Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları

Ahmet Hakan eğitim konusunda icraat yerine edebiyat yapmayı tercih eden yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk için icraata başla demiş:

… artık lütfen “Şöyle olmalı, böyle olmalı” şeklinde temenni cümlelerini ve şaşırtıcı saptamalarınızı bir tarafa bırakıp…

İCRAAT denilen olguya geçiniz.

“Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları” yazısını okumaya devam et

Sabahattin Ali ve tüzel varlıklar

Bir de onda hiyerarşik yapılara karşı, derin bir tahammülsüzlük söz konusu idi. Devlet veya hükümetmiş, iktidar veya parti imiş, nefret ettiği kurumlardı bunlar.

Hiyerarşik yapılar Tüzel Varlıklardır. Bunlar da canlı varlıklardır. Her insan hayatı boyunca tüzel varlıklarla ilişkiye girmek durumundadır. Bizler Tüzel Varlığın kapısında kullarız. Her işimizde ondan izin almak durumundayız. Zaten onun borç kölesiyizdir. Sabahattin Ali’nin Tüzel Varlıklara karşı bu duruşu ve alaycı tavırları onun hayatına mal olmuştur. En iyisi iyi bir kul olup bizden isteneni en iyi şekilde yapmaktır.

Bireyin anlaması gereken şu ki, birey olarak tüzel organizmaya hiç bir zarar veremeyiz. Hiç bir alışkanlığını değiştiremeyiz.

Bizim hayatımız kısa onunki uzun. Kuşaklar boyu devam ediyor. Tüzel varlıkla mücadele etmek için bizim de bir tüzel varlık kurmamız gerekir. Bu sefer de kurduğumuz tüzel varlık kendi de tüzel varlık olduğu için başka tüzel varlıklarla insanın menfaatini korumak için savaşmaz. Sadece kendi varlığını devam ettirmek için savaşır gibi gözükür.

Korkak devlet istemiyoruz!!

Korkak devlet istemiyoruz!! Şiirden korkan devlet istemiyoruz!! Şairinden korkan devlet istemiyoruz!! Dünyanın en eski ve güçlü devleti! Türk devleti!! Ne oldu da kendi şairinden korkar duruma gelmiş. Bu kabul edilemez! Kedi fareden korkar mı? Kurt kuzudan korkar mı?

Attila İlhan, 15 Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat’ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi’ne yazıldı. …

Bir Türk devleti! Yücelerin yücesi Türk Devleti! 16 yaşında bir Attila İlhan’ın, sevdiği kıza vermek için yazdığı bir şiirden nasıl korkar? Aklın havsalanın alacağı bir şey değildir bu.

Devlet yıllar sonra hatasını anlamış ve bu büyük ustaları, Attila İlhan’ı da, Nazım Hikmet’i de, bağrına basmıştır. Basmıştır ama… huylu huyundan vazgeçer mi… Devlet hala şairleriyle dalaşmakta, ve şairlerini yüceltmek yerine, onları hapislerinde çürütmeye çalışmaktadır. Neden? Neden? Neden?

Ey devlet! Hiç bir şair, hiç bir yazar, sana zarar veremez. Ne yazarsa yazsın. Sana zarar veremez. Şairlerine sahip çık. Yazdıklarından dolayı tutuklanmış insan görmek istemiyoruz. Önce ezip sonra yücelteceğine, baştan yüceltsen ne olurdu?

***

Oray Eğin’in “Ezhel ‘devlet sanatçısı’ olacak yazısı.

İlahî, kutsal ve saygı

İlahî: İlahla ilgili, anlamına gelir.

Kutsal: İlahla ilgili olduğu varsayılan bir şeyin -ilahla ilgili olduğu için- sabit tutulduğunu ve yüceltildiğini ve bir sahibi olduğunu (her markanın bir sahibi olduğu gibi) ve bu sebeplerden saygı duyulması gerektiğini belirten bir kelimedir.

O zaman, şu hep “kutsal” ile beraber kullanıldığını farkettiğimiz “saygı”nın tanımı nedir?

Saygı: Saygı duyulması gereken ve kutsal olduğu söylenen şeyin sahibinin koyduğu kurallara uyarak hareket etmeyi kabul etmektir.

“İlahî, kutsal ve saygı” yazısını okumaya devam et

Bizim Dünyamız mı? Tüzel varlıkların dünyası mı?

bizim dünyamız

Sinek Sekiz yayınevi tarafından yayınlanan Bizim Dünyamız:
Bir Zen Rahibinin Barış ve Ekoloji Hakkındaki Düşünceleri adlı kitaptan bir alıntıya benim yorumum. Kitabın yazarı Thich Nhat Hanh hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.
Alıntı Facebook’tandır. Okumak için buraya tıklayın.

1. “Bir bakteri ya da virüsün insan bedenini mahvettiği gibi Tabiat Ana’yı mahvettik.

Bu insanmerkezci düşünme biçimidir ve bence yanlıştır. İnsan bireyinin Tabiat Ana’yı mahvetme gücü yoktur. Bu tartışma götürmez. Tam aksine birey tabiat olayları karşısında çaresizdir.

“Bizim Dünyamız mı? Tüzel varlıkların dünyası mı?” yazısını okumaya devam et