11. haftadan sonra VAR’ın etkisi takım başına 1.1 puan!!!

Fotomaç’da süper bir çalışma: VAR’sız puan durumu.

Bu çalışmadan çıkan ilginç sonuç şu:

Takım başına ortalama VAR’lı-VAR’sız puan farkı 1,1 !!!!

Yani VAR olmasaydı, ligimizde ortalama olarak, her takım ya 1 puan fazla ya 1 puan eksik almış olacaktı. Bu bir puan için mi bütün bu VAR tantanası! Bu bir puan için mi bu  VAR tesisleri kuruldu? Bu bir puan için mi eyyam yapan hakemlerin sayısı ikiye katlandı?

VAR’ın hala futbola adalet getireceğine inanan varsa Fatih Terim’in bu sözlerini okusun:

Hakkımı helal etmiyorum. VAR’da Barış Şimşek var. Geçen sezon burada Galatasaray’ı eleyen Barış Şimşek. Başka kimse yok demek ki… Kendisine de [Fırat Aydınus] söyledim. Ya Allah aşkına, bırak oynayalım ya. Bekçi gibi zatturu zutturu devamlı çalıyorsun. (2-2 sona eren olaylı Fenerbahçe maçının ardından).

Ne oldu şimdi? VAR’dan önce sadece bir eyyamcı hakem varken şimdi bir de VAR odasında eyyamcılar var. Federasyon hakemleri eğiteceğine eyyam yapan hakemlerin sayısını arttırdı. Büyük başarı! Büyük ilerleme!

VAR’ın tamamen gereksiz olduğu ve futbola adalet getirmediği ve getiremeyeceği artık sayılarla belli oldu. Kimse “biz VAR’ı yanlış uyguluyoruz” demesin. İyi uygulasak ne olur? Ortalama olarak bir puan fark var. O kadar. VAR hakem hatası denen şeyi ne arttırmış ne de azaltmış. VAR boşu boşuna oyunu durduran bir saçmalık. Tamamen gereksiz bir duraklama. VAR seyircileri kandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Böyle devam ederse bildiğimiz futbolun sonu gelmiş demektir. #GelecekSezonVARyok!

Notlar:

— VAR’lı ve VAR’sız sayılara bu tabloda bakabilirsiniz.

Hakem hatası nedir?

— #GelecekSezonVARyok

 

Felsefe ve matematik

Raphael
Raphael’in o zamana kadar bilinen markalaşmış filozofları aynı karede birleştirdiği resim. Hedef Avrupa’nın entellektüel köklerinin klasik Atina’da olduğunu göstermek. Medeniyetin Atinada başladığının propagandasını yapmak.

Geleneksel felsefe konuları vardır. Varoluşun nedenini araştırmak da bu konulardan biridir. Varoluş neden var? Bu nedeni biz insanlar anlayabilir miyiz? Eğer varoluşun özünde temel bir formül varsa biz bu formülü bulmak için hangi yöntemleri uygulamalıyız? Ölçmeye dayalı bilimsel yöntem varoluşun bu gizli formülünü bulmaya yeterli olabilir mi? Yoksa yeni yöntemler mi bulmamız gerekiyor?

Felsefe konularını direk olarak doğaya sorarak yani deneyler yaparak araştırabiliriz. Deney yapmadan sadece akıl yolu ile de araştırmalar yapabiliriz. Bir de diğer araştırmacı filozoflarla konuşarak ve tartışarak sorumuzun cevabını bulmaya çalışabiliriz.

Ben burada bu en sonuncu yönteme, yani diğer filozoflarla tartışma işine bakmak istiyorum.

Keşke bu tip felsefi tartışmalar da matematikteki gibi herkesin üzerinde anlaştığı standart bir işaret sistemi ile yapılabilseydi. Ama böyle bir işaret sistemi yok.

Bu konuda biraz düşününce bazı şeyler dikkatimi çekti. Felsefi konularda tartışan herkes, işaret olarak kullanılan harflerin anlamı hakkında hemfikir olduğu halde, bu harflerin meydana getirdiği kelimelerin anlamı hakkında bir fikir birliği yok. Onun için felsefi bir konuda tartışan iki insan her zaman kelimelerin anlamları hakkında anlaşmazlığa düşerler. İki taraf da tartışmada kullanılan kelimelere kendi inandığı veya bildiği anlamlar verir ve diğerinin verdiği anlamları red eder. Ve felsefi tartışmalar tanımlama savaşlarına dönüşür.

***

Matematikde “2” veya “+” gibi işaretlerin kesin ve net bir anlamı olduğu halde, felsefede temel kavramlardan biri olan “evren” kelimesinin bile herkesin kabul ettiği kesin ve tek bir anlamı yoktur. Belki kelimelerin anlamlarını resmi olarak belirleyen bir yüksek kurumun varlığına ihtiyacımız var. Felsefi Kelimeler Tanımlama ve Koruma Kurumu, gibi. Bu kurum kelimeleri dil bilgisi açısından değil de felsefede kullanılmak üzere sabitleyecektir. O zaman belki de anlamları kesin ve net olarak belirlenmiş “evren1, evren2, evren3,… evrenN“, gibi evren kelimesinin bütün anlam inceliklerini belirleyen felsefi kelimeler olacaktır. Mesela, eğer “Evren1=evrenin tümü” ve “Evren2= gözlemlenen evren”, olarak tanımlanmışsa kimse çıkıp Big Bang’ın Evren1‘in başlangıcı olduğunu iddia edemeyecektir. Çünkü Big Bang denen yaratılış masalının gözlemsel temeli sadece Evren2 içindir. Zaten tek bir Big Bang masalı yoktur. Bir fizikçi “Big Bang Teorisi” dediğinde aslında içinde bir çok Big Bang senaryolarını barındıran bir kozmoloji markasından bahsediyordur. Çeşitli Bing Bang masallarını da, “BigBang1, BigBang2, BigBang3, … BigBangN” gibi çok çeşitli ve çoğu birbirleri ile çelişkili Big Bang modellerine ayırabiliriz. O zaman, eğer kürsüye çıkıp Big Bang konusunda masallar anlatmaya başlayan bir fizikçiye rastlarsak, ona “sen hangi Big Bang’den bahsediyorsun? Açıkça belirt,” diyebiliriz.

***

Her kelimeyi önceden tanımlayarak ve kelimelerin tanımlamalarında anlaşarak ancak felsefi bir tartışmada bir anlaşma sağlayabiliriz.

Her felsefi tartışma matematikte olduğu gibi, kullanılan işaretlerin bir tanımlaması ile başlamalıdır. Ve tartışmacılar bu tanımlamaları onaylamalıdır.

Ayrıca, felsefede kullanılan kelimelerin birçoğu da eşanlamlı kelimelerdir. Bu kelimeler de sanki aralarında anlam farkı varmış gibi kullanılır. “Dünya” ve “Evren” eşanlamlı kelimelere bir örnek olabilir.

Bir de anlamsız kelimeler vardır. Bazı kelimelerin o kadar çok anlamı olabiliyor ki artık anlamsızlaşıyorlar. Asırlar boyu aynı kelimenin harfleri değişmediği halde kelimeye yeni anlamlar yükleniyor. Evren kelimesi bu tip anlam belirsizliğine de örnek olabilir.

Fakat epistemoloji açısından durum daha da vahim. Bütün dünya bilginleri bir cümlenin anlamı hakkında fikir birliğine varsa bile, bu o fikrin doğru olduğunu göstermez. Karşımıza çıkan ve bulduğumuz bir açıklamanın evrensel ve nihai bir açıklama olduğunu nasıl bilebiliriz? Bilemeyiz.

Notlar:

Raphael’in resmindeki filozofların listesi.

Futbol bilginlerine açık mektup

Çok değerli futbol bilginleri,

Üzülerek görüyorum ki hepiniz VAR’ı kabul etmişsiniz ve futbol için iyi olduğunu düşünüyorsunuz.

Ben tam tersini düşünüyorum:

VAR hem gereksiz hem de futbolun ruhuna aykırı bir uygulamadır.

Hem gereksiz hem de futbolun ruhuna aykırı olduğu için VAR futboldan atılmalıdır.

“Futbol bilginlerine açık mektup” yazısını okumaya devam et

Principia Mathematica

Aziz Nesin halkın çoğunluğu aptaldır demiş; duayen bir araştırmacı, asıl aydınların aptal olduğunu bulmuş; şimdi de bir Twitter kullanıcısı yeteri kadar düşünmediğimizden şikayet ediyor:

ümmet/toplum olarak az okuduğumuz kesin, ama daha çok vahimi, çok çok az düşünüyor olduğumuzdur, işin garibi, okuyanlarımız da düşünmüyor, oysa okumak anlamayı garanti etmiyor, düşünmedikçe…

***

Bence, düşünmek için ne çok okumak gerekir, ne okumak gerekir, ne de okuma yazma bilmek gerekir. Herkes bu dünyada, özellikle bu toplumda, hayatını sürdürebilmek için düşünmek zorundadır, ve herkes düşünür. Bir kızın cumartesi akşamı dışarı çıkarken, 2-3 saat süren hazırlanma sürecinde, ne giyeceği konusunda ürettiği düşünceler, 19. yüzyıl Avrupa filozoflarının toplam yayınlanmış çalışmalarından daha fazladır. Sadece saçını nasıl yapacağı hakkındaki karar verme süreci bile, Kant’ın kariyeri boyunca ulaşamadığı analitik derinliklere kolayca ulaşır. Kızın gittiği parti bağlamında, kendini ne kadar teşhir etmesinin tam kıvamında olacağı; ortamın sınırlarını zorlayacak azami şeffaflık ve teşhir derecesini bulabilmek için kullandığı sofistike mantık, eğer Bertrand Russel’da olsaydı Principia Mathematica’yı, Whitehead’in yardımları olmadan, tek başına ve oturma protestoları sırasında otururken yazıp bitirebilirdi. Ayakkabı seçiminden hiç bahsetmeyelim. Bu o kadar önemli bir konudur ki; Hangi ayakkabıyı giysem? Topuğum ne kadar yüksek olmalı? Yeni ayakkabı almam gerekiyor mu? gibi sorulara bulduğu felsefi cevapları kitaplaştıracak olsa, Marx’ın pabucunu dama atmış olurdu.

O zaman, siz dünyayı sadece elitist pencerenizden görebilen bir akademik olarak; sizden başka kimsenin düşünmediğini varsaymanızı ve buna inanmanızı gayet doğal karşılıyorum ve sizi suçlamıyorum. Siz, “hiç kimse —benim— düşündüğüm şeyleri düşünmüyor; hiç kimse —benim— okuduğum kitapları okumuyor, onların düşünmesini istediğim şeyleri düşünmüyor. O zaman onlar okumuyor, onlar düşünmüyor,” demek istiyorsunuz. Kimse düşünmediğine göre de siz “ümmetinizin” tek düşünen insanı olmuş oluyorsunuz!

Notlar:

Yazıda bahsedilen Tweet.

— Aziz Nesin ve aptallık konusundaki çok zekice yazılmış bir yazımız!

— Cengiz Özakıncının aydınların yüzde doksanının aptal olduğunu bildiren yazısı.

— Meraklısı için Principia Mathematica‘nın ekşi analizi.

Emre Ertegün: Topluluk kurmak

Emre Ertegün’ün kurmak isteği topluluk ile ilgili yazısına benim yorumumdur:

Bir topluluğun en önemli ve en şımarık üyesi midedir. Mideler mutlu edilmeden başka hiç bir iş yapılamaz. Zaten topluluk demek beraber yemek yemekle eş anlamlıdır. Onun için her topluluk kurucunun bu temel soruları sorup cevaplarını vermesi gerekir.

“Emre Ertegün: Topluluk kurmak” yazısını okumaya devam et

Hımar ne demek?

Bu makalenin yazarı Erdem Uygan, Nur suresinin 31. ayeti için

ancak öyle ayetler vardır ki samimi bir mümin böyle bir ayetin, onu tahrif edenlerin söyledikleri anlama asla gelemeyeceğini görebilir. Bunun için başka bir ayete veya metot bilgisine dahi ihtiyaç yoktur. Akli melekeleri doğru çalışan herkes o ayeti doğru anlayacaktır. … Akıl ve mantık hiçe sayılmaksızın [Nur/31’i] başka şekilde anlamak ve anlamlandırmak mümkün değildir.

Erdem Uygan, bizim aklımızla alay ederek, Nur suresinin 31. ayetini, türban ile saçların örtülmesini emrettiği yorumu dışında anlamak ve anlamlandırmak mümkün değildir diyor.

“Hımar ne demek?” yazısını okumaya devam et