Eğitimde ezber ve taklit

Ezber ve taklidi bir kenara bırakıp tahkikata geçmeliyiz.

Milli Eğitim Bakanı sayın Ziya Selçuk ezber ve taklidin eğitimden silinmesini istiyor! Ezber ve taklit olmadan eğitim olur mu hiç?

Çocuklara bir bakın. Onlar hayatı nasıl öğreniyorlar? Taklit ederek. Bu hayvanlar için de geçerli insanlar için de. Öğrenmek taklit ederek olur. Taklit etmek için de çocuğun önce gözlem yapması gerekir. Yani taklit gözlem gücünü de arttırır. Taklit etmeden öğrenme olmaz.

Peki ya ezber? Ezber —yani tekrar— öğrenmenin tanımıdır. Bir şeyi bilmek demek o şeyi ezberlemiş olmak demektir. Ezber, tekrarla; tekrar da hata ile ilgilidir. Çocuk düşe kalka öğrenir. Yani tekrarlayarak ve hata yaparak öğrenir. Çocuk tekrar ede ede, hata yapa yapa yürümeyi ezberler ve yürümeye başlar. Başka bir yöntemle öğrenme olamaz.

Fakat Ziya beyin okulları, taklidi ve ezberi reddettiği gibi hatayı da reddediyor. Çünkü eğitimin temel ilkesi hatayı cezalandırmaktır. Eğitim hatadan nefret eder ve hiç hata yapmayan ve hata yapmaktan korkan bireyler yetiştirmeyi hedefler. Zaten eğitimin hedefi hatayı değerlendirmek ve ölçmektir; bu sürece “sınav” denir. Yani Milli Eğitim Bakanı’na Milli Sınav Bakanı desek daha doğru söylemiş oluruz.

Eğitimin öğrenmeyle bir ilgisi yoktur. Eğitimin hedefi çocukları kalıplaşmış sınavlardan geçirerek en az hata yapanları bir sonraki sınava hazırlanmak üzere bir üst sınıfa yollamaktır. Eğitimin, eğitim açısından, başka bir amacı yoktur.

Okulu bir fabrika olarak düşünebiliriz. Bu fabrikanın işlediği hammadde talebelerin fabrikaya girerken içlerinde doğal olarak bulunan cevherdir. Çocuk fabrikanın bir kapısından girer ve öteki kapısından tek kalıba sokulmuş, sindirilmiş, her türlü inisiyatifi ve yaşama sevinci sökülüp alınmış, sınav çözmekten başka bir becerisi olmayan, umutsuz, karamsar, bir zombi olarak hayata atılır. Çöpe atılır gibi. Çocukların içindeki cevheri acımısızca öldüren bu fabrikaya da, alay eder gibi, “eğitim” deniyormuş.

Bu nasıl sapıkça bir sistemdir? Kendi varlığını devam ettirebilmek için çocukların hayatını söndüren bu fabrikaya neden “eğitim” deniyor acaba? Ortada sinsi bir aldatmaca var. Bu sistemin kökü ne zaman kazınacak ve çocuklarımız eğitim denen bu işkenceden ne zaman kurtulacak?

Gerçek eğitimin ve gerçek öğrenmenin bütün temel ilkelerini reddeden ve çocukları sınav geçme robotları haline getiren bir suç örgütüdür bu eğitim denen şey.

Hata yapmadan öğrenmek olmaz. Okullarda hata yapmak cezalandırılır. Taklit etmeden, ezberlemeden öğrenme olmaz. Fakat Ziya Selçuk’un okullarında taklit ve ezber yasaklanmış.

“Eğitimin, eğitim açısından, tek amacı hata ölçümleri yapmaktır” dedik. En az hata yapanlar bir üst seviyeye yollanırlar. Fakat eğitimin varoluş nedeni eğitim değildir. Eğitimin varoluş nedeni devletin öğretmenlerine iş alanı yaratmaktır. Eğitimin bir de yan tesiri vardır, o da çocukları evden dışarı çıkartarak annelerin biraz olsun kafa dinlemelerini sağlamaktır.

Ziya Selçuk ezber ve taklidi okullardan sildikten sonra “tahkikat”a geçecekmiş.

Tahkikat gibi Arapça kökenli ve unutulmuş bir kelimeyi kullanarak da kafasındaki asıl eğitim sistemini açığa vurmuş oluyor. Milli Eğitim bakanımız eğitimi sekülerleştireceğiz, millileştireceğiz diye demeçler verirken fiiliyatta eğitim giderek Araplaşıyor.

Tahkikat “araştırmalar” demekmiş. Ezberi ve taklidi bırakıp araştırmalara geçelim diyor. Ne araştırması? Daha önce yazmıştım, okulları kapatıp hepsini araştırma merkezi yapalım ve çocukları oralara salalım diye. Ziya beyin araştırmadan anladığı buysa, o zaman onu destekliyorum. Ama eğer bir Milli Eğitim bakanı “sınıf” denen tecrit hücrelerinde araştırma yapılamayacığını bilmiyorsa o zaman onun bir kaç saatini ayırıp bir sınıfı ziyaret etmesini tavsiye ederim.

Notlar:

Ezber ve taklidi bir kenara bırakıp tahkikata geçmeliyiz.

Bir suç örgütü olarak eğitim.

— “Daha önce yazmıştım, okulları kapatıp hepsini araştırma merkezi yapalım ve çocukları oralara salalım diye…”

— Eğitimde taklit ve ezberin önemini bu konuda Nasıl Çözmeli adlı meşhur kitabı yazmış olan G. Polya’dan dinleyelim:

Problem çözmek, yüzmek gibi pratik bir beceridir. Pratik becerileri taklitle ve uygulamayla kazanırız .

Yüzmeye çalışarak başka insanların başını su üstünde tutmak için elleriyle ve ayaklarıyla yaptıklarını taklit edersiniz ve sonuçta yüzmeyi pratik yaparak öğrenmiş olursunuz. Problemleri çözmeye çalışırken başka insanların problem çözerken yaptıklarını gözlemleyerek ve taklit ederek nihayetinde problem çözmeyi problem çözerek öğrenmiş olursunuz.

Polya’ya göre taklit ve ezber eğitimin temel ilkeleri olmalıdır çünkü taklit ve ezber ile öğreniriz. Milli Eğitim bakanımız Sayın Ziya Selçuk ise taklit ve ezberi eğitimden atmak istiyor.

FİFA: Asgari ofsaytı tanımla!

Ofsayt bir tanımlamadır. Doğada ofsayt diye bir şey yoktur. Futbol sahasının dışında varolan “ofsayt” diye bir organizma, bir cisim veya bir kavram yoktur. Ofsayt sadece futbol maçlarında oluşabilen bir pozisyondur.

Ofsayt bir tanımlama olduğu için de bütün özelliklerinin teker teker tanımlanması gerekir. Ofsaydın tanımlanmamış özellikleri olamaz çünkü ofsayt sadece bir tanımlama olarak vardır.

İstenirse yeni tanımlamalar ofsaydın varolan tanımına eklenebilir. Mesela bir asgari ofsayt mesafesi tanımlanabilir. Zaten bir asgari gol mesafesi tanımlanmıştır: gol olması için topun çizgiyi tümüyle geçmesi gerekir. Ofsayt kuralında ise ofsayt mesafesinin asgari bir sınırı yoktur.

Gelişen teknoloji ile giderek küçülen milimetrik ofsaytlar ölçülmektedir. Futbolun 100 yıllık tarihinde hiç çalınmamıştır ofsaytlar şimdi çalınmaktadır. Bunun adalet getirdiğine inananlar var.

Ofsayt tanımında eksik olan bir tanım da ofsaydın dereceli mi yoksa derecesiz mi olduğudur. Eğer ofsayt dereceli olarak tanımlanmışsa, 1 milimetrelik ofsayt ile 1 metrelik ofsayt aynı değerde olamaz. 1 gram altın ile 1 kg altının aynı değerde olamayacağı gibi.

Ofsayt derecesiz ise, yani 1 metrelik ofsayt ile 1 milimlik ofsayt aynı ise, o zaman asgari ofsayt mesafesi tanımlanmalıdır: Ofsayt olması için iki oyunca arasındaki minimum mesafe ne olmalıdır.

Eğer mesafe sıfır ise ofsayt yoktur.

Eğer mesafe 1 metre ise ofsayt vardır.

Peki 1 milimetre ofsayt mıdır?

Peki 0.01 milimetre ofsayt mıdır?

FİFA’nın bu minimum ofsayt mesafesini önceden tanımlaması gerekir.

Ofsaydın tanımlanmasında açıkça söylenmiyor ama FİFA’nın 1 milimlik ofsayt ile 1 metrelik ofsaydın aynı değerde olduğunu varsaydığını anlıyoruz.

FİFA bir maç süresince ölçülen bütün pozisyonların derecesiz olduğunu kabul etmiş.

Ofsayt mesafe ölçerek belirlenir. Hakem göz kararı ile ölçer; teknoloji görüntüyü dondurup hayali çizgiler çizerek ölçer.

Ölçüm yapmanın bilimsel kuralları vardır ve ofsayt ölçümü de bu kurallara uygun olarak yapılır. Ölçüm yapabilmek için bir birim tanımlanmalıdır ve bütün ölçümler aynı birimle yapılmalıdır. Birim olmadan ölçüm yapılamaz.

Günümüzde ölçme teknolojileri devamlı gelişmektedir. Mesafeler çeşitli teknolojiler ile çok hassas bir şekilde ölçülebilmektedir. Önemli olan futbolun doğal ölçeğine uygun bir ölçek bulmaktır.

Bir ton kömürü altın tozu tarttığınız terazide tartamadığınız gibi altın tozunu da kömür kantarında tartamazsınız.

Futbol oyununun da doğal bir ölçeği vardır. Saha içindeki bütün ölçümler bu doğal ölçekte yapılmalıdır.

100 metre koşusu 10 saniyenin altında koşulup biter. Atletler çizgiyi salise farkı ile geçerler. 100 metre yarışında birinci ile ikinci arasındaki mesafeyi milimetre ölçeğinde ölçmek doğaldır. Fotofiniş ile son kare dondurulup çizgiyi ilk geçen bulunur. 100 metre koşusunu bir kronometre ile kararlaştırmak ile fotofiniş ile kararlaştırmak arasında çok fark olacaktır.

Futbolda ise hakemin zamanı bir kronometre ile ölçmesi doğaldır ama VAR gibi fotofiniş teknolojileri futbolun doğasına aykırıdır.

Futbol 10 bin 800 metrekarelik devasa bir alanda renkli formalar giymiş 22 oyuncunun yarım kiloluk bir topu tekmeleyerek 18 metrekarelik bir kaleden geçirmeye çalıştığı kaba saba bir oyundur. Böyle bir oyunun pozisyonlarını milimetre ile ölçmek gülünç olur.

Futbolun oyun süresi 90 dakikadır, 324 bin salise değildir. Bu gözlem bile bize futbolun doğal ölçeğinin dakikalar olduğunu, saliseler olmadığını gösteriyor.

Maçı bitirmek hakemin inisiyatifindedir ve oyun 5-10 dakika uzayabilir.

Futbol bir yarışma da değildir. Yarışma olmadığı için de hassas ölçümler gerektirmez. Bir maç tam 324 bin salise oynanıp bitecek diye bir kural yoktur.

Futbol hata payı çok büyük olan bir oyundur. Taç atışları topun çıktığı milimetrik yerden yapılmaz. Bir kaç adım ilerden yapılırsa hakem taçı tekrarlatmaz.

Ölçümler hata payına göre yapılır. Yaptığınız ölçümün hata payını bilmeniz gerekir.

Altın ve kömür ölçümlerinde hata payı aynı olamaz.

Maçın galibi golleri sayarak belirlenir. Kim daha hızlı koşmuş, kim daha çok koşmuş gibi yarışmacılık kavramları futbolda skora dahil olan şeyler değildir.

Bu dev ölçeklerde ve büyük hata payı ile oynanan bir oyunun doğal ölçeği 1 milimetre olamaz.

Futbolun doğal ölçeği insan ölçeğidir. Bütün pozisyonlar insan ölçeğinde değerlendirilmelidir. Başlangıcından günümüze kadar da futbol insan ölçeğinde oynanmıştır. Bugün futbolu teknoloji ölçeğinde oynattıranlar futbolun zaman içindeki devamlılığını bozmuşlardır. Yani futbola ihanet etmişlerdir.

Evet, kötü niyetli hakemler olabilir ama bunların sayısı yok denecek kadar azdır. Kötü niyetli hakem bile bile görmediğini çalan hakemdir. Zaten kötü niyetli olduğu tespit edilen bir hakem maç alamaz.

Kötü niyetle kusursuzluğu ayırt etmek gerekir. Hiç bir hakem kusursuz değildir çünkü yönettikleri her maç ile tecrübe kazanırlar ve daha iyi hakem olurlar. Bu da oyunun bir parçasıdır çünkü hakem de oyunu oynayan bir aktördür, aynı oyuncular gibi.

Hakemler tribünlerin etkisinde de kalabilir ama bu da oyunun bir parçasıdır ve kötü niyet değildir. Tecrübe ile hakemler tribünlerin etkisinden kurtulur.

Futbolun doğal ölçeğini değiştirerek adalet sağlanamaz.

Eğer minimum ölçüleri bilmiyorsak çözünürlüğü bir önceki teknolojiden daha yüksek olan her yeni teknoloji bir önceki teknolojinin ölçtüklerini değersizleştirecektir.

Bugün 16 kamera ile oynanan VAR’ın kararlarını kutsal sayan taraftarlar, yarın VAR 100 kamera ile oynandığında bugün kutsal saydıkları bir kararın geçersiz olacağını anlayamıyorlar maalesef.

Halbuki 100 yıldır futbol hep aynı ölçekte insan ölçeğinde oynandığı için futbolda bir devamlılık vardı. Artık o devamlılık kalmadı.

VAR’ı 12 kamera ile oynayabilirsiniz; 20 kamera ile oynayabilirsiniz; 100 kamera ile oynayabilirsiniz; 1000 kamera ile de oynayabilirsiniz. 12 kamera ile göremediğiniz ofsaydı 1000 kamera ile görebilirsiniz. Bunların hiç biri “en doğru” ofsayt değildir.

Ofsayt bir tanımlamadır dedik. Eğer ofsayt “yan hakem ofsaydı belirler” diye tanımlanmışsa ve asgari ofsayt “vücudun tamamı geçmeli” diye tanımlanmışsa, o zaman 1000 kameralı VAR’ın çektiği hayali çizgiye göre atomları sayarak hesaplanmış bir ofsayt ofsayt olmaz. VAR’ı reddetmek için bütün anlamamız gereken budur.

Daha iyi daha kötü ofsayt yoktur; sadece resmi olarak tanımlanmış ofsayt vardır.

Bu şekilde tanımlanmış bir ofsayt için kimse çıkıp “hakem ofsaydımızı vermedi” diyemez çünkü ofsayt yan hakemin gördüğü olarak tanımlanmıştır.

Ofsayt sadece hakem ofsaydı çaldığında varolan bir pozisyondur. Hakem çalmazsa ofsayt yoktur çünkü hakemin düdüğü ofsaydı yaratır.

Notlar:

— Futbol kurallarını tanımlayan İFAB adlı kurumdur.

Diğer VAR yazılarım.

Hata

centralpark3

Sorun nedir anlayamadım. Bir yerin ismini yanlış mı söylemiş? İlgimi çekti çünkü ben de yıllar önce benzer bir hata yapmıştım; Centril Park’a gidiyorum diye yola çıkıp Hide Parkında bulmuştum kendimi. Ben diyorum ki, bu hatayı düzelterek ona dikkat çekenler aslında kendi üstün zeka seviyeleri ile övünmek için bunu yapıyorlar. Herkesin bilgi seviyesi bilmekten gurur duyduğu bilginin seviyesindedir. Ben mesela herkesin bilgi seviyesinin bilmekten gurur duyduğu bilginin seviyesindedir bilgisini bildiğim için övünürüm. Bu insanlar ise Centrall parkı nerede ve Hydi parkı nerede gibi bir bilgi kırıntısı ile övündüklerine göre bilgi çıtasını bayağı düşük tutmuşlar demektir. Arama bulma motoru gogleda herkesin kolayca arayıp bulabileceği bir bilgiyi ezbere bildiğini göstermek için sosyal medyada paylaşımlar yapan insanlara sadece acıyorum. Hani, Format’ın son teoreminin ispatında bir hata bulmuşlardır da, onunla övünürler, bunu anlayabilirim; ama dünya üzerinde iki önemsiz parkın yerini bildikleri için övünen insanların olması beni insanlık adına çok üzer. “Bir şeyi ezbere bilmek bilgili olmaktır” prensibi üstüne kurulmuş olan ezberci eğitim sisteminin eğitip eğitip cahil bıraktığı insanlardır bunlar. İnternete ulaşabilen herkes artık herşeyi biliyor. Parkların sadece hangi şehirde olduklarını değil istersek koordinatlarını bile anında bulabiliriz. Uydu resimlerine bakıp o parka gittiğimizde hangi çiçekleri toplayıp hangi bankta oturacağımızı bile planlayabiliriz. Artık hiçbir bilgiyi ezbere bilmeye gerek yok. Bilmek istediğin her şeyi internette anında bulabiliyorsun. Ben bu hatayı yapanı değil de, kendisinin ne kadar bilgili olduğunu göstermek için bu hatayı düzelteni hatalı bulurum. Zaten ortada bir hata yok! Farzedelim ki, google’da aradık ve gördük ki google’a göre central ile hyde parkları sayın CB’nin telaffuz ettiği ülkelerde değilmiş. Ama sayın CB hangi parkın hangi ülkede olduğuna dair bir fikir beyan etmedi ki! Eskiden Londra’ya gidip Central Park’ta dolaştıklarını sanan vatandaşlar olduğuna işaret etti. Sayın CB, 1980’lerdeki, yani AKP iktidarından önceki, eski Türkiye’nin şaşkın vatandaşlarından bahsediyor. AKP’nin dizayn ettiği yeni Türkiye’de artık Londra’ya vize alıp New York’a gittiğini zanneden saftirik vatandaşlar kalmadı. Artık herkes uyanık. Herkes aynı dizileri seyrediyor; aynı internete giriyor, aynı köprülerden geçiyor, aynı kıraathanelerde bedava kek yiyor. Herkesin altını, doları bol, keyfi yerinde. Herneyse ne! Biz google’a mı inanacaz yoksa sayın CB’mize mi? Aslında google’da bulduğumuz bilgi ile sayın CB’nin sözü arasında bir çelişki olsa bile bu sayın CB’nin bu parkların yerini bilmediğini göstermez ki; sadece bu bilgiyi CB’nin prompterinden geçiren asistanın hatalı olduğunu gösterir, o kadar. Ne var bunda? Üstünde durulacak bir konu değil. Velevki sayın CB İngiltere Reis-i Cumhur’u Mister Trumb’un ismini ABD Şansölyesi Tereza Maye ile karıştırmış olsun… Ne olur ki? Al birini vur ötekine. Fakat eleştiri oklarınızı sayın CB’ye hedefleyen ey hadsiz sosyal medya uşakları! Siz yeryüzündeki her memleketin her şehrindeki her parkın ismini biliyor musunuz? Hem siz promptersiz konuşuyorsunuz. Promptersiz konuşmak kolay! Hadi bakalım prompterli konuşun. Prompter görseniz tanımızsınız bile! Bu konuda ben futbolu suçluyorum. Evet, futbolu. Bildiğimiz futbolu. Ülkemizde entellektüel tartışma seviyesi tribünlerde birbirlerine koro halinde küfür eden rakip takım taraftarlarının seviyesindedir. Aziz Nesin’in dediği gibi tezahüratların yüzde 60’ı küfürlüdür. Geri kalanı da imalıdır. Stadyumda rakip taraftar kitleleri en yaratıcı küfürleri birbirlerine ve hakeme iletirler. Tribünlerde entellektüel bir tartışma ortamı yoktur. En fazla bağıran ev sahibi takımın taraftarlarıdır. Zaten kavga çıkmasın diye misafir takımın taraftarı çoğu kez stada alınmaz. Onlar ekran başında bağırır. Çocukluklarından beri karşı takımın bir vajinası olduğu ve kendileri ile cinsel ilişkiye girmeye arzulu olduğu mitosuna inanan bu taraftarların büyüyünce de her konuyu aynı seviyeye indirgemeleri kaçınılmazdır. Siyaset alanında tartışmaların seviyesi daha da düşerken sapıklık seviyesi zirve yapar. Entellektüel gelenekleri futboldan gelen insanlar zaten siyasi tercihlerini takım tutar gibi yaparlar. Bir parti tutup hayatları boyunca aynı partiye oy verirler ve diğer partinin vajinası ile ilgilenirler. AKP partisini tutmayan bu sosyal medya silahşörleri Sayın CB’nin her dediğine bir kulp takmayı marifet sanıyorlar.  Ama olaya bir de şu açıdan bakmakta fayda vardır. Sayın CB son 10 yıl neredeyse 7/24 mikrofon arkasında ve prompter önünde demeçlerini vermektedir. Biz de bu demeçleri almaktayız, sağolsunlar. Bu demeçleri kitaplaştırsak ve sayfaları yanyana koysak Haydee parktan Santral parka yol olurdu da o Central parkın yeşil çimlerinde oturup yakındaki Bing Bang kulesinin çanlarını dinlerdiniz. Ondan sonra arta kalan demeçlerden Pasifik okyanusu üzerinden bir köprü kurup Nakkaştepe parkımıza gelebilirdiniz. Bu şekilde Nakkaştepe’nin dünyanın bütün parklarından daha güzel olduğunu görmüş olurdunuz. Parkı gezdikten sonra geriye kalan demeçleri yanyana koyup Elan Kusk’un roketinden önce Mars’a gidip oradaki parkları da gezmek isterdiniz. Mars’ta henüz park olmadığını görünce elinizde kalan demeçlerden bir kamp ateşi yakıp ısınırdınız ve demeçleri yüzyıllarca yakarak enerji sorununu çözüp insanoğlunun Mars’ta koloni kurmak hayalini gerçekleştirmiş olurdunuz. Demeçlerin ateşi ile işleyen santrallerden çıkan ısı Mars’ta bir iklim değişikliğine yol açardı ve küresel ısınma olurdu. Mars’ın iklimini mahvettikten sonra küresel ısınmayı çok sıcak bulup bu sefer geriye kalan demeçlerle kendinize bir roket yapıp dünyaya geri gelirdiniz ve siz yokken verilen demeçlerle roketinizin deposunu tekrar doldurup güneş sisteminin dışına doğru yola çıkardınız ve güneş sisteminin dışında, samanyolu dikiz aynanızda kaldığında, geriye kalan demeçlerle… diye devam edebilirdik ama burada duruyoruz çünkü bu yazının da sayın CB’nin demeç külliyatı gibi uzayıp gitmesini istemiyoruz. Uzun lafın kısası, 10 yıldır devamlı hem sizin için, hem de memleketin hayrı için (ve hem de yeniden ve yeniden ve yeniden seçilmek için) hiç durmadan demeç veren bir büyük hitabet ustasının demeç külliyatında bulabildiğiniz tek hata bu ise… bu sadece sizin cahilliğinizi gösterir ve sayın CB’nin ne kadar doğru ve yanlışsız konuştuğunu gösterir. Sayın CB’yi bu konuda eleştirenler siz kendiniz 10 yıl boyunca her gün her saat demeç verseydiniz ne hatalar yapardınız kimbilir. Bu hataların memleket için ne kötülükler doğuracağını düşünmek bile istemiyorum. Eğer bu ülkede hukuk olmasaydı ve insanlar vermedikleri demeçler için ve söylemedikleri sözler için içeri alınıyor olsalardı sayın CB’nin bu sözde hatasını düzelttiğini zanneden bu zavallılar o vermedikleri demeçlerdeki hatalar için çoktan Silivri’nin yolunu tutmuş olurlardı. Türkiyenin yetiştirdiği en büyük hitabet sanatı ustasının ustalık döneminde iki parkın ismini karıştırmak gibi bir hata yapabileceğini düşünebilmek bile bu insanların ne kadar fanatik CHP’li olduklarını ispatlıyor. Bunların zaten dış mihraklardan destek aldıkları ve Gezi olayları sırasında aileleri ile Central Park’ta gezmeye gittikleri için gezi olaylarının failleri olarak soruşturulmaları kaçınılmaz olacaktır. Sayın CB olsa olsa bilerek iki küçük parkın yerlerini tersine çevirip söylemiştir çünkü o bütün insanları yaradanın yaratıkları oldukları için sever; cahil olanları da aynı sebepten sever ve onları da, eğer gerekli görürse, eğitilmeleri için Silivri kapalı eğitim tesislerine yönlendirebilir. Dinimizin (c.ç.) Allahın (cc) ve peygamberimizin (ss) ve CB’nin (ç.s) gerekli gördüğü de budur. Bunun aksini söyleyen dinsizlere demeçleri bundan sonra daha dikkatli dinlemelerini tavsiye ederiz.

***
Hata yapmayı suç bilen insanlar var… Hata yapmayı hata sanan insanlar var… Hatanın bir deneme olduğunu anlamayan insanlar var. Bu da eğitim sisteminin bir hatasıdır. Eğitim sistemi hatayı cezalandırmak üzerine kurulmuştur. Halbuki, hata yapmadan hiç bir şey öğrenilemez. Yürümek düşe kalka öğrenilir. Düşmeden yürümek öğrenilemez.  Düşmeden kalkılmaz. Düşmek nedir? Hata yapmaktır. Demek ki hata yapmadan hiç bir şey öğrenilemezmiş. Eğitim kurumu hata yapanları cezalandırdığına göre eğitimin amacı bir şey öğretmek değil, kalıplaşmış bilgileri ezberlettirerek bir üst sınıfa geçmek için sınav geçmeyi öğretmektir. Okullarda hata yapan talebe hata yapmış gibi alaya alınır ve cezalandırılır. Okulda en büyük hata bilmemektir ve bilmemek en ağır şekilde cezalandırılır. Halbuki, tam aksine hata yapan talebeler desteklenmeli ve tebrik edilmelidir. Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ki, ortada bir hata yoktur, herkes ne demek istendiğini anlamıştır. Demek istenen şudur: Eskiden bizim anıt parklarımız yoktu; döviz bulabilip de yurtdışına çıkabilen vatandaşlar oradaki anıt parklara bakıp üzülürlerdi. Şimdi bizim de Nakkaştepe’miz var. Öyle dışarlara gidip oralarda cenral parkmış hidy parkmış gibi yerler var diye bilgiçlik taslamayın. Söylenmek istenen budur. Ve doğru olarak söylenmiştir.


Notlar:

Haber.

Cüneyt Çakır: VAR pozitif bir şey

Dünya kupasından dönüşünde, havaalanında verdiği bir demeçte, Cüneyt Çakır şöyle diyor: “Dünya kupasında görüldü ki, video hakemlik hakemlere değil futbola fayda sağlıyor, bu kanıtlandı.” Ne demek istediğini tam anlayamadım. VAR futbola nasıl fayda sağlamış olabilir? VAR futbolu Amerikanfutbollaştırıyor!!

“Cüneyt Çakır: VAR pozitif bir şey” yazısını okumaya devam et

Futbol bir oyundur, VAR’sız oynanır…

  1. Hakemin otoritesi mutlaktır.
  2. Hakemin görüş açısı kutsaldır.
  3. Oyunun tek gerçeği hakemin görüş açısıdır.
  4. Futbolu ruhsuzlaştırmaya çalışıyorlar
  5. Hakem ile video görüntülerinin ilişkisi
  6. Aslında derin felsefi konular var burada
  7. Oyun devamlı mıdır yoksa kopuk kopuk mudur?
  8. Bu felsefi bir soru ama cevabını bilmemiz gerekmiyor.
  9. Oyunun akışı devamlı olsa bile, yani zaman devamlı olsa bile, biz seyirciler olarak oyunu bir pozisyonlar devamlılığı olarak görürüz.
  10. Oyun bize devamlı gibi gelir.
  11. Hakemin oyunu durduğu zamandan bahsetmiyorum
  12. Oyun oynanırken, biz farkında bile olmadan, oyunu, “pozisyonlar” olarak algılarız.
  13. Önemli pozisyonlar vardır; o kadar önemli olmayan pozisyonlar vardır.
  14. Orta sahada paslaşmalar önemli pozisyon değildir.
  15. Ceza sahası içinde topun ele çarpması önemli bir pozisyondur.
  16. Evet/Hayır pozisyonları var: top çizgiyi geçti mi geçmedi mi? Top ele değdi mi değmedi mi?
  17. Değerlendirme gerektiren pozisyonlar var: fauller hakemin değerlendirmesine daha açıktır.
  18. VAR ne yapıyor? Video görüntüsü hakemin gördüğünden daha gerçek görüntü olarak kabul ediliyor ve hakemin canlı maçta gördüğünü ekrandaki “tarihi” veya “arşiv” görüntü ile geçirsiz kılıyor.
  19. VAR’ın taraftarları, VAR’ın hakemin otoritesini sulandırmadığını iddia ediyorlar. Çünkü, video’ya baksa bile en son kararı veren yine hakemdir diyorlar.
  20. VAR’ın hakemin otoritesini sulandırmadığı doğru değil.
  21. Bir kere, hakem sadece sahanın içinde iken hakemdir.
  22. Hakem oyun oynanırken oyunu yöneten tek yetkili kişidir.
  23. VAR değerlendirmesi için hakem sahanın dışına çıkmaktadır. Bu futbol için yeni bir felsefi sorun yaratmıştır: Hakemin hakemliği, yani hakemlik yetkileri, saha dışında da devam etmekte midir?
  24. VAR Futbol için çok kötü bir durum yaratmıştır. Oyun duruyor; futbolcular sahada bekliyor ve hakem sahanın dışına çıkıyor. Hakem oyunun oynanmış haline, yani geçmişe bakıyor, yani oyunun tarihine bakıyor, ve geçmişteki oyunun görüntüleri ile kendi canlı görüntülerini geçersiz kılabiliyor.
  25. Futbol oyunu, maçtan sonra pozisyonların ağır çekim video görüntülerine bakarak analiz edildiği televizyon programlarına indirgenmiş oluyor.
  26. Oyunun durmasının iki sakıncası var. Oyuncuların konsantrasyonu bozuluyor ve soğuyorlar; ama daha önemlisi, akıl işin içine girmiş oluyor.
  27. Siz hiç, VAR’dan önce, bir hakemin oyunu durdurup, bir pozisyonu kendi kendine tartıştığını, elini çenesine koyup, uzun uzun pozisyon hakkında akıl yürüttüğünü hatta kural kitabını açıp okuduğunu gördünüz mü? Hakem, oyunun akışı içinde anında düdüğünü çalar ve kararını açıklar. Akıl kararda etkili değildir. Nasıl ki bir kaleci gelen topu tepki verirken “acaba nereye doğru uçsam?” diye aklına başvurmaz ise hakem de aynı şekilde kararını refleks ile aklına başvurmadan verir.
  28. Peki burada asıl felsefi soru nedir?
  29. Burada ki felsefi soru VAR’ın video görüntüleri ile hakemin gördüğü görüntünün hangisinin gerçek görüntü olduğudur.
  30. VAR taraftarları video görüntülerinin en gerçek Gerçek olduğunu ve hakemin gözünde oluşan görüntüyü geçersiz kılabileceğini varsayıyorlar ve bu görüşü doğru felsefi duruş olarak savunuyorlar.
  31. Video görüntülerini gerçek Gerçek olarak tanımladıkları için de hakemin kendi görüş açısından gördüklerini, eğer bu iki görüntü uyuşmaz ise, hakemin görüşünü, yani kararını, “hatalı” karar olarak veya hatalı görüntü olarak kabul ediyorlar.
  32. Burada hakemin “karar”ından bahsetmemiz gerekmez, hakemin gördüğünden bahsetmeliyiz. Çünkü hakem gördüğünü çalmaktadır bu yüzden önemli olan video görüntüsü ile hakemin gördüğü arasındaki farktır. Çünkü eğer hakem de videonun gördüğünü görseydi o zaman o da videodaki görüntüye göre karar verecekti.
  33. Demek ki video ile hakem arasındaki tek fark görüş açısıdır.
  34. O zaman sormamız gereken neden video görüntüsü hakemin görüntüsünü geçersiz kılabiliyor?
  35. VAR taraftarları video görüntülerine göre oynanmış bir oyunun daha adil ve tarafsız olduğu görüşünü savunuyorlar.
  36. Tartışılması gereken bu: Video görüntüleri gerçek Gerçeği mi yansıtıyor?
  37. Video görüntüsüne uymayan, fakat kendi görüntüsüne (kendi gördüğüne) uyan bir karar vermiş olan bir hakem “hatalı” bir karar vermiş oluyor?
  38. Hakem sadece eğer gördüğünü çalmıyorsa hatalı karar vermiş olabilir; gördüğünü çalan bir hakemin kararı hatalı veya yanlış olamaz çünkü hakem gördüğünü çalmıştır.
  39. O zaman neden video görüntüleri hakemin gördüğünden daha gerçek olsun?
  40. Eğer hakem gördüğünü çalıyorsa, hakemin çaldığı her düdük doğrudur. Bu bir tanımlamadır. Hakemin kararı yanlış veya hatalı olamaz. Çünkü oyunun tek gerçek görüntüsü hakemin gördüğüdür.
  41. Hakemin görmediği pozisyon düdük gerektirmez.
  42. Hem VAR hem orta hakem olmaz. Eğer VAR olacaksa maçları orta hakem olmadan oynayın. Yeterli teknoloji var. Bütün pozisyonlar videodan değerlendirilir ve arka odada, karanlık bir odada, hakemler düşünüp taşınıp pozisyonları saatlerce değerlendirip en doğru kararları verirler. Çünkü şimdi ki gibi bir pozisyonu sadece orta hakemin bir kaç saniye bakıp karar vermesi o pozisyonun hakkını veremez. Televizyon programlarında bazı pozisyonları tartışan en üst seviye futbol bilginleri saatlerce tartıştıkları halde net bir karara varılamıyor. Oyun oynanırken de aynı şekilde tartışılmazsa oyunun hakkı verilmez. Ama her pozisyon bu şekilde derinlemesine tartışılıp gerçeğin en gerçeğine ulaşılana kadar pozisyon didik didik edilirse o zaman da bir çok oyun yarım kalacaktır çünkü VAR teknolojisi bile bugünkü hali ile pozisyonları çözmeye yetmeyebilir. O zaman da oyunun iptal edilmesi gerekir.
  43. Yani demek istediğim hiç bir zaman gerçeğin en gerçeğine ulaşamayacağınız pozisyonlar olacaktır. O zaman hakemin de bazı pozisyonlarda gerçeğe ulaşamayacağını kabul edip hakemin otoritesini kabul etmek en iyisidir.
  44. Zaten gerçeğin gerçeği diye bir gerçek de yoktur. Böyle bir ideal gerçeğe ulaşmaya çalışmak futbolu da Amerikan futbolunun ruhsuzluğuna götürür. VAR’ın futbolu götürdüğü yer orasıdır. Futbolun Amerikan futbolu gibi sahanın dışındaki aktörler tarafından yönetilen ruhsuz ve hatasız bir gösteri olmasına izin veremeyiz.
  45. VAR’lı futbol Amerikan futboludur; VAR futbolun ruhunu öldürür ve ruhsuz bir futbol ortaya çıkar. Bu Dünya Kupasında seyrettiğim son iki maçta VAR’a hiç başvurulmadı ve oyunun VAR’a ihtiyacı olmadığını görmüş oldum.
  46. Peki topun kale çizgisini tam olarak geçip geçmediğini bilmek oyunu daha adil yapmaz mı?
  47. Gerçi VAR ile kale çizgisi teknolojisini ayırmak lazım.
  48. Topun kale çizgisini geçip geçmediği seyrek olarak karşımıza çıkıyor. Bu konu teknolojinin futbolun ruhunu nasıl öldürdüğünü açıkça gösteriyor.
  49. Düşünün. Fileleri sarsan net ve tartışmasız bir gol ile topun çizgiyi geçip geçmediği belli olmayan pısırık bir gol arasında fark olması doğal değil mi?
  50. Madem topun çizgiyi geçip geçmediğine dair milimetrik belirsizlik var, bu gol, veya olmayan gol belirsiz olarak kalmalı!
  51. Böyle belirsiz durumlarda iki takım da hakemin kararını kabul etmeli.
  52. Zaten istatiksel olarak, hakemin kararı ile gol çizgisi teknolojisinin kararları birbirlerine yaklaşacaklardır. Ben topun gol çizgisi tamamı ile bir milimetre geçtiği bir pozisyonun hakem tarafından gol olarak kabul edilmemesini bir haksızlık olarak görmüyorum. Çünkü oyunun hangi ölçekte oynandığını önceden tanımlayıp baştan sona o ölçekte oynanması gerekir.
  53. Eğer futbol oyunun insan ölçeğinde oynanmasına karar vermişsek baştan sona insan ölçeğinde oynanmasına önem vermemiz gerekir.
  54. Bir örnek verelim. Serbest vuruşlarda hakem barajı kurdurmadan önce adımları ile 9 metre 15 cm’i ölçer. Kural kitabında barajın en az 9.15 metrede kurulması gerektiğini yazar. Hakem adımları ile ölçtüğüne göre aradaki mesafenin tam 9.15 metre olup olmadığı şüphelidir. Şimdi VAR taraftarları neden hakemin bu “hatasını” ellerinde bir lazer mesafe ölçerle sahaya inip en hassas bir şekilde ölçmüyorlar? Çünkü oyun insan ölçeğinde oynanmaktadır. Her ölçüde hata payı vardır.
  55. Manavdan bir kilo elmayı eve getirip hassas terazide ölçüp bu verdiğin elma 10 miligram eksikmiş diyor musunuz? Eğer altın tartıyorsanız 10 miligram büyük bir miktar olabilir ama elma için değildir. Futbolun ruhuna uygun ölçek de insan ölçeğidir.
  56. İnsan ölçeği nedir? Tek bir görüş açısından yönetilir. Bu hakemin görüş açısıdır. Ağır çekim ve yakın plan yoktur.
  57. O zaman oyun hakemin insan ölçeğine göre oynanmalıdır. Birden ölçek değiştirip daha hassas daha yüksek çözünürlü bir ölçeğe geçmek oyun içinde kalenini boyutlarını değiştirmeye benzer.
  58. VAR oyun içinde ölçek değiştiren bir uygulamadır. Hakimin insan ölçeğinden aniden başka bir ölçeğe geçilmektedir.
  59. Hakem oyunu tek bir görüş açısından, canlı oyun hızında görüyor ve algılıyor. Bu insan ölçeğidir.
  60. Video ise başka bir ölçektir.
  61. Video oyunu tek bir açıdan değil bir çok açıdan görür.
  62. Video oyunu canlı hızında değil ağır çekimde görüyor.
  63. Hakem yakın plan göremezken video yakın plan görebiliyor.
  64. Hangi ölçek alemini “gerçek” ölçek olarak tanımlıyoruz ve kabul ediyoruz? Karar vermemiz gereken budur. Fakat ikisini karıştıramayız. Aynı oyunu iki ayrı ölçekte ve iki ayrı kurallara göre oynayamayız.
  65. Bu iki gerçeklik arasındaki en önemli ayırım bence şu: hakem de sahanın içinde bir oyuncudur (yani aktördür) ve oyunu oynar ve maçı yaratan iki aktörden biridir (diğer aktör grubu futbolculardır) dolayısıyla hakemin kararları düşünülerek akıl yolu ile verilmiş kararlar değildir. Siz hiç oyunu durdurup, düşünen, kendi kendine tartışan, hatta futbolcularla karar vermek için konuşan, seyircilere danışan bir hakem gördünüz mü? Ben görmedim. O zaman hakemin durup videoya danışması neden bazı insanlara futbolun ruhuna uygun geliyor?
  66. Hakem oyunun bir parçasıdır ve hakemin kararları canlı kararlardır.
  67. Video ekranında gösterilen görüntüler ise geçmişte oynanmış bitmiş pozisyonların görüntüleridir. Yani, video canlı değil tarihsel görüntülerdir.
  68. Hakemin gözünde canlanan canlı görüntü mü “geçek”tir yoksa ekranda görünen, başka bir ölçek aleminden gelen görüntüler mi gerçektir?
  69. Bence hakemin gördüğü gerçek kabul edilmelidir.
  70. Neyin gerçek olduğu zaten bir tanımlama meselesidir. Kimse ideal ve mutlak bir gerçek aramasın çünkü yoktur.
  71. Ama şöyle bir soru olabilir. Bu soruya da dünya görüşümüze göre cevap verebiliriz: Eğer top ceza sahası içinde defansif takımdan bir oyuncunun eline değerse penaltı olur. Böyle bir kural var. Diyelim ki, topun ele çarptığı an hakemin önünde bir futbolcu vardı ve hakem topun ele değdiğini göremedi. Seyirciler gördü, yedek kulübesi ve teknik adamlar gördü, video kameraları gördü ve kayıt altına aldı… ama hakem görmedi! Bu penaltı mı? Hakem görmediği için, oyna işareti yapacak ve oyun devam edecek.
  72. Kurallar ne diyor? Kurallar, hakemin gördüğünden başka bir gerçekliğin varlığını kabul mü ediyor? Tam aksine. Kurallar hakemin otoritesi ve yetkisi tamdır diyor. Hakemin sağduyusunu kullanarak ve pozisyonu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışarak karar vermesini söylüyor.
  73. Hakemin görüş açısı kutsaldır. Oyunun tek gerçek görüş açısı hakemin görüş açısıdır. Oyunun içinde olan hakemdir. Oyunu canlı olarak sahanın içinde yaşayan futbolcular ve hakemdir. Diğer bütün şahıslar ve şeyler oyunun dışındadırlar.
  74. Futbolcular da oyunu canlı yaşarlar sahanın içinde ama onların oyunu durdurma yetkileri yoktur. Hakemin de topla oynama yetkisi yoktur. Futbolcu ve hakem maçı yaratan iki grup aktördür ve maç hakkında karar verebilecek ter merci de hakemdir.
  75. Futbolcularla hakemin birbirlerini tamamladığını görüyoruz. İkisi de oyunu oynuyorlar, yani bitmiş haline “maç” dediğimiz pozisyonlar toplamını yaratan aktörlerdir hakem ve futbolcular.
  76. Hakem, canlı olarak gördüğünü veya görmediğini; oyunu durdurup, tarihsel oyuna, yani oynanmış bitmiş pozisyonun, video görüntülerine bakarak bir karar verirse kendini televizyon yorumcusu seviyesine indirgemiş olur.
  77. Aslında hakeme hakemlik yetkileri sadece canlı oyunu yönetmek için verilmiştir. Hakeme tarihsel oyuna bakarak karar verme yetkisi verilmemiştir.
  78. Bir pozisyonu anında değerlendirmek ile pozisyon bittikten sonra geriye gidip pozisyonu incelemek arasında çok büyük fark vardır. Hakemin canlı maçta gördükleri esas alınmalıdır çünkü gerçek olan odur.
  79. Futbola gereksiz teknolojiler sokma hastalığı, futbolu sözde hatalardan arındırma çabası, futbolu sözde ahlaklı yapma çabaları, ki bunları yapanlar futbolu sevmeyen “hukukun üstünlüğü”, “tarafsızlık” gibi martavalları futbola uygulamaya çalışan bozgunculardır.
  80. VAR gibi teknoloji hastalıkları futbola bir kere bulaştı mı bunları futboldan atmak çok zor olur. Futbolun ruhu bir kere öldü mü ve futbol da Amerikan futboluna dönüştü mü artık geri dönülmez bir yola girilmiş olur. Çünkü bu teknolojilerden para kazanan insanlar ve kurumlar vardır.
  81. Daha şimdiden VAR hakemlerine hakem istihdamı olarak bakılıyor. Sanki oyundaki hakem sayısını arttırmak iyi bir şeymiş gib.
  82. Hakem kurulunun hakem sayısını arttırmak hoşuna gidiyor çünkü onlar istihdam açısından bakıyorlar. Hakemlere ekstra iş bulmuş oluyorlar.
  83. Hakemlerin iş alanı artmış oluyor.
  84. Ama bir alanda profesyonellerin sayısı arttıkça orada işin çözümü zorlaşır. Bir davaya yeni avukatlar getirerek o davayı hızlandıramazsınız sadece yavaşlatmış olursunuz. Aynı şekilde hakem sayısı arttıkça pozisyonları çözmek zorlaşır kolaylaşmaz.
  85. Zaten VAR’ın açılımı “Video Assistant Referee” olduğu halde bu arkadaş hakem değildir. Futbolda hakemlik yetkileri olan bir tek kişi vardır o da orta hakemdir. Yan hakemle de hakem değildir. VAR da yan hakemler de sadece hakemi uyarabilirler. Hakemlik yetkileri yoktur.
  86. Dünya kupasında işgüzar bir VAR hakemin yarattığı komik bir olay: İran Portekiz maçında, topsuz alanda, hakemin görüş açısı dışında, Ronaldo bir İranlı futbolcuyu itti ve İranlı oyuncu kendini yere attı. VAR hakemi orta hakemi uyardı. Hakem oyunu durdurdu ve topsuz alanda görüş açısının dışında olmuş bir pozisyon için oyunu durdurdu ve gitti videoyu seyretti ve Ronaldo’ya sarı kart gösterdi. Ne oldu şimdi? Oyun gereksiz yere durdu. Bu tip itiş kakış oyunun bir parçası ve Ronaldo da gayet doğal olarak hakemin görmeyeceğini bildiği için rakibini itti vi kendinden uzaklaştırmak istedi. Bu oyunun bir parçası. VAR ise aşırı bir cezalandırma içgüdüsü ile ideal bir ilahi adaleti yerine getirmek uğruna oyunu gereksiz yere durdurmuş oldu.
  87. Halbuki gerçek VAR’sız futbolda hakem görmediyse o pozisyon düdüklenmez. Doğru olan da budur. Hakem görmediğine göre Ronaldo’nun cezalandırılması çok yanlış olmuştur.
  88. Futbolun gerçeği budur: hakemin görmediği pozisyon oyunu durdurmaz.
  89. FUTBOL BİR OYUNDUR. Bu gerçeği futbolun patronları maalesef unutuyorlar. Bir suçlu aramıyoruz ki video kayıtlarına bakalım, pozisyonu ağır çekim oynatalım, yakın çekimleri inceleyip gerçek Gerçeği arayalım.
  90. Gerçek tarihsel görüntülerde değil hakemin gördüğündedir.
  91. FUTBOL BİR OYUNDUR. Aldatma futbolun özünde vardır. Aldatma olmadan futbol bir oyun olmaz. Futbolun ruhunda aldatma vardır. Aldatma zaten kötü bir şey değildir. Çalım atmak rakibini aldatmaktır. Aldatma diye çalımı yasaklayalım mı?
  92. Ceza sahası içinde kendini yere atmak hakemi aldatmaya çalışmaktır. Hakem yutar veya yutmaz. Hakem polis değildir. Hakem savcı da değildir. Hakem aldatılması kanunlarca yasaklanmış bir devlet görevlisi de değildir. Hakem de futbolcu gibi sahanın içinde bir aktördür ve futbolcunun hakemi aldatmaya çalışması doğaldır ve oyunun bir parçasıdır.
  93. Hakemi aldatmaya yönelik hareketten oyuncular sarı kart görebilir bu çok yanlıştır.
  94. Aldatmacanın işin esası olduğu hangi alan olursa olsun, aldatmayı cezalandırmak hiç bir işe yaramaz. Aldatmayı işin esasında varsa aldatmayı cezalandırmak aldatmayı ortadan kaldırmaz aldatanları daha usta aldatıcılar yapar.
  95. Futbolcular da VAR’a adapte olup daha sofistike aldatma yöntemleri geliştirecekleridir.
  96. İnsan ilişkilerinde aldatma esastır. Din binlerce senedir insanlara aldatmayın der. Kanunlar insanlara aldatmayın der. Aldatma ortadan kalkmış mıdır?Hayır.
  97. İnsanlarda ve hayvanlarda karşı cinse kur yapmak zaten aldatmak demektir.
  98. Hangi erkek aldatma işinde en usta ise kız onu seçer.
  99. Pazarlama işi zaten aldatmak demektir.
  100. Futbolda da aldatmak oyunun ruhunda vardır ve yasaklanamaz.
  101. Peki neden futbolun içinde olan yöneticiler bu gerçeği göremiyorlar? Çünkü onlar kendi toplumsal ahlak anlayışlarını futbola dayatmaya çalışıyorlar. Toplumda aldatmak kötüdür o zaman futbolda da kötü olmalıdır diye düşünüyorlar. Halbuki futbol bir oyundur. Futbolun yazılmamış kurallarından biri de aldatmaktır.
  102. FUTBOL BİR OYUNDUR. “Hata” kelimesi hep karşımıza çıkıyor. Hakem hatası, pas hatası, defansın hatası gibi. Futbol bir hatalar oyunudur derler. Bu da doğru. O zaman hatayı futboldan silmeye kalkışmanın anlamı nedir?
  103. Hakemin hatalı karar verdiği söyleniyor. Ne demek istiyorlar? Hakemin verdiği karar video görüntülerine uymuyormuş. Eğer hakemin verdiği karar video görüntülerine uymuyorsa hakemin hatalı karar verdiğini söylüyorlar.
  104. Ama biz hakemin kararı değil hakemin gördüğü ile video kamerasının gördüğünü karşılaştırmak gerektiğini söylüyoruz. Çünkü hakem gördüğünü çalar.
  105. Hakem görmediğini çalamaz.
  106. Bu dünya kupasında VAR ile verilen penaltılar yüzünden penaltı sayısı artmıştır. Ama oyun daha adil olmamıştır.
  107. Bu dünya kupası tarihe VAR kupası olarak geçecektir ve ileride futbolun yüzkarası olarak tanımlanacaktır.
  108. VAR neden var?
  109. VAR, futbolu yönetenlerin, kendi toplumsal ahlak anlayışlarını ve dünya görüşlerini futbol oyununa dayatma istekleri üzerine varolmuş bir uygulamadır.
  110. Bu yöneticiler, aynı hukukçular gibi, gerçek bir Gerçek olduğu ve o gerçeğe, insan duyularının çözünürlülüğünü aşan yüksek çözünürlü aparatlarla ulaşabileceklerini zannetmelerinden doğmuştur.
  111. Yani onlar için topun kale çizgisini geçmesinin bir gerçek gerçekliği vardır ve gerçekliğe çözünürlülüğü yüksek aletler sayesinde ulaşmak mümkün olabilir.
  112. Ve hakemin kararı bu başka ölçekten yani başka bir boyuttan gelen görüntülerle geri çevrilebilir ve hükümsüz kılınabilir.
  113. Bu yanlış bir felsefedir. Futbol oyununun gerçekliği bu yüksek çözünürlü ve tarihsel gerçek değildir.
  114. Kural kitabında açıkça olmasa da aslında var olan bir kural da hakemin görüş açısının oyunun gerçekliği olduğudur.
  115. Yan hakemler de hakem değildir ama onlar insan oldukları için oyuna video teknolojisinin karıştırılması kadar oyuna zarar vermezler.
  116. Bizce hakemin kulaklığı da gereksizdir ve futbolun ruhuna uymaz.
  117. Görüldüğü gibi VAR futbola yavaş yavaş girmiştir. Önce kulaklık, sonra kale çizgisi kameraları, sonra VAR. Eğer şimdi acilen bu gidişatı durduramazsak futbolun teknoloji ile ruhsuzlaştırma süreci devam edip gidecektir. Sonunda oyunlar hakemsiz oynanacaktır. Kararlar karanlık bir odada ekrana bakıp pozisyonları inceleyen ve pozisyonları tartışan insanlar tarafından verilecektir. Bu insanlar tamamen oyunun dışında olacaklardır ve oyunu hissetmeyen oyunun dışında insanlar olacaklardır. Böyle oynanan futbola futbol denemez. O başka bir oyundur. Oyun da denemez artık çünkü iki takım da VAR odasına avukatlarını koyacaklar ve her pozisyona itiraz edip tartışmaya açacaklardır. Bu şekilde oynanan bir oyun hiç bitmeyecektir.
  118. Fakat burada önemli olan, karar vericileri arttırdıkça karar vermek zorlaşır ve o ideal gerçeğe hiç bir zaman varılamaz ve yaklaşılamaz sadece bir yerde durmak zorunda kalınır. O zaman hakem seviyisinde durmak en iyisidir.
  119. En adil oyun hakemin gördüğünü çaldığı oyundur çünkü iki taraf da hakemin görüş açısından aynı derecede fayda ve zarar sağlıyordur. Hakem topun çizgiyi geçtiğini tam görmeyebilir ve golü vermez, golü sayılmayan A takımı biraz sonra hakemin “vermediği” bir penaltı ile ödüllendirilir bu sefer de B takımı hakkının yendiğini söyler. Ama hakem gördüğünü çalmaktadır. Hakemin gördüğü tek gerçektir. Hakemin görüşü üstünde bir gerçek yoktur.
  120. Şu anda futbolun yöneticileri kendileri avukat olmasalar bile avukat ve hukukçu kafalı insanlar olduklarını anlıyoruz. Çünkü hakemin gördüğünü çalması ile yetinmiyorlar ve kılı kırk yaran video teknolojilerini oyuna dayatıyorlar.
  121. Avukat ve hukukçu kafalılar oyunu oyun olarak göremezler. Onlar için bu dünyada oyun diye bir şey yoktur. Oyun içinde bile olsa her aldatma cezalandırılmalıdır. Futbolunu içinde kendi ahlakı değil toplumsal ahlak olmalıdır. Bunlar hep futbolun oyun olarak güzelliğini yok eden ruhunu körleten uygulamalardır.
  122. Sadece avukat kafalılar, dünyayı suç ve ceza olarak görenler topun kale çizgisini milimetrik olarak geçip geçmediğini anlamak için teknolojiye başvururlar. Halbuki tartışmalı olacak kadar belirsiz olan şey belirsiz olarak kalmalıdır. Oyun insan ölçeğinde oynanmalıdır. Oyunun gerçekliği insan ölçeğidir.
  123. Ağlarla buluşan bir topun muhteşem golü ile ile çizgiyi geçip geçmediğini bilmeyen topun golü arasında bir fark olmalı mutlaka.
  124. Bu bağlamda, kendi kalesine atılan goller de gol olarak sayılmamalı bence.
  125. VAR uygulaması ile hakem hataları azaltılacakmış ve dolayısıyla oyunlar daha adil olacakmış.
  126. Akla gelen ilk soru şu: Futbolda hakem hataları olabilir mi?
  127. Hata ne demek?
  128. Doğru ve gerçek kabul edilen bir standart vardır. Bu standarta uymayan şeylere hata denir
  129. Mesela metre bir ölçü standartıdır. Bir metre kumaş isterseniz ve yarım metre kumaş verilirse o zaman yarım metrelik bir hata yapılmıştır.
  130. Hakem hatası da video görüntüsünün hakemin gördüğü ile uyuşmadığı pozisyonlara denir. Neden video hatası demiyoruz?
  131. Çünkü hatalı olan video görüntüsü değil mi? Video görüntüsünün en büyük hatası ağır çekim olması değil mi? Oyun ağır çekimde oynanmıyor ki! Oyun normal hızda oynanıyor.
  132. Neden oyun ağır çekimde oynanıyormuş gibi ağır çekim görüntülerin hakemin gördüğü normal görüntüyü hükümsüz kılmasına izin veriyoruz?
  133. FİFA, sensorlar duyuları geçersiz kılar diyor. Ben futbol insan ölçeğinde oynanır ve duyular sensorları geçersiz kılar diyorum.