Ali Nesin konuşması ve bir oyun olarak matematik

Videoyu ilgi ile izliyordum ama bir yerden sonra o durmadan araya girip Ali beyin lafını kesen beyefendiden sıkıldığım için izlemeyi bıraktım. Halbuki ilginç şeyler öğreniyordum. Fakat o beyefendinin hareketleri bir konuyu da açıkça görmemi sağladı.

Ne yapıyordu peki o beyefendi? Ali Nesin’in daha genç talebelerinin sorgulamadan kabul edeceği bazı sözlerini kabul etmiyor ve sorguluyordu.

Ben de şöyle düşündüm.

Matematik bir oyundur. Bu oyunu profesyonel matematikçiler kendi aralarında oynarlar. Oyun nedir? Oyun oyunun kurallarını tanımlamaktır. Yani profesyonel matematikçilerin işi bu oyuna yeni kurallar üretmek ve kendi aralarında tartışarak (oynayarak) bu kuralları geçmiş kurallarla uyumlu hale getirip resmi matematik kuralları kitabına eklemektir.

Bir oyunun sınırları da olmalıdır. Profesyonel matematikçiler (aslında profesyonel demeye gerek yok, sadece matematikçiler diyelim) kural koydukları gibi oyunun sınırlarını da belirlerler. En önemli sınırlardan biri analiz derinliğidir. Her cevap yeni sorular ürettiği için (ispatı?) soruların bir yerde durdurulması gerekir. Matematikçiler bu sorgulama sınırlarını da belirlerler. Matematiği kendi aralarında oynadıkları için de tanımlanıp kabul edilmiş sınırları gerçek sınırlar olarak kabul ederler ve bu sınırları sorgulamazlar.

Zaman içinde bu sınırları sorgulayan matematikçiler çıkar ve yeni sınırlar belirlerler. Eğer bu yeni sınırları diğer matematikçilere kabul ettirebilirlerse isimlerini de matematik tanrıları arasına yazdırmış olurlar.

Oyun kuralları ve sınırları sadece matematikçiler tarafından resmi kanallarda tanımlanabilir, tartışılır ve belirlenebilir. Matematikçi olmayanların ne kuralları ne de sınırları sorgulama veya yeniden tanımlama yetkileri vardır.

Bu yüzden bir sınıfta veya dershanede veya konferans salonunda bir matematikçiyi dinleyen bir kişinin matematiğin kurallarını ve sınırlarını sorgulaması ve konuşmacıyı soru yağmuruna tutması hoş karşılanmaz. O kişi oyunu iyi oynamıyor demektir. Onun bu oyundaki rolü seyirci ve dinleyici olmaktır. Onun matematik eksiği vardır ve konuşmacının sayesinde bazı eksiklerini tamamlayabilecektir.

Dershane kural ve sınır belirleme ortamı değildir. Konuşmacı matematikçi bile bilinen kuralları ve sınırları dinleyicilerine aktarmaktadır. Yeni bir buluş sunmamaktadır. Bir dershanede oynanan oyun matematikçilerin kendi aralarında oynadığı oyun değildir.

İşe böyle bakarsak matematiğin iki yüzü olduğunu da görebiliriz: ezoterik ve eksoterik. Yani içe bakan ve dışa bakan. Ezoterik matematiği matematikçi olmayanlar tam olarak anlayamazlar.

Ders vermek demek zaten ezoterik matematiği eksoterik dile tercüme edip halka sunmaktır. Matematik oynamayı meslek edinmek isteyenler resmi kanallara yani okullara başvurarak ezoterik matematiği öğrenmeye başlayabilirler.

Matematik bir oyunsa matematikteki kesin ispatlar nasıl varolabiliyor? Matematik bir oyun olduğu için! Zihinsel bir oyun olduğu için. (Videoda Ali bey zaten herşeyin zihinsel olduğunu bir kaç kez tekrarladı.) Matematik kendi kurallarına göre oynanan bir oyun olduğuna göre matematiğin kesin ispatları da sadece bu oyunun içinde geçerlidir. Gol kavramının sadece futbol oyunu içinde anlamı olduğu gibi.

Notlar:

Bahsi geçen video.

— Her cevabın yeni sorular ürettiği nasıl ispatlanır? Bu sorunun cevabı nedir ve yeni sorular üretiyor mu?

— “Zaman içinde bu sınırları sorgulayan matematikçiler çıkar ve yeni sınırlar belirlerler.” Euclid’in sınırlarının zorlanıp yeni geometriler tanımlanması gibi.

— Ezoterik ve ekzoterik hakkında Samih Rifat’ın Aristoteles’in Poetika’sına yazdığı önsözden: “Önceleri derslerini yürüyerek veren, “gezimci” felsefeci Aristoteles’in öğretisinin, iki metin grubunda toplandığını söylüyor eski kaynaklar. Antikçağ’da yaygın bir kanıya göre sabahları, kendi öğrencilerine, —demek ki bir seçkinler topluluğuna ders verirmiş Aristoteles— bu derslerde anlatılan konular, verilen bilgiler, ezoterik (esoterikos: içerde olan içrek) öğreti grubunu oluşturmuş. Akşamüstleri de daha yaygın bir gruba, halktan insanlara, “dışarı”ya ders verirmiş; burada anlatılanlar da, daha kolay anlaşılır, ekzoterik (eksoterikos: dış, dışa dönük) metinler grubunu oluşturmuş. Sağlığında yalnızca bu ikinci grup derslerini, çoğunlukla da diyalog biçiminde yayınlamış […] Aristoteles); ezoterik öğretisini de, hiçbir zaman yayınlamadığı ders notları biçiminde ölümüne dek saklamış.” Aristoteles, Poetika, Şiir sanatı üstüne. Çeviri: Samih Rifat. Can Yayınları. Sayfa 11.

— Johan Huizinga, Homo Ludens.