Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede matematik köyü mü olurmuş!!

Matematik Köyü belgeselini seyrettikten sonra yazdığım bir yazı. Hiciv olduğunu anlayamayanlar okumasın:

https://www.haberturk.com/tv/programlar/video/basrol-1-aralik-2019-prof-dr-ali-nesin-matematik-koyu/664144

— Sayın vekil, Matematik Köyü’nü gezdiniz. Nasıl buldunuz?

— Gözümden kaçmadı. Siz ne yapmak istiyorsunuz? Soruyorum size. Bu makus köyde en büyük, en görkemli, en dikkat çekici yapı hangisi? Kütüphane! Bu dinimize yapılmış büyük bir hakarettir. Aşağılamadır. Büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülkede bulunan bir köyde en büyük ve en gösterişli yapı cami olmalıdır. Bu bir suçtur. Halkı dinsizliğe teşvik etmek suçundan…. yok daha da ötesi, halkı matematiğe teşvik etmek suçundan bundan böyle teorem ispatlamanız yasaklanmalıdır.

— Durun bir ya. Burası matematik köyü. Tabii ki bir kütüphanesi olacak.

— Siz bir durun bakalım. Nedir bu binalar böyle? Nasıl bir mimari bu? Taştan, kerpiçten derme çatma evler yapmışlar. Yeni Türkiye’nin itibarına yakışıyor mu hiç? Biz itibarda sınır tanımayız. İlle matematik köyü yapacaksanız, köy yapmayın, matematik sarayı yapın. Biz böyle gösterişsiz bir köyle Avrupanın yüzüne nasıl bakarız. Avrupa ne der? “Ne kadar geri kalmışsınız” demez mi? Gösteriş yok. Renk yok. Altın kaplama yok. Kubbe yok —hamam kubbesi hariç— Caf caf yok. Görmemişlik yok. Verelim burayı Mega Mütahit Cengiz İnşaat’a modern bir tesis yapsın, gerçek betonarme binalar, depreme dayanıklı; AVM’si, havuzu, 6 minareli, 77 hoparlörlü camisi, o zaman görün bakın matematik köyü yani sarayı nasıl olurmuş. Hem ismini Türkçe koymuşsunuz olur mu? Dünya çapında pazarlamaya uygun Arapça İngilizce karışımı bir ismi olması gerekir — mesela “El Kebir Golden Mathematics Heaven” gibi— ki Arap turistler, pardon Arap matematikçiler, akın akın gelsinler. AVM’nin içine bir de saç ekme ofisi açarız burası kel Araplarla dolup taşar. Paraya para demeyiz.

Matematik Köyü Kütüphanesi.

— Burası matematik köyü. Tatil köyü değil.

— Büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülkede matematik köyü olsun, tatil köyü olsun, ezan sesi mutlaka duyulmalıdır. Hasret kaldık ezan sesine yahu. 3 saattir buradayız ne ezan sesi duyduk ne de sâlâ sesi duyduk. Şu anda içim kan ağlıyor. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede…

— Hangi çoğunluk? 82 milyondan 80 milyonu namaz kılmaz. Burası mı çoğunluğu müslüman ülke?

— Dinsizlik yapmayın. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede…

— Çoğunluğu namaz kılmayan ülkede çoğunluğu namazdan soğutmakla mı suçlanıyoruz…

— Hem sizin Kuran neyinize yetmiyor? Kuran’da yeteri kadar matematik vardır. Öğretin çocuklara ebcet hesabını, yeter de artar bile. İslam matematikçilerini öğretin. Yüce İslam bilgini El Cebir hazretlerinden büyük matematikçi mi varmış?

— Matematik köyü burası. Üniversite seviyesinde matematik dersleri veriyoruz biz.

— Olmaz. Burası derhal Diyanet’e devredilmelidir. Zaten derslikler hazır, Diyanet burayı güzel bir Kuran kursu yapar, camiler, mesçitler inşa eder. İmamlar atar… Bu köyde uzun sakallı ermiş bir dede var, her yerde görüyorum, elinde tebeşir birşeyler anlatıp duruyor, buranın demirbaşı galiba, onu da baş imam yaparız. Biraz Arapça öğretiriz. Kuran ezberletiriz. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede imamsız köy olmaz.

— Burası matematık köyü…

— Maalesef. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede matematik köyü kurmak çoğunluğun dinini aşağılamaktır. Bu köyün kurulmasına ve bu kadar büyümesine izin veren yetkilileri sürgüne yollatacağım. Kimbilir bu köyü yapmak için kaç tane ağaç kesmişlerdir.

— Hiç ağaç kesmedikleri gibi, sürekli ağaç dikiyorlar.

— Biz bir dal kessek sanki bir orman dolusu ağaç kesmişiz gibi yaygara kopartısınız. Bunlar bu kadar bina yapıp nasıl ağaç kesmezler?

— Kesmezler.

— Ayrıca bu köy altın madeni üzerindedir. Biz iktidara geldiğimizde burayı Kanadalı şirkete söz vermiştik. Onlar gelip burada altın çıkartacaklar.

— Bir karar verseniz. Burayı Diyanet’e mi devredeceksiniz yoksa Kanadalı şirkete mi?

— İkisi de değil. En iyisi buraya bir yazlık saray daha yapmak. Şimdi Cengiz’i arıyorum…

— Her yaz onbinlerce öğrenci burada matematik öğreniyor; bağımsız düşünmeyi öğreniyor; kendini geliştiriyor; ülkeye faydalı yaratıcı vatandaşlar oluyorlar. Böyle bir yeri nasıl kapatmayı düşünebilirsiniz?

— Bağımsız düşünmeyi mi öğreniyorlar? Yani burada dinsizlik öğretiliyor, öyle mi? Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede, halk Kuran’ı ezberlemek yerine matematik ezberliyor. Bu dinimize hakarettir.

— Burada kimse matematik ezberlemiyor. Ezbercilik yok burada.

— Hem eğitim hangi dilde? En azından matematiği Arapça öğretebilirsiniz. Arapça kutsal bir dildir.

— Matematik zaten kendi bir dildir. Arapça okutmuyoruz.

— O zaman buranın ismini İmam Hatip Matematik Sarayı diye değiştireceğiz. Bütün taş binalar —gecekondu gibi ne bu böyle— restore edilip modernleştirilecek. Zaten Büyük Sultan Abdülhamit Han’ın bir tek büstünü göremedim burada. Sözde komik hikayeler yazmış eski bir yazarın büstünü dikmişler. Bunlar hem dine karşı hem de ecdadımıza karşı.

— Aziz Nesin o. Siz zaten burayı kapattırmak için Jandarma yollamıştınız daha ilk günlerde. Burayı mühürlettiniz ama başarılı olamadınız. Olamayacaksınız.

— Pazarlık sünnettir. Madem hiçbir dediğimi kabul etmediniz o zaman son bir teklif daha yapıyorum. Orta yerde buluşalım. Buranın ismi Nesin Matematik Köyü değil mi? Nesin soyadının ne itibarı olabilir ki? Bundan sonra burası Türkiye’de, hatta dünyada, en itibarlı isim olan o şanlı isimle anılsın: Recep Tayyip Erdoğan Matematik Medresesi. Diyanet’e bağlansın. Matematik seçmeli ders olsun; Kuran kursu mecburi ders olsun.

— Hangi tarikata vereceksiniz burayı?

— Tenzil’e. Yani Diyanet ne isterse. Yok canım bizim tarikatlarla işimiz olamaz. Tuzak soru sordunuz.

— Burası Nesin Matematik Köyü’dür ve öyle kalacaktır.

(Sayın Ali Nesin ve Matematik Köyü sakinlerine özürlerimle…)

Principia Mathematica

Aziz Nesin halkın çoğunluğu aptaldır demiş; duayen bir araştırmacı, asıl aydınların aptal olduğunu bulmuş; şimdi de bir Twitter kullanıcısı yeteri kadar düşünmediğimizden şikayet ediyor:

ümmet/toplum olarak az okuduğumuz kesin, ama daha çok vahimi, çok çok az düşünüyor olduğumuzdur, işin garibi, okuyanlarımız da düşünmüyor, oysa okumak anlamayı garanti etmiyor, düşünmedikçe…

***

Bence, düşünmek için ne çok okumak gerekir, ne okumak gerekir, ne de okuma yazma bilmek gerekir. Herkes bu dünyada, özellikle bu toplumda, hayatını sürdürebilmek için düşünmek zorundadır, ve herkes düşünür. Bir kızın cumartesi akşamı dışarı çıkarken, 2-3 saat süren hazırlanma sürecinde, ne giyeceği konusunda ürettiği düşünceler, 19. yüzyıl Avrupa filozoflarının toplam yayınlanmış çalışmalarından daha fazladır. Sadece saçını nasıl yapacağı hakkındaki karar verme süreci bile, Kant’ın kariyeri boyunca ulaşamadığı analitik derinliklere kolayca ulaşır. Kızın gittiği parti bağlamında, kendini ne kadar teşhir etmesinin tam kıvamında olacağı; ortamın sınırlarını zorlayacak azami şeffaflık ve teşhir derecesini bulabilmek için kullandığı sofistike mantık, eğer Bertrand Russel’da olsaydı Principia Mathematica’yı, Whitehead’in yardımları olmadan, tek başına ve oturma protestoları sırasında otururken yazıp bitirebilirdi. Ayakkabı seçiminden hiç bahsetmeyelim. Bu o kadar önemli bir konudur ki; Hangi ayakkabıyı giysem? Topuğum ne kadar yüksek olmalı? Yeni ayakkabı almam gerekiyor mu? gibi sorulara bulduğu felsefi cevapları kitaplaştıracak olsa, Marx’ın pabucunu dama atmış olurdu.

O zaman, siz dünyayı sadece elitist pencerenizden görebilen bir akademik olarak; sizden başka kimsenin düşünmediğini varsaymanızı ve buna inanmanızı gayet doğal karşılıyorum ve sizi suçlamıyorum. Siz, “hiç kimse —benim— düşündüğüm şeyleri düşünmüyor; hiç kimse —benim— okuduğum kitapları okumuyor, onların düşünmesini istediğim şeyleri düşünmüyor. O zaman onlar okumuyor, onlar düşünmüyor,” demek istiyorsunuz. Kimse düşünmediğine göre de siz “ümmetinizin” tek düşünen insanı olmuş oluyorsunuz!

Notlar:

Yazıda bahsedilen Tweet.

— Aziz Nesin ve aptallık konusundaki çok zekice yazılmış bir yazımız!

— Cengiz Özakıncının aydınların yüzde doksanının aptal olduğunu bildiren yazısı.

— Meraklısı için Principia Mathematica‘nın ekşi analizi.