Göstermeye de devam edeceğiz.

Eğitim

Kozmoloji, din, ezan ve Newton kültü konularına baktık. Daha bitmedi. Eğitim konusu var. Okullar yukarda bahsedilen okulcu doktorların üreme, yaşama ve çalışma alanlarıdır. Bütün okullar kapanmalıdır. Eğitim de din gibi kadim bir sektördür. Topluma entegre olmuştur. Beraber yaşamak zorundayız.

Tüzel varlıklar

Ana konulardan biri de tüzel varlıklardır. Tüzel varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlık tarihi bireyin tüzel varlıkla mücadelesinin tarihidir. Birey hep kaybeder. Hep kaybetmeye mahkumdur.

Mikrobiyom

Bireyden behsetmişken, mikrobiyomdan de bahsetmeden olmaz. İnsan vücudunun bir ortakyaşam organizması olduğunu biliyoruz artık. O zaman bireyi yeniden tanımlamamız gerekiyor. Hür irade konusuna yeniden bakmamız gerekiyor.

Konuların ortak noktası var mı?

Peki bütün bu konuların ortak bir noktası var mı? Olmalı değil mi? Yoksa bu konular neden benim ilgimi çeksin ki?

Ölüm

Ölüm konusu var. Yaşamın bir parçası olarak görmek lazım. Bir dönüşüm olarak. Aslında ana konumuz dünyanın nasıl çalıştığını anlamaksa o zaman ölümü anlamaya çalışırak da bazı şeyler öğrenebiliriz.

Toplumsal konular

Toplumsal konular var. Neden bu kadar çirkinlik var? Neden bu kadar ilkellik var? Neden bu kadar gürültü kirliliği var? İnsanlar neden herşeyi olduğu gibi kabul ediyorlar? Neden sokakların sahibi sokak köpekleri de insanlar değil? Ülke çapında neden günde beş defa adamın biri hoparlörleri açıp Arapça bağırır? Hiç bir işlevi olmayan bu ritüel neden uygulanır?

Bireyin şahsi sınırları

Bireyin şahsi sınırları var. Bu sınırlara neden saygı duyulmaz? Bu sınırlar ülkeden ülkeye değişir. Ülkemizde nerdeyse şahsi sınırlara saygı yok gibidir. Bireyin hakları ve görevleri.

Kadınlar

Kadınlar konusu var. Kadınların bin yıl süren kölelikten kurtulma savaşları. Türk kadının türbanla imtihanı. Kadının türban dahil herşeyi modaya çevirmesi.

Cavendish deneyi

Bir de Cavendish deneyinin tekrarlanması projesi var.

Bütün bu projeler bir hayata sığmaz gibi görünüyor. Birini seçip ona odaklaşmak gerekiyor. Yazı tura mı atsam acaba??

Notlar:

— Yazdığım konularla ilgili daha önceki yazılarım:

Lüzumsuz şeyler bunlar

Dipsiz kuyuya atılan boş laflar

Örtünme modası

20180616_170234-1084230249.jpg
Kadınların örtünmesini emreden Işık Bölümü 31. Sözü kendine göre yorumlamış bir kadın…

Nevşin Mengü İran’daki kadınları yazmış:

Hayat kadınlar için hayli zor. Bir yandan İslam polisi habire elleri sopalı kadınların tepesinde. Bir yandan da kendi üstlerine vazife bilen rejim yanlıları kadınları itip kakmayı kendileri marifet sanıyor. 2009’dan bu yana peyder pey başörtüsüne karşı kadınların gerçekleştirdiği eylemlerde artış var. 2017’de başlayan beyaz çarşamba eylemlerine destek büyüyor. Kadınlar kamuya açık yerlerde başörtüsüz geziyorlar. Genellikle bu kadınlar rejim yanlısı kadın ve erkekler tarafında sözlü ve fiziksel saldırıya uğruyor, bazen çevredeki insanlar bu kadınlara destek veriyor.

40 yıl önce zorla başörtüsüne sokulan kadınlar, başörtüsünden çıkma mücadelesi veriyor.

Başörtüsü rejimin sembolü, o nedenle kadınların işi zor

Türkiye’de ise kadınlar kendi istekleri ile kapanıyorlar. Tabii buna kapanmak denir mi bilemiyorum. Kapanmak değil, moda.

Notlar:

Nevşin Mengü’nün yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili diğer yazılarım.

— Işıl Özgentürk de türban hakkında yazmış: Yeni kuşak türbanlılar

Önce şunu söylemek mümkün, türban artık bir dini sembol değil daha çok bir moda enstrümanı. Öğrencilerimden biliyorum, başlarını kapatan gencecik kızlara soruyorum: “Neden?” Kiminin babası istemiş, kimi kendiliğinden başını kapatmış. Ama türbanın nereden geldiğini bilmiyorlar. Kuran’da yazıp yazmadığını bilmiyorlar. Onlara türbanın Sümerlere dayandığını, bu uygarlıkta zengin ailelerin ilk kızlarını fahişelik görevi yapmaları için belli bir süre tapınaklara yollamak zorunda olduğunu anlatıyor, halk karıştırmasın diye de bu kızların başını örtmesinin zorunlu kılındığını söylüyorum. İlk baş örtünme onlarda, ardından Yahudiler de bu geleneği değiştirerek almışlar ve kiliselerde yaşayan rahibelerin bu biçimde örtünmeleri herkes tarafından kabul edilmiş. Bu bilgiyi verdiğim için bana teşekkür edenler bile var.

Öte yandan ülkemizde İmam Hatiplerde de dahil okullarda gerçek bir din eğitimi verilmediğinden, din felsefesi yok sayıldığından şekilcilik alıp başını gidiyor, sonuç hem başını örten hem de çok makyajlı, sivri topuklarıyla yürümekte zorlanan yeni bir model ortaya çıkıyor. Yani dinin önerdiği mütevazı olmak, göze batmamak, merhametli olmak, dayanışma içinde olmak, yani insana ait tüm duygular bu karmaşa içinde hiç tartışılmıyor.

Gerçi, bahsedilen kızlar başlarını kapatmıyorlar, saçlarını kapatıyorlar. Saç fetişizmi var yani.

— 31.3.19 En son yazısında belirttiğine göre, yukardaki yazısından dolayı Işıl Özgentürk’e dava açılmış. Haberle ilgili başka bir yazı: ‘Yeni kuşak türbanlılar’ı yazdı, savcılık ifadeye çağırdı…

— 29.4.19 Işıl Özgentürk 25 Nisan 2019’da hakim karşısına çıkmış. Savunmasında, “Aslında Kuranıkerim’de başörtüsü yoktur. Yalnızca ziynet yerlerinin kapatılması vardır. Tüm dinlerde kibir yasaklanmıştır. Ancak Z kuşağı olarak tabir ettiğimiz günümüz türbanlı bayanların makyaj yapmaları ve gösterişli giyinmeleri konusunda yazmış olduğum bir yazıdır. Herhangi bir şekilde dini değerleri aşağıladığımı kabul etmiyorum. Yazımdan böyle bir sonuç çıkmamaktadır,” demiş.

Türbanını çıkartan kadınlar.

— Güven Gürkan Öztan da Türban konusunda yazmış: #10YearsChallenge

Türbandan vazgeçenler eski fotoğraflarıyla şimdiki başı açık hallerini birlikte paylaştı. Kimisi ilk karede çocukluk evresindeydi, kimi ise gençliğinin baharındaydı. Aralarında aile baskısıyla başını örtenler de vardı, muhafazakâr ailelerden gelip kendi isteğiyle kapananlar da. Birçoğu başını örttüğünde türbanın bir “özgürlük” olduğu iddiası dolaşımdaydı. 28 Şubat sürecinde uygulanan yasakların yarattığı tepki bu iddiayı destekliyordu. Liberaller, muhafazakâr çevrelerden gelen kadınların kamusal alanda var olmasının “türban özgürlüğüne” saygı göstermekle mümkün olduğunu ileri sürüyorlardı. O dönemde gerçek insan hikayelerine değmeyen, yalnızca soyut bir fantezinin izdüşümü olan “türban eşittir özgürlük” söylemi neticede İslamcı siyasetin etki alanını arttırıyordu.

10YearsChallenge etiketiyle türbanlarını nasıl terk ettiklerini anlatan kadınlar bu kararı AKP’nin tüm toplumu İslamcı tezler üzerinden dönüştürmeye çalıştığı bir dönemde alarak kelimenin tam manasıyla meydan okudular. Böylesine bir kararı almak cesaret işiydi, bedeli ağırdı. Türbanını çıkaran kadınlar çoğu kez ailelerini, yakın arkadaşlarını karşısına aldılar. Evini, mahallesini terk etmek zorunda kalan da oldu eşinden, işinden ayrılan da… Birçok örnekte en sert tepki babalardan, kocalardan, sevgililerden gelmişti ki bu tablo dahi tek başına manzarayı açıklar nitelikteydi. Türbanlı bir kadının başını açması kimilerine göre yolunu şaşırma kimilerine göre ise düpedüz ihanetti. Ancak onlar bütün bu karalama kampanyasına rağmen kendi hikâyelerini, kendi nedenlerini anlatmayı sürdürdüler.

Şeriat Medeni Kanun’a karşı

Daha doğrusu şöyle değil mi:

[Kuran’a] göre kadının şahitliği ve miras hakkı yarımdır. Kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktur. Koca isterse kadını dövebilir. Kadın tek başına sokağa çıkamaz. Hacca bile gidemez. İşte bu nedenle laikliğin önemini bilelim! #5AralıkDünyaKadınHaklarıGünü kutlu olsun!

Bunları söyleyen Şeriat değil, Kuran. Şeriat, Kuran’anın dediklerinin bir hukuk sistemi haline getirilmiş halidir. Medeni kanuna göre kadın ve erkek kanun karşısında eşittir. Kuran ve Şeriata göre kadın ve erkek kanun karşısında eşit değildir. İlahiyatçıların görevi bu çelişkiyi Kuran’a inananları ve Medeni Kanuna inananları incitmeden açıklamaktır. Ne şiş yansın ne kebap. Hem laik olalım hem de Kuran kanunlarını uygulayalım diyor… Ama nasıl olacak bu? Olamaz. İşte günümüzdeki gibi hibrid bir din çıkar ortaya.

***

Ama asıl dikkatimi çeken, insanların artık doğa kanunlarına göre yani doğasına uygun olarak yaşamadığı, yaşayamadığı ve yaşamak istemediği. İnsanın bu dünyadan geçişi Tüzel Varlıkların yazdığı kurallara ve kanunlara göre oluyor. İnsanlar Tüzel Varlıkların koyduğu kurallara göre yaşayıp ölüyor. Zaten çoğu insanın seçim yapma hakkı yok. Doğduğu topraklarda geçerli kanunlara uymak zorunda. Kimse kendi kanunlarını tanımlayıp onlara göre yaşamayı seçemez. Şeriat varsa şeriata göre, medeni kanun varsa medeni kanuna göre yaşamak zorunda. Doğaya kaçmak isteyenler de olabiliyor. Onlar da hep başarısız oluyorlar çünkü onlar çoktan doğaya ve kendilerine yabancılaşmış insanlar olmuşlar. Zaten toplum kendi kurallarına uymayanları dışlıyor.

***

İnsanın uyması gerektiği kanunları yazan da Tüzel Varlık olduğuna göre insanların efendisinin Tüzel Varlıklar olduğunu söyleyebiliriz.

***

Dini kitaplar da Tüzel Varlıkların malı olduklarına göre din denen şeyin amacı da insanları Tüzel Varlıkların istediği gibi yaşayan köleler olmasını sağlamaktır. Din egemen güçlerin insanlarını yönlendirmek için kullandıkları etkili bir araçtan başka bir şey değildir. Tüzel Varlık insanlarını yönlendirmek için onlar direk emirler vermez.  İnsanlarına söylemek istediklerini din aracılığı ile sanki doğa üstü yüce bir varlıktan geliyormuşçasına söyler. İnsanlar da korktukları yüce bir varlıktan gelen emirlere ve yaşam tarzına uyarlar ve Tüzel Varlığın uysal insanları olurlar.

Tüzel Varlık yani egemen güç yani devlet insanlarını artık televizyon aracılığı ile de çok kolay yönlendirebiliyor. Devlet insanlarına söylemek istediği şeyleri marka olmuş şöhretli model insanlar aracılığı ile iletiyor. İnsanlar da öykündükleri bu model insanları taklit ederek onlar gibi olmaya çalışıyorlar. Bütün amaç insanları yönlendirerek Tüzel Varlık için çalışan ve vergisini veren evcilleştirilmiş uysal insanlar yapmak mı yani? Öyle gözüküyor. Bunu bilmek neye yarar? Hiç bir işe yaramaz.

***

Doğadan kopmuş ve kendine yabancılaştırılmış insan çaresizce etrafına bakınıp nasıl yaşaması gerektiğini araştırıyor. Karşısına din çıkıyor. Bilim çıkıyor. Devletin kanunları çıkıyor. Doğaya dönmesi imkansız çünkü artık yabancılaşmış…

Notlar:

— Tüzel Varlıklar ile insanların ilişkisi hakkında detaylı bilgi.

— Burada iki Tüzel Varlığın savaşı var. Pazar paylarını arttırmak için birbirleri ile takışıyorlar. Pazar dediğimiz de insanlar. Tüketiciler. Halk. Vatandaş. Kavga neyin kavgası? Bu insanlar kimin kitabına uyacaklar? Kimin kanunlarına göre yaşayacaklar. Din hiyerarşisinin kulu mu olacaklar yoksa devletin kulu mu olacaklar. İslam dininin kendi hiyerarşisi olmadığı için İslam her zaman devlet hiyerarşisini kullanmıştır. Devlet hiyerarşine sızıp parazitlik yapmıştır. Bu sebepten İslam’ı seçen devletler geri kalmaya mahkumdurlar çünkü enerjilerinin yarısını din hiyerarşisinin uydurduğu parazitliklerle uğraşmak durumunda kalacaktır. Devlet bir türlü kendini bu din parazitinden kurtarıp kendini tam olarak devlet işlerine veremez. Bu yüzden Türkiye’de şeriat olmadığı halde şeriat tartışılabilmektedir. Devlet din ile iç içedir ve devlet işleri ile uğraşacağına din işleri boğuşturmaktadır.

— Laiklik nedir? Ayrı bir yazı konusu.

İnsanın anlayış kapasitesi ve zina

Nûr sûresi, 1. ayeti okuyalım:

Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlereni) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık ayetler indirdik.

Galiba Allah yarattığı bu insanın anlama kapasitesinin ne kadar düşük olduğunu tam hesaplayamamış. İnsanın dünyanın hareket ettiğini anlaması bile 50 bin yıl falan gibi bir süre almıştır. Veya Allah her şeyi bildiğine göre ve yanlış hesap yapamayacağına göre, insanın anlama kapasitesi Kuran’ın indiği zamandan beri çok gerilemiş olmalı.

Veya anlama kapasitesi zamana ve mekana göre değişen görece bir şeydir.

Tabii Allah için apaçık olan bir ayet, mesela bu sûrenin 31. ayeti, son 1400 yıldır insanların –en usta Kuran alimleri dahil olmak üzere– çözemediği ve belki de hiç çözemeyeceği bir ayettir. Eğer “apaçık” buysa, Kuran’daki ayetler açık olmasaymış nasıl olurmuş diye insan merak ediyor.

Eğer Allah insanların anlamasını isteseydi ayetleri çok daha basit bir dille yazardı ve bütün dünya dillerinde tedavüle sokardı. Belki de Allah Kuran’ın anlaşılmasını istemiyor. İnsanın anladığı bir şeyi küçümseyeceğini ve umursamayacağını mutlaka Allah biliyor çünkü Allah her şeyi bilendir.

Şimdi de 2. ayete bakalım. Burada da zina denen olaydan bahsediliyor:

Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın din(inine koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

Bu ayet de, Kuran’ın muhatap aldığı Kureyş kabilesinin fertleri için, kişilere ve zaman ve mekana özel indirilmiş bir ayet özelliğini taşıyor. Bu ayeti bizim anlamamız mümkün değil.

Yüz değnek vurun denmiş. Muhakkak ki bunu okuyan bir Kureyşli, 100 değnek vurun’dan ne anlaması gerektiğini biliyordu. Kureyş kabilesinde bu işi yapan değnek vurma ustaları vardı; bu iş için özel değnekler ve herkesin bildiği değnekle dövme gelenekleri vardı.

Ama “100 değnek vurun” cümlesinin bizim için anlamı yok. Ne tür bir değnekle vuracaz? Kalınlığı ne olmalı? Hangi güçle vuracağız? Hangi aralıklarla vuracağız? Vücudun hangi bölgesine vuracağız? Çıplak tene mi vuracağız, yoksa kişi giyinik mi olacak? Kuran’ın bu hükmü halka açık mı uygulanacak yoksa, gizli olarak mı? Dövdükten sonra ne yapılacak? Cezalının iyileşmesi için çaba gösterilecek mi yoksa kaderine terk mi edilecek? Bunların hiç birini bilmiyoruz, bilemeyiz.

Bir laf vardır, onu bu bağlama uygularsak, “100 değnek vurun diyen ya saymayı bilmiyor veya hiç değnek yememiş”. Yüz tane okkalı değnek yiyip de yaşamaya devam edecek bir insan zor bulunur. Tabii değneğine göre değişir. Vurana göre de değişir.

1. ayette ne diyordu Allah, “apaçık ayetler” indirdik diyordu. Biz bu ayeti anlayamadığımıza göre, bu ayet bizim için indirilmemiştir çünkü bizim için apaçık değil. Ama Kureyşliler için apaçıkmış, çünkü onlar için indirilmiştir.

Hatta bu ayetteki değnek miktarı temsili de olabilir. Yani zina suçunun ne kadar ağır bir suç olduğunu anlatmak ve insanları zinadan vazgeçirmek için konulmuş bir kural olabilir. Öte yandan zina yapmak için gözünü karartmış iki aşığın 100 değnek umurunda olmaz, o da ayrı bir konu.

Peki zina neden bu kadar ağır bir suç olarak tanımlanmış? Hatta neden bir suç olarak tanımlanmış?

Zinanın nasıl tanımlandığını, tam bilmiyorum. Ama detayları önemli değil. Önemli olan, Allah’ın doğal bir olayı cezalandırmaya karar vermiş olması.

Evli bir kadının evli bir erkekle cinsel ilişkiye girmesi mi zina oluyor? Zinacılardan sadece birinin evli olması cinsel ilişkinin zina statüsü alması için yeterli mi?

Cinsel ilişki nasıl tanımlanıyor? Bakışmak, öpüşmek, koklaşmak, okşaşmak gibi sevgi gösterileri de zinaya giriyor mu? Yoksa cinsel organların amaçlarına uygun olarak kullanılmaları mı gerekiyor? Bilmiyorum. Önemli de değil. Benim için önemli olan başka bir şey: Bir erkek ve bir kadın, birbirlerini beğenmişler ve bu fani dünyada birbirleri ile yakınlaşmak istemişler… bunda ne suç olabilir ki?

Kullarını bu kadar sevdiği söylenen bir Allah’tan tam aksi bir ayet beklerdim ben:

Erkek ve kadın kullarım! Size verdiğim organları amaçlarına ve doğanıza uygun olarak rahatça, keyfinize göre kullanın, birbirinizi sevin, birbirinizi mutlu edin, bol bol çoğalın!

gibi bir ayet yollaması gerekmiyor muydu?

Bu zina denen olay zaten çok karanlık bir olay. İşin aslı başka. Zina, yani evli kadının kocasından başka birisi ile cinsel ilişkiye girmesi, kadını erkeklerin egemenliği altına almak için erkekler tarafından uydurulmuş bir töredir. Zina; kadınların doğal içgüdülerini ve istediğini özgürce yapabilme ve özgürce eşini seçebilme haklarını elinden almak için erkekler tarafından töreselleştirilmiş bir kuraldır. Amacı kadınları köleleştirmektir. Kuran zaten varolan bu töreyi resmileştirmiştir.

Allah’tan tam tersi, yani insan haklarını koruyan, bir ayet beklerdim. Töreye uyup kadına 100 değnek atmaya kalkanlara 200 değnek vurmayı emretseymiş daha rahman ve rahim olurmuş.

Notlar:

— İslamda, evlilik dışı her ilişkiye zina deniyormuş. Her mezhebin zina konusunu kendine göre ve derinlemesine incelediği bütün kitapları okumaya kalksak ömrümüz yetmezdi. Bu cinsel ilişkilerin düzenlenmesi konusu ulemanın en sevdiği konulardan birisi olagelmiştir. Zaten ülkemizde şeriat değil de medeni kanun uygulandığı için, insanlar artık değnekle dövülmemektedir. Yani, bu konularda Kuran’ın hükmü yoktur. İslam ülkemizde, seçmeli ders gibi, içinden istenilen hükümler alınarak, gerisi, şeriat uygulayan Arap ülkelerine bırakılarak uygulanmaktadır. Bu da yeni bir –gizli– mezhep olmalı.

— Kuran’ın anlaşılmazlığı en temel sebeplerinden biri Arapça kelimelerin çok anlamlı olmasından kaynaklanıyor. Mesela, Cengiz Özakıncı bu yazısında konuyu D-R-B kelimesi açısından incelemiş. D-R-B kökünden türetilmiş kelimelerin o kadar çok anlamı var ki artık bu kelimeler anlamsızlaşmış.

— Bu dünyada bir imtihandan geçtiğimizi unutmayalım. Onun için Kuran’da Nisa 34’ü okuyup onu “Kuran size itaatsizlik eden karılarınızı dövebilirsiniz” diyor diye yorumlayıp karısın döven birisi yargı günü bir sürprizle karşılaşabilir.

Cehennem odunu

Nisa Suresi’nin 34. ayeti asırlardır tartışma konusudur. Bu ayette karılarınızı dövün diyor mu demiyor mu? Ben Sayın araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı’nın incelemesine katılıyorum. Fakat Nisa 34’ün bir yorumu daha olabileceğini düşünüyorum.

Unutmayalım ki, bu dünyada bir imtihandan geçiyoruz. Bu sebepten, Kuran’da Nisa 34’ü okuyup, onu karısını dövmek için bir mazaret olarak kullanan bir adam yargı günü bir sürprizle karşılaşabilir. Şöyle bir konuşma geçebilir, karısını döven erkekle soruları soran melek arasında:

MELEK: (Amel defterine bakarak) Karını dövmüşsün. Geç şu kuyruğa.

ADAM: (Korku içinde) Ama orası Cehennem kuyruğu.

MELEK: Doğrudur. Senden zayıf ve suçsuz birisine ego tribi yapıp vurmuşsun. Cezanı çekeceksin.

ADAM: Ama Kuran’da karılarınızı dövebilirsiniz diyor. Bana itaatsizlik yaptı. Ben de önce yatakları ayırdım. Sonra sözle uyardım. Yine aynı şekilde devam ettiği için de vurdum. Suçsuzum. Kuran’ın dediğini aynen uyguladım.

MELEK: Ey gafil! Biz seni dünyaya imtihan etmek için yolladık. Nisa suresini de senin gibi içi bozuk insanları denemek için yolladık. Sen sınavdan geçemedin.

ADAM: Ne yapmalıydım?

MELEK: Önce insan olmalıydın. Sen yobaz olmuşsun ama insan olamamışsın. Önce insan olacaktın. Kuran’ın en temel mesajı budur. Eğer insan olabilseydin senden zayıf ve müdafaasız bir insana zarar vermezdin. Yallah cehenneme!

ADAM: (Zebaniler tarafından cehennem kuyruğuna sürüklenir) Tövbe! Tövbe! Vallahi billahi çok pişmanım… Acıyın bana… Karım bir şeytanmış kendisini dövdürerek beni cehennemlik yapmış…

MELEK: Hala adam olamamış bu odun… Atın cehennemin dibine…

Notlar:

— Cengiz Özakıncı, “Kuran’da ‘Kadını dövün’ buyruğu yok

— Kuran’da “Cehennem odunu”: 

Enbiya 98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.

Cin 15. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

Tebbet 5. Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir).

İran’da zorunlu saçörtüsü yasağı

iran-başörtüsü

Kadınları anlamak zor! Türkiye’de kadınlar isteyerek kendilerini çarşaflara sokuyorlar, bir başkaldırı olarak, fakat İran’da kadınlar başlarını açma savaşı veriyorlar, yine başkaldırı olarak.

Türkiye’de de saçörtüsü zorunlu olsaydı ve devlet saçörtüsünün sadece siyah olacağını emretseydi bugün saçlarını en son moda rengarenk şallarla kapatan kadınlardan kaçı hala saçlarını kapatırdı?

Kadınlara zorla hiç bir şey yaptıramazsınız ama her türlü zehiri moda şekeri ile kaplayıp kadınlara yutturabilirsiniz… diye bir laf vardır. Doğru bence.

Notlar:

Bahsi geçen twitter yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili yazılarım.

— Saçlarını zorla kapattırmadan saçı açık olarak cezaevine yollamaları da ilginçmiş.

— Tabii bu yalan haber değilse…