Diyanet futbola da el attı

Beklenen oldu. Türkiye’de asıl ibadethanelerin camiler değil statlar olduğunu gören Diyanet, futbolu da İslam’a uygun hale getirmek için harekete geçti.

Diyanet, önce futbolu dinsizlik olarak yasaklamak istemiş ve bu konuda bir fetva hazırlamıştı fakat bu fetva eski bir futbolcu olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın kulağına gidince, bunu kendine bir hakaret olarak algılamış ve Diyanet Başkanı’nın kulağını ciddi şekilde bükmüştü. Başarılı bir libero olarak Türk futboluna uzun yıllar hizmet etmiş olan Sayın Cumhurbaşkanı, ”Futbolu yasaklamak yok. Futbolu Allah Teala ve Peygamber Efendimiz Sallallahu Vesalli Vesellem’in istekleri doğrultusunda şeriata uygun hale getirin” şeklinde bir devlet fetvası yayınlayarak futbolumuzun geleceğini garanti altına almıştır.

Bu emir üzerine Diyanet hemen çalışmalarına başlamıştır.

İlk iş olarak, tribünlerin haremlik selamlık olarak ikiye ayrılmasına karar verilmiştir. Bu kadar erkeğin bir arada olduğu bir ortamda kadınların türbansız stada gelmeleri düşünülemezdi. Fakat, daha sonra, türban şartı yetersiz bulunmuş ve kadınların eğer maça geleceklerse çarşaf ile gelmeleri şartı konulmuştur. Ama kadınlar isterlerse tuttukları takımın renkleri ile süslenmiş çarşaflar giyebileceklerdir.

İslam’da iki kadın bir adam ettiğine göre kadınların bilet fiyatları erkeklerininkinin iki misli olarak belirlenmiştir.

Bundan böyle maçlardan önce İstiklal Marşımız okunmayacaktır. Onun yerine Kuran’dan ayetler okunacaktır. Her takım okunmasını istediği ayetleri seçip stat yetkilisine önceden bildirecektir. Stat hafızı da istenen ayetleri okuyacaktır. Her stadın hafızı olacaktır. Böylece ülke çapında sayıları 500’ü aşkın İmam Hatip okullarından çıkanlara yeni istihdam alanları açılmış olacaktır.

Bütün hakemler İmam Hatipli olacak ve sadece gördüklerini çalacaklarına dair Kuran üstüne yemin edeceklerdir. Böylece hakiki “eyyamcı hakem” nasıl olurmuş bütün dünyaya göstereceklerdir. Çünkü bunlar İmam Hatipler’de eyyamcılığın doktorasını yapmış insanlardır. Aslında, eyyamcı hakemler, gördüklerini çalmak yerine, her pozisyonu İslam’a uygunluk açısından değerlendirecek ve İslam’a aykırı bir pozisyon gördüğünde düdük çalacaktır.

Hakem aynı zamanda imam olduğu için maçın namazını da o kıldıracaktır. Hafızın ilahi sesi ile Allah’a yaklaşan seyirciler hakemin önderliğinde namaz kılacaklardır. Seccadeler bedava dağıtılacak ve stadın bütün koltukları sahaya değil Kıble’ye bakacaktır. Namaz kılmasını bilmeyenlerin bilenlere uyarak kılarmış gibi eyyam yapmalarına göz yumulacaktır. Çünkü İslam hoşgörü dinidir; eyyam dinidir. İslam’da zorlama yoktur.

Yeni usül Diyanet futbolunda, futbolcular da şeriata uygun tesettür formaları giyeceklerdir. Tesettür forması, şalvar, sarık, cüppe ve kramponlı takunyadan oluşacaktır. Cüppelerin arkalarına oyuncuların isimleri kutsal dil Arapça ile yazılacaktır. Genel kanının aksine futbol bir kâfir icadı değildir. Futbol, Peygamber Efendimiz Sallalahu Vesselam ve 10 sahabe tarafından icat edilmiştir. Futbolu İngilizlerin bulduğu doğru değildir.

İlk futbol maçı Hendek Savaş-ı Şerifinden sonra kafası uçurulan esirlerden birinin kafası ile oynanmıştır. Barış dini İslam’ın peygamberi bu oyunu oynayan sahabeleri görünce çok hoşuna gitmiş ve o an hemen bir vahiy inmiş ve futbolun kuralları Cebrail tarafından peygambere bildirilmiş ve futbol o andan itibaren kurallarına göre oynanmaya başlanmıştır.

Bu ilk maçın İslam tarihinde büyük önemi vardır çünkü takımlardan birinin adı Sünnispor diğeri de Şiispor olarak belirlendiği için, bu maçtan sonra İslam iki mezhebe ayrılmış oldu ve bu iki mezhep arasındaki ezeli rekabet günümüze kadar devam etmektedir.

Peki futbolun kurallarını belirleyen bu Futbol Suresi neden bugünkü Kuran’da yok?

Bu soru Kuran alimlerini bin yıldır meşgul etmektedir. Cevabı basittir. İslam da her kötü şeyin suçlusu Emevilerdir. Futbol konusunda da kolayca Emevileri suçlayabiliriz.

Emeviler müslümanların hayattan zevk almalarını ve oyun oynamalarını istemedikleri için Kuran’dan futbol ile ilgili ayetleri çıkartmışlardır. Çıkarttıkları futbol ayetleri yerine Emevi halifelere karşı çıkanları cehennemde nasıl yakacaklarına dair ayetler koymuşlardır. Emeviler bu yaptıklarını Kuran’ı tahrif etmek olarak görmezler. Çünkü Kuran’da zaten cehennemde uygulanacak işkence usulleri detaylı olarak tekrar tekrar yazılmıştır. O ayetlerden birkaçını kopyalayıp Kuran’da başka bir yere eklemek tahrif sayılmaz.

Bundan sonra futbol 45 dakikalık iki devrede oynanmayacaktır. Emevilerin bu konuda haklı olduklarını kabul etmeliyiz. İslam ciddi bir dindir. İslam’da oyun oynamak haramdır. Bugün futbol oynayan yarın zina yapar. Futbol ile zina arasındaki bu açık ilişkiyi görmüyor musunuz? Oynamak yasak. Futbol bundan sonra farz ve sünnet olarak iki devrede “kılınacaktır”. Doğrusu budur. Allah böyle emretmiştir.

İlk devre farz olarak kılındıktan sonra, devre arası namazı kılınacak ve Allah nasip ederse ikinci sünnet yarısını kılmak için dua edilecektir. Eğer Allah sünnet devresinin de oynanmasını –pardon, kılınmasını– istiyorsa bu isteğini Cebrail aracılığı ile hakeme bildirecek ve hakemin düdüğü mucizevi bir şekilde kendi kendine çalacaktır.

Yani hakemler —haşa— bir çeşit peygamber olmuş oluyorlar. Bu sebepten artık futbolda hakeme itiraz olayı ortadan kalkmış oluyor. Eğer hakem bir peygamberse, hakemin verdiği hükme itiraz etmek Allah’a şirk koşmak olurdu. Şirk, İslam’da en büyük suçtur ve cezası recmdir. Yani, hakeme itiraz eden bir futbolcu hemen oracıkta taşlanarak öldürülecektir. Kuran’ın ve şeriatın emri böyledir.

Zaten bundan sonra statlarda sağlık personeli ve cankurtaran değil, recm edilenlerin cenaze namazını kıldırmak için imamlar bulunacak ve bekleyen cenaze taşıma aracına konulup son yolculuğuna uğurlanacaktır.

Bundan sonra tek tip tezahürat olacaktır. Tezahürat takımlara yapılamaz, Allah’tan başkasını sevmek, Allah’a şirk koşmaktır. Bundan sonra takımlara tezahürat yok sadece Allah’ı tesbih etmek var. Artık statlar tekbir sesleri ile inleyecektir: “Allahü ekber! Allahü Ekber!! Allahü Ekber!!”

Şeriata uygun olarak futbol oynayabilmek için bütün statlar yıkılıp şeriata uygun olarak yeniden yapılacaktır. Her stat mutlaka Kıbleye bakmalıdır. Kıbleye bakmak demek kalelerin kıble yönünde bir çizgi üzerinde olması demektir. Hangi yönün kıble olduğunu belirtmek için kalelerin birinin boyutları diğerinin yarısı kadar olacaktır. Böyle bir ayar gerekmektedir yoksa Allah’ın rüzgarını arkasına alıp kıble yönünde hucüm eden takımı durdurmak imkansız olurdu.

Statların dört köşesinde en az on şerefeli minareler olacaktır. Her şerefe ultra lüks bir loca olacak ve Arap zevkine göre her tarafı altın varak ile kaplanacaktır. Bu locaların her biri şehrin ileri gelen tarikat şeyhlerine hediye edilecektir. Onlar da şerefelerdeki özel localarını ultra zengin Arap şeyhlerine İslamî helal finans kuralları dahilinde satacaklardır.

İktidar statların yıkılıp yeniden yapılmasını hayırlı bulmaktadır çünkü kıbleye bakmayan bir statta futbol kılmak haramdır. Böyle güzel ve faydalı bir haram senelerdir durgun olan inşaat sektörüne canlılık getireceği için de iktidarın çok hoşuna gitmiştir.

Haramdan nefret eden Futbol Federasyonu da derhal önlem almış ve lig tarihinde şimdiye kadar yapılmış olan bütün maçları geçersiz saymış ve bütün şampiyonlukları iptal etmiştir. Böylece Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında yıllardır süren husumet de sonlanmıştır. Yani, 2010-2011 sezonunun şampiyonu ne Fenerbahçe ne de Trabzonspor olmuştur çünkü maçlar haram statlarda oynandığı için bütün sezonlar oynanmamış sayılmıştır. Böylece, bu kronik sorun da en adaletli din olan İslam dini tarafından çözülmüştür.

Süper Lig’in adı da El Kebir-i Lig-i Şerif-i bin Allah olarak değiştirilmiştir.

Lig maçları ay takvimine göre oynanacaktır.

Hakem atamaları Diyanet tarafından yapılacaktır.

FİFA Diyanet’in uydurduğu bu şeriat futbolunu onaylamayacağı için, Türkiye bütün uluslararası turnuvalardan çekilecektir.

Yeşil sahaların tek hakimi; Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Video ve futbolun yavaş ölümü…

Futbol hayatın aynasıdır.

Günümüzde futbol onu korumakla görevli bir insan tarafından sırtından vurulmuştur ve can çekişmektedir. Bu hainin adını biliyoruz: İnfantino. Hawk-eye şirketinin kasasını doldurmak için futbolu satan adam.

Futbol bu duruma nasıl geldi?

Geriye doğru baktığımızda video teknolojisinin hem futbolu hem de seyirciyi değiştirdiğini görüyoruz. Bu değişim 35 yıl gibi bir zamana yayıldığı için etkisini anlamakta çok geciktik. Ancak VAR ile futbol bir kırılma noktasına geldiğinde videonun futbol oyununu nasıl yozlaştırdığını ve öldürdüğünün farkına vardık. Ama iş işten geçmiş oldu.

Televizyonda bir futbol maçının görüntüleri ilk defa 1937 yılında İngiliz BBC’de yayınlanmış. İlk canlı yayın 1946’da yayınlanmış. Bir maçın ilk yarısından 20 dakika ve ikinci yarısından 35 dakika canlı olarak yayınlanmış.

Fakat bu yayınlardan sonra futbol televizyondan 20 sene kadar uzak kalmış. 1964’te yayınlanan bir maçı sadece 20 bin kişi televizyondan izlemiş. Statta izleyenlerin nerdeyse yarısı kadar.

Lig maçlarının düzenli olarak yayınlanması 1983-84 sezonunda başlamış.

Futbolun organize olarak oynanmaya 1863 yılında başlandığını kabul edersek, 1983’e kadar, 120 yıl futbol sedece oynandığı yerde canlı olarak seyredilmiş. Futbol seyretmek isteyen stada gelmiş. Doksan dakikanın sonunda oyundan geriye kalan belki bir kaç fotoğraf ve resmi kayıtlar olmuş. Fakat video ile bu durum değişti.

Videodan önce pozisyonların ağır çekimde ve yakın plan tekrarı diye bir şey yoktu. Seyirci oyunu seyrediyordu. Hakemin otoritesi mutlaktı. Hakem sadece gördüğünü çalıyordu. Oyun gerçek zamanda oynanıyordu. Hakem kararlarını gerçek zamanda veriyordu yani hakem anında karar verip ondan sonra düdüğünü çalıp oyunu durduruyordu. Hakemin düdüğünü çaldıktan sonra kararını değiştirmesi veya düşünüp taşınarak karar vermesi söz konusu değildi.

Seyirci seyirci idi. Seyirci maçı seyretmeye geliyordu. Peki ne oldu da günümüzde seyirci seyircilikten çıktı ve oyuncuları ve hakemi yargılayan yargıçlar oldular?

Şöyle bir şey oldu. Gerçek zamanda sahadaki oynanan gerçek futbol kurgulanıp yeni bir video gerçekliği yaratıldı ve maçın bu sahte video görüntüleri maçın gerçek görüntüleri olarak pazarlandı ve seyircilere kabul ettirildi. Sahada oynanan oyun sahte; kurgulanmış sahte görüntüler gerçek, olarak kabul edilir oldu.

Seyirci artık bu kurgulanmış sahte oyunun gerçek oyun olduğuna inanıyor.

Peki sahadaki oyun nasıl kurgulanıyor?

Sahada oynanan oyun en azından 12 kamera ile 12 değişik açıdan kayıt ediliyor. Bu kameralardan bazıları yakın plan çekiyor bazıları ağır çekim yapıyor. Bu sahte görüntüler ekran başındaki bir yönetmen tarafından seçilip anında kurgulanıyor ve ortaya yeni bir gerçeklik ve yeni bir oyun ortaya çıkıyor. Bu sahada hakemin gördüğü ve seyircilerin gördüğü oyun değildir, oyunun başka boyutlarını vurgulayan kurgulanmış bir oyundur.

Sahada oynanan gerçek oyun artık seyircileri tatmin etmiyor çünkü kurgulanmış görüntüler oyunu insan gözünün algılayamadığı değişik boyutlarda göstererek oyuna yeni boyutlar ve yeni heyecanlar katıyor. Nasıl ki bir sinema filmi gerçek hayattan daha eğlenceli ise kurgulanmış oyun da aynı şekilde seyircilere çok daha heyecanlı geliyor. Stattaki seyircilerin bile bir gözü stattaki dev ekranda oluyor ve onlar da alıştıkları kurgulanmış oyunu dev ekrandan seyrediyorlar.

Seyirci artık oynanan futbolun oyun olarak güzelliği ile ilgilenmiyor. Onlar için futbol önemli değil, önemli olan pozisyonların hassas teknoloji ile ölçülmesi. Milimetrik ofsayt kararları ve topun ele değip değmediğini yakın planda ve ağır çekimde tekrar tekrar incelenmesi onlara heyecan veriyor.

Futbol hayatın aynası dedik. Aynı seyirci dünyayı da televizyon ekranından görüyor ve televizyonda gördüklerini gerçek zannediyor.

Futbolun ve seyircinin sahada oynanan gerçek oyundan bu kadar uzakta olduğu bir ortamda VAR teknolojisinin futbola girmesi de çok kolay olmuştur. Seyirci kurgulanmış görüntülerin maçın gerçek görüntüleri olduğuna inandığı müddetçe de VAR’ın adalet getirdiğine inanacaktır.

Benim tavsiyem, canlı yayında pozisyonların tekrarının yasaklanmasıdır. Tekrar olmayınca seyirci eskiden olduğu gibi oyunu seyretmeyi yeniden öğrenecektir. Şu anda seyirci milimetrik bir golün futbola yapılmış bir hakaret olduğunu anlayamıyor. Futbol eskiden olduğu gibi tekrar gerçek zamanda ve insan ölçeğinde oynanmalıdır. Yoksa bir kaç sezon sonra iş işten geçmiş olacaktır.

Dansı seyret; dansözü değil

Taraftar artık futbolu seyretmiyor. Oyuncuları ve hakemi yargılamak için maça gidiyor. Sadece skorla ilgilendiği için sahadaki oyunu bir oyun olarak seyredemiyor, tartışmalı pozisyonları ağır çekimde izleyip hüküm vermek için izliyor. Bence yayıncı kuruluşun canlı yayında pozisyonları tekrarlaması yasaklanmalı. Çünkü ağır çekimde ve yakın planda gösterilen tekrarlar başka bir gerçekliği yansıtıyor. Canlı yayında pozisyonların tekrarı yasaklanmalı ki seyirciler tekrar futbol oyununun güzelliklerine odaklanabilsinler.

***

“FUTBOL KEYFİ BURADA…” afişi asılı kahvehanelerden birine girdim. Okey masaları kenara çekilmiş ve iskemlelerden sanal bir tribün yapılmıştı. Sesi sonuna kadar açılmış televizyondan gelen gerçek tribünlerin uğultusu, burada sessizce oturan taraftarları maçın havasına sokmak yerine, onların karanlık bir kahvehanenin tahta iskemlelerinden ekrana bakan sanal taraftarlar olduklarını yüzlerine vuruyordu.

Maçı seyrederken bir yandan da taraftara dikkat ediyordum. Ben futbolu seyretmeye gelmiştim. Onlar taraftarlık yapmaya gelmişlerdi. Tuttukları takımın her ne pahasına olursa olsun kazanmasını istiyorlardı. Futbolu keyif almak için izlemedikleri belliydi. Kendilerine acı çektirmek için buraya gelmişlerdi. Yerini bulmayan her pasa, kalelerine doğru giden her topa “Ahh! Ohh!” diyerek acı içinde tepki veriyorlardı. Takımları gol yiyince yıkılıyorlar ama gol atınca da sevinmiyorlardı; sadece yumruklarını sıkıp vahşi çığlıklar atarak havaya sıçrıyorlardı. Buna sevinmek denemez! Takımları gol attı diye gülen, sevinen ve mutlu olan insanlar değildi bunlar. Futbolun güzellikleri ile mest olmak için değil deşarj olmak ve içlerindeki pislikleri atmak için buraya gelmişlerdi.

***

Taraftar maçı bir oyun olarak seyretmiyor. Pozisyonların ağır çekim ve yakın plan tekrarlarını seyretmekten ve eleştirmekten zevk alıyor. Oyunu bir mahkemede dava izler gibi izliyor. Futbol sahası bir suç alanı ve bunlar da hâkim, savcı ve avukat. Her tartışmalı pozisyon bir suç işlenmiş gibi değerlendirilmeliydi. Bu suçlar ağır çekimde ve yakın planda dikkatlice ve tekrar tekrar izlenmeli ve suçlu bulunup cezalandırılmalıydı. Her ofsayt şüphesi milimetrik olarak incelenmeliydi. Hakemin baş sahtekar ve suçlu olduğuna inanılmalı ve teknolojinin sahte görüntüleri ile hakemin gördüğü gerçek görüntüler geçersiz kılınmalıydı. Hakemi ve oyuncuları yargılanması gereken suçlular olarak gören bu tip bir taraftar kendisinin en doğru kararları verdiğine inanıyordu ama bu sanal taraftarın televizyon ekranında izlediği maç, stattaki taraftarın gördüğü gerçek maç değildi: oyunu çeşitli açılardan gören kameraların görüntülerinin harmanlanarak bir araya getirilmesiyle kurgulanmış bir oyunun görüntüleriydi. Gerçek zamanda akıp giden oyunla bir ilgisi yoktu ve gerçekle ilgisi olmayan sahte bir oyundu.

Bu sahte oyunu kahvede izleyen taraftar da ekranda gördüğü tartışmalı pozisyonları yargılayıp değerlendiriyor ve “Hakem net penaltımızı yedi” gibi hükümler veriyordu. Hakemin gerçek zamanda sahada gördüklerine göre verdiği kararı kendisinin kurgulanmış sahte oyuna göre verdiği kararla iptal edilmesini istiyordu.

Ey futbol tanrıları neredesiniz? Futbol elden gidiyor.

***

Bu hukukçu kafalı taraftar VAR’ı da çok sevdi. Çünkü artık karar vermek için oyun duruyordu. Tıpkı tartışma programlarındaki gibi, taraftar da pozisyonları ağır çekimde inceleyip hüküm verebiliyordu. VAR uygulaması başlayana kadar, yüz yıldır, futbol gerçek zamanda oynanmıştı. Hakem pozisyona anında karar verir ve karar verdikten sonra düdüğünü çalardı. Hakem düdüğünü çaldıktan sonra kararı değişmezdi. Artık hakemlerin otoritesi kalmadı. Hakemler karar vermeye korkuyorlar. Eskiden hakem tek karar verici iken şimdi hakemin üstünde maçı ekrandan izleyen bir ekran hakemi var. Karar vericiler bir katman arttı. Güzel futbol kimsenin umurunda değil. Futbol oyunu hakemin ve oyuncuların cezalandırılması için oynanıyor. Futbol koşularak oynanan bir oyun olmaktan çıkmış ve satranç gibi bir düşünce oyunu olmuş. Hakem oyunu durduruyor, elini kulağına koyup düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor… oyuncular bekliyor… ve sahadan kilometrelerce uzakta, kurgulanmış sahte oyunu ekrandan seyreden, hakemlik yetkisi olmayan bir hakem, sahada oyunu gerçek zamanda izleyen hakemin kararlarını tersine çevirebiliyor. Hakem ve oyuncular şaşkın şaşkın VAR’ın kararını bekliyorlar.

Yüz yıldır gerçek zamanda oynanan oyun artık geçmiş zamanda oynanıyor. Kararlar sahada değil ekran başında veriliyor.

***

Sadece ben futbol seyretmek için buraya gelmişim. Oyuncuları yargılamadan, hakemi yargılamadan, kimseyi suçlamadan, sadece oynanan oyunu seyretmeye gelmişim. Hakemin samimiyetine yüzde yüz güveniyorum. Hakemin sadece gördüğünü çaldığına inanıyorum. Hakem görmediğini çalamayacağına göre, hakemin görmediğini çalmaması hakem hatası olamaz diyorum. Ama bakıyorum da oyuncular da hakemler de video görüntülerinin otoritesini kabul etmişler ve artık futbol oynayamıyorlar. Futbolun zevki kaçmış. Güzel oyun Hawk-eye şirketinin yönetim kurulu tarafından ve FiFA’nın işbirliği ile katledilmiş. Yazık! Tek umudumuz futbol tanrılarının devreye girmesi ve VAR’ı devre dışı bırakmaları.

Notlar:

— Taraftarın futbol oyununa odaklanması yerine hakemi ve futbolcuları yargılamaya odaklanması, 90’lı yıllarda video kayıtlarının maç sonrası televizyon programlarında didik didik analiz edilmeleri ile başlamıştır. Bu programlarla büyüyen insanlar futbolu bir oyun olarak sevmeyi beceremiyorlar. Onlar için maç, analiz yapılması gereken bir hammadedir. Video teknolojisi geliştikçe, insanlar ekranda gördükleri sahte ve kurgulanmış görüntüleri maçın gerçek görüntüleri zannetmeye başlamışlardır. VAR teknolojisini futbola monte ederek de FİFA ekrandaki sahte görüntülerin hakemin gerçek zamanda gördüğü görüntülerden daha gerçek olduğunu resmi olarak kabul etmiştir. Böylece artık futbolun gerçek zamanla ilişkisi tamamen kopartılmıştır. VAR ile oynanan oyun futbola benzese bile o oyun futbol değildir; varboldur. Çünkü gerçek zamanda oynanmamaktadır.
— FİFA, kurgulanmış oyunu ekrandan seyreden, hakemlik yetkileri olmayan “hakeme” Video Assistant Referee, yani Yardımcı Video Hakemi diye bir isim koymuş. Ama bu görevlinin ismi “ekran hakemi” olmalıdır. Çünkü yaptığı budur; ekrana bakarak hakemlik taslamak ve sahadaki gerçek hakemin kararlarını geçersiz kılmaktır.
— VAR teknolojisini FİFA’ya satan SONY’ye bağlı Hawk-eye şirketidir.
Diğer VAR yazılarım.

FİFA: Asgari ofsaytı tanımla!

Ofsayt bir tanımlamadır. Doğada ofsayt diye bir şey yoktur. Futbol sahasının dışında varolan “ofsayt” diye bir organizma, bir cisim veya bir kavram yoktur. Ofsayt sadece futbol maçlarında oluşabilen bir pozisyondur.

Ofsayt bir tanımlama olduğu için de bütün özelliklerinin teker teker tanımlanması gerekir. Ofsaydın tanımlanmamış özellikleri olamaz çünkü ofsayt sadece bir tanımlama olarak vardır.

İstenirse yeni tanımlamalar ofsaydın varolan tanımına eklenebilir. Mesela bir asgari ofsayt mesafesi tanımlanabilir. Zaten bir asgari gol mesafesi tanımlanmıştır: gol olması için topun çizgiyi tümüyle geçmesi gerekir. Ofsayt kuralında ise ofsayt mesafesinin asgari bir sınırı yoktur.

Gelişen teknoloji ile giderek küçülen milimetrik ofsaytlar ölçülmektedir. Futbolun 100 yıllık tarihinde hiç çalınmamıştır ofsaytlar şimdi çalınmaktadır. Bunun adalet getirdiğine inananlar var.

Ofsayt tanımında eksik olan bir tanım da ofsaydın dereceli mi yoksa derecesiz mi olduğudur. Eğer ofsayt dereceli olarak tanımlanmışsa, 1 milimetrelik ofsayt ile 1 metrelik ofsayt aynı değerde olamaz. 1 gram altın ile 1 kg altının aynı değerde olamayacağı gibi.

Ofsayt derecesiz ise, yani 1 metrelik ofsayt ile 1 milimlik ofsayt aynı ise, o zaman asgari ofsayt mesafesi tanımlanmalıdır: Ofsayt olması için iki oyunca arasındaki minimum mesafe ne olmalıdır.

Eğer mesafe sıfır ise ofsayt yoktur.

Eğer mesafe 1 metre ise ofsayt vardır.

Peki 1 milimetre ofsayt mıdır?

Peki 0.01 milimetre ofsayt mıdır?

FİFA’nın bu minimum ofsayt mesafesini önceden tanımlaması gerekir.

Ofsaydın tanımlanmasında açıkça söylenmiyor ama FİFA’nın 1 milimlik ofsayt ile 1 metrelik ofsaydın aynı değerde olduğunu varsaydığını anlıyoruz.

FİFA bir maç süresince ölçülen bütün pozisyonların derecesiz olduğunu kabul etmiş.

Ofsayt mesafe ölçerek belirlenir. Hakem göz kararı ile ölçer; teknoloji görüntüyü dondurup hayali çizgiler çizerek ölçer.

Ölçüm yapmanın bilimsel kuralları vardır ve ofsayt ölçümü de bu kurallara uygun olarak yapılır. Ölçüm yapabilmek için bir birim tanımlanmalıdır ve bütün ölçümler aynı birimle yapılmalıdır. Birim olmadan ölçüm yapılamaz.

Günümüzde ölçme teknolojileri devamlı gelişmektedir. Mesafeler çeşitli teknolojiler ile çok hassas bir şekilde ölçülebilmektedir. Önemli olan futbolun doğal ölçeğine uygun bir ölçek bulmaktır.

Bir ton kömürü altın tozu tarttığınız terazide tartamadığınız gibi altın tozunu da kömür kantarında tartamazsınız.

Futbol oyununun da doğal bir ölçeği vardır. Saha içindeki bütün ölçümler bu doğal ölçekte yapılmalıdır.

100 metre koşusu 10 saniyenin altında koşulup biter. Atletler çizgiyi salise farkı ile geçerler. 100 metre yarışında birinci ile ikinci arasındaki mesafeyi milimetre ölçeğinde ölçmek doğaldır. Fotofiniş ile son kare dondurulup çizgiyi ilk geçen bulunur. 100 metre koşusunu bir kronometre ile kararlaştırmak ile fotofiniş ile kararlaştırmak arasında çok fark olacaktır.

Futbolda ise hakemin zamanı bir kronometre ile ölçmesi doğaldır ama VAR gibi fotofiniş teknolojileri futbolun doğasına aykırıdır.

Futbol 10 bin 800 metrekarelik devasa bir alanda renkli formalar giymiş 22 oyuncunun yarım kiloluk bir topu tekmeleyerek 18 metrekarelik bir kaleden geçirmeye çalıştığı kaba saba bir oyundur. Böyle bir oyunun pozisyonlarını milimetre ile ölçmek gülünç olur.

Futbolun oyun süresi 90 dakikadır, 324 bin salise değildir. Bu gözlem bile bize futbolun doğal ölçeğinin dakikalar olduğunu, saliseler olmadığını gösteriyor.

Maçı bitirmek hakemin inisiyatifindedir ve oyun 5-10 dakika uzayabilir.

Futbol bir yarışma da değildir. Yarışma olmadığı için de hassas ölçümler gerektirmez. Bir maç tam 324 bin salise oynanıp bitecek diye bir kural yoktur.

Futbol hata payı çok büyük olan bir oyundur. Taç atışları topun çıktığı milimetrik yerden yapılmaz. Bir kaç adım ilerden yapılırsa hakem taçı tekrarlatmaz.

Ölçümler hata payına göre yapılır. Yaptığınız ölçümün hata payını bilmeniz gerekir.

Altın ve kömür ölçümlerinde hata payı aynı olamaz.

Maçın galibi golleri sayarak belirlenir. Kim daha hızlı koşmuş, kim daha çok koşmuş gibi yarışmacılık kavramları futbolda skora dahil olan şeyler değildir.

Bu dev ölçeklerde ve büyük hata payı ile oynanan bir oyunun doğal ölçeği 1 milimetre olamaz.

Futbolun doğal ölçeği insan ölçeğidir. Bütün pozisyonlar insan ölçeğinde değerlendirilmelidir. Başlangıcından günümüze kadar da futbol insan ölçeğinde oynanmıştır. Bugün futbolu teknoloji ölçeğinde oynattıranlar futbolun zaman içindeki devamlılığını bozmuşlardır. Yani futbola ihanet etmişlerdir.

Evet, kötü niyetli hakemler olabilir ama bunların sayısı yok denecek kadar azdır. Kötü niyetli hakem bile bile görmediğini çalan hakemdir. Zaten kötü niyetli olduğu tespit edilen bir hakem maç alamaz.

Kötü niyetle kusursuzluğu ayırt etmek gerekir. Hiç bir hakem kusursuz değildir çünkü yönettikleri her maç ile tecrübe kazanırlar ve daha iyi hakem olurlar. Bu da oyunun bir parçasıdır çünkü hakem de oyunu oynayan bir aktördür, aynı oyuncular gibi.

Hakemler tribünlerin etkisinde de kalabilir ama bu da oyunun bir parçasıdır ve kötü niyet değildir. Tecrübe ile hakemler tribünlerin etkisinden kurtulur.

Futbolun doğal ölçeğini değiştirerek adalet sağlanamaz.

Eğer minimum ölçüleri bilmiyorsak çözünürlüğü bir önceki teknolojiden daha yüksek olan her yeni teknoloji bir önceki teknolojinin ölçtüklerini değersizleştirecektir.

Bugün 16 kamera ile oynanan VAR’ın kararlarını kutsal sayan taraftarlar, yarın VAR 100 kamera ile oynandığında bugün kutsal saydıkları bir kararın geçersiz olacağını anlayamıyorlar maalesef.

Halbuki 100 yıldır futbol hep aynı ölçekte insan ölçeğinde oynandığı için futbolda bir devamlılık vardı. Artık o devamlılık kalmadı.

VAR’ı 12 kamera ile oynayabilirsiniz; 20 kamera ile oynayabilirsiniz; 100 kamera ile oynayabilirsiniz; 1000 kamera ile de oynayabilirsiniz. 12 kamera ile göremediğiniz ofsaydı 1000 kamera ile görebilirsiniz. Bunların hiç biri “en doğru” ofsayt değildir.

Ofsayt bir tanımlamadır dedik. Eğer ofsayt “yan hakem ofsaydı belirler” diye tanımlanmışsa ve asgari ofsayt “vücudun tamamı geçmeli” diye tanımlanmışsa, o zaman 1000 kameralı VAR’ın çektiği hayali çizgiye göre atomları sayarak hesaplanmış bir ofsayt ofsayt olmaz. VAR’ı reddetmek için bütün anlamamız gereken budur.

Daha iyi daha kötü ofsayt yoktur; sadece resmi olarak tanımlanmış ofsayt vardır.

Bu şekilde tanımlanmış bir ofsayt için kimse çıkıp “hakem ofsaydımızı vermedi” diyemez çünkü ofsayt yan hakemin gördüğü olarak tanımlanmıştır.

Ofsayt sadece hakem ofsaydı çaldığında varolan bir pozisyondur. Hakem çalmazsa ofsayt yoktur çünkü hakemin düdüğü ofsaydı yaratır.

Notlar:

— Futbol kurallarını tanımlayan İFAB adlı kurumdur.

Diğer VAR yazılarım.

Hakem hatası nedir?

hakem-hatası

VAR’ın hakemlik sürecine monte edilmesinin gerekçesi hakem hatalarını asgariye indirmekmiş. FİFA’nın halka açık demeçlerinde kullandığı söylem bu. Peki o zaman hakem hatası nedir?

Hakem hatası, hakemin verdiği kararın, video kameralarının görüntüleri ile uyuşmaması haline deniyor.

FİFA da, açıkça söylemese bile, hakem hatasını böyle tanımlıyor. Çünkü FİFA hakemin gerçek zamanda ve kendi açısından gördüğü görüntüleri değil de oyunu çeşitli açılardan ve geçmiş zamanda gösteren video görüntülerini oyunun gerçek görüntüleri olarak kabul ediyor.

Yalnız FİFA değil, futbolla ilgilenen herkes video görüntülerinin maçın gerçek görüntüleri olduğuna inanır. Bu doğru olamaz.

Hakemleri, yani insanı, aşağılayan ve teknolojiyi yücelten bu “hakem hatası” kavramı futbol tarihinde çok yeni bir kavramdır. Maçı birden fazla kamera ile videoya kaydedip, ağır çekimde ve yakın planda pozisyonları tekrar tekrar izlemek ancak son yirmi yıl içinde futbolda varolmuştur. Ondan önce bu anlamda hakem hatası yoktu çünkü video teknolojisi yoktu.

Bugünkü anlamda “hakem hatası” video teknolojisinin futbola girmesinden sonra uydurulmuş bir kavramdır.

Video teknolojisi futbola bulaşmadan önce hakemin gerçek zamanda saha içinde gördüğü görüntüler oyunun tek gerçek görüntüleri olarak kabul ediliyordu. Her futbol maçı baştan sona tek bir ölçekte oynanıyordu ve bu ölçek de insan ölçeğiydi.

Futbolun en önemli ve en temel ilkelerinden biri oyunun eşit kurallar ile oynanmasıdır. Bazı maçlar bazı kurallarla diğer maçlar başka kurallarla oynanamaz. Oynanmamalıdır. Ama VAR ile futbol artık eşit kurallarla oynanmamaktadır.

Hakem oyunu teknolojinin yardımı olmadan yönetebilir. En adil olan budur. Ama pozisyonları değerlendirirken kararların hangi hata payı ile verileceğine önceden karar verilmelidir. Bütün pozisyonlar aynı hata payı ile değerlendirilmelidir. Oyunu adaletsiz yapan kabul edilen hata payını oyun içinde değiştirmektir. Örnek olarak ofsayda bakabiliriz. Eğer maç insan ölçeğinde oynanıyorsa, ofsaytın hata payı yarım metredir diyebiliriz. Yan hakem bir oyuncunun 10 cm ofsaytta olduğunu göremez. Ofsaytın hata payı önceden tespit edilmeli ve bütün dünyada bütün futbol maçları aynı hata payına göre oynanmalıdır.

Fakat artık ofsaytlar çizgi teknolojileri ile milimetrik olarak belirleniyor. Bu ofsaydın hata payını değiştiriyor ve oyuna haksızlık getirmiş oluyor. Yan hakemin verdiği ofsayt kararları insan ölçeğinde verilirken, yan hakemin göremeyeceği ince ofsaytlar ise çizgi teknolojisi ile veriliyor. Bir de bunu iyi bir şeymiş gibi satıyorlar. Tam aksine bu çok yanlış. Böyle bir uygulamanın ne kadar yanlış olduğunu anlamak için atletizme bakalım. 100 metre elemelerinde, ilk yarışı foto finişle, bir sonraki yarışı foto finişsiz karar verirsek bu haksızlık olmaz mı? Sormaya bile hacet yok. Tabii ki haksızlık olurdu. Aynı şekilde, futbolda da bütün kararlar aynı ölçekte verilmelidir. Futbolun doğal ölçeği insan ölçeğidir ve bütün ofsayt kararları insan ölçeğine göre verilmelidir.

Futbol 100 metre yarışı değildir. Futbolda 1 santimlik ofsayt olamaz. Bu komiktir. Ofsaytın hata payı eğer yarım metre olarak tesbit edilmişse, hakem bu hata payı içinde karar verir. Hakem ofsaytı göremiyorsa ofsayt yok demektir. Doğrusu budur.

Unutmayalım pozisyonları daha küçük hata payı ile ölçmek bizi gerçeğe yaklaştırmaz. Sadece adaletsizliği arttırır. VAR oyun içinde ölçek değiştirerek her maçta haksızlıklar yaratmaktadır.

Video öncesi oynanan futbolda bile aynı oyunun çeşitli görüntüleri vardı. Mesela, her oyuncunun gördüğü maç farklıdır. Ceza sahası içinde kaleye doğru hızla giden bir topun ele çarptığını düşünün. Hakem ceza sahası dışından bu eli görmemiş olabilir ama elle oynayan oyuncunun hemen yanındaki oyuncu eli görmüş olabilir. O oyuncu hakeme ne kadar itiraz ederse etsin hakem eli vermez, veremez, çünkü kendi görmemiştir.

Hakemliğin en temel prensibi şudur: Hakem gördüğünü çalar. _Sadece_ gördüğünü çalar. Hakem görmediğini çalmaz. Çalamaz, çünkü görmemiştir. Bundan daha mantıki ne olabilir? Görmediğini çalan hakem eyyam yapıyor demektir.

Öyleyse, gördüğünü çalan bir hakemin hakem hatası yapması imkansızdır. Çünkü gördüğünü çalmıştır. Hakemin görmediği pozisyonlar yok değerindedir. Bu sebepten hakemin sadece gördüğünü çaldığı oyun en adil oyundur.

Görmediğini çalan eyyamcı hakemlerin kararlarını hiç bir teknoloji düzeltemez.

Böylece VAR’ın ne yaptığını görüyoruz. VAR hakemliğin ve futbolun en temel ilkesi olan “hakem gördüğünü çalar” ilkesini öldürmüştür. VAR ile oynanan futbol VAR’sız oynanan futbol ile aynı oyun değildir. Hakem gerçek zamanda anında karar verir. Hakemin düşünerek, akıl yürüterek, ekranlara bakarak geçmiş zamanda bir yorumcu olarak karar verdiği oyun futbol olamaz. Ancak Amerikan futbolu olur.

Evet, VAR futbolu Amerikan futboluna çevirme operasyonudur. İnfantino’nun liderliğindeki FİFA, Hawk-Eye gibi global teknoloji firmalarının lobi faaliyetlerine boyun eğmiş ve bu futbol düşmanı teknolojiyi futbola sokmuştur. Bir önceki FİFA başkanı Platini’nin VAR’a karşı olduğu biliniyordu. Belki de başkanlıktan atılmasının sebebi de budur.

Bundan sonra yapılması gereken futbolu seven insanların taraftarlık içgüdülerini bir tarafa koyup, tek vücut olup, bu VAR’ı futboldan söküp atmaktır.

VAR’ın ligteki büyük küçük hiçbir takıma faydası yoktur. VAR’ın futbola adalet getireceği büyük bir yalandır ve FİFA’nın propagandasıdır.

İlk 8 haftanın VAR olayları Fotomaç’ın 9 Ekim 2018 tarihli sayısında yayınlandı. Bu istatistiklere baktığımızda VAR’ın futbolun ruhuna aykırı olduğu gibi tamamen gereksiz olduğunu da görüyoruz.

Unutmayalım, hakem görmediyse o pozisyon yok değerindedir. Futbola VAR gerekmiyor. Futbolun VAR’a ihtiyacı yok. VAR’a ihtiyacı olan Hawk-eye şirketidir. Futbola eyyam yapmayan hakem gerekiyor. Yani sadece gördüğünü çalan hakemler gerekiyor. VAR hakemlere görmedikleri pozisyonları çaldırtarak bütün hakemleri isteseler de istemeseler de eyyamcı yapmıştır. Eyyamı kaldıracağı söylenen VAR hakemleri eyyamcı yapmıştır.

Notlar:

Diğer VAR yazılarım.

Futbolda Gol çizgisi teknolojisi

Bakıyorum da bir çok futbol adamı son zamanlarda futbola dayatılan çizgi teknolojilerini beğeniyor ve savunuyor. Bugün ofsaytlar futbolcunun saçının tek telinin ofsaytta olduğunu belirleyebiliyor. Sonra da kilometrelerce uzakta maçı ekrandan seyreden birisi hakeme “ofsaytı ver” diye emir veriyor. Futbol bilginlerimiz de bu durumu gayet olağan karşılayıp çizgi teknolojisinin futbola adalet getirdiğini söylüyorlar. “Artık hatalı ofsayt olmaz” diyorlar. Halbuki ofsayt tartışmaları aynen devam ediyor!

Gol çizgisi teknolojisi topun çizgiyi geçip geçmediğini milimetre ölçeğinde ölçebiliyor. Bu bir ton kömürü en hassas altın terazisinde ölçmeye benziyor. Çok gereksiz bir işlem.

Gol çizgisinin kalınlığı zaten 12 santimetre. Topun çapı 22 santimetre. Oyun alanı 120 metreye 90 metre olan koskoca bir alan. Oyun süresi 90 dakika. Böyle devasa ölçeklerde oynanan bir oyunda kararları milimetre ölçeğinde ölçümler yaparak vermek futbolun ruhuna aykırıdır. Oyun içindeki kararlar oyunun oynandığı ölçeğe uygun tek bir ölçek kullanılarak verilmelidir.

Oyun içinde bazı kararları insan ölçeğinde bazı kararları teknoloji ölçeğinde vermek oyuna çok büyük adaletsizlikler getirir.

Atletizmde bazı koşularda fotofiniş kullanılır. Yüz metre 10 saniyenin altında koşulmaktadır. Böyle bir yarışı kimin kazandığını anlamak için milimetrik ölçüm teknolojileri gerekli olabilir çünkü insan gözü fotofiniş kadar hassas değildir. Fakat maraton 3 saatte koşulur ve fotofiniş gereksizdir.

Futbol insan ölçeğinde oynanır ve hakem kendi gözleri ile gördüğüne göre karar verir. Hakem gördüğünü çalar. Hakemin görmediğine çalmaması hakem hatası değildir. En adil oyun hakemin sadece gördüğünü çaldığı oyundur. Hakemin görmediği bir olay yok hükmünde bir olaydır. Hakem oyunun oynandığı hızda milimetreleri göremez.

Ben ağları sarsan bir topun golü ile topun gol çizgisini 1 milimetre geçtiği ve teknoloji ile sonradan tespit edilmiş bir golü aynı değerde sayamam. Milimetrik gollerin futbolda yeri yoktur.

Ben oyuncu olsam ve bir şutum 1 milimetre ile gol sayılsa ben bunu gururuma yediremem. Hakeme “ben bu golü istemiyorum” diye itiraz ederim.

Bir düşünün, 1 milimetrelik golün sevinci nasıl olmalı? 1 milimetrelik gol attığı için havalara sıçrayıp çimlerde kayan bir sevinç gösterisi yapmak komik kaçmaz mı? Zaten milimetrik gol normal goller gibi hakem tarafından anında verilmeyeceği için sevinç de daha sonra gelecektir mecburen. Havası kaçmış bir sevinç olurdu o. Hiç yapılmasa daha iyi.

Milimetrik goller kabul ediliyorsa o zaman futbolda çeyrek gol olmalı ve topun çizgiyi geçtiği orana göre 0.25 gol, 0.50 gol ve tam gol olmalı. Yani maçlar Fener 2,5 Cimbom 3,25 gibi skorlarla bitebilmeli. Adalet bunu gerektirir.

Peki taçlarda neden çizgi teknolojisi kullanılmıyor? Topun oyun dışına çıkması önemsiz bir olay mı? Eğer çizgi teknolojisi taçlar için de kullanılsa taç kararları çok değişirdi. Şu anda futbolda büyük bir adaletsizlik var. Çünkü aynı oyunda bazı kararlar teknoloji hassaslığında diğer kararlar insan gözünün hassaslığında veriliyor. Aynı oyun iki ayrı ölçekte oynanamaz. 100 metre elemelerinin ilk grubunu fotofinişle ikinci grubunu fotofnişsiz karar versek bu adaletsizlik olmaz mıydı? Futbolda bu yapılmaktadır. Ve acilen futbol tek bir ölçekte yani insan ölçeğinde oynanmaya geri dönmelidir.

Golleri milimetre ile ölçüyorsak oyun süresini neden atomik saatlerle ölçmüyoruz? Oyunun durduğu anlar neden ayrı bir kronometre hakemi tarafından atomik saatlerle ölçülüp hakeme bildirilmiyor? En adaletli oyun böyle olmaz mıydı. Günümüzde bakıyoruz, gerçekte, atomik saatle ölçülünce, mesela oyun 5 dakika, 10 saniye, 21 salise, 03 nanosalise durmuş. Fakat hakem kafasına göre oyunu 3 dakika fazla oynatıp bitiriyor. Milimetre ile gol oluyorsa oyun saliselerle oynanmalıdır. Ölçek bütünlüğü ilkesi bunu gerektirir.

Zaten bu teknolojilerin oyuna sokulmalarının amacı oyunu daha adaletli yapmak diğildir. Futbola VAR’ı sokuşturan FİFA başkanı İnfantino futbola ihanet etmiştir. O teknoloji şirketlerinin bir ajanıdır. Amaç bu teknolojiyi satan firmalara yeni bir pazar açmaktır. Daha işin başındayız. Her sezon FİFA teknoloji firmalarının lobisine boyun eğip futbola yeni teknolojiler dayatacaktır. Futbolu sevenler olarak bu duruma karşı çıkmamız gerekiyor. Futbolun teknolojinin deneme tahtası olmasına izin veremeyiz. Şimdi susarsak çok yakında futbol aynı Amerikan futbolu gibi teknoloji firmalarının deneme tahtası olacak ve televizyonda reklam aralarını doldurmak için varolan ruhsuz bir gösteri olacaktır.

Notlar:

— Teknolojinin sahadaki gerçeği değil kendi gerçekliğini yarattığını çok güzel açıklayan bir yazı (İngilizce). Gol çizgisi teknolojisi bir düzine kamera ile kale çizgisine bakıyor ve yazılım teknikleri ile oyuncuları görüntüden siliyor ve sadece top ve çizgi görüntüde kalıyor. Bunun oyunun gerçekliği olduğuna insanlar inanıyor. Gollere bu şekilde karar vermek çok büyük bir adaletsizliktir çünkü oyun hakemin gördüğüne göre oynanmaktadır. Aynı oyunu iki ayrı ölçekte oynamak adaletsizliktir.

VAR ve Mustafa Kemal

İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşu hakkında bir yazıda şunları okudum:

“Başkumandan Meydan Muharebesi’nin ertesinde, 1 Eylül 1922’de Uşak kurtarılmış; 2 Eylül’de ise Yunan ordusu Başkomutanı General Trikopis Türklere teslim olmuştu. Beşkomutan Mustafa Kemal Paşa, Trikopis’in esaret haberini aldığı zaman kendisi ile görüşmek istedi Trikopis’i huzuruna kabul etti. … Mustafa Kemal Paşa, tutsaklara yer göstererek kahve ısmarlamış ve ardından düşman cephesinde yaşananları öğrenmek için, onları sorgulamaya başlamıştı. … Tutsak Yunan generali, bozgunu özetledikten sonra Mustafa Kemal’e sorar: “Siz bu savaşı nereden yönetiyordunuz?”

Mustafa Kemal’in yanıtı, “İşte tam o süngüleren parıldadığı yerden!” olur.

Trikopis şaşırır; müthiş bir heyecana kapılarak saygıyla doğrulur. “İşte savaş böyle kazanılır… Yoksa yüzlerce kilometre uzakta, harita üzerinde pergelle ölçüp biçerek savaş yönetilemez!” der…

***

Aynı şey futbol için de geçerli değil mi? Futbol maçı sahadan yönetilir. Kilometrece uzaktan karanlık bir odada ekranda beliren görüntüleri ölçüp biçerek maç yönetilemez.

FİFA bize hakemin VAR’a rağmen maçın tek ve son karar vericisi olduğunu söylüyor. Ama bu bir propagandadan başka bir şey olamaz. Kendi gördüğünü VAR’ın görüntüleri ile geçersiz kılan hakem sadece VAR’ın kuklası olmuş oluyor.

Notlar:

— Aydınlık gazetesinde alıntılanan yazının linkini bulunca ekleyeceğim.