Newton’un eylemsizlik ilkesi hakkında…

Newton gezegenlerin yörüngelerini kendi uydurduğu okült güç ile açıklayabilmek için eylemsiz hareket diye bir hareket tarzı uydurmuştur: gücün olmadığı bir yerde düz bir çizgi üzerinde aynı hızda süreduran bir hareket olurmuş. Hareket etmeye başlayan bir obje düz bir çizgi üzerinde sonsuza kadar aynı hızda hareket etmeye devam edermiş. Böyle bir hareketin ne kadar saçma olduğu hakkında çok yazdım ama burada Nick Kollerstrom’un Newton: Bilim Tarihinin En Büyük Sahtekarı adlı kitabından bir alıntıyı paylaşmak istiyorum (kendi serbest tercümemle):

Eylemsizlik ilkesini formüle etmek, içinde yaşadığımız dünyayı yoksamayı ve reddetmeyi gerektirir çünkü böyle bir hareket hiç bir yerde hiç bir zaman gözlenmemiştir. Bu dünyada düz bir çizgi üzerinde aynı hızda gideduran bir obje yoktur, olamaz da.

Böyle bir hareket sadece tamamen boş bir evrende gerçekleşebilirdi. Bu evrenin içinde sadece bu eylemsizlik hareketini Newton’un emrettiği şekilde gerçekleştirecek olan obje bulunmalıydı. Çünkü başka bir obje olsaydı, bu diğer objenin çekim gücü, eylemsiz eylemsiz dolaşan Newtoncu objeyi etkileyip onu düz çizgisinden saptıracak ve dolayısıyla eylemsizlik hareketini sonlandıracaktı. Böylece obje bir eğri üzerinde gitmeye başlayacaktı. Ayrıca, bu Newtoncu eylemsizlik evreninde bir tek objenin hareketini kimse gözlemleyemezdi, çünkü gözlemcinin çekim gücü de Newtoncu eylemsiz objenin düz çizgisini bozardı.

Bu saçma hareketi hala bir doğa yasası imiş gibi talebelere öğretip duran bağnaz Newtoncu fizikçilere duyurulur.

Notlar:

Nick Kollerstrom’un kitabı.

Eylemsizlik hakkında genel bilgi.

Dinden korkma! Hiyerarşiden kork!

Devlet ve dinin hiç bitmeyen kavgası hakkında bir yazı yazmıştım. Bu da ona bir ek niteliğinde bir yazı.

Kavga ne hakkında?

İnsan pazarını ele geçirmek hakkında. İnsan kendisini dinin mi yoksa devletin mi yolmasına izin verecek! İnsan hür iradesi ile kendini kime sömürteceğini seçecek!

İnsan dine mi borçlu olacak devlete mi? İnsan vergisini dine mi verecek yoksa devlete mi verecek?

Bu tarafta cüppeliler, diğer tarafta ceketliler akbabalar gibi bekliyorlar. Birbirleri ile döğüşürmüş gibi yapıyorlar, ama aslında pazar payı için pazarlık yapıyorlar. Sonunda kaybeden hep insanlar oluyor.

Devletle din bazı konularda anlaşıyorlar; bazen birbirlerini kullanıyorlar, bazı noktalarda anlaşamıyorlar… Şu anda fiili güç devletin elinde, cemaat sözde devletin denetiminde faaliyet gösteriyor… ama cemaatler devleti sıkıştırıyor… çünkü devletin cemaatin kontrol ettiği insanların oylarına ihtiyacı var.

Devlet için din cemaatlerdir çünkü tüzel organizmalar sadece diğer tüzel organizmalarla aynı seviyede muhatap olurlar.

Al dini vur devlete… Ama cemaat beterin beteri. Din Allahın bu memlekete verdiği en büyük ceza. Cemaat din bile değil. Cemaat dini kullanan bir hiyerarşi. Korkmamız gereken dinin kendisi değil… dinin kendi başına hiç bir zararı yoktur. Ancak bir hiyerarşi dini sahiplenip onu kendi varlığını devam ettirmek için kullanmaya başlayınca, din insanları sömürme aracı olmuş oluyor. Bilenen en eski sömürme aracıdır din.

Türk milleti ne yapmış ki, Allah onları dinle cezalandırmış? Müslüman olmuşlar! Daha ne yapsınlar! Güzelim barışçıl dinlerini bırakıp Arapların intikamcı tanrısının buyruğunun altına girmeyi seçmişler. Allah da, isimlerinden biri olan “en büyük intikam alıcı”yı kullanarak, Türklerden Müslüman olmalarının intikamını almaya devam ediyor.

İslamı kendi resmi dini olarak seçen devletler olduğu için İslam bir din olarak varolmaya devam edebilmiştir ve devam etmektedir. Devlet de bir hiyerarşidir; devlet de İslam dinini kendi hiyerarşisinin dini olarak seçmiş! Bu ne demek? Devlet dini halkını sömürmek için kullanıyor demek.

Dinden korkma! Hiyerarşiden kork!

Notlar:

— Din kul ile Allah arasındadır. İslam budur. Din kul ile devlet arasında değildir. Din kul ile tarikat şeyhi arasında değildir. Yukardaki yazının açıklamak istediği budur. Eğer din özel olursa, devletin dini yoktur demektir. Devletin dini olmayınca tarikatlar da olmaz. İşin doğrusu budur. Şu anda tarikatların devletin elinden aldığı on binlerce çocuk ülkenin ve kendilerinin geleceği için faydalı bir şey yapacaklarına bir kutsal kitabı ezberleyip hayatları boyunca aynı şeyi ezberden okuyacaklar. Yani tembel, uyuşuk ve amaçsız bir hayatları olacak ve şeyhlerinin emirlerini yerine getirmek için yaşayacaklar.

Din ve devletin hiç bitmeyen kavgası.

 

Güç: Newton kültünün ruhu

Şöyle bir mantık yürütüyorum: Newton “çekim gücü” diye bir etki tanımlamış. Fizik ders kitaplarında bu güç F=ma dile tanımlanır. Bu güç, Newton’dan sonra onun müritleri tarafından bu şekilde tanımlanmıştır yoksa Newton’un kendi yazdıkları arasında böyle bir tanımlama yoktur çünkü Newton denklemlerle ve eşitlik işareti ile çalışmamıştır. Newton sadece oranlarla çalışmıştır. Zaten bu çifte bir tanımlamadır. Hem gücü hem de kütleyi tanımlar. Yani Newton kültünün bayraklarından biridir. Semboldür. Gösteriştir. Bir işe yaramaz. Neden?

Çünkü Newton’un tanımladığı ve güç dediği bu etkinin en temel özelliği zaman geçmeden etki etmesidir. Yani Newton gücü fizikte kabul edilmiş olan bütün koruma kanunlarını ihlal eden bir etkidir. Termodinamik kanunlarına aykırıdır. Fakat en önemlisi, bu Newton gücü zaman geçmeden etki eden bir etki olarak tanımlanmıştır. Doğada zaman geçmeden etki eden bir şey yoktur ve olamaz. Böyle süpernatürel ve nasıl etki ettiği bilinmeyen etkilere okült etkiler diyoruz. Ama güç okult bile değildir, absürttür. Gizli değil, imkansızdır. İmkansız olduğu için de Newton gücü diye bir şey doğada yoktur diyoruz.

Mesela, güneşte hazır bulunan Newton gücünün dünyayı yörüngesinde tuttuğu varsayılıyor. Nasıl? Güneşte bulunan Newton gücü, güneşten yola çıkıyor 1 astronomi birimi yol katediyor ama süre zarfında hiç zaman geçmemiş oluyor. Işık bile güneşten dünyaya 4 dakikada geliyor. Newton gücü sıfır saniyede geliyor. Sadece bu değil. Newton gücü aynı zamanda akıllı da. Güneşten dünyaya şöyle bir bakıyor dünyanın kütlesini anında hesaplıyor ve dünyayı yörüngede tutacak kadar gücü yolluyor. Dünya da aynı şeyi yapıyor böylece dünya yörüngesinde dolanıp duruyor. Ve kendilerine fizikçi diyen insanlar bu absürd güce sadece şeyhleri Newton dedi diye inanıyorlar. Bu Newton gücü dediğimiz şey bütün evreni saran Newton’un ruhudur. Ben söylemiyorum bunu. Newton’un çağdaşı Huygens söylemiş.

Peki nasıl oluyor da kendilerine fizikçi diyen ve koruma kanunlarına inanan bu sağduyulu insanlar bütün koruma kanunlarını kıran bu Newton gücünü bir istisna olarak kabul ediyorlar ve doğada böyle absürd bir etkinin olabileceğine inanıyorlar? Nasıl oluyor da böyle fizik dışı bir ruhu fiziksel bir güç olarak kabul edebiliyorlar? Nasıl oluyor da bu absürd güce inanmadığımız için bize deli diyorlar ama kendileri deli saçması bu güce inanıyorlar ve üstelik fiziğin en temel değeri yapıyorlar?

Newton gücü diye bir şey doğada yoktur çünkü doğada zaman geçmeden etki eden bir şey yoktur.

Notlar:

— Newton Kültü ile ilgili diğer yazılarım.