Din: Özet

I. Dinin;

  1. devlet,
  2. eğitim,
  3. dil,
  4. doktrin,
  5. birey,
  6. toplum,
  7. para,
  8. siyaset ve
  9. ritüeller

ile olan ilişkilerine baktığımızda, din denen şeyin toplumun içini kemiren bir parazit olduğunu görüyoruz. Din sadece ilahiyat değildir; din topluma entegre olmuş güçlü ve kadim bir sektördür.

II. Din en az bu dokuz özellikten meydana gelmiş bir bütündür. Dinin sadece bir özelliğini alıp onun din olduğunu söylemek, bir arabanın bir tekerleğini alıp onun araba olduğunu söylemek kadar yanlıştır. Din, bir tüzel varlıktır —aynı bir şirket gibi— ve bir bütün olarak tanımlanıp incelenmelidir.

III. Din; toplumun derinliklerine kadar sızmış ve sızdığı her yeri kirletip, bulandırıp, insanları birbirlerine düşman edip, eski gelenekleri unutturup, insanlara kendi batıl ritüellerini dayatmıştır.

IV. Din insanları bu dünyaya yabancılaştırmış; bu dünyada yaşamanın, bu dünya için yaşamanın, bir suç olduğunu ve acımasızca cezalandırılacağını söylemiştir. Din bu absürt görüşü dayatarak insanlara çok büyük bir kötülük yapmıştır.

V. Dini özelleştirerek dinin zararlı etkilerinden kurtulmak istiyoruz. Din sadece bireysel alanda varolmalıdır. Devlet bireye bir din dayatmamalı ve birey istediği dinin ritüellerini uygulamakta serbest olmalıdır. Öyleyse, özelleştirme, din düşmanlığı değil, bireyin din seçme ve ibadet özgürlüğünü pekiştirecek olan bir süreçtir.

VI. Kamu alanında varolan bir din, toplumu kirletmeye, yozlaştırmaya ve geri bırakmaya devam edecektir. Çözüm, dinsizlik değil, dinin özelleştirilmesidir.

VII. Dinin topluma ve insanlara ne kadar zarar verdiğini görünce, dinin özelleştirilmesinin önemini anlamış oluyoruz.

VIII. Dini bir marka olarak düşünürsek, bu markayı bin yıldır parlatan bir profesyonel rahipler sınıfı olduğunu görüyoruz. Din de her marka gibi pazarlanmaktadır. Pazarlama işini de dinin sahibi olan egemen güçler için çalışan bir ruhban sınıfı yapmaktadır.

IX. İslam’da bir ruhban sınıf olmamalıdır, ama gerçekte, eğitim kurumlarında örgütlenmiş bir ruhban sınıf vardır. 14 asırdır, ulema denen bu ruhban sınıf bir İslam propagandası yaratmış ve İslam’ı küresel bir din markası yapmışlardır.

X. Dini özelleştirme sürece başladığında bizi dinsizlikle suçlayıp üzerimize gelecek olan bu ulema ordusunu küçümsemeyelim. Ulemanın kadim otoritesi vardır ve halk da onlara geleneksel olarak saygı duyar ve dini bunlardan öğrenir. Ulema ve onlara bağlı yobazlar, dini savunur gibi görünürler ama aslında kendi asalak hayat tarzlarını devam ettirmek için savaşmaktadırlar.

XI. Dinin asıl sahibi, egemen güçtür. Yani siyasi iktidardır. Dini parlatanlar ve propagandasını ve mitoslarını yaratanlar ise bu ruhban sınıftır. Ruhban sınıf egemen güç için çalışır. Öyleyse, toplumu ve bireyi din sömürüsünden kurtarmanın tek yolu dini özelleştirmektir.