Türbanla gelen özgürlük

kadem
KADEM’in propaganda filminden. Okula alınmayan Fraulein Rotraud Sheer’in müritleri “özgürlük” pankartı açıyor. Ne özgürlüğü?

Dinin özelleştirilmesi hakkında bir proje başlatmıştım. KADEM’in bu propaganda filmini görünce aşağıdaki yazıyı yazdım.

* * *

Din özelleşince, türban da dinî bir sembol olduğu için, kamusal alanda var olamaz. Yani, dinini giyinen insanlar okul gibi toplumsal bir alanda bulunamazlar. Dinin sadece özel alanda var olduğu laik bir ülkede bu böyle olmalıdır.

Türban şüphesiz dinî bir semboldür ve toplumsal alana girmiştir. Peki, ne olmuştur?

Hiç bir şey olmamıştır.

Türbanlılar ve türbansızlar karışıp okullarda okumaya devam ediyorlar. Ne eğitim çürüdü (zaten çürüktü) ne de toplum irticaya sürüklendi.

Neden?

Çünkü türban takan kadınlar türbanı dinî bir sembol olmaktan çıkartıp bir moda sembolü haline getirdiler. Türban şu anda bir moda ifadesinden başka bir şey değildir.

Bu genel bir kaidedir. Kadınlar ellerine geçirdikleri herşeyi mutlaka yozlaştırıp moda haline getirirler. Yani kendi malları yaparlar. (Kötü bir şey olarak söylemedim. Bu bir gözlem.)

Kadınlar “yeni”ye taparlar. Devamlı yeni şeyler isterler ve yeni şeyler denemekten büyük keyif alırlar. Bu sebepten kadınlar kendilerini tehlikeli ortamlara sokup sonra da doğaçlama yalanlar söyleyerek bu zor ortamlardan çıkmaktan büyük heyecan duyarlar. Kadınlar için bu spor gibi bir şeydir.

Kadınların “yeni” tutkusunu tatmin etmek için bir tesettür sektörü oluştu çünkü hep aynı renk türbanı takıp durmak ve devamlı yeni ve değişik türbanlar alamamak kadınlara hiç de çekici gelmedi. Yaratıcı ve ince zevkli Türk kadını üstelik tesettürü çok modern görünüşlü bir tarz haline bile getirdi. Marka aksesuarlarla desteklenen bir tesettür modası yarattı. Arap kadını bunu yapamamıştır mesela. Onların tesettürleri hep aynı ve tekdüzedir.

Kadınların dini moda; tanrısı markadır. Kadınların İslam’la bir ilgisi yoktur. İslamı ciddiye bile almazlar. Kadına, “sen erkeğin tarlasısın” diyen bir dini hangi kadın ciddiye alabilir? Sadece ciddiye alırmış gibi görünür çünkü kadınlar kesinlikle ortama uymak isterler ve sivrilmeyi sevmezler. (Moda konusu hariç. Onun da çok kesin kuralları vardır. Yani giydiklerinizle ne kadar göze batacaksınız? Nasıl, hem ortama uyup hem de kendinize göre bir dokunuş yapacaksınız? Bu konular en derin matematik ve felsefe konularından bile daha derin konulardır ve hiç bir erkeğin aklı bu konuları alacak kapasitede değildir. Erkekler ancak hangi arabanın motorunun kaç beygir olduğu gibi konularla yetinmelidirler.)

Türban konusunda kadınlar aldatıldılar, hem de başka bir kadın tarafından aldatıldılar. Ama çabuk toparlandılar. Türban ile din özgürlüğü arayan kadınlar, bir Alman misyonerin taktığı gibi türban takmayı müslüman olmak zannettiler. Ama türbanın kadın özgürlüğü için ne kadar faydalı bir araç olduğunu fark edince işler değişti ve türbanı kendilerini güçlendirmek için kullandılar.

Türban iş bulmaya ve karılarını altın takılarla donatacak zengin koca bulmaya yarıyorsa hangi kadın türban takmayı red edebilir? Zaten kankaları türban takan bir kadının türban takması için, dinî olsun olmasın, başka bir sebep gerekmez.

Kadınlara zorla bir şey dayatabileceğini zanneden erkek egemen güçler rezil oldular. Kadınlara ne giyecekleri üstünden din dayatabileceklerini zanneden erkek egemenlerin gözleri önünde kadınlar dinî sembolleri moda sembolleri haline getirdiler. Yani kendi malları yaptılar.

Moda kadının malıdır. Erkekler oraya giremez. Kadının modasına karışan erkekler böyle rezil olup kalırlar.

Kadınların ellerine “özgürlük” yazan pankartlar verip onları okullara girmeye zorlayan erkekler, kadınların din için savaştıklarını ve dindar olacaklarını zannettiler. Aslında kadınlar kendi özgürlükleri için savaşıyorlardı. Erkekleri yine kandırdılar.

Onun için, hiç bir erkek egemen güç, birey veya kurum, kadınlara zorla bir şey dayatmasın. Kadınlara zorla bir şey yaptırmanın imkansız olduğunu anlasın. Kadınların dine biat edeceklerini sanan saf kocalar, hocalar, hacı sakallılar, cüppeliler de uyansın artık. Kadınların elinde oyuncaksınız.


Notlar:

— KADEM’in kendi kendini tebrik eden propaganda videosu:

KADEM’in sitesi.

Dinin özelleştirilmesi ile ilgili proje.

— Biz bir tanımlamalar dünyasında yaşıyoruz. Her şey gibi, türban da bir tanımlama konusudur. Eğer devlet tahriklere kapılmayıp, “ben türbanı dinî bir sembol değil, bir moda sembolü olarak tanımlıyorum” diyebilseydi, türban ülkeyi yıllardır meşgul eden bir ortaçağ gündemi haline gelmezdi. Kötü bir moda olarak başlayıp biterdi.

— Cengiz Özakıncı Türbanın Türkiye’ye nasıl bir Alman projesi olarak girdiğini anlatıyor:

— İslam kurulduğundan beri, İslam şablonunu devlet düzeni olarak kullanan şeriat devletlerinin çok iyi anladığı bir şey var: İslam kelimesi teslim olmak demektir. Dinin ismi bu. İslam dinini seçen birisi “ben teslim oldum” demektedir. “Boynumu büktüm ve teslim oldum.” Ama kime? İnanan kişi Allah’a teslim olduğunu zannetmektedir ama aslında devlete teslim olmaktadır. Çünkü, devlet veya egemen güç kendini Allah’ın dünyadaki temsilcisi olarak tanıtmaktadır.

Aynı tezgah evde de kurulmuştur.

Dinini giyinen ve üstünü başını dinî sembollerle dolduran yobaz kocanın karısına İslamı dayatmasının sebebi budur. Karısının kendisine teslim olmasını istiyor. Gerçi bu zaten açık açık söyleniyor. Dine göre, kadın kocasının resmi cariyesi imiş. Kocasına karşı çıkan kadın dine aykırı hareket etmiş oluyor. Devlet bu aldatmacayı sadece daha gizli olarak uyguluyor.

— Kadınlar modanın sahibidir. Kadınlar birbirleri için giyinir. Fakat kocalarını ve sevgililerini onlar için giyindiklerini söyleyerek aldatırlar. Bunun ispatı çok basit. İki kadın buluşunca, ilk olarak birbirlerinin kıyafetlerine bakarlar ve hemen bir yorum getirirler. Bir kadın giyinirken hem modaya ve ortama uygun giyinmek ister hem de kendine has bir dokunuş yapmak ister. Karşılaştıklarında birbirlerini yıldırım hızıyla süzen kadınlar hemen diğerinin dokunuşunu anlayıp ona atıfta bulunur: “Çok beğendim. Çok yakışmış” der. Böylece diğerini anlamış olur. Aralarında bir dayanışma olur. Lak lak başlar. Fakat benim henüz çözemediğim şu: kadınlar önce saçlara mı bakarlar yoksa, kıyafete mi? Saçın önemi ve kutsallığı tartışılamaz. Bunun için, en önemli ziyneti olan saçını türban altına sokarak diğer kadınlardan saklamak gibi inanılmaz bir fedakarlık yapan bir kadının cennete gideceğine mutlak gözüyle bakılır. “Cennet annelerin ayakları altındadır” denir. Ama, kadının saçları konusunda yaptığı bu fedakarlık çocuğu yetiştirirken yaptığı fedakarlıklar yanında hiç kalır. Eğer cennete gitme olasılığı kadının bu dünyada yaptığı fedakarlığa oranlıysa, o zaman türban modasına uyan bir kadın için cennetin garanti olduğunu söyleyebiliriz.

Türbansızlaşmada geri sayım başladı. Her moda gibi türban modası da unutulup gidecektir. Dini semboller kalıcı olabilir ama kadınlar türbanı bir moda sembolü yaparak onu geçici olmaya mahkum ettiler. Kadınlar en değerli ziynetleri olan saçlarını daha ne kadar teşhir etmekten mahrum kalacaklardır? Çoğu kadın saçlarının açık olduğu ve saçlarını yaptırdığı ve herkesin “saçların ne güzel olmuş” dediği eski açık günlerini özlüyor. Türbanın sonu yakın.

— Özgürlük mü önce gelmelidir? Laiklik mi?

— Türban din özgürlüğü arayışı mıydı? Yoksa, toplum alanlarında dini sembolleri teşhir etme özgürlüğü arayışı mıydı? Yoksa kadınları din ile siyasileştirme operasyonu muydu?

Kadınların dini moda, tanrısı markadır.

— “Türban iş bulmaya ve karılarını altın takılarla donatacak zengin koca bulmaya yarıyorsa…”

Türbanlı bacıların altınları:

— Soner Yalçın’ın türbanla ilgili bir yazısı. Şule Yüksel Şenler’in kapanış (hidayet) hikayesin anlatıyor. Kapanarak hidayete ermek ilginç bir yol olmalı.

DNA şapkasından tarih çıkartma işi…

Levent Yıldız’ın sunduğu, Cengiz Özakıncı ile Tarihin Bilinmeyen Yüzü programının 21 Nisan, 2019 tarihli bölümünün her zamankinden de daha önemli bilgiler içerdiğini düşünüyorum. Cengiz Özakıncı’nın deyimi ile, “DNA şapkasından tarih çıkartma işi” ile ilgili bölümlerin yazıya döktüm ve aşağıda paylaşıyorum. Videonun tamamını buradan izleyebilirsiniz.

Orijinal makale ile ilgili bir not:

Orijinal makalede İngiltere’de M.Ö. 8500 ile 2500 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen 73 insan kalıntısından alınan örneklerde DNA incelemesi yapılmış. Yapılan bilimsel araştırma bu kadar. Bu DNA incelemesi, aynı devirlerde Batı Avrupa’da yaşamış olan avcı toplayıcı insanların DNA’sı ile “genetik yakınlık” gösteriyormuş. Bu insanlardan bazıları da İberya’da yaşıyormuş. Fakat İberya’da yaşayanların Akdeniz yolu ile Ege’den gelmiş olan çiftçiler olduğu biliniyormuş. Yani Anadolu’da yaşayanlar Britonmuş ve tabii Göbeklitepe’yi yapanlar da Britonlardır iması yapılmış oluyor. Böylece bu makalenin yazarları “DNA şapkasından tarih çıkartmakta” usta olduklarını göstermiş oluyorlar.

Peki orijinal makalede, ne Anadolu, ne Stonehenge, ne de Göbeklitepe’den bahsedilmediği halde bu ilişkileri kim kurmuş? Onu da BBC’nin propagandacıları uydurmuşlar. Hedef, Sayın Cengiz Özakıncı’nın anlattığı gibi, Anadolu’yu sahiplenmek için tarihsel taban hazırlamak.

Zaten bu sahiplenme girişimi Cengiz beyin programda bahsettiği Ancient Architect kanalında yayınlanmış videoda açıkça söylenmiş:

Bu yeni araştırma, Türkiye’de bulunan Göbeklitepe’nin medeniyetin doğduğu yer olduğunu gösteriyor. Kendilerini Batı Avrupa kökenli sayan insanlar, Göbeklitepe’yi yapanların sizin ecdadınız olduğuna inanabilirsiniz.

***

0:54
Levent Yıldız: Son dönemlerde bir araştırma ulusal ve uluslararası basında yoğun yer buldu. Habere göre İngiliz bilim insanları DNA incelemeleri sonunda Britanya adasında Neolitik dönemde yerleşik olanların Anadolu’dan yola çıkıp İber yarımadası üzerinden gelerek adaya yerleştiklerini saptadı. Peki bu araştırmanın hedefi gerçekten de bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak mı yoksa yüzyıllardır belki de yaptıkları gibi hedefleri doğrultusunda propagandalara destek sağlamak mı? Bu akşam hem bu soruya yanıt arıyacağız, hem de Hitit uygarlığında Turani Türk varlığını ortaya koyan Atatürk’ün oluşturduğu Türk tarih tezine karşı çıkarak Hititleri İndo-Germen, İndo-Aryan Avrupalılar olarak gösteren bilimsel etiketli propagandalara yanıtlar vereceğiz.

[…]

LY: Hocam iyi akşamlar.

Cengiz Özakıncı: İyi akşamlar.

LY: Hafta içersinde bir gelişme oldu, sizle de haberleştik,

CÖ: Evet.

LY: Hatta, sosyal medya üzerinden haberleştik

CÖ: Teşekkürler. Haber verdin, ben de, bir şeyler yaptım.

LY: Yani işte bu Stonehenge’i inşa edenler Anadolu’dan mı göç etti diye bir başlık altında, böyle çok acayip propaganda. Yani daha doğrusu, çok yaygın bir medya ağı ile bir anda piyasaya girdi. Bütün dünyada girdi, sadece Türkiye’de değil. Ama daha yoğunluklu Türkiye’de. Doğa ekolojisi ve Evrim adlı bir bilimsel yayın bu. Sizi kızdırayım, İngilizcesini söyleyeyim. Nature Ecology and Evolution. Daha havalı oldu mu?

CÖ: Oldu.

LY: Öyle oluyor ya. Hani Türkçe diyince, bazen İngilizce diyince, daha iyi hissediyor bazı kimseler. Ama biz Türkçesini kullanalım.

CÖ: Küresel oluyorlar, bir dakikada. Yani Türkiye sınırlarını aşıyorlar, herhangi bir sözcüğü İngilizce olarak dile getirdiklerinde, derhal Türkiye sınırlarını parçalayıp aşıp dünya vatandaşı haline geliyorlar.

3:05
LY: Türkçemiz dil bayrağımız.

CÖ: Evet. Aynen öyle.

LY: Biz dil bayrağımızı hep en tepede dalgalandırmaya devam edelim. Kim ne yaparsa yapsın. Doğal Ekolojisi ve Evrim dergisi böyle bir yayın yaptı. Siz bunu incelediniz. Nedir bu, hocam?

3:18
CÖ: Ben de baktım, BBC, İngiltere’nin haber kurumu, böyle bir haberle… İşte İngiltere’de, bu şekilde, devasa büyüklükte, bir kaç insan boyu büyüklüğünde taşlar bir araya getirilip böyle bir çember halinde dizilmişler. Bu işte gizemli bir anıt olarak kabul ediliyor, uzun süredir. Kim yaptı? Neden yaptı? Neydi amaçları? Bunlar uzaylı mıydı? Uzaydan mı geldiler? Gibi pek çok varsayım üretilmişti. Şimdi diyorlar ki İngiliz “flim” insanları, diyorlar ki, DNA’larına baktık, bunlar Anadolu’dan gelmişler. Ne zaman? 6 bin yıl önce gelmişler. 6 bin yıl önce Anadolu’dan gelip…

LY: taşı dikmişler…

4:28
CÖ: …bu taşları buraya dikmişler diyorlar. Şimdi tabii, bu halkın, bakın, İsa’dan önce 4 bin yıllarında Britanya’ya ulaştığı belirlendi, diyor haberin içinde. Ve işte, İsa’dan önce 6 binlerde başlayan büyük bir nüfus hareketliliğinin bir parçası olduğu vs. vs. Hatta göç edenlerin fotoğrafını da, şaşırmayın, bakın göç edenlerden birinin portresi. [

LY: 6 bin yıl evvel?

Stonehenge2

5:05
CÖ: Tabii, 6 bin yıl önceki, Britanya’ya Anadolu’dan gelen kardeşimiz buymuş. Yani bu ve bu gibi görünümlere sahiplermiş. Yani görsel olarak da destekliyorlar haberlerini. Daha da beteri, ya da daha da ilginci, ya da daha da önemlisi, bunlar çiftçi. Bu çiftçinin neden göç ettiğini tabii açıklayamıyorlar. Madem bunlar çiftçi, ekip biçiyor, ve yerleşik bir yaşam kurmuşlar, zorları neymiş de, Anadolu’dan, ki Anadolu’nun zirai durumu çok güzel, verimli bir ülke, uzun süre sisli bulutlar içinde yaşayan bir ülkeye göç etmesi bir çiftçinin tabii akıl alır bir şey değil. Fakat tabii, bu haber, İngiltere’de şöyle de yayınlara yol açtı. Ancient Architects, ne diyeyim size, Antik Mimarlar, Mimari, [YouTube] kanalında Early Neolitic Britons came from Turkey. Gelenlerin kim olduğunu da böylece söyledi, yani gelenler Türk değil, haa! Evet bunlar İngiltere’ye Anadolu’dan geldiler, ama onlar Briton’du Anadoludayken de. Briton olarak geldiler. Bu önemli değil mi sizce?

LY: Hem de nasıl. Bir daha gösterir misiniz? O çok önemli. Yani Neolitik dönemdeki Britonlar…

7:03
CÖ: Bakın biz diyoruz ki, proto-Türk diyorsun, [karşındaki adam] “On bin yıl önce Türk mü vardı?” diyor. İngiliz’e göre, 10 bin yıl önce Briton var.

LY: Bu duyguyu nasıl… hocam bir dakika, bunu nasıl aşacağız? Biz bunu dediğimiz zaman, dediğiniz gibi “Aaa, tamam herkes Türk, işte Amerikalılar da Türk, kızılderililer de Türk… Evet…”

LY: “10 bin yıl önce Türk mü vardı?”

LY: Ama bunu alkışlıyorlar…

CÖ: 10 bin yıl önce Briton mu varmış?

LY: Bunu okuyunca, “bu çok bilimsel bir yayın…” diyiveriyorlar.

7:38
CÖ: Ve kutlama yapıldı bu haber üzerine, biliyor musunuz? Buyurun kutlama fotoğrafı. Gittiler o Britonlar, o Stonehenge’in yanına, ellerinde biralarını, şaraplarını, rakılarını aldılar neyse, içeceklerini, müziklerini de götürdüler yanlarında, çılgınca “Atalarımız Britonlar…

LY: Anadolu’dan gelmişler…

8:01
CÖ: Anadolu’dan gelmişler, bunu atalarımız Britonlar dikmiş. Yani uzaylılar değil; Fransızlar değil; yani bir yabancı anıt değil bu artık, bizim, bizim, atalarımızın yaptığı şeyler şeklinde benimseyerek, mesela bakın “kutladılar” diyor, ve kim “Ancestor”, yani ne demek, akrabaları.

LY: Çok enteresan

Stonehenge1

8:40
CÖ: Burda, biz ok çizsek “hadi canııım!” oluyor ya, ama onlar ok çizebiliyor. Anadolu’nun Ankara’sından, Tuz gölünün civarından getirmiş oku, bööyle, getirmiş taa, İspanya ile Fransa’nın arasına sokmuş, oradan da götürüyor İngiltere’ye.. Denizler aşıyor falan falan… Daha da ilginci… Göbeklitepe’yi de Britonlar yapmış! Çünkü 6 bin yıl önce Anadolu’da Briton varsa, Anadolu’da da Stonehenge’e benzeyen dev taş anıtlar varsa, kim yapmış olabilir sizce? Değil mi? Anadolu zaten Briton yurdu. Değil mi?

LY: Gelmiş orda da yapmışlar; gelmişler burda da yapmışlar.

9:42
CÖ: Tabii. Zaten hep yaparlar. Yani, demek ki, Çatalhöyük olsun, Alacahöyük olsun, Göbeklitepe olsun, alayı Briton. Zaten Anadolu da Briton yurdu. Niçin gelmişlerdi zaten 1. Dünya Savaşında işgale?

LY: Çünkü burası Britanya. Yani eski Britanya.

CÖ: Kendi atalarının yurduna geldi adamlar.

LY: Tabii.

CÖ: Şimdi bakın.

LY: İşgal gerekçesi buydu yani.

10:11
CÖ: Bakın. Bu DNA şapkasından tarih çıkartma işi, özellikle 1990’lardan günümüze sürüyor. Bir takım tartışmalı tarihsel konular, kesin kanıta bağlanamamış, sadece varsayım düzeyinde kalmış bir takım tarihsel iddiaları, kendi lehine kanıtlamak isteyen emperyalist ülkeler –yarı sömürgeler, sömürgeler, yapamıyor bunu– emperyalist ülkeler, kim onlar, Fransa, İngiltere, Almanya vs.

LY: Amerika…

10:50
CÖ: Amerika. Onlar, efendim, biz DNA laboratuarı kurduk… Ben o DNA’dan, diyor, şunu bile anlıyorum diyor, yani, şurdan çıkmış yola, şuraya uğramış, buraya uğramış, Bering boğazına uğramış, İspanya’ya uğramış, Normandiya’ya ayak basmış, ordan Manş’ı geçmiş… ne yapıyorsun sen yaa??

LY: Tipini bile çizmiş…

11:13
CÖ: O nedenle diyorum ki, bilim insanları var, bir de “film” insanları var. “DNA’ya dayalı senaryo yazılır,” diye bir takım üniteler kurulmuş, onlar Ari ırkın üstünlüğüne dayalı tarih tezlerinin inanılmazlığını, dayanaksızlığını, saçmalığını, ve gerçekle örtüşmezliğini… Filanca filanca şey DNA ile kanıtlandı diyerek insanların ağzını kapatmak yoluna gidiyorlar. Tarih tezlerinin ispatında DNA’lara lütfen şüphe ile bakalım, lehimize bile olsa… Bakın ne diyorum, lehimize bile olsa, “şu, şu, şu tez DNA ile kanıtlandı” deniyorsa, lehime bile olsa şüphe ile bakarım.

LY: Yani onu bizim DNA laboratuarlarımızda da kanıtlamamız gerekir, en azından…

CÖ: Yok öyle bizim şeyimiz… o kadar gelişmiş durumda değiliz yani…

LY: Belki onlar da değil. Görmedik ki DNA laboratuarlarını.

CÖ: Ben diyorum ya film insanları DNA üzerine senaryo yazıyorlar diyorum.

LY: Peki neden şimdi? Ve amaç ne? Tekrar altını çizmeniz için soruyorum.

12:39
CÖ: Şimdi, bakın, Türkiye 1. Dünya Savaşında işgaline uğramış olduğu ülkelerin hala hedefindedir. Nokta. Bu gerçeği hazmettiğimiz zaman anlayabileceğiz emperyalistlerin bir takım davranışlarını. Bu çok önemli.

17:05
CÖ: Stonehenge’leri, bu İngiltere’de bugün BBC’nin haberine konu olan efendim işte Anadolu’dan 6 bin yıl önce gelen Britonlar kurdular bu taş büyük anıtları haberine konu olan o taş anıtları 1872 yılında bir başka İngiliz Turan ırkından olan insanların yaptığı anıtlar olarak değerlendirmişti. Ve buna yönelik kitabı çok önemli bir kitap olarak yıllarca ders kitabı olarak okutuldu. Şimdi, demek ki, şunu söyleyebiliriz, Stonehenge’lerle ilgili olarak daha önceki bir yargının silinip atılması kastıyla DNA’larla ispatlanmıştır ki falan falan işte bir yayın yapılıyor. Ferguson’u unutturmak için. Ferguson’un bulgularının üstünü örtmek için. Bir zamanlar bunları yazan Ferguson’un kraliçeden bilim ödülü aldığını unutturmak için. Evet. Durum budur. Önümüzde iki Stonehenge değerlendirmesi var. Biri BBC, DNA ile yaptık; öbürü Ferguson…

LY: Dönemin şartları ile… Siz ikisine de karşısınız da… bunu biliyorum, ama, sonuç olarak peki Göbeklitepe ile bağ kuruyor musunuz?

CÖ: Kurmuşlar.

LY: Yani bu haberin, şimdi zamanlaması, hem de şimdi çıkartmaları…

18:41
CÖ: Göbeklitepe’yi, Anadolu’yu tümden sahiplenme; kendi ata yurtları olarak değerlendirme girişimidir. Bu korkutucu bir…

LY: Arkası tehlikelidir diyor musunuz?

CÖ: Tabii, diyorum. Bütün bunların hepsi birikim, ve ilerde yeni bir paylaşım savaşında Anadolu kimin cebine girecek.

LY: Peki. bizim medyamızın bunu alkışlayarak haber yapmasına ne diyorsunuz?

19:05
CÖ: Ya, Fransa’da bir Atatürk düşmanının Mustafa Kemal ile ilgili makalesi yazının içeriği Atatürk’ü aşağılamalarla dolu olduğu halde, bir Fransız tarih dergisi Mustafa Kemali kapak yaptı diye sosyal medyada on bin kere paylaşıldı “gördünüz mü Mustafa Kemal’i Batılılar bile el üstünde tutuyor” falan dediler. Halbuki yazının tamamında Atatürk aşağılanıyordu. Burda da Anadolu lafı geçti ya, tamam, hah, zannediyorlar ki, İngiliz Anadolu derken Türk’ü kastetti. Hayır.

LY: Hocam, emin olun, içimizde Türk değil İngiliz olmak isteyen Türkler var.

CÖ: Evet.

LY: Medyanın belli kesimlerinde de yani. Mesela, Türkçe’yi reddedip İngilizce konuşuyorlar. Bu da bir şey değil mi?

CÖ: Yani.

LY: Bir şey ifade etmiyor mu?

CÖ: Ediyor. Çok şey ifade ediyor. Ama anlayana. …

CÖ: Atatürk ne diyor, “ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” Ben de diyorum ki, “Ben Türk’ün, ve Atatürkçü’nün zeki, çevik ve ahlaklısını seviyorum.”

LY: Ve okuyanının…

CÖ: Ve okuyanını. Ve okuduğunu da anlayanını. Sırf okuması da yetmiyor. Okuduğunu anlayacak, özümseyecek, değerlendirecek, yorumlayacak…

LY: Sorgulayacak.

CÖ: Sorgulayacak.

LY: Atatürk gibi düşünmeye çalışacak.

CÖ: Aynen öyle.

LY: Hocam buna ekleyeceğiniz var mı?

CÖ: Şimdi, tabii, İngiltere tarihine Turanlı sokulmamış oluyor bu haberle. Briton Briton’a yapmışlar ne yapmışlarsa. Anadolu Britonların anayurdu olmaya doğru, böyle gıdım gıdım, küçük küçük senaryolarla, götürülüyor.

CÖ: Görüyor musunuz, uydurulan bir senaryonun, film adamları tarafından uydurulan tarihsel senaryoların, eninde sonunda sömürgecinin sömürge çıkarlarını korumak sömürgesini akla uygun tarihe uygun hatta etnik hak olarak filan gösterme çabalarının bir aracı haline geliyor. O nedenle bu gibi yayınları son derece dikkatle izlemekte yarar var. Bir de şunu sormak gerekir. 6 bin yıl önce Anadolu’da kim vardı da sen onlara Briton diyorsun? Soru bu. Şimdi Hititlere geleceğiz.

LY: Bağlantılı ya konu zaten.

24:59
CÖ: Şimdi bakın. Hitit denilen, halkın Anadolu’ya İsa’dan ince 2. binde, işte, kuzeyden geldiği, söylenir. Genel kabul edilmiş bir yargıdır bu. Ee, demek ki Hititler’den önce bir halk var. Yani gelenler Hititler değil yani. Kim o? Hititler’den önce Hatti’ler varmış. Bu da ayrı bir macera. Hititlerden önce Anadolu’da Binlerce yıllık bir varlığı ile Hatti’ler varmış. Hititler İndo-Ari ve Aryan ırkındanmış, fakat Hititlerden öncekiler, Hattiler yani, Ari dili kullanmıyorlarmış. Onlar eklemeli, Türkçeye benzer eklemeli bir dil kullanıyorlarmış. O zaman kim gitmiş oluyor 6 bin yıl önce? Hattiler gitmiş oluyor. Stonehenge haberi, DNA vs. dili Hint-Ari olmayan Hattileri Briton yapma çabasıdır ki, aman Allahım. Türk tarih tezi, Hattilere dayanır. Türk varlığının, Turani varlığın, dili Türkçeye benzer, eklemeli dil kullanan bir toplumun, Anadolu’da ilk uygarlığın sahibi olduğu tezi, Hattilere dayalıdır. Bunu birazdan göreceğiz. İşte Türk tarih tezinin, Türk benzeri, Türkçe benzeri dil kullanıyor dediği Hattileri, DNA testi yaptık onlar Britonmuş demeye çalışan bir İngiltere ile karşı karşıyayız. Daha ilerde, daha ayrıntısı ile bu konuyu işleyebiliriz.

31:32
CÖ: Tarih tezi masum bir şey değildir. Saldırıya ya da savunmaya yönelik sonuçları olur tarih tezlerinin, dedik. İndo-Avrupa tarih tezi, saldırgan emperyalist bir tezdir, dedik. Türk tarih tezi, anti-emperyalist, saldırılara set çeken, bir tarih tezidir, dedik. Bunları tekrar hatırlatalım.

Notlar:

Tarihin Bilinmeyen Yüzü programının 21 Nisan, 2019 tarihli bölümü.

— Programda adı geçen Ancient Architects kanalında yayınlanan program. Stonehenge Builders Revealed? Early Britons Came from Turkey (İngilizce)

— Neolitik çağ, Cilalı Taş Devri imiş M.Ö. 5000-8000 yılları arası.

İngilizlerin Göbeklitepe’ye Çökme Operasyonu.

Fanatik aydınlanmacılar

Aydınlanmacı kimdir peki? Akıl ve Bilim kelimelerini fetiş yapmış ve bu kelimeleri kullanmasını aşırı seven birisidir. Aydınlanmacı, Akıl ve Bilim kelimelerinin ifade ettiği soyut kavramları savunmayı hayatının anlamı olarak tanımlamıştır.

Aydınlanmacı karanlığa karşıdır. Kendini aydınlığın kaynağı olarak tanımladığı için etrafının devamlı karanlık olmasını ister ki o karanlığı aydınlatabilsin. Aydınlanmacı için karanlık cahillik demektir. Kendisi hariç herkes cahildir ve aydınlanmaya muhtaçtır.

!!!!Olabilir. Bana ne! Herkes kendini istediği gibi tanımlayabilir.!!!!

Birgül Ayman Güler bu konuda Batıcılık artık fanatiklik adlı güzel bir yazı yazmış. Seçtiğim bir kaç paragrafı kopyalıyorum:

Dünyada uluslararası sistemin yeniden yapılandığı gün gibi açık. Yüzyıllardır süren dünya dengesinde köklü bir değişim süreci yaşanıyor. Bizde ise olup biten hiçbirşey yokmuş gibi, soldan-sağdan siyasetçiler “yönümüz Batı” diyor, “değerlerimiz batı aydınlanması”…

Batı – Doğu karşıtlığı, Batı’da insan – akıl – evrensellik diye yola çıkan aydınlanma düşüncesinin, kilise misyonerliğiyle kolkola, sömürgecilik kervanına adeta kılavuz olmasıyla yükseldi. Batının insanlarıyla doğulular, aşılmaz bir hiyerarşinin basamaklarına yerleştirildi. Asrileştirme adına işgaller ‘ilerleme’ sayıldı. Üç yüzyıl önce bizim buraları ‘asrileştirmek’ için yola çıkanlar, günümüzde işlerine demokratikleştirmek için diyerek devam ediyorlar. Mantıkta değişen hiçbirşey yok; onlara göre dünün barbarları, bugünün dışarıdan iteklenmeye muhtaç olan azgelişmişleri.

Kendini tarihin unsuru değil adeta müşterisi olarak gören bu mantığa hayran olmamak elde değil. Öyle ki, dünyada birileri Batı’da başka birileri Doğu’da birşeyler kurmuş, biz hangisini istersek onu satın alacak gibiyiz. Meğer mesele olmak/yapmak değil, seçmekten ibaretmiş!

Felsefesiz-tarihsiz Batıcılık, günümüzde artık fanatiklikten ibaret.


Notlar:

Türkiye’nin bir numaralı fanatik aydınlanmacı aydınlatıcısı Celal Şengör olmalı. Kör bir batı ve aydınlanma hayranlığını savunur kendisi. Cengiz Özakıncı‘nın bu konuda Celal Şengöre bir cevabını burada okuyabilirsiniz.

Aydınlanma ve aydınlanmacılar hakkında yazılarım.

— Peki ben bu fanatik aydınlanmacılığa neden karşıyım? Çünkü aydınlanmacılar hala 18. yüzyıl Avrupasının dinle bilimin birbiri ile olan sözde kavgasını devam ettiriyorlar. Artık böyle bir kavga kalmadı. Zaten devlet de din de varolduklarından beri güç birliği yapıp bireyi sömürmeyi amaçlamışlardır.

— Birgül Ayman Güler’in yazısı: Batıcılık artık fanatiklik.

Cehennem odunu

Nisa Suresi’nin 34. ayeti asırlardır tartışma konusudur. Bu ayette karılarınızı dövün diyor mu demiyor mu? Ben Sayın araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı’nın incelemesine katılıyorum. Fakat Nisa 34’ün bir yorumu daha olabileceğini düşünüyorum.

Unutmayalım ki, bu dünyada bir imtihandan geçiyoruz. Bu sebepten, Kuran’da Nisa 34’ü okuyup, onu karısını dövmek için bir mazaret olarak kullanan bir adam yargı günü bir sürprizle karşılaşabilir. Şöyle bir konuşma geçebilir, karısını döven erkekle soruları soran melek arasında:

MELEK: (Amel defterine bakarak) Karını dövmüşsün. Geç şu kuyruğa.

ADAM: (Korku içinde) Ama orası Cehennem kuyruğu.

MELEK: Doğrudur. Senden zayıf ve suçsuz birisine ego tribi yapıp vurmuşsun. Cezanı çekeceksin.

ADAM: Ama Kuran’da karılarınızı dövebilirsiniz diyor. Bana itaatsizlik yaptı. Ben de önce yatakları ayırdım. Sonra sözle uyardım. Yine aynı şekilde devam ettiği için de vurdum. Suçsuzum. Kuran’ın dediğini aynen uyguladım.

MELEK: Ey gafil! Biz seni dünyaya imtihan etmek için yolladık. Nisa suresini de senin gibi içi bozuk insanları denemek için yolladık. Sen sınavdan geçemedin.

ADAM: Ne yapmalıydım?

MELEK: Önce insan olmalıydın. Sen yobaz olmuşsun ama insan olamamışsın. Önce insan olacaktın. Kuran’ın en temel mesajı budur. Eğer insan olabilseydin senden zayıf ve müdafaasız bir insana zarar vermezdin. Yallah cehenneme!

ADAM: (Zebaniler tarafından cehennem kuyruğuna sürüklenir) Tövbe! Tövbe! Vallahi billahi çok pişmanım… Acıyın bana… Karım bir şeytanmış kendisini dövdürerek beni cehennemlik yapmış…

MELEK: Hala adam olamamış bu odun… Atın cehennemin dibine…

Notlar:

— Cengiz Özakıncı, “Kuran’da ‘Kadını dövün’ buyruğu yok

— Kuran’da “Cehennem odunu”: 

Enbiya 98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.

Cin 15. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

Tebbet 5. Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir).

Arapça “Akıl” Sözcüğünün Kökeni

Dil ve Din kitabında, Sayın Cengiz Özakıncı, Arapça “akıl” kelimesinin nasıl somuttan soyuta geçtiğini çok güzel bir şekilde anlatmış. Bundan çıkan bir sonuç da, aklın bazılarının yaptığı gibi, yüceltilecek, ulvileştirilecek, aydınlanma şu bu ile ilişkilendirilecek bir şey değil, sadece her insanda doğal olarak varolan “olgular arasında ilişki kurma yetisi” olduğudur. İlgili sayfaları olduğu gibi kopyalıyorum:

“Arapça “Akıl” Sözcüğünün Kökeni” yazısını okumaya devam et

Türkçe yazan Arap kadın!

Şu Arap kadın ne kadar güzel Türkçe yazıyor! Hayran kalmamak elde değil! Bravo diyorum. Türkçe’yi nerede öğrenmiş acaba? Bakıyorum da gerçek bir Arap gibi giyinmiş ve kullandığı kelimelerin yarısı Arapça, diğer yarısı İngilizce, arada bir Fransızca kelimeler de var… buradan da Arap olduğu anlaşılıyor, çünkü ne kadar çok dil bildiğini göstermek gibi bir entel gösterişçiliği ancak gösterişi ve cafcafı seven bir Arap yazabilir. Doğma büyüme bir Türk yazar olsaymış, Türkçe kelimeler kullanmaktan keyif alırmış. Ama ismi de Türk ismine benziyor…

“Türkçe yazan Arap kadın!” yazısını okumaya devam et