Hoparlör medeniyeti

Yine seçim var yine hoparlörlü minibüsler yollara dökülmüş. Ben de bu eski yazıyı bulup çıkardım:

Minibüse hoparlör bağla, propaganda resimleri mantola, hoparlörü sonuna kadar aç bangır bangır marşlar ile bütün mahalleyi ayağa kaldır! Sonuç? Bir tek allahın kulunun bile bu hoparlör canavarlarının marşlarını duyup da oyunu değiştirdiği görülmemiştir. Gürültü kirliliği yapmıştır o kadar.

Kamyona hoparlör bağla “HURDACI GELDİ HURDACI! HURDALAR ALIYORUM! diye mahalleyi ayağa kaldır. Yine de seçim minibüsleri kadar gelişmiş ses sistemi olmadığı için bu seçim propagandacıları kadar gürültü kirliliği yaratamaz.

Zerzavatçı kamyonunu unutmayalım. O da patates soğan domates fasulye yükler hoparlörü ile satar. Bazı canı sıkılmış ev hanımları, dizilerin reklam arasına rastlarsa, balkondan “1 kilo patates” diye seslenir; çırak bir kilo patatesi tartar bayana götürür 2 lirayı alır gelir. Mazot parası çıkar mı belli değil.

Bir de Diyanet’in hoparlörcüleri var; bunlar da Mimarların mimarı Koca Sinan’a saygısızlık yapmayı kendilerine vazife bilirler ve Selimiye gibi bir başyapıtın minaresine hoparlör takarlar. Ve Süleymaniye’yi hurdacı kamyoneti seviyesine indirirler. Bunların sanat eserine saygıları bu kadardır. Daha küçük ilçe camilerine daha da büyük saygısızlık yaparlar, minareyi baz istasyonu yaparlar.

İlçe belediyelerinin hoparlör sevdası minarelere hoparlör bağlamakla bitmez; ilçedeki her elektrik direğine üç adet, her yöne bakan, hoparlörler asmadan duramazlar. Bunlar için medeniyet demek üstünde hoparlör olan elektrik direği demektir! Bu direklere astıkları hoparlörlerden de saçma sapan anonslar yapmayı çok severler. Sadece bu iş için işe alınmış kadrolu bir kız vardır; her anonsu ikişer defa okur, o sinir sesi ile. Nedense belediye anonsu yapan bütün kızlar hep aynı ses tonu ile anonslarını yaparlar, sanki hepsi aynı yerde eğitim almış! Tam anneler bebeklerini uyuturlar, başlar belediyenin gereksiz anonsu ve bebekler uyanır. Gürültü kirlililiği artık bir yaşam tarzı olmuştur. Belediyenin hoparlörleri bi sussa insanlar o sessizliğe dayanamazlardı.

Boğaz turu diye motora binersin her tarafını ses sistemi ile donatmıştır bütün boğazı Tarkanın en son mega hiti ile inletir. Yalılarda yankılanır. Belediyeye şikayet edersin, “yapacak bir şey yok hiç bir kanunu aykırı bir hareket yapmıyorlar” derler.

Fakat en tehlikeli hoparlörcüler ellerine hoparlör geçirmiş bürokratlardır. Bunların da en gaddar ve acımasız olanları toplu taşıma araçlarının hoparlörlerini ellerine geçirenlerdir. Kitap ve okuma, sessizlik düşmanı olan bu işgüzar bürokratlar, her gün milyonlarca insanın, işten eve evden işe gitmek için mecburen metrobüslere metrolara binen insanları, yaptıkları saçma sapan kayıtları dinlemeye zorlarlar. Bu ilkel kafalı insanlar trenlerde telesekreter sistemi var diye ille kayıt yapıp insanları aynı kayıtları durmadan tekrarlayarak taciz etmeyi modernlik sanacak kadar ilkel kafalı insanlardır. Hergün aynı trene binen insanlara gelecek istasyonun ne olduğunu söylemenin absürtlüğünü bana kim açıklayabilir? Bırakın sessiz bir ortamda kitabımızı okuyalım, hülyalara dalalım, gazetemizi okuyalım, ne yaparsak yapalım ama sizin bu işgüzar anonslarınızı duymayalım. Ya İngilizce anonslar!!! Bu ilkel insanlar hala İngiliz turistlere yalakalık yapmayı marifet zannediyorlar. İngilizce anons duyduğum her seferinde etrafıma bakıyorum! Ortalarda turist murist yok. Neymiş efendim, bir İngiliz turist metrobüse binecek de ve ona bu yalakalar gelecek istasyonu İngilizce olarak söyleyecek! Bırak ne hali varsa görsün! Yanlış istasyonda insin. Sen bir turiste yalakalık yapacam diye milyonlarca insana bir İngiliz sömürgesinde yaşadıklarını söylemiş oluyorsun her İngilizce anonsunla. Burası muz cumhuriyeti mi ki İngilizce anonslar yapılıyor? Ey turist yalakası, hoparlör sapığı bürokrat! Londrada New York’ta, ey ilkel yalaka bürokrat, Türkçe anons yapılıyor mu ki sen Türkiye’de İngilizce anons yapıyorsun? Artık turistlere yalaka olma devri çoktan geçti. Bu yalaka ilkel bürokratlar tabii hiç metrobüse binmedikleri için ofislerine özel arabaları ile gidip geldikleri için o devirlerin çoktan geçtiğinin farkında değiller. Bunlar 1950lerde kalmış insanlar. O zamanlar konuşan trenler bir yenilikmiş. Şimdi insanlar sessizlik istiyor. Anons yapmayın. Yolcuların şahsi alanlarına gürültü kirliliği yaparak taciz etmeyin!

İşte bu hoparlör medeniyetidir. Her şeyin en kolayını yaparak bir iş yapıyormuş gibi görünme sanatıdır. Metrobüsler pis, kalabalık, ikide bir kaza oluyor, kliması çalışmaz, çalışıyorsa üstüne üfleyip hasta eder, ama bir de üstüne insanları İngilizce anonslarla taciz ederler.

Bu anonsları yaptıran insanı o metrobüse hapsedip aynı anonsları tekrar tekrar dinleteceksin günlerce aylarca ve yavaş yavaş nasıl delirdiğini çıldırdığını ve hoparlörlere saldırıp “yeteeer susturun şunu” diye yalvardığını kayda alıp sosyal medyada yayınlayacaksınız bakın bakalım ondan sonra yolculara anons yoluyla tecavüz edebiliyorlar mı.

Bu arada, aynı elektronik kaydı insanlara tekrar tekrar dinletmek yeni işkenceci CİA başkanının Singapur’daki hapishanelerde uyguladığı işkence çeşitlerinden biridir. Şaka değil bu. İnsanları delirtmenin en kolay yolu onlara aynı elektronik sesi tekrar tekrar dinletmektir. O zaman, metrobüs şöförüne şemsiye ile saldırıp kazaya sebep olan yolcuyu suçlayabilir misiniz? Herkesin sinirlerinin tepesinde olmasının ve yolcuların bir hiç uğruna birbirleri ile kavga etmesinin sebebini şimdi anlıyor musunuz?

Siz de artık yeter deyin. Bu gereksiz işkenceye dur deyin. Bu ilkel ve işgüzar yalaka bürokratların masum insanlara hergün CİA işkenceleri ile delirtmelerine izin vermeyin.

Toplu taşıma araçlarında -insanlar rahat kitap okusunlar diye- ama sadece bu sebepten, anons yapılmadığı zaman, artık biz de uğruna bu kadar uzun zamandır beklediğimiz medeniyet seviyesine ulaşmış olacağız.

Notlar:

— Meğer Kültür ve Turizm Bakanlığının bir kararı varmış ve tarihi camilerin hoparlörlerle tahrif edilmelerini yasaklıyormuş. Ama Kültür ve Turizm Bakanlığının bir “İlke Kararı”nın bu ortamda na etkisi olabilir, uygulanmıyor tabii ki.

İlke Kararı- Karar No: 731 / Karar Tarihi: 19.06.2007:

Minarelere ve kubbe çevrelerine özellikle yapıyı tahrip eden elektronik malzeme (hoparlör ve modern aydınlatma armatürleri gibi) elemanların konulamayacağına, ancak paratoner, kandillik ve mahya gibi özgün biçim ve malzemeye uygun tesisin yapılabileceğine,

· Minarelerde fiziksel tahribata neden olan ses düzeni yapılmamasına, eskiden var olanların yeni onarımlar sırasında kaldırılarak yapının orijinal durumuna getirilmesine…

— Her nedense blogdaki en popüler yazılardan biri: Metrobüste İngilizce anonslar.

D-16 hattında anonslar -2-

Durağı hatırlayıp inmek yolcunun vazifesi mi yoksa otobüs şirketinin mi? Neden otobüs şirketleri durakları anons ederler? Yolcuların iyiliğini düşündükleri için değil. Eğer öyle olsaydı otobüsleri temiz ve bakımlı tutarlardı. Otobüsün içi berbat kokuyor. Koltuğa oturmaktan iğreniyorum. Havalandırma çalışmıyor.

“D-16 hattında anonslar -2-“ yazısını okumaya devam et