Rüyalar, özgür irade ve mikrobiyom

Ali Sebetçi yine ilginç bir konu ortaya atmış. Rüyalar ile bireylerin özgür iradesini ilişkilendirmiş. Ama rüyaların akıl tarafından üretildiğini söylemiş ben buna katılmıyorum:

ALİ SEBETÇİ: Kendi rüyalarımızda başka insanların konuştuğunu, kararlar aldığını görürüz. Tüm bu rüyaları “yaratanın” kendi aklımız olduğunu düşünelim…

BEN: Rüyaları yaratanın aklımız olduğu varsayımına katılmıyorum. En azından bu kadar basit değil.

Uyku demek aklın yani bilincin aradan çekilmesi demek. (Akıl ve bilinç kelimelerini eş anlamlı olarak kullanıyorum.) Uykuda olan bilinçtir. Uyku süresinde bilinç bedende olup bitenden haberdar değildir. Duyular da belli eşikler seviyesinde kapalıdır. Ondan bilinci uyandırmak için uyuyan birisini dürtüklememiz gerekir. Veya biz uyurken yatak odasında ısı düşerse uyanıkken hemen farkına varabileceğimiz soğuğun uykuda iken farkına varamayız.

Peki aklın aradan çekilmesi neden gerekiyor?

İnsan bedeni bir ortak yaşam organizmasıdır. Akıl da bu ortak yaşam organizmasının kendinin farkında olma halidir. Bilinç aktif olduğu müddetçe bedenin hareketlerinde pay sahibi olabiliyor. Bilinç uyku ile aradan çekilince meydan ortak yaşam organizmalarına kalıyor ve onlar da vücudu tamir etme ve yenileme işlemlerini yapabiliyorlar. Bu ortak yaşam organizmaları mikroplardır. Çoğunluğu bağırsaklarda yaşayan ve mikrobiyom diye adlandırılmış olan mikro organizmalardır.

Rüya diye gördüğümüz görüntüler aklın değil bu mikro organizmaların işidir. Akıl uykudadır. Bedende olup bitenin farkında değildir.

Zaten bizim rüya diye hatırladığımız görüntüler sadece uyanmadan önce gördüğümüz veya farkına vardığımız görüntülerdir. Biz uzun bir rüya gördüğümüzü zannedebiliriz ve gördüklerimizi bir mantık sırasına koyabiliriz ama bu görüntüler uyanmadan hemen önce farkına vardığımız görüntülerdir.

Peki bu görüntüler bilinci uyandırmak için mi yaratılıp bilince servis edilir? Yoksa uyku süresince devamlı üretilirler de biz uyanmadan hemen önce mi farkına varırız? Belki de bu görüntüleri bilincin farketmemesi gerekir. Bilmiyorum. Ama bilinç uyanınca görüntülerin kaybolduğu kesin. Bilinç de uyanık olduğu müddetçe rüya göremez çünkü rüya görüntülerini yaratan kendi değildir.

Rüyaların uyandırma görevi olduğunu biliyoruz. Mesela gece çişe kalkmak için bilinci dürtüp uyandırmak gerekir. O zaman bu organizmalar çocuklukta tuvalet eğitimi ile eğitilebiliyorlar ve hayat boyunca bizi tuvalet ihtiyacı olunca uyandırabiliyorlar. Uykuda iken bilinç bedenden gelen duyulara kapalı olduğu için özel olarak uyarılması gerekir.

Bu mikro organizmalar acıktıklarında da bilinci uyandırıp onları doyurmasını isterler.

Mikropların açısından baktığımızda, akıl veya bilinç onlara nasıl görünüyor acaba? Ben bu mikroorganizmaların bedeni bütünü ile tanıdıklarını düşünmüyorum. Onlar sadece kendi çevrelerinin farkındalar. Birçok şeyi genetik olarak bildiklerini düşünüyorum çünkü yaşam süreleri kısıtlı. Bu rüya dediğimiz görüntüleri nasıl ürettiklerini de bilmiyorum.

Ama bilinci uyandıran veya uyandırmaya çalışan bu organizmalar olduğuna göre, rüyaları gösterenlerin de onlar olması doğal gibi geliyor bana. Yoksa uyuyan bilincin kendi kendini uyandırmaya çalışması gibi absürd bir şeye inanmamız gerekirdi.

ALİ SEBETÇİ: Bu düşünceye göre rüyalarımızdaki insanların bizden bağımsız kararlar alma imkanını sağlayan kendi aklımızdır.

BEN: Akıl olamaz çünkü akıl uykuda. Rüya diye algıladığımız görüntüleri yaratanlar bizim ortak yaşam organizmalarımızdır.

ALİ SEBETÇİ: Şimdi rüyayı göreni metaforik olarak Tanrı’ya, rüya içindekileri de insanlara benzetelim. İnsanların özgür iradeleri işte böyle bir şey olsa gerek.

BEN: Tam anlayamadım ama insanın özgür iradesi olup olmadığı tartışılabilir çünkü bireyin bütün kararları bu mikroorganizmaların yönlendirmesi altında veriliyor.

Çok yorum kaldıran laflar…

okulcu

Caner Taslaman:

ALLAH görünmez, fakat her şey Onunla görünür olmuştur.

Ne demektir bu acaba? Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamanın çok güzel bir örneğidir. Bu söz o kadar yorum kaldırır ki doktora tezleri yazılır bu söz üzerine akademik kariyerler yapılabilir.

Tamamen anlamsız bir laf. İnsan duyularından bahsediyoruz. İnsanın görme duyusundan.

“ALLAH görünmez”in açılımı şöyledir: İnsanın görme uzvu olan gözün çözünürlüğü ile “ALLAH” diye adlandırdığımız şey görülemez. Biz gözümüzle görürüz ama bu göremediğimiz şeyin “görünmez” olduğu anlamına gelmez. Sadece insan olarak bizim görebilme eşiğimizin dışında kaldığını gösterir. Göremediğimiz şeyin görünür olup olmadığını hatta varolup olmadığını bile bilemeyiz. Biz radyo dalgalarını göremeyiz ama radyo cihazı radyo dalgalarını “algılar” yani görür. Radyo dalgalarını keşfeden Hertz “Allah radyo dalgalarını görünür yapar” deseydi ve radyo cihazını geliştirmek yerine kiliseye gidip dua etseydi bugün hala Allah’ın radyo dalgalarını görünür yapmasını bekliyor olurduk.

Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamak okulcu akademiklerin çok sevdiği bir açıklama yöntemidir ama kısır bir açıklamadır. Hiç bir buluşa yol açmaz.

“Allah görünmezdir” bir tanımlamadır. Bir önkabuldür. Yani bir aksiyomdur. Aksiyom doğruluğu kabul edilmiş bir tanımlama demektir. Doğru veya yanlış değildir. Sadece doğru olduğu kabul edilmiştir. Bütün sonuçlar aksiyomdan çıkartılır. Aksiyomun kendisi ispatlanamaz. Nasıl ispatlansın doğruluğu zaten kabul edilmiştir.

Her şey Onunla görünür olmuştur.

Bu ne demek? Bir kere “O” harfinin büyük harfle yazılmış olması dikkatimizi çekiyor. Neden? Allah kelimesinin özel isim olarak kabul edildiği için “O” büyük harfle yazılmış herhalde. Belki saygı icabı öyle yazılmış. Tipografi incelikleri ile saygı göstermek aslında çok yeni bir olay çünkü Arapça’da büyük harfler olmadığı için Kuran’da Allah’ın ismi hep küçük harfle yazılmıştır. Yani Allah kelimesini allah olarak küçük harfle yazarsak kimseye saygısızlık yapmış olmazdık. Kuran herhalde Allaha saygısızlık yapmış olamazdı.

Peki “her şey [Allah] ile görünür olmuştur” lafını anlam olarak nasıl çözümleyebiliriz?

“Her şey” ne demek? Görünen her şey demek. Daha doğrusu insan gözünün gördüğü her şey demek. Mesela, Twitter’de gördüğüm bu yazı “her şeye” dahil olduğu için “Allah ile görünür” olmuştur. Daha doğrusu Allah görünür yapmıştır. Yoksa Allah ile görünür olmuştur ne demek? Allah’ın görünür yapması ne demek? Anlaşılır bir laf değil. Radyo cihazının görünmeyen radyo dalgalarının görünür yapması gibi, Allah da cisimleri insanlara görünür mü yapmış? Nasıl yapmış bunu? Neden yapmış? Zaten insan gözünü yaratarak ve ışığı yaratarak cisimleri görünür kılmamış mı? Daha fazla açıklama gerekiyor mu?

Korkarım buradan Allah’ın varlığını ispatlamaya gidecek. “Herşeyi Allah görünür yaptığına göre, Allah’ın varlığı şüphesizdir” diyecek. Bu mantık varmak istediğini varsayan çürük bir mantık değil mi?

Hala anlayamadım. Allah neden ve nasıl mesela bu elimdeki kalemi görünür kılmış. Ve bunun Allah’ın görünmezliği ile ne alakası var? Elimde tuttuğum kalem ışık onun yüzeyinden yansıdığı için görünür oluyor. İnsan gözünün nasıl gördüğünü açıklamak için Allah’ı neden olarak sunmak hiç bir şey açıklamaz. Sadece böyle bir açıklama yapanın tembel bir okulcu akademik filozof olduğunu gösterir. “Elimde tuttuğum kalem Allah ile görünür olmuştur…” Bu cümle görünürlük hakkında ne açıklamış oldu? Hiç bir şey. Allah ne yapıyor da kalem görünür oluyor? Eşyayı görünür yapmak Allah’ın Kuran’da açıklanmış özelliklerinden biri mi? Dünyayı yaratmış olması zaten görünür yapmış anlamına gelmez mi? Işığı da yaratan o. İnsan gözünü de yaratan o. Ayrıca neden sadece insana görünür yapıyor? Eğer insanlar yeryüzünden silinip gitse herşey görünmez mi olacak?

Görüntülerden söz açılmışken, zaten her şeyin görüntü olduğunu biliyoruz. Kalem de mi görüntü? Cisimler de mi görüntü? Her yüzey sadece tanımlanırsa vardır. Kalem de öyle. Duvardan ben geçemem ama radyo dalgaları geçer.

Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamak okulcu akademik filozofların (Caner Taslaman gibi) en sevdiği açıklama yöntemlerinden biri olmuştur tarih boyunca. Hatta okulcu akademik filozofları “bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayan sonra da bilinmezliğin en derinlerine kadar kılı kırk yararak tartışan akılsavar kişilerdir” diye tanımlayabiliriz. Sonra başka bir okulcu filozof aynı söze yorum yazar ve yeni bilinmeyenler ekler sonra orijinal üstâd bir cevap yazar böylece insanlığın sahip olduğu bilgi hazinesi artıp durur. Yoksa bilinmezler mi artar bunun tartışmasını üstatlara bırakıyoruz.

Notlar:

Caner Taslaman’ın tweet’i.

— Okulcu akademik filozofların çeşitli akademik seviyeleri vardır. İlk başlayan çaylak akademikler bilinmeyeni bilinenlerle açıklamak gibi basit işlerle uğraşırlar. Daha sonra Master yaparlar ve artık bilineni bilinmeyenle açıklarlar. Bu işte usta olunca en yüksek seviyeye çıkmak için doktoralarını verirler ve artık bilinmeyeni bilinmeyenle açıklama sanatında üstatlaşırlar. Bu seviyeye ulaşmış olanlara da “Prof. Dr.” denir ve asıl bunlardan korkulmalıdır. Bu Prof. Doktor titri ölümcül bir titrdir ve bunun sahibi öyle herkesle muhatap olmaz. Her sözü bir anlaşılmazlık abidesidir ve bu yüzden hiç bir dedikleri anlaşılamadığı için mutlak doğrudur, aksini iddia eden gafiller de ağızlarının payını alırlar.

 

Din ile bilimin gerçekleri ayrı olabilir mi?

Caner Taslaman bir tweet’inde bilimin ve dinin “farklı hakikatleri” olamayacağını söylemiş. Bu da benim cevabım.

***

Caner bey,

Önce “dinler” olarak kelimeyi çoğul kullanmışsınız, sonra yazının geri kalan kısmında “din” diye tekil kullanmışsınız. Aklınızda tek bir din mi var? Yoksa dünyadaki varolan bütün dinlerden mi bahsediyorsunuz?  “Din” diye okursak çıkacak anlam, “dinler” diye okursak çıkacak anlamdan çok farklı olur. Hurafelerden bahsettiğinize göre aklınızda İslam dini varmış gibi geldi bana.

***

Bilimin ve dinin farklı hakikatleri olamayacağı tabii ki doğru değil. Böyle bir iddiada bulunmanıza şaşırdım. Din ve bilimin hakikatleri dünyanın hareketi konusunda farklı değil miydi? Bilimin hakikati dünyanın hareket ettiği yönünde  iken, dinin hakikati dünyanın sabit olduğu idi. Bundan zıt iki hakikat olabilir mi!

Din ancak 1992’de bilimin hakikatini kendi hakikati olarak kabul etti ve dünya evrenin merkezinde sabit değilmiş dedi.

***

Tabii sizin asıl demek istediğiniz gizli bir varsayıma dayanıyor: mutlak bir gerçek olduğu ve bilimin de dinin de bu gerçek gerçeğin aynası olduğunu varsayıyorsunuz, tabii doğru oldukları müddetçe. Ben bu varsayıma katılmıyorum çünkü –kendimizi bu dünyadaki gözlemlerimizle kısıtlarsak– anlıyoruz ki, tek bir gerçek var o da görüntü. Tek gerçek görüntüdür. Vahdet-i vücut bunu gerektirmiyor mu zaten? Mânânın sonsuz misallerinin, yani görüntülerinin, olduğu bir dünyada yaşıyoruz. “Tek gerçek mânâdır” demek “tek gerçek görüntüdür” demek olmuyor mu?

###

Notlar:

Caner Taslaman’ın Tweet’i

— Caner Taslaman bu Twitteki videoda da aynı şeyi söylüyor

— Katolik Kilisesi Galileo’yu 1992 yılında affetti

Vahdet-i Vücut hakkında bilgi

Futbolda Vahdet-i vücut