Adam yine başladı bağırmaya…

img_20190620_1144002266980329667900848.jpg

Düşünün, günde en az beş defa adamın biri gelip size küfür etse… elinde bir megafonla gelip yüzünüze Arapça küfürler sallasa… hatta Arapça olmasına da gerek yok; hatta küfür de olmasın… günde beş defa gelsin ve sonuna kadar açılmış bir megafonla kulağınızın dibinde bağırıp dursun. Ne dediği önemli değil. Günde beş defa birisi gelip özel hayatınızın içine giriyor ve yaptığınız işi bölüyor. Hem de sebepsiz yere. Böyle bir şeyi nasıl kabul edebilirsiniz?

***
Ülkemizde bir konuya kesintisiz odaklanıp çalışmak haram sayılmıştır. Bir işe odaklanan insanın mutlaka dikkati dağıtılmalıdır. Bir kitaba dalmışken ezanın çirkin sesi ile yerinden sıçramış hiç mi insan yok? Ders çalışmaya dalmışken, tam bir problemin sonucunu bulmak üzereyken, Arapça bağıran bir adam tarafından dikkati dağıtılan hiç bir talebe yok mu? Sabahın köründe sadist bir imam bütün mahallenin uykusunu bölmekten zevk alacak diye bebeği ezan ile uyandırılan hiç mi anne yok bu ülkede?

Neden ezanın sabah akşam taciz ettiği insanlar sessiz kalırlar? Ezanın kutsal bir şey olduğunu ve hoparlörlerden halkı taciz etmek için okunması gerektiğini ve dinin bir gereği olduğunu falan mı zannediyorlar acaba?

Elinde megafonla gelip işinizi bölen bu insana nasıl tepki verirdiniz? Onu hayatınıza isteyerek kabul eder miydiniz?

Her sabah, sabahın köründe, yine aynı adam, elinde megafonla, sizi bağırarak uyandırsa ve en az 7 dakika bağırmaya devam etse; kulağınızın dibinde anlamadığınız çirkin bir dille, küfür eder gibi bir tonda, bağırıp dursa, ve alay eder gibi bir de “tatlı uykundan kalk ve Arapların El İlah’ına secdeye dur, namaz uykudan hayırlıdır” dese, ne yapardınız? “İstemiyorum, git başımdan” diyorsunuz anlamıyor. “Git namaz kılmıyorum, kılmayacağım, kılmasını da bilmem” diyorsunuz, duymuyor ve bağırmaya devam ediyor. Üstelik her kelimeyi uzatıyor, uzatıyoooooooooooooooooor, her kelimeyiiiiiiiiiiiiiiiiiii, aynen böyleeeeeeeeeeeeeee…. Para için din satan birisi bu adam. Çirkin bir dilde bağırdığı çirkin şeyleri uzatarak daha da çirkinleştiriyor. “Seni laftan anlamaz rezil herif, çek git yatak odamdan” diyorsunuz ama 7 dakikası dolmadan bir yere gitmiyor. “Namaz kılmıyorum, senin bu bıktırıcı ezanın yüzünden müslümanlıktan istifa ettim, ateist oldum; defol git uğursuz herif diyorsunuz…” dinlemiyor… “Allah büyüktür,” diyor. “Allah büyüktüüüüür… Allah büyüktüüüüüüüüüür…” “Allahu ekbeeeeeeeeeeeeeeeer…” Ekberi uzattıkça El İlah’ın büyüklüğü artıyor sanki. Aynı lafları durmadan tekrarlıyor. Her gün günde beş defa aynı lafları tekrar tekrar bağırarak tekrarlıyor. Sonunda 7 dakikası doluyor megafonunu alıp zıkkım olup gidiyor.

Kaçış yok. 2-3 saat sonra tekrar gelecek ve bağırmaya başlayacak. Mahallenin bütün ateistlerini namaza çağıracak. Mahallede sadece 3-5 emekli cehennem korkusundan namaz kılıyor ama geriye kalan 40 bin kişi ezan ile taciz ediliyor.

***

Adam gitti ama siniriniz bozuldu, uykunuz kaçtı, psikolojiniz bozuldu. Neden böyle bir şey olmalı? Neden insanlara bu şekilde işkence edilmeli? diye kendinize soruyorsunuz? Neden? Neden?

***

Bu megafonlu adamdan kurtuluş yok. Çin işkencesi gibi her gün aynı anlamsız tekerlemeyi en yüksek desibelde tekrarlayıp duruyor. Neden? Neden? Cevabı yok. Neden devlet —halkın mutlu yaşamasını güvence altına alması gereken devlet— halkın her 3 saatte bir taciz edilmesine izin veriyor? Devlet izin vermiyor! Tacizi yapan zaten devlet. Devlet, güçlü olduğunu ve her an yatak odanıza girebileceğini size hatırlatmak istiyor. Devlet “benim dinim İslamdır; senin dinin de İslam olacaktır” diye hatırlatıyor. Peki daha az hatırlatsa olmaz mı? Mesela, haftada bir gün, sadece Cuma günleri? Geri kalan günlerde kafa dinlesek, taciz edilmesek, işimize gücümüze her 3 saatte bir bölünmeden devam edebilsek… Ne güzel olurdu… Gürültü kirliliği de çevre kirliliğidir. Temiz ortamlarda yaşama hakkımızı savunalım.

Neden devlet —halkın mutlu yaşamasını güvence altına alması gereken devlet— halkın her 3 saatte bir taciz edilmesine izin veriyor? Devlet izin vermiyor! Tacizi yapan zaten devlet. Devlet, güçlü olduğunu ve her an yatak odanıza girebileceğini size hatırlatmak istiyor. Devlet “benim dinim İslamdır; senin dinin de İslam olacaktır” diye hatırlatıyor. Peki daha az hatırlatsa olmaz mı? Mesela, haftada bir gün, sadece Cuma günleri? Geri kalan günlerde kafa dinlesek, taciz edilmesek, işimize gücümüze her 3 saatte bir bölünmeden devam edebilsek… Ne güzel olurdu… Gürültü kirliliği de çevre kirliliğidir. Temiz ortamlarda yaşama hakkımızı savunalım.

* * *

Her gün günde beş defa devlet özel hayatınızın içine girip sizi taciz ediyor. Ve siz hiç bir şey söylemiyorsunuz.

Ve siz bin yıldır, bu megafonlu adamın tacizini normal kabul ediyorsunuz. Siz, biz, hepimiz; Arap sömürgeciliğinin simgesi olan ezanı sanki doğal bir şeymiş gibi kabul etmişiz.

* * *

Evet, bu bahsettiğimiz megafonlu tacizci, şahsen elinde megafonla, evinize girmiyor, ama girmesine de gerek yok; bu ülkede her kilometrekareye en az iki cami düşüyor; her caminin üç minaresinde 3’er adetten 24 tane hoparlör olsa, memlekette herkes her an ezan ile eşit olarak taciz edilmekten payını almaktadır.

Dikkat ettiyseniz, ezanın duyulmadığı etrafı duvarlarla çevrili siteler en pahalı yerler oluyor. Ezanı duymak istemiyorsanız, ya dağ başında yaşayacaksınız ya da en zenginlerin oturduğu sosyetik mahallelerde oturacaksınız. (Levent, Etiler, Ulus, Nişantaşı, Teşvikiye gibi en sosyetik yerlerde ezan en düşük desibelde okunur, zenginler ezanla rahatsız edilemezler, imamın gücü sadece bizim gibi gariban halka yeter.)

***

Bu Arapça ses kirliliği yatak odanızı, salonunuzu, işyerinizi, kafanızı, bilincinizi kirletiyor; içinize işliyor; ve sizi geriyor. İsteseniz de istemeseniz de çocukluktan beri bu absürt işkenceyle büyüyorsunuz. Ezan sizi tanımlıyor. Karakterinizi belirliyor. “Sen doğulusun, doğulu kalacaksın” diyor. “Arap senden üstündür; senin dinin yoktur, sen Arabın dinini seveceksin,” diyor. “Sen Türk değil, Arapsın” diyor. “Devletin dayattığı dindensin” diyor.

Bu kadar bariz bir din propagandasına 7/24 maruz bırakılan insanlar, buna rağmen, laik bir ülkede yaşadıklarını zannediyorlar. Bu kadar bariz bir din dayatması nasıl olur da doğal karşılanabilir?

***

Ülkenin Arap özentisi yobazlarla dolu olduğunu biliyoruz. Bunlar 7. yüzyıl çöl Arapları gibi giyinmeyi dindar olmak zannederler. Bunlar ezanı putlaştırmışlar ve putlarını koruyacaklardır. Din bunların umurunda değil, bunlar gösteriş peşinde; ezan ne kadar yüksek desibelde okunursa bunlar o kadar dindar olduklarını sanırlar. Bir de kendilerini din ve ezan zabıtası yerine koymuşlar; “din elden gidiyor, vurun kahpeye” diye yaygara koparırlar. Arap bozması bu “Türkler” Arapça’yı kutsal bir dil zannettikleri için de ezanı kutsal bir şey zannederler. “Ezana saygı duyun” diyorlar. Bir de ezanı Türklük’le ve bayrakla eşit bir sembol olarak tanımlamaya kalkıyorlar. Bu güruhu tanıyoruz, biliyoruz, bunların değişmesi beklenemez. Ama ya İzmir gibi laikliğin kalesi olduğunu iddia eden bir şehirde ezanın ne işi var? İzmirliler her fırsatta İzmir marşını çalarlar; “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” demekten hiç bıkmazlar, gurur duyarlar; hiç biri camiye gitmez; namaz kılmaz; türban takmaz; hacı sakalı bırakmaz; ama hergün beş defa kendilerine dayatılan yobazlığın sembolü ezana da laf söyletmezler. “Neden bu din propagandası ile günümüz bölünüyor?” diye sormazlar. Ezanı duymazlar, ciddiye almazlar ama ezanın okunmasına da karşı çıkmazlar. Bu nasıl bir çelişkidir.

Belki de namaz kılan hemşerilerine saygı duydukları içindir. Ama ezanı duyup da namaza giden yok ki! Namaz vaktini bilmek isteyen telefonuna indiriyor uygulamayı ve telefonunda kendi özel ezanını dinliyor. Üç beş kişi namaz kılacak diye 40 bin kişi taciz ediliyor. Bir de “ezandan rahatsız oluyor” diye isminiz çıktı mı yandınız. Mahalle baskısı altında ezilirsiniz. Ondan sonra da “halkın büyük bölümünün benimsediği bir geleneği aşağılamak” suçundan doğru hakim karşısına çıkartılırsınız. Halkın çoğunluğu mu ezanı benimsemiş? Komik. Halkın çoğunluğu ezanı duymuyor bile. Üstelik aşağılama nerde? Biz sadece olguları ve gözlemleri paylaşıyoruz. Herkes istediği gibi inansın; evinde namazını kılsın. Ama devletin dini olmasın. Doğrusu bu. Bizim istediğimiz bu. Yani laiklik Anayasa’da bir laf olarak kalmasın, gerçek hayatta uygulansın. Her ezan okunduğunda Anayasa’nın laiklik ilkesi ihlal edilmektedir.

***

Hem laikiz diyorlar, hem de devletin dininin günde beş defa kendilerine dayatılmasına sessiz kalıyorlar. Kuzu gibi kabulleniyorlar. İzmirliler de ezanın kutsal bir şey olduğunu zannediyorlar herhalde. Ezanın bu devirde bir işlevi olduğunu zannediyorlar.

***

Peki ne yapmalı? Halkın bilinçlenmesi ve ezana karşı çıkması; ezanı bir gürültü kirliliği olarak görmesi; ezanın Türklerin bir geleneği olmadığını, bir Arap safsatası olduğunu ve Türklerin ülkesinde ezanın yerinin olmadığını görmeleri mümkün mü? Bence mümkün değil. Tam aksine, ezan bin senedir arka planda okunup duruyor ve insanlar alışmışlar. Ezana karşı çıkarak kazanacakları hiç bir şey yok. Katlanmayı tercih ediyorlar. Çünkü karşılarında mahalle baskısı var, “gâvur” diye yaftalanmak var; karşılarında devletin desteği ile zenginleşmiş, palazlanmış bir organize yobazlar ordusu var. En iyisi ezanı, hava kirliliği, çevre kirliliği gibi hayatın bir parçası olarak kabul edip hiç duymamaktır. Çoğunluğun yaptığı da budur zaten. Ama eskiden ezan bir müezzin tarafından şerefeye çıkarak hoparlörsüz okunurmuş. En azından bir insan sesi… Ezanın sesi uzaktan hoş gelirmiş, davul sesi gibi… Ama şimdi ezanı uzaktan duyma şansımız yok. Sonuna kadar açılmış hoparlörlerden, küfür eder gibi bağıran bir insanın tacizi ile karşı karşıyayız. Yapacak bir şey yok.

İnsanı rahatsız eden ezanın sesi değil; bir Arap sömürgesinde yaşadığımızın her gün 5 defa yüzümüze vurulması.

***
Aslında yapılacak bir şey var: yapılması gereken, dinin özelleştirilmesidir. Bu da başka bir yazının konusu olsun.

 


Notlar:

— Arap özentisi yobazın biri çıkıp “ezan duymak istemiyorsan çek git” diyecektir. Asıl sen o kadar özendiğin Arabistan’a git. Burası Türklerin ülkesi; burada Arap sömürgeciliğinin sembolü olan ezanın ne işi var?

— “ezan ne kadar yüksek desibelde okunursa bunlar o kadar dindar olduklarını sanırlar…”

Aslında, bu yobaz takımının bu kadar naif olduğu doğru değil. Onlar için ezan bir bölgeyi sahiplenme aracıdır. Üsküdar’da ezanı en yüksek desibelde nerdeyse 15 dakika uzatarak okuyarak ezan bayrağını Üsküdar’a dikiyorlar ve “Üsküdar bizimdir; kurtarılmış bölgemizdir” diyorlar.

img_20190620_1256087261902288763068898.jpg
Bayrağı ibadete çağırma tekerlemesi olan bir din!!

— “Çoğunluk ezanı duymaz.

Ezanın bir Türk geleneği olmadığını söylemek, gerçeği söylemektir. Türkiye’de halkın yüzde doksan dokuzunun kimlik kartında “Dini: İslam” yazabilir ama bunlar kimlik müslümanıdır. Ne beş vakit namaz kılarlar ne de İslam dininin diğer gereklerini yerine getirirler. Bu sebepten “halkın yüzde doksan dokuzunun müslüman olduğu bir ülkede ezan tabii ki okunacaktır” sözü hiç inandırıcı bir argüman değildir. Burası bir İslam ülkesi de değildir.

— “ezanın çirkin sesi…”

Ezanın sesinin çirkin olduğunu söylemenin İslam dinine, peygambere ve Allah’a hakaret olduğuna inanan insanlar var. Ezanın din ile hiçbir ilişkisi yok ki. Ezan ses dalgalarından ibarettir. Havada yayılıp kaybolur. Ses dalgalarının, Arapça ses dalgaları olduğu için kutsal olduğuna inanan batıl mantaliteli insanlar olması bu devirde tabii üzücü. Yok eğer, kutsallık ses dalgalarında değil, ezanın anlamında diyen olursa onun da cevabı var. Anlam ses dalgalarında değil, ezanı duyan insandadır. Yani ses dalgaları anlamsızdır; ona anlam veren insandır.

— “Ezan-ı Muhammedî” imiş!

Bir de ezana “Ezan-ı Muhammedî” diyenler var. Zaten bütün İslam özürcülüğü kelime oyunlarına dayanır. Ezanın hiç bir kutsallığı yoktur ama İslam özürcüsü ezana bir kutsallık vermelidir. Nasıl verecek? “Ezan-ı Muhammedî” diyerek onu kutsal ve dokunulmaz yaparsın. “Muhammed” kelimesi kutsal ya, ezan ve Muhammed kelimesini yan yana koyunca “Muhammed” kelimesinin kutsallığı “ezan” kelimesine de geçiyor ve “ezan” kelimesi de kutsal olmuş oluyor. Çocuk mu kandırıyorlar?

— “Elinde megafonla gelip işinizi bölen bu insana nasıl tepki verirdiniz?

Yolda yürürken “bir dakikanız var mı?” diye yolunuzu kesen Greenpeace anketçisine verdiğiniz tepkiyi verirdiniz? “Git başımdan, beni rahatsız etme!” anlamına bir şeyler söylerdiniz.

— “Bu nasıl bir absürtlüktür.”

İşin absürtlüğü devletin namaz kılmayan çoğunluğu inatla ve ısrarla namaza çağırmasıdır. Bu nasıl bir mantalitedir? Devletin bu hareketi, devletin sizi birey olarak değil de sürü olarak gördüğünün ispatıdır. Devlet sizi birey olarak görmez, güdülmesi gereken bir sürü olarak görür. Yoksa neden, sürüden 1 kişi namaz kılacak diye 10 bin kişiyi namaza çağırsın? Ayrıca devletin namaza çağırmak gibi bir görevi yok. 7. yüzyıl Arabistan’nında namaz saatlerini bulabilmek için astronomi bilmek gerekirmiş, çoğunluğun okuma yazma bilmediği bir toplumda namaz vakitlerini güneş saatinden okumak bile zor bir iştir; yani o zamanlar ezanın bir faydası varmış. Ama günümüzde herkesin cebine namaz vakitlerini söyleyen bir uygulama indirmesi mümkün. Ezan okutmaya gerek yok. Ama devlet için ezan bir propagandadır. Ezan namaza çağırmaz; halka devletin dininin İslam olduğunu hatırlatır.

Arap sömürgeciliğinin simgesi

Ezan bir simge olmuş, tamam, çünkü işlevini yitiren herşey ya çöpe atılır veya kutsal bir simgeye dönüştürülür. Ezan da simge yapılmış ama neyin simgesi? Bence Arap sömürgeciliğinin simgesi. Ezan Araplar’ın kültür sömürgeciliğinin simgesi olmuş. Türkiye’de bu kadar çok Arap özentisi Türk varsa bunun sebebi ezandır. Arap gericiliğinin simgesi. Arapların kadın düşmanlığının simgesi. Türklerin ülkesinde günde 5 defa halk Arapça bir tekerleme ile taciz ediliyorsa bu Arap sömürgeciliğidir. Ezana İslam’ın bayrağı diyenler de var.

— “Linç gelecek ama 120 desibel Arapça ezan ve Sela’dan rahatsız olmadan laik olmayı nasıl başarıyorsunuz ?” Yorumları da okuyun!

Black holes as the definition of the absurd

Priyamvada Natarajan, wrote about black holes:

How do you think about black holes?

They’re crazy objects, no question; they’re bizarre. There are three ways to think about them, and you can choose. One way is that stars, when they exhaust their fuel, have a violent end, and they leave behind — like a dead nuclear reactor — these black holes.

So black holes are compact inner parts of the stars that have gravitationally collapsed and have become unbelievably dense.

There’s no analogue. It’s not lead; it’s nothing we can think of. Then these stellar remnants build up. Gas falls in. They become bigger.

I want a certain depth of understanding that comes with people who think mathematically.

Another way is to think about the fact that not even light can escape from a black hole.

If you want to launch a rocket that has to escape the gravitational grip of the Earth, we have to shoot it out at 11.6 kilometers per second. That’s 33 times the speed of sound, so it’s pretty fast.

Now imagine a rocket going out at the speed of light, 300,000 kilometers per second, and it still can’t escape, because the gravitational grip is so strong.

That’s a black hole.

The third way is if you picture space-time as a sheet, then a black hole is a pinch in that sheet. An anomaly in the shape of space.

***

I have many problems with the above.

***

My first objection was that defining the same concept in three different ways and then choosing one depending on the context amounted to casuistry. But Ms. Natarajan replied that this was hot the case:

Nope — it’s not — I don’t use these definitions as needed.

These are three different ways to think about black holes – that are – enigmatic, complex and have defied a single definition — this is just how it is — like it or not!

***

I’m sorry but I take this seriously. First of all words like “bizarre”, “crazy”, “enigmatic” and “complex” as qualities of black holes says nothing to me. Second, you say there are three definitions of black holes and “you can choose.” But when I say “you choose one as needed” you deny that you choose one depending on the problem. This is not clear to me. Are there three types of black holes with different characteristics? Are these independent definitions? One definition you offer is that a black hole is an object from which even light cannot escape. Is this valid for all three definitions of black holes?

***

Physicists define a black hole as an infinitely dense mathematical point, then objectify it as a sinkhole from which even light cannot escape but then they invent countless loopholes in order to do physics with these supernatural objects. After all, if it were true that no light could escape from a black hole, no physics could be done with such an object.

By definition, a black hole excludes electromagnetism and therefore it is a non-physical object. It cannot even be an “object” because an object is something that obeys physics. So in order to make black holes to play physics, physicists let black holes grow hair, they let them collide and merge. All these thermodynamical interactions happen but light cannot escape! How so? I think the best definition of a black hole would be this: A black hole is a suspension of disbelief.

***

I also take issue with your third definition. You tell us to think about a black hole as a “pinch” on the space-time defined as a sheet. Then you forget that you said “space-time” and say that a black hole is an anomaly of “space”. Where do black holes live? In spacetime or in space?

To ask us to imagine spacetime as a sheet is an insult to our intelligence. You know and we know that spacetime is not a sheet. So why are you telling us to assume that spacetime is a sheet and black hole is a pinch in that sheet? The sheet metaphor is just a metaphor and explains nothing. It hides the true explanation, if there is any.

You say “I want a certain depth of understanding that comes with people who think mathematically.” But mathematics can be used to quantify even absurd and bizarre objects. The fact that you can study an object mathematically does not prove that that object exists. We know that Mickey Mouse does not exist. But you can define his weight, height and age and study his properties mathematically. But Mickey Mouse will still be a fictional object. Same with black holes. Unless you have a single physical definition of a black hole that applies to all black holes, what you have will be sophistry. Sophistry or doubletalk happens when a concept is defined many times.

Three definitions of black holes:

1. Stars exhaust their fuel and have a violent end and turn into black holes. I think this type of black hole is assumed to be an infinitely dense mathematical point. Which is absurd.

2. We call a black hole an object from which light cannot escape. It’s strange because this black hole is so dense and small but it harbors light in it and this light cannot escape from it. But you are not talking about light per se but a rocket going with the speed of light. So a black hole is an infinitely dense and infinitely small mathematical point which said to be an “object” and we are talking about a rocket escaping from this objectified mathematical point. We don’t even know if a black hole has a surface from which a rocket can be fired. So we are really in the realm of speculative thought experiments presented as physical truths. We are building absurdity upon absurdity and no one is worried about all these absurd reasoning.

3. Think about a black hole as a metaphor. This is the classic “spacetime as a sheet” metaphor. A black hole is a “pinch” on that sheet. What a meaningless metaphor! It explains nothing. Effectively it means “take my word for it. Believe what I say. I’m an expert on black holes and you are not.” So you are asking us to believe your authority without question.

So what do we learn from these three definitions of black holes?

A black hole is an infinitely dense mathematical pinch in the fabric of spacetime (or space) from which light cannot escape. Where does this light reside in an infinitely dense mathematical point? That is absurd. We defined it as infinitely dense. It may even be pure gravity. It can contain no light. But it is defined in terms of light.

From this I conclude that absurd is legal in physics. We are living in an absurd world. The more absurd the better.

Notes:

 Quanta Magazine article about Ms. Natarajan. Twit in question.

— Casuistry or case-based reasoning, is a method in applied ethics and jurisprudence, often characterised as a critique of principle- or rule-based reasoning. https://en.wikiquote.org/wiki/Casuistry

— Black holes is said to form with gravitational collapse. But what physicists call gravitational collapse is nothing more than lifting oneself up by shoestrings, that will not happen. Gravitational collapse fairy tale violates all of the laws of thermodynamics:

Güç: Newton kültünün ruhu

Şöyle bir mantık yürütüyorum: Newton “çekim gücü” diye bir etki tanımlamış. Fizik ders kitaplarında bu güç F=ma dile tanımlanır. Bu güç, Newton’dan sonra onun müritleri tarafından bu şekilde tanımlanmıştır yoksa Newton’un kendi yazdıkları arasında böyle bir tanımlama yoktur çünkü Newton denklemlerle ve eşitlik işareti ile çalışmamıştır. Newton sadece oranlarla çalışmıştır. Zaten bu çifte bir tanımlamadır. Hem gücü hem de kütleyi tanımlar. Yani Newton kültünün bayraklarından biridir. Semboldür. Gösteriştir. Bir işe yaramaz. Neden?

Çünkü Newton’un tanımladığı ve güç dediği bu etkinin en temel özelliği zaman geçmeden etki etmesidir. Yani Newton gücü fizikte kabul edilmiş olan bütün koruma kanunlarını ihlal eden bir etkidir. Termodinamik kanunlarına aykırıdır. Fakat en önemlisi, bu Newton gücü zaman geçmeden etki eden bir etki olarak tanımlanmıştır. Doğada zaman geçmeden etki eden bir şey yoktur ve olamaz. Böyle süpernatürel ve nasıl etki ettiği bilinmeyen etkilere okült etkiler diyoruz. Ama güç okult bile değildir, absürttür. Gizli değil, imkansızdır. İmkansız olduğu için de Newton gücü diye bir şey doğada yoktur diyoruz.

Mesela, güneşte hazır bulunan Newton gücünün dünyayı yörüngesinde tuttuğu varsayılıyor. Nasıl? Güneşte bulunan Newton gücü, güneşten yola çıkıyor 1 astronomi birimi yol katediyor ama süre zarfında hiç zaman geçmemiş oluyor. Işık bile güneşten dünyaya 4 dakikada geliyor. Newton gücü sıfır saniyede geliyor. Sadece bu değil. Newton gücü aynı zamanda akıllı da. Güneşten dünyaya şöyle bir bakıyor dünyanın kütlesini anında hesaplıyor ve dünyayı yörüngede tutacak kadar gücü yolluyor. Dünya da aynı şeyi yapıyor böylece dünya yörüngesinde dolanıp duruyor. Ve kendilerine fizikçi diyen insanlar bu absürd güce sadece şeyhleri Newton dedi diye inanıyorlar. Bu Newton gücü dediğimiz şey bütün evreni saran Newton’un ruhudur. Ben söylemiyorum bunu. Newton’un çağdaşı Huygens söylemiş.

Peki nasıl oluyor da kendilerine fizikçi diyen ve koruma kanunlarına inanan bu sağduyulu insanlar bütün koruma kanunlarını kıran bu Newton gücünü bir istisna olarak kabul ediyorlar ve doğada böyle absürd bir etkinin olabileceğine inanıyorlar? Nasıl oluyor da böyle fizik dışı bir ruhu fiziksel bir güç olarak kabul edebiliyorlar? Nasıl oluyor da bu absürd güce inanmadığımız için bize deli diyorlar ama kendileri deli saçması bu güce inanıyorlar ve üstelik fiziğin en temel değeri yapıyorlar?

Newton gücü diye bir şey doğada yoktur çünkü doğada zaman geçmeden etki eden bir şey yoktur.

Notlar:

— Newton Kültü ile ilgili diğer yazılarım.