Sorgulamayan insan mutlu insandır…

Ali Sebetçi sanayide ilerlemiş ülkelerin başarılarının sebebi olarak o ülkelerin vatandaşlarının dinlerini sorgulayan insanlar olmasını gösteriyor. Yani Ali bey, 16.-17. yüzyıllarda Avrupa halklarının din hiyerarşisinin kendilerini nasıl kerizlediklerini anlayıp bu hiyerarşiyi sorgulamaları gibi bir şeyler yapmamızı istiyor.

Ama böyle bir sorgulama sanayide ilerlemek için gereksizdir. Bir ülkenin vatandaşları dini ve din hiyerarşisini hiç sorgulamayabilir ama buna rağmen sanayide ileri gidebilir. Bu iki şey çok ayrıdır. Ülkelerin ileri gitmelerinin din hiyerarşisini sorgulamak veya sorgulamamakla hiç bir ilişkisi yoktur. Sorgulamayan insan daha mutlu insandır. Neden sorgulayalım ki? Dini ritüelleri yerine getirmek bir ülkenin ilerlemesi için bir engel değildir.

Almanya, Japonya, Çin gibi ülkeler teknoloji ve sanayi olarak bizden ileri ülkeler olarak tanımlanabilir. Bu ülkelerin vatandaşları din hiyerarşisini sorguladıkları için mi bu ülkeler sanayide ileri gitmişler? Hayır. Sistem önemli. Din ile dünya işlerinin ayrı tutulması önemli. Türkiyede bu yapılamıyor. Ülkemizde işgücü aşağı yukarı 30 milyon insan olarak kabul ediliyor. Bu işçilerin, memurların, çalışanların kendi uyku vakitlerini belirleme hakları yok. Devlet onlara bu en temel hakkı tanımıyor. Devlet herkesi sabahın köründe zorla uyandırıyor. Bunu da din adına yapıyor. Her sabah devlet yatak odanıza giriyor ve sizi din adına zorla uyandırıyor. Bu nasıl laik bir sistem olabilir? Değildir. Bir türlü uykusunu alamayan insanlar kavgacı olur, mutsuz olur, sinirli olur, trafik canavarı olur, işe gitmek istemez, kaytarır, işini doğru yapmaz.

Uyku çok önemlidir. Vücut kendini uyku esnasında tamir eder. İyi uyuyamayan insan sağlıksız olur. Devletin vatandaşlarına rahat bir uyku uyumayı ve istediği saatte kalkmayı yasaklaması veya kendi alarmı ile uyanmayı yasaklaması devlet için çalışan bu insanların randımanını büyük ölçüde düşürüyor. Devlet kendi ayağına kurşun sıkıyor. Son yirmi yılda ülkemizin yaptığı sanayi ataklarının hepsi devletin din adına işçilerinin uykusunu sistematik olarak çalmasına rağmen gerçekleşmiştir.

Bir de Türkiyenin uykusunu almış insanların ülkesi olduğunu hayal edin. Kimbilir neler yapardık. Nasıl bir çıkış yakalardık. Dünyanın sayılı sanayi ülkelerinden biri olurduk. Bu işin din ile de ilgisi yok. Ortada bir yanlış anlaşma var. Hoparlör denen alet zaten din ortaya çıktığında yoktu. Hoparlörü din ritüellerine karıştırmak dine aykırı olabilir.

Devlet, sadece altı ay, hoparlörlerin sesini kıssa ve imam efendiler minarelere çıkıp namaz vaktini hoparlörsüz ilan etseler ve vatandaşlar rahat uyusalar bakın bakalım insanlar nasıl rahatlıyor. Ülke çapında gerginlik nasıl azalıyor. Trafik kazaları nasıl azalıyor. Aile içi şiddet nasıl bitiyor. Denemesi bedava.

Notlar:

Ali Sabetçi’nin sözü geçen paylaşımı.

— Ali Sebetçi yorumuma cevap vermiş:

Sorgulamama ve taklit sonucu ortaya çıkan problemleri sadece din adamları bağlamında kast etmemiştim, her ne kadar paylaşımımdan öyle anlaşılması mümkün olsa da. Söz konusu yüzeysellik en etkili gerekçesini dinin belli bir yorumunda buluyor fakat bu, hayatın her alanını kapsayan genel bir zihniyet. Bence bu zihniyet, o toplumların kendi geleneklerinin özünden kopmasına ve geleneklerini yaşadıkları çağda canlı tutamamalarına neden oluyor.

Cevabım:

Bu yorumunuza katılmıyorum. Bence siz şöyle bir varsayımdan yola çıkıyorsunuz. –1. Avrupa 16. yüzyılda kendilerini sömüren din hiyerarşisini sorguladılar. 2. Avrupa bugün sanayide ileridir. 3. Dolayısıyla sorgulayan vatandaşları olan ülkeler sanayide ileri gider.– Türkiye’de böyle bir “Avrupa aydınlanmacılığı” hayranlığı olan bir kesim var. Siz de bu gruptan mısınız bilemem ama bence sizin düşünce tarzınıza da aydınlanmacı denebilir. Fakat eğer konu sanayide ileri gitmek ise bunun aydınlanma ile bir alakası yok. Dini ve devleti hiç sorgulamayan ve her türlü batıla inanan bir işgücünden meydana gelmiş bir ülke sanayide ilerleyebilir. Amerika, Japonya, Almanya, Çin sorgulayan vatandşlardan oluşan toplumlar değildir ama sanayide ileridirler.

Ama sizi anlıyorum. Siz aslında “Neden Türkiye’den bir Google, bir Amazon, bir Apple çıkmıyor” diye sorguluyorsunuz. Bunu da insanların dini sorgulamadıklarına bağlıyorsunuz. Ama bu da gerçekçi değil. Türkiye’de zaten vatandaşların çoğunluğunun din ile bir alakası yoktur. Eğer devlet gerekli ortamı sağlayabilse bu girişimci insanlar modern teknoloji firmaları yaratabilirler ve yaratıyorlar da. Din ile kendilerini kısıtlamak isteyenler de bu haklarını istedikleri gibi zaten kullanıyorlar.

— “Dini ritüelleri yerine getirmek bir ülkenin ilerlemesi için bir engel değildir,” diye yazmışım. Ama söz konusu din inananlardan günlerini ibadetle 5’e bölmelerini isteyen bir din ise o zaman sanayileşme zorlaşabilir. Mesai saatleri üretime göre değil üretim ibadete göre ayarlanacaktır. Tabii böyle bir şey yok. Mesai mesaidir.

— İmamların şerefelere çıkıp hoparlörsüz okumaları hem kendileri için iyi olur, spor yapmış olurlar, hem de, günümüz cami mimarisinde, hiç çıkılmayan 3 şerefeli tek amacı gösteriş olan minarelerin yerine yine eski usül mahalle camisinin insan boyutlu minaresine dönüş olur.

İran’da zorunlu saçörtüsü yasağı

iran-başörtüsü

Kadınları anlamak zor! Türkiye’de kadınlar isteyerek kendilerini çarşaflara sokuyorlar, bir başkaldırı olarak, fakat İran’da kadınlar başlarını açma savaşı veriyorlar, yine başkaldırı olarak.

Türkiye’de de saçörtüsü zorunlu olsaydı ve devlet saçörtüsünün sadece siyah olacağını emretseydi bugün saçlarını en son moda rengarenk şallarla kapatan kadınlardan kaçı hala saçlarını kapatırdı?

Kadınlara zorla hiç bir şey yaptıramazsınız ama her türlü zehiri moda şekeri ile kaplayıp kadınlara yutturabilirsiniz… diye bir laf vardır. Doğru bence.

Notlar:

Bahsi geçen twitter yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili yazılarım.

— Saçlarını zorla kapattırmadan saçı açık olarak cezaevine yollamaları da ilginçmiş.

— Tabii bu yalan haber değilse…

Arapça’nın sihirli etkileri

ramazan.png

Bir yazımda

Ülkemizde Arapça din ile ilişkilendirildiği için kutsal kabul edilir ve Arapça kelimelerin -Türkçe’ye geçmiş olsalar bile- söyleyen üzerinde sihirli etkileri olacağına inanılır,

diye yazmışım. Gerçekten de bazı kelimeleri Arapça söyleyerek daha dindar olduklarını sanan bir grup insan var.

Can Ataklı’nın Sözcü’de çıkan Kutlamayı Arapça yapınca daha dindar olmuyoruz adlı yazısını buraya olduğu gibi kopyalıyorum:

###

“Arapça’nın sihirli etkileri” yazısını okumaya devam et

Plazalar arasında kalmış bir cami

Nârâlar demir ve betona bürününce modern mabedler ortaya çıktı. Adeta gökdelenle yarışan minareler.
Ve secdesi olmayan kıyamlar.
–Dücane Cündioğlu

Maslak’da minibüsten indim. Ezan okunuyordu. Etrafıma baktım ama camiyi göremedim. Plazaların arasında bir yerde ama nerede. Ezana doğru biraz yürüdüm. İki binanın arasında minareyi gördüm. İki şerefesine de hoparlör koymuşlar. Sesi de sonuna kadar açmışlar. Ama ezan kimin için okunuyor? Camları bile açılmayan bu yüksek binaların içinde bütün gün hapsolmuş bu insanlar işlerini bırakıp camiye gidemezler ki.

“Plazalar arasında kalmış bir cami” yazısını okumaya devam et