Celal Şengör: Bir akademik yobaz

Şengör-beyazıt
Prof. Doktor Celal Şengör ve Prof. Doktor olmayan Yıldırım Beyazıt’ın olduğu söylenen resim

Celal Şengör “Yıldırım Beyazıd kahraman falan değildir, enayidir” demiş.

Celal Şengör’ün akademik sicili nedir? Celal Şengör bir akademik jeologdur. Celal Şengör bir bağnaz akademisyendir. Yoksa yobaz akademisyen mi desek? Nasıl ki din yobazı kendi dininden başka herkesi kafir ilan eder, yobaz akademisyen de kendi bilgi alanı dışındaki herkesi cahil diye tanımlar. Celal Şengör’ün yaptığı akademik yobazlıktır.

“Celal Şengör: Bir akademik yobaz” yazısını okumaya devam et

Öğretmen kültü

Milli Eğitim bakanı

Sizler öğrencilerimizin hayat kapılarını açan ve hayal kapılarını kapatan anahtarlarsınız…

deseymiş durumu daha iyi açıklamış olurmuş.

Öğretmenlerin öğrencilerin hayat kapılarını açtığı da şüpheli. Ne demek ki bu? Anlamsız bir laf.

Eğitim sürecinde karşımıza bir kaç çeşit öğretmen çıkıyor. Burada bahsedilen devlet için çalışan öğretmenler olmalı. Bu öğretmenlerin tek işi devletin belirlediği müfredatı öğrencilere dayatmaktır. Bu insanların çoğunun kendi hayatları zaten kaymış. Atanmak için yıllarca beklemişler. Atandıktan sonra aldıkları maaş sigara paralarına yetmiyor… Bu insanlar mı talebelerin hayatını açacak? Güldürmeyin insanı. Okul kapılarında sigara için insanlar bunlar. Bu öğretmenler mi çocuklara örnek olacaklar?

Bakanın bahsettiği açıkça bu devletin maaşlı profesyonel öğreticileri. Ama bizim ilk öğretmenimiz annemizdir. Daha sonra çocuk okula gider ve orada devletin ajanı öğretmen tarafından devletin doktrinlerini öğrenmeye başlar. Okuma yazma da öğrenir. Öğretilir. Okulda bütün konular yıllar önce belirlenmiş yöntemlere göre öğretilir. Bu yöntemlerin çoğu eskimiştir. Maksat eğitimi mümkün olduğu kadar uzatmak olduğu için eski ve işlevsiz yöntemler kutsallaştırılıp uygulanmaya devam eder. Öğretmenin zaten neyi nasıl öğreteceği hakkında inisiyatifini kullanma hakkı yoktur.

Okullarda müfredat eskidir, öğretme yöntemleri eskidir, herşey çürümüştür, kokuşmuştur çünkü eğitimi belirleyen köhnemiş bir bürokrasidir. Bu bürokrasinin tek hedefi vardır o da öğretmenlerine iş bulmak. Okullar bunun için vardır. Devletin memurlarına iş kapısı olmak. Okulların öğrenciler için varolduğunu zannetmeyin.

Okulların çocuğuna bu kadar zarar verdiğini ve çocuğun içindeki cevheri öldürdüğünü bildiği halde bir anne çocuğunu neden okula yollar? Çok basit. Anne de kendini düşünmektedir. Yarattıkları şımarık çocukları dizginleyemeyen anneler çocuğun bütün gün kendi başına bela olması yerine öğretmenlerin başına bela olmasını yeğler. Okul işte böyle bir yerdir. Çocuklar dışında herkes okulun varlığından bir şekilde yararlanmaktadır.

En basit bilgiyi, en uzun ve katı bir şekilde her talabeye aynı şekilde dayatmaktan başka bir iş yapmayan, yapamayan öğretmen denen devletin bu ajanları mı öğrencinin hayatını açan anahtar olacak? Bu öğretmen denen insanların bu kadar yüceltilmesi neden?

Milli eğitim bakanını anlıyoruz. Öğretmenler onun çalışanlarıdır ve onlara bir kaç güzel laf söyleyerek gönüllerini almaya çalışıyor. Asgari ücretten bir gıdım fazlası için yıllarca atanmayı bekleyen bu zavallı insanlara ne kadar değerli olduklarını ve ne kadar değerli işler yaptıklarını söyleyerek onları bir kere daha kandırmış oluyor.

Öğretmenin olduğu yerde öğrenme olmaz. Eğer öğrenciler bir sınıfa hapsolunmak yerine kendi hallerine bırakılsalardı, onlara bir sömestirde öğretilmeye çalışılan bilgiyi bir iki günde, bilemedin bir haftada öğrenirlerdi. Bugün internet diye bir şey var. Her türlü bilgi orada var. Hala çocuklar sınıflara hapsedilip pasifize ediliyor ve önlerine bir kitap konuluyor ve bir öğretmen tahtada ders anlatıyor. Bu ders kitaplarının tek varoluş sebebi de çocuklara sırt çantası satmak. Burada öğretmenin her hangi bir aracıdan farkı yok. Eskiden seyahat acentalarından bilet almak durumundaydık. Artık biletimizi direk interneten alabiliyoruz. Öğrenmek istediğimiz her konu internette var. Öğretmene hiç gerek yok. Öğretmen öğrenmeye en büyük engelden başka bir şey değil.

Annemiz ilk öğretmenimiz dedik. Ondan sonra anaokulunda karşımıza çıkan biri var. Bunların görevi daha çok çocuklara oyun oynatmak ve çocukları okulun getireceği daha ciddi kısıtlamalara alıştırmaktır. Koşturmak ve birbirleri ile yaratıcı oyunlar oynayarak hayatı öğrenmek yerine saatlerce bir yerde oturmayı öğrenmek gibi.

Bu arada mecburen çocuk dershanelere gönderilmeye başlanıyor. Dershanede de karşımıza bir öğretmen çıkıyor. Bu özel sektör öğretmenleri de bize sınav geçmeyi öğretirler. Bunlarını öğrencilerin hayat kapısını açması sınav kazandırma becerileri ile ilgili. Her sınav kapısını açmayı başarıp içeri giren bir öğrenci gerçek hayattan o kadar uzaklaşmış olur. Sınav kapıları hayat kapıları değildir. Öğretmenler sınav kapılarını açtırır hayat kapılarını kapattırır.

Sonra ortaokul ve lise öğretmenleri var. Bunların da bütün işleri müfredatı öğrencilere dayatmaktır. Öğrenciler açısından bakıldığında öğretmenler asıl öğrenmek istediğimiz şeyleri bize öğretmeyen sınıf gardiyanlarından başka bir şey değildir.

Öğretmen denen bu profesyonel sınıfın yüceltilecek hiç bir yanını görmüyorum ben. Bunlar hem devletin hem okul patronlarının ajanlarından başka bir şey değildir. Öğretmenlerin öğrencilerin tarafında olmadığı kesin.

Bu Milli Eğitim bakanı ilginç birisi. Eğitim konusunda edebiyat yapmayı çok seviyor. Ama sonuç olarak sistemi olumlu yönde değiştiremez. Eğitim sektörü şimdi nasıl devlet ve okul patronları adına öğrencileri sömürüyorsa, Ziya Selçuk’un Milli Eğitim bakanlığında işi bittiği zaman da eğitim sektörü aynı işi yapmaya devam edecektir.

Notlar:

Ziya Selçuk’un söz konusu Twit’i.

Vehbi Koç ve Eğitim

Eğitim sisteminden geçip de Vehbi Koç olabilen bir insan var mıdır? Yoktur.

Vehbi Koç en dinamik olduğu gençlik yıllarını okullarda sınav geçmeyi öğrenmeye harcasaydı Vehbi Koç olabilir miydi? Olamazdı.

Vehbi Koç başarılı bir insan mıdır? Evet.

Ebeveynler olarak size bir seçenek sunulsa ve dense ki çocuğunuz okula gitmezse Vehbi Koç olacak okula giderse işsiz kalacak… Hangisini tercih ederdiniz? Bravo çocuğunu okula göndermeyi seçen milyonlarca anne babaya!

Vehbi Koç Anlatıyor kitabından:

İMRENDİM, OKULU BIRAKTIM

Yol kenarındaki bağımızın içinde büyük bir dut ağacı vardı. Mahalle çocukları ile orada oynardık. Yoldan geçen, şehirden bağa gelen Hıristiyanların hayvanlarının çok bakımlı olması, çeşitli güzel arabalarla yazlıklarına gitmeleri beni imrendirirdi, onlar gibi olmak isterdim. Bunun çaresini de çabucak hayata atılıp iş yapmakta gördüm. Okumamayı kararlaştırmıştım. İmzayı attık, dilekçeyi okula verdim ve tasdiknamemi aldım. Tam 15 yaşındaydım.

DERS: İYİ EĞİTİM GÖRÜN…

İyi bir okul eğitimi görmeyişimin ve dil bilmeyişimin eksikliğini daima duymuşumdur. Hayat mektebinde çok şey öğrenmiş olmama rağmen, bu eksiklikleri, sanki çok gençmişim ve başarılı olmama mani görüyormuşum gibi içimden atamamışımdır.

***

İnanılır gibi değil! Bu hikayeden benim çıkardığım sonuç tam aksi: yaşınız 15 oldumu hemen okul ile ilişkinizi kesin ve hayata atılın. 15 yaşında hata yapsanız, iş batırsanız ne olur? Yaşıtlarınız sınav çözmeyi öğrenmek için okul patronlarını zengin ederken siz kendi işinizi kurup para kazanmayı öğrenmiş olursunuz.

Dil öğrenmek nedir ki? Bir çok durumlarda dil bilmemek çok önemli bir avantajdır. Dil bilmek düşüncenizi ikiye bölebilir. Karar vermekte zorlanabilirsiniz. Recep Tayyip Erdoğan dil bilmiyor. Bilmesi de gerekmiyor. Etrafı tercümanlarla dolu. Dil bilmek, tabii burada kasıt, İngilizce bilmektir, kolonilerde çok faydalıdır. İngiliz kolonisi iseniz, Amerikan kolonisi iseniz İngilizce öğrenin işinize yarar. Ama Türkiye gibi bağımsız bir ülkede İngilizce bilmenize gerek yoktur. İhtiyaç duyarsanız İngilizce bilen eleman alırsınız. Çin ile iş yapıyorsanız Çince bilen eleman alırsınız. Başarılı olmak için Türkçe’den başka hiç bir dil bilmeniz gerekmiyor.

***

Eğitim denen suç örgütünün gençlerimizin içindeki cevheri nasıl öldürdüğünü ispatlayan bundan daha güzel bir örnek olamazdı. Vehbi Koç gerçekten akıllıymış. Eğitim sisteminin bir avantaj değil mahkumiyet olduğunu görmüş ve okula gitmekten vazgeçmiş.

***

Şu anda okula giden gençlere sesleniyorum. Vehbi Koç’a kulak verin ve hemen, şimdi, hiç vakit kaybetmeden okulla ilişkinizi kesin. Ne kadar erken kendinizi okul köleliğinden kurtarabilirseniz o kadar iyi olur.

Okul bir suç örgütüdür ve görüyorsunuz eğitim propagandası toplumda ne kadar derinlere işlemiş. Vehbi Koç gibi bir iş adamı, bir dünya markası kurmuş olan adam, size okuyun diyor. Okumadığı için başarılı olan birisini verdiği öğüt bile okuyun oluyor. Bu ne güçlü bir propagandadır.

***

Ya Sabancı şirketini kuran Hacı Sabancı? O da okullarda vakit kaybetmemiş. Genç yaşta işe atılmış. Örnekleri çok. Eğer en önemli yıllarınızı, en dinamik en yaratıcı olduğunuz ilk gençlik yıllarınızı okullarda çürümüş kitap bilgilerini ezberlemek için harcarsanız hiç bir zaman başarılı bir iş adamı olamazsınız.

Eğer avukat olacaksanız zaten okumaya mecbursunuz. Çünkü işiniz hukukla yani metinlerle olacaktır. Doktor olacaksanız yine okula gideceksiniz. Ama belli profesyonel meslekler dışında okula gitmenize gerek yoktur. Vehbi Koç bunun en güzel örneğidir.

Eğitim denen suç örgütünün propagandasına kanıp paçayı kaptırmayın. Mümkün olan en genç yaşta hayata atılın ve hayat okulunda yaşayarak yaparak öğrenerek yaşayın.

Notlar:

Eğitimle ilgili diğer yazılarım.

Vehbi Koç Anlatıyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları

Ahmet Hakan eğitim konusunda icraat yerine edebiyat yapmayı tercih eden yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk için icraata başla demiş:

… artık lütfen “Şöyle olmalı, böyle olmalı” şeklinde temenni cümlelerini ve şaşırtıcı saptamalarınızı bir tarafa bırakıp…

İCRAAT denilen olguya geçiniz.

“Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları” yazısını okumaya devam et

Şehzadeler şehri Manisa

 

Manisa’da Osmanlı mimarisinin ne kadar sade, gösterişten uzak ve işlevsel olduğu dikkatimi çekti. Camiler, hamamlar, medreseler hep doğal taşlardan yapılmış. Toprak rengi hakim. Süsleme yok. Osmanlı, Avrupa gibi, mimaride aşırı gösterişe kaçmamış, Bence güzel bir şey.

Manisada eğitim görmüş şehzadeler.

Osmanlı, şehzadeleri eğitmek için ne kadar güzel bir eğitim sistemi geliştirmiş! Daha sonra şehzadelerin kafese kapatılmaları sonucunda bu sistem yıkılmış ve devlet işlerinden anlayan eğitimli şehzadeler devletin başına geçememişler ve çöküş başlamış.

17 yaşında bir şehzade koskoca imparatorluğun sorumluluğunu alacak yaşta kabul edilmekteydi. Fatih İstanbul’u aldığında 21 yaşındaydı. Bugün hangi 17 yaşındaki genç Fatih seviyesinde bir eğitim alarak hayata atılmaktadır. Hangisinin büyük hayalleri vardır? Gençlerimiz eğitim sanayinin daha da palazlanmasına araç olmuş piyonlardır. O kadar.  Ne kadar yazık değil mi?

Bu açıdan bakıldığında, seçilme yaşının 18’e indirilmesinin iyiye doğru bir adım olduğunu söyleyebiliriz.

Fikri hür, vicdanı hür

Fikri hür, vicdanı hür, başlıklı yazısında, Fatih Altaylı şöyle demiş:

***

Netflix bir fikirden yola çıkan sanal bir iş ve birkaç yıl içinde eğlence endüstrisinin en büyüğü haline gelebiliyor.

Demek ki, fikirden daha değerli bir şey yok.

Yeni dünya, böyle bir dünya.

Türkiye’nin eğitim sistemini nasılsa yeniden organize edecek birileri.

Bu gerçeği bilip görmeden yapılacak her türlü eğitim organizasyonu, daha uygulanmadan çöp demektir ve bir ülkenin insan kaynağının da çöpe atılması demektir.

Biat eden değil, özgürce düşünen, fikir üreten ve ne kendi fikrinden ne de başkasının fikirlerinden korkmayan nesiller yetiştirecek bir eğitim sistemi gerçekleştiremezsek, daha uzun yıllar boyunca “dış güçler” denilen bir güçle asla kazanamayacağımız bir savaş yaparız.

Aynı Don Kişot gibi.

(Vurgular bana ait.)

***

Eğitim sistemi söz konusu olunca tabii ben de bir şeyler yazmadan edemedim. Benim bu konudaki düşüncelerim de şöyle:

“Fikri hür, vicdanı hür” yazısını okumaya devam et