Plazalar arasında kalmış bir cami

Nârâlar demir ve betona bürününce modern mabedler ortaya çıktı. Adeta gökdelenle yarışan minareler.
Ve secdesi olmayan kıyamlar.
–Dücane Cündioğlu

Maslak’da minibüsten indim. Ezan okunuyordu. Etrafıma baktım ama camiyi göremedim. Plazaların arasında bir yerde ama nerede. Ezana doğru biraz yürüdüm. İki binanın arasında minareyi gördüm. İki şerefesine de hoparlör koymuşlar. Sesi de sonuna kadar açmışlar. Ama ezan kimin için okunuyor? Camları bile açılmayan bu yüksek binaların içinde bütün gün hapsolmuş bu insanlar işlerini bırakıp camiye gidemezler ki.

“Plazalar arasında kalmış bir cami” yazısını okumaya devam et

İslam Bu: Muhammedî İslam, Cemil Kılıç

İslam Bu
Büyüteç altındaki Arapça yazı İmran Ailesi Bölümü, 19. Söz imiş: “Doğrusu Allah katında din, İslam’dır.” (Cemil Kılıç çevirisi.)

Cemil Kılıç’ın yeni kitabı İslam Bu: Muhammedî İslam’ı Beşiktaş’da bir kitapçıda gördüm, merak edip, içine şöyle bir bakayım dedim. Tesadüfen kıyamet kavramının irdelendiği 159’uncu sayfayı açmışım:

Kuran’da kıyamet sözcüğünün kullanımı konusunda çok ilginç bir durum söz konusudur. O da bu sözcüğün daima yevm yani gün sözcüğü ile birlikte kullanılmış olmasıdır. Böylece “Yevm’ül-Kıyame” / “Kıyamet Günü” ifadesi meydana gelmektedir.

“İslam Bu: Muhammedî İslam, Cemil Kılıç” yazısını okumaya devam et

Ezan; neyin sembolü??

Gazetelerden: İnce’nin ezan şovu yatsıya kadar sürdü.

Vatandaşlara seslenirken ezan okununca miting konuşmasına ara veren CHP adayı Muharrem İnce, canlı yayında okunan ezanı umursamadı. Mitinginde ezan hassasiyeti gösteren İnce’nin, yine kendisi konuşurken okunan yatsı ezanını dikkate almaması “Ezan şovu” eleştirilerine neden oldu. 10 Mayıs’taki mitinginde ezan okunurken susulması gerektiğini söyleyen İnce, önce akşam Antalya’da Halk TV’de katıldığı canlı yayında yatsı ezanı okununca ‘ezan okununca konuşulmaz diye bir şey yok’ diyerek ikiyüzlü bir tavır sergiledi. Programı sunan Uğur Dündar ezan sesini duyunca, “Ezan okunuyor, Allah kabul etsin” dedi. İnce ise; “Ezan okunurken konuşulmaz diye bir şey olmaz. Biz şarkı söylemiyoruz, eğlenmiyoruz. Ezan hem namaza çağrıdır, hem bağımsızlığımızın sembolüdür. Bağımsızlığımızın iki sembolü vardır: Bayrak ve ezan. Ezan, hem bağımsızlığımızın sembolüdür hem de bir iddiadır. ‘Biz bu toprakların sahibiyiz, Müslümanız, buradayız’ demektir. O yüzden konuşmakta hiç bir sakınca yok,” ifadelerini kullandı.

İlginç! Yıl 2018. Gazetelerimizde haber olan konuya bakın! Ezan okunurken konuşulur mu, konuşulmaz mı? İstiklal marşı okunurken hazırola geçilir mi, geçilmez mi, gibi. Asıl konu ezan değil; asıl konular “saygı” ve “kutsal”. Ezan kutsal mı? Kutsal ise saygı duyulması gerekir mi?

“Ezan; neyin sembolü??” yazısını okumaya devam et

Üsküdar’da politik duruş olarak ezan

Üsküdar’da ezan neredeyse 10 dakika sürüyor. Belki ramazan diye imamlar galayana gelmişler sanki Kibariye okuyormuş gibi ezanı arabeske çevirmişler. O ne çığırmaktır öyle. İnsanları namaza çağırmak için bu kadar uzatmaya ne gerek var? Bu gösterişten başka nedir ki? Allahtan çok Allahçı olmak. Bir de Kabe’de ezan okuyan adamı dinleyin. Çok daha sade ve kasmadan okuyor. Adam Arap. Kendi lisanı. Kendi dini. Derin ızdıraplar içinde çığlıklar atma ihtiyacı duymuyor. Güzel güzel okuyor. Makamına göre okuyor. Buradaki adam özenti. Ezanı namaza çağrı değil politik bir duruş olarak okuyor. Gösterişçi. İslam gösterişe karşıdır halbuki. Bir de Kibariye deyince. Neden ezan okuyan kadın yok? Feministlerin bu konuya bir bakmaları gerek. Arada bir kadın sesi duymak iyi olurdu.

Notlar:

Üsküdar’da ezanın o kadar uzun sürmesinin bir  sebebi varmış. Üsküdar Meydanı’nın iki büyük tarihi camii olan Valide Sultan ve Mihrimah Sultan Camilerinin müezzinleri birbirlerinin sesini kesmeden karşılıklı ezan okuyorlarmış. Ne güzel bir gelenek. Yine de fazla ağdalı okuyorlar bence.

Bugün yine Üsküdar’dayım bir akşam ezanı vakti. Baktım komşu camilerin sıra ile okuma geleneği kalkmış. Hepsi aynı anda okuyorlar ve anlaşılmaz bir gürültü çıkıyor ortaya. Halbuki aralarında anlaşsalar ve hergün sadece biri ezan okusa daha iyi olmaz mıydı? Zaten hoparlörü o kadar açıyorlar ki Üsküdar’daki ezan Kadıköy’den duyuluyor. Bir de eski ezanı düşünün. Ezanın müezzinler tarafından şerefeye çıkılarak okunduğu günlerde Şakir Paşa Konağı kitabının yazarı Nermidil hanımın şu gözlemine bir bakın:

Yanımızdaki Beyazıt Camisi’nden ezan duyulurdu ama çok kez fark etmezdim. Bir gün kestirmeden camiden geçerken asırlık dekorunun güzelliğine kapıldım, o sıra ezan okundu. Müezzin’in boş avluya akseden sesi yansıyarak geri döndü, ezan oldu iki ezan. Müezzin şerefede döndükçe uzaklaşıp yakınlaşan ses, bana Osmanlı’nın büyüsünü ta içimde hissettirdi. Ne yazık ki şimdiki sun’i sesli metalik ezanlar bu hissi veremiyor.

Sun’i sesli metalik ezanlar o hissi vermediği gibi gürültü kirliliği de yapıyor. Ezan’ın dinle alakası olmayan bir gelenek olduğunu bilmeyenler ezanı putlaştırdıkları için “ezana hakaret” gibi bir suç bile icat etmişler ve ezanın gürültü kirliliğine sebep olduğunu söyleyen birini “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” gibi sun’i bir suçla suçlayabilirler. Ama ezana asıl saygısızlık yapanlar onlar. Ezanı o kadar yüksek sesle okutuyorlar ki 10 binlerce kişi duyuyor. Ama 10 bin kişiden en fazla 10 kişi ezanı duyup namaza geliyor. Diğerleri ezanı umursamıyor bile. Onun için ezanı politik bir dayatma olarak hoparlörlerden değil de insan sesi ile şerefelerden okumak gerekir. Ezanı sun’i ve metalik hale getirenler onu aşağılamış olmuyorlar mı?