Avokado çekirdeğinin verdiği dersler

Avokada çekirdeği çimlendirme
Benim çimlendirmeye çalıştığım çekirdek çimlenmedi. Bu resmi Ailemin Bahçesi adlı siteden aldım

Avokado çekirdeğine bakıyorum. Bu çekirdeğin kaderi benim elimde. Şimdi hiç acımadan çekirdeği çöpe atabilirim. Veya filizlendirebilirim.

Çöpe atarsam çekirdek filizlenmeyecek. Halbuki bu çekirdeğin varoluş sebebi filizlenmek ve yeni avokadolar yaratmak. Genlerinin bir sonraki nesle geçmesini sağlamak. (Bir sonraki nesle geçen başka ne var? Bazı mikroplar geçiyor. Anneden bebeğe memelilerde.)

Doğanın ne kadar acımasız olduğunu görüyorum. Her an yeryüzünde sayılamayacak miktarda tohum heba oluyor.  Amacına ulaşamıyor. Filizlenemiyor. Direk B planına geçip toprağı zenginleştiriyor veya diğer hayvanlara yem oluyor. Her ağaç milyonlarca tohum üretiyor çoğu, belki hepsi, heba olup gidiyor. Doğa israf üzerine kurulmuş. İsraf etmek, yani bütünün bekası için bireyleri feda etmek, doğanın temelini oluşturan bir uygulama. Doğanın temel çalışma ilkesi.

Ben elimdeki çekirdeğe bakıyorum. Onun kaderini belirleyecek bir kararın eşiğinde olduğumdan bu çekirdeğin haberi yok. O bir canlı ama bilinci yok. (Belki de vardır.) Kendinin farkında değil. O programlanmış bir robota benziyor. Doğru ortamı bulunca filizlenmeye programlanmış. Yani bizim yapay zeka kavramı ile ifade ettiğimiz kavramın bir örneği. Birisinin –o birisi kimdir bilemiyorum– programladığı ve kendi haline bıraktığı bir yapay zeka uygulaması.

***
Aynı zamanda kendime de bakıyorum. Ben avokado çekirdeğini çöpe atmak veya filizlendirmek kararını nasıl veriyorum? Benim özgür iradem var mı? Neden böyle bir karar vermeye çalışıyorum? Benim için bir fayda söz konusu mu? Avokado çekirdeğini filizlendirip büyümesini görmek hoşuma gidecektir. Misafirlerim “bu nedir?” diye soracaklar ben de “avokado çekirdeği. Ben filizlendirdim” diyeceğim.

Çekirdek önce ikiye bölünecek ve aşağıya doğru bir kök salarken yukarı doğru da filizi yükselecek. Bir taş parçası gibi sert ve cansız görünen bu çekirdek ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor. Doğru ortamı bulunca canlanıyor.

***

Çekirdeğin üstüne üç tane kürdan sapladım ve onu bir bardak suyun içine astım. Büyük bir bölümü suyun içinde, üst kısmı da dışarda. Filizlenmesi için gerekli ortamı sağlamış oldum.

Yani çekirdeği çöpe atmadım ve filizlendirmeye karar verdim. Ona bir iyilik mi yapmış oldum acaba? Doğada iyilik kötülük kavramları yok. (İyilik nedir? Kötülük nedir? Bu kavramlar doğada niye yoktur? Bu zıt kavramların ikisi bir arada kullanıldığında –iyilik-kötülük– bir ismi olmalı. “Ahlak” mı oluyor?)

***

Eminim ki bu çekirdeği tasarlayıp doğaya salan tasarlayıcı özel durumları teker teker düşünüp çekirdeği ona göre tasarlamamıştır. Yani bir gün İstanbul’da birisi Migros’tan bir avokado alacak ve çekirdeğini filizlendirmek isteyecek, bu durumda ne yapmalı? Hayır böyle özel durumları hesaplamamış.

Üstelik insanlar avokado bitkisini evcilleştirip onu bir kültür mahsülü yapmışlar. Elimde tuttuğum çekirdek bir avokado çiftliğinden geliyor. Doğada kendiliğinden yetişmiş bir meyva değil. Çok uzun asırlar önce avokado doğada kendi halinde yetişen bir bitkiymiş ama şimdi öyle değil. Eski halinden eser yok. İnsanlar avokadonun genetiği ile oynayıp onu yemeye ve saklamaya en uygun hale getirmişler.

***
Hergün karşıma çıkan filizlendirebileceğim tohumları düşünmek bile istemiyorum. Tek işim tohum toplayıp filizlendirmek olsa bile hepsine yetişemem. Doğanın düzeni böyle kurulmuş. İsraf!

***

Bir kedinin doğayı düzeltmek veya iyilik yapmak, kötülük yapmak gibi bir isteği yok. İyilik veya kötülük nedir bilmiyor. Çünkü kedi diye gördüğümüz hayvan da içinden kontrol ediliyor. Kedinin tek bir işi var bu dünyada: bağırsaklarındaki mikropları beslemek. Onları besleyince yatıp uyuyor. Acıkınca yani içerdeki ortakyaşam varlıkları “acıktık” diye mesaj yollayınca  beden uyanıyor ve kedi avlanma moduna geçiyor. Böcek avlıyor. Fare ve kuşları avlıyor ve avlanma sürecinde hiç bir mantık yürütmüyor. Kimseye iyilik veya kötülük yapmak gibi bir düşüncesi yok. Aç ise diğer canlıları öldürüp yemekte hiç bir sakınca görmüyor. Açlığını tatmin edince de yatıp uyuyor. Çünkü kedinin bir dili yok. Kendinin farkında bile değil. İnsan ise kendini dil ile yansıttığı için kendinin farkında ve aynı sebepten doğadan yabancılaşmış durumda. Bilgi ağacının meyvasını yiyince kendinin farkına varmış oluyor. Yani burada bilgi denen dil olmalı.

Notlar:

— Bir sonraki nesle geçen başka ne var? İnsanlarda ve memeli hayvanlarda genlerden başka mikroplar da bebeğe geçiyor. Doğum kanalından geçerken steril olan bebeğe annenin mikropları bulaşıyor.

— “…ortakyaşam varlıkları “acıktık” diye mesaj yollayınca…” Nereye yolluyorlar bu mesajı?

— İyilik nedir? Kötülük nedir? Doğada niye yoktur? Bazı hayvanların karşılık beklemeden iyilik yaptığını söyleyenler var.

— Tasarlayıcı ile tasarımcı arasında anlam farkı var mı?

Resmi aldığım Ailemin Bahçesi sitesi. Avokado çekirdeğinin nasıl çimlendirileceğini açıklıyorlar.

— “Bu çekirdeğin kaderi benim elimde.” Kader nedir? Bu bağlamda gelecek demek sanki: “Bu çekirdeğin geleceği benim elimde” aynı anlama geliyor.

— “..bu çekirdeği tasarlayıp doğaya salan tasarlayıcı…” Kimdir bu tasarımcı? Var mı böyle bir tasarımcı? Biz bilebilir miyiz? Yoksa en iyisi dinlerin yaptığı gibi böyle bir tasarlayıcıyı tanımlayıp ona inanmak mı? Ama insanların tanımladığı bir tasarımcı tanımı, zorunlu olarak, insanın anlama kapasitesi ile sınırlı bir tasarlayıcı tanımı olacaktır. Çünkü insan kendi sınırlarını aşıp bir tanımlama yapamaz.

###

[Bazı eklemeler ve düzeltmeler yapıldı: 4.12.18]

Celal Şengör: Bir akademik yobaz

Şengör-beyazıt
Prof. Doktor Celal Şengör ve Prof. Doktor olmayan Yıldırım Beyazıt’ın olduğu söylenen resim

Celal Şengör “Yıldırım Beyazıd kahraman falan değildir, enayidir” demiş.

Celal Şengör’ün akademik sicili nedir? Celal Şengör bir akademik jeologdur. Celal Şengör bir bağnaz akademisyendir. Yoksa yobaz akademisyen mi desek? Nasıl ki din yobazı kendi dininden başka herkesi kafir ilan eder, yobaz akademisyen de kendi bilgi alanı dışındaki herkesi cahil diye tanımlar. Celal Şengör’ün yaptığı akademik yobazlıktır.

“Celal Şengör: Bir akademik yobaz” yazısını okumaya devam et

Yerçekimi: Newton ve Einstein

Ali Sebetçi:

[…] yerçekimi tek bir olgu fakat bu olgu iki ayrı teori ile açıklanabiliyor: birisi Newton’ın klasik genel çekim yasası, diğeri Einstein’ın genel görelilik kuramı

Yerçekiminin açıklanması konusundaki gözleminize katılamıyorum.

Genel görelilik kuramı ile genel çekim yasası temelde birbirleri ile çelişkilidir ve aynı olguyu açıklayamazlar. Einstein, Newton’un varsaydığı doğaüstü güç kavramına tepki olarak kendi yerçekimi kuramını geliştirmiştir. Einstein’ın kuramı yerçekimini çekim gücü diye bir şey olmadan açıklar. Yerçekimi ya çekim gücüdür ya da değildir. Aynı olgu (yerçekimi) hem çekim gücünü varsayan bir kuramla, hem de çekim gücünü yadsıyan bir kuramla açıklanamaz.

“Yerçekimi: Newton ve Einstein” yazısını okumaya devam et

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir

Heraklit3

Ali Sebetçi Bey ile felsefi tartışmalarımız devam ediyor. Yine buraya kopyalıyorum.

Zeynel bey, evet, tartıştığımız konular temelde insanoğlunun binlerce yıldır tartıştığı meseleler aslında. Bu açıdan güneşin altında yeni bir şey yok. Gelenekselcilerin itirazı Heraklit’in argümanına zaten. Sorun şu: Heraklit bile sonunda bir sabite dayanmak zorunda kalıyor.

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” yazısını okumaya devam et

Tek sabit değişimdir

Sizin bu herşeyin sürekli değiştiği ilkeniz değişmiyor ama. Herşey değişiyorsa bu ilke neden değişmiyor?

Yok, benim dediğim bir şey değil ki bu. Herkesin bildiği gibi değişimin tek sabit olduğunu ilk söyleyen Heraklitmiş. Ben bunun faydalı bir varsayım olduğunu düşünüyorum, o kadar. Siz öyle düşünmüyorsanız tabii ki saygı duyarım. Ama bir ilkenin değişken olabileceği benim için anlamlı değil. Tabii ki değişmeyen şeyler vardır diyebiliriz. Yerel olarak bu doğrudur. Bir insanın hayatı boyunca aynı insan olduğunu varsayarız. Her an değiştiği halde.

Bunun faydalı bir varsayım olduğuna dair bir örnek verebilirim. Binlerce yıl astronomlar yıldızların sabit olduğuna inanmışlardır. Halbuki Heraklit’i dinleyip herşeyin değişim halinde olduğunu kabul etselermiş o zaman yıldızların bile hareket ettiğini bilirlermiş. Yıldızların hareket ettiği ancak geçen yüzyıl gözlemler aracılığı ile bulunmuştur. İlkesel olarak binlerce yıl bilindiği halde.

İlke, ilke olduğu için değişmiyor. Tanımlama icabı ilke sabit kalıyor.

Ayrıca “Tek sabit değişimdir” diyen bir lafı nasıl değişken yapabiliriz? Değişmeyen şeyler oranlar olabilir. Mesela gezegenlerin yörüngelerinin yarıçapı arttıkça dönemi 3/2 katında azalır. Bu sabittir. Ama sizce bu kural değişimin değişmez olduğunu yanlışlamış mı oluyor? Bence değil. Ki bu oran bile zamanla değişiyor olabilir.

Notlar:

Bahsi geçen Twitler.

Evrim mi ortakyaşam mı?

Geçişler cinsleri nerede?

Evrim kuramı ile ilgili Twitter’daki bir tartışmayı buraya da kopyalıyorum.

Ali Sebetçi’nin yorumu:

Kendisi bir değişim içinde olan bir şeyin kendi hakkında ileri sürdüğü ben değişiyor olsam da işte bu iddiam (hep değişiyor olduğum) hiç değişmeyecek demesinde bir çelişki yok mu?

Cevabım:

Bence yok çünkü ben ilke olarak herşeyin sürekli değiştiğini kabul ediyorum. Bir şeyin değişmeden duracağı fikri bizi yine mutlaklık tartışmasına götürür:)

Evrim sadece değişim demek değil zaten. Birbirleri ile üreyemeyen cinslerin ürer hale gelebileceği fikri evrimin tanımlamalarından biri. Yoksa insan yeni şartlara uymak için devamlı değişiyor. Mesela akıllı telefonlarla büyüyen neslin başparmaklarına bakarsak ortayaşlı insanlarınkine göre çok daha elastik olduğunu görebiliriz. Tabii sonradan edinilen özellikler bir sonraki nesle geçmiyor. Sünnetli çocuk doğmuyor mesela. Ama ben bazı alışkanlıkların geçtiğini düşünüyorum.

Ali Sebetçi’nin yorumu:

Evrim ağacında insandan, insan bilincinden geriye doğru değil ileriye doğru gidelim Zeynel Bey. Evrim insan türüyle bitmeyeceğine göre insan ötesi bilinçler için evrim teorisi sabit kalacak mı?

Cevabım:

Evrim teorisi ara cinsleri açıklayamıyor. Ben evrim teorisinin yararlı bir teori olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca teoriler ile konuşmaktan hoşlanmıyorum çünkü teori denen şey bir seri uyumlu veya çelişkili sözlerin, ifadelerin, tanımların ve varsayımların toplamına verilen isim oluyor. Darwin evrimle ilgili 100 cümle yazmış olsa bugün evrimle ilgili cümlelerin toplamı 100 trilyon olmuştur herhalde. Bu doğal çünkü evrim akademik bir alandır ve akademikler yorumlara yorum yazarak akademik puan toplarlar ve hiyerarşide yükselirler.

Onun için bir tek fikri ifade eden cümleler üstünde tartışmak daha iyi olur. Mesela, bir cinsin diğer bir cinse evrilmesi fikri gelecekte kabul edilecek mi? Bence edilmeyecek. Çünkü yeni cinsler evrimle değil ayrı cinslerin ortakyaşam anlaşması yaparak beraber yaşamayı seçmelerinden doğar. Örnek: insan vücudu ve bütün memelilier. Hatta bütün canlı varlıklar.

Bahsettiğiniz insan ötesi bilinçler zaten ortakyaşam anlaşmaları sonucu oluşacaktır. Onlar da kendilerinin ortakyaşam anlaşmaları sonucu oluştuğunu bilebilirler. Günümüzde insanların makinelerle olan ilişkisi henüz bir ortak yaşam ilişkisi değil. Ama yapay zeka geliştikçe makineler de insanlardan bir şeyler isteyebilir ve ilişki bir ortakyaşam ilişkisine dönebilir.

Notlar:

Twitter’daki tartışma.

Mutlak kavramı üzerine…

Ali Sebetçi’nin bir paylaşımına yorum yapmıştım. Paylaşım şu idi:
Sebetçi

En sonunda Ali bey bana Ezeli Hikmet Perspektifinin Merkezi Bir Kavramı Olarak Metafiziksel Sonsuzluk adlı makalesinin linkini yolladı ve okumamı istedi.

Ali Sebetçi beye sormuştum, “mutlak olarak tanımladığınız bazı şeyler nelerdir?” diye. Somut örneklerden giderek mutlak kavramını anlamanın daha kolay olacağını düşünmüştüm. Benim mutlak olarak tanımladığım birkaç örnek:

“Mutlak kavramı üzerine…” yazısını okumaya devam et