Öğretmen kültü

Milli Eğitim bakanı

Sizler öğrencilerimizin hayat kapılarını açan ve hayal kapılarını kapatan anahtarlarsınız…

deseymiş durumu daha iyi açıklamış olurmuş.

Öğretmenlerin öğrencilerin hayat kapılarını açtığı da şüpheli. Ne demek ki bu? Anlamsız bir laf.

Eğitim sürecinde karşımıza bir kaç çeşit öğretmen çıkıyor. Burada bahsedilen devlet için çalışan öğretmenler olmalı. Bu öğretmenlerin tek işi devletin belirlediği müfredatı öğrencilere dayatmaktır. Bu insanların çoğunun kendi hayatları zaten kaymış. Atanmak için yıllarca beklemişler. Atandıktan sonra aldıkları maaş sigara paralarına yetmiyor… Bu insanlar mı talebelerin hayatını açacak? Güldürmeyin insanı. Okul kapılarında sigara için insanlar bunlar. Bu öğretmenler mi çocuklara örnek olacaklar?

Bakanın bahsettiği açıkça bu devletin maaşlı profesyonel öğreticileri. Ama bizim ilk öğretmenimiz annemizdir. Daha sonra çocuk okula gider ve orada devletin ajanı öğretmen tarafından devletin doktrinlerini öğrenmeye başlar. Okuma yazma da öğrenir. Öğretilir. Okulda bütün konular yıllar önce belirlenmiş yöntemlere göre öğretilir. Bu yöntemlerin çoğu eskimiştir. Maksat eğitimi mümkün olduğu kadar uzatmak olduğu için eski ve işlevsiz yöntemler kutsallaştırılıp uygulanmaya devam eder. Öğretmenin zaten neyi nasıl öğreteceği hakkında inisiyatifini kullanma hakkı yoktur.

Okullarda müfredat eskidir, öğretme yöntemleri eskidir, herşey çürümüştür, kokuşmuştur çünkü eğitimi belirleyen köhnemiş bir bürokrasidir. Bu bürokrasinin tek hedefi vardır o da öğretmenlerine iş bulmak. Okullar bunun için vardır. Devletin memurlarına iş kapısı olmak. Okulların öğrenciler için varolduğunu zannetmeyin.

Okulların çocuğuna bu kadar zarar verdiğini ve çocuğun içindeki cevheri öldürdüğünü bildiği halde bir anne çocuğunu neden okula yollar? Çok basit. Anne de kendini düşünmektedir. Yarattıkları şımarık çocukları dizginleyemeyen anneler çocuğun bütün gün kendi başına bela olması yerine öğretmenlerin başına bela olmasını yeğler. Okul işte böyle bir yerdir. Çocuklar dışında herkes okulun varlığından bir şekilde yararlanmaktadır.

En basit bilgiyi, en uzun ve katı bir şekilde her talabeye aynı şekilde dayatmaktan başka bir iş yapmayan, yapamayan öğretmen denen devletin bu ajanları mı öğrencinin hayatını açan anahtar olacak? Bu öğretmen denen insanların bu kadar yüceltilmesi neden?

Milli eğitim bakanını anlıyoruz. Öğretmenler onun çalışanlarıdır ve onlara bir kaç güzel laf söyleyerek gönüllerini almaya çalışıyor. Asgari ücretten bir gıdım fazlası için yıllarca atanmayı bekleyen bu zavallı insanlara ne kadar değerli olduklarını ve ne kadar değerli işler yaptıklarını söyleyerek onları bir kere daha kandırmış oluyor.

Öğretmenin olduğu yerde öğrenme olmaz. Eğer öğrenciler bir sınıfa hapsolunmak yerine kendi hallerine bırakılsalardı, onlara bir sömestirde öğretilmeye çalışılan bilgiyi bir iki günde, bilemedin bir haftada öğrenirlerdi. Bugün internet diye bir şey var. Her türlü bilgi orada var. Hala çocuklar sınıflara hapsedilip pasifize ediliyor ve önlerine bir kitap konuluyor ve bir öğretmen tahtada ders anlatıyor. Bu ders kitaplarının tek varoluş sebebi de çocuklara sırt çantası satmak. Burada öğretmenin her hangi bir aracıdan farkı yok. Eskiden seyahat acentalarından bilet almak durumundaydık. Artık biletimizi direk interneten alabiliyoruz. Öğrenmek istediğimiz her konu internette var. Öğretmene hiç gerek yok. Öğretmen öğrenmeye en büyük engelden başka bir şey değil.

Annemiz ilk öğretmenimiz dedik. Ondan sonra anaokulunda karşımıza çıkan biri var. Bunların görevi daha çok çocuklara oyun oynatmak ve çocukları okulun getireceği daha ciddi kısıtlamalara alıştırmaktır. Koşturmak ve birbirleri ile yaratıcı oyunlar oynayarak hayatı öğrenmek yerine saatlerce bir yerde oturmayı öğrenmek gibi.

Bu arada mecburen çocuk dershanelere gönderilmeye başlanıyor. Dershanede de karşımıza bir öğretmen çıkıyor. Bu özel sektör öğretmenleri de bize sınav geçmeyi öğretirler. Bunlarını öğrencilerin hayat kapısını açması sınav kazandırma becerileri ile ilgili. Her sınav kapısını açmayı başarıp içeri giren bir öğrenci gerçek hayattan o kadar uzaklaşmış olur. Sınav kapıları hayat kapıları değildir. Öğretmenler sınav kapılarını açtırır hayat kapılarını kapattırır.

Sonra ortaokul ve lise öğretmenleri var. Bunların da bütün işleri müfredatı öğrencilere dayatmaktır. Öğrenciler açısından bakıldığında öğretmenler asıl öğrenmek istediğimiz şeyleri bize öğretmeyen sınıf gardiyanlarından başka bir şey değildir.

Öğretmen denen bu profesyonel sınıfın yüceltilecek hiç bir yanını görmüyorum ben. Bunlar hem devletin hem okul patronlarının ajanlarından başka bir şey değildir. Öğretmenlerin öğrencilerin tarafında olmadığı kesin.

Bu Milli Eğitim bakanı ilginç birisi. Eğitim konusunda edebiyat yapmayı çok seviyor. Ama sonuç olarak sistemi olumlu yönde değiştiremez. Eğitim sektörü şimdi nasıl devlet ve okul patronları adına öğrencileri sömürüyorsa, Ziya Selçuk’un Milli Eğitim bakanlığında işi bittiği zaman da eğitim sektörü aynı işi yapmaya devam edecektir.

Notlar:

Ziya Selçuk’un söz konusu Twit’i.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları

Ahmet Hakan eğitim konusunda icraat yerine edebiyat yapmayı tercih eden yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk için icraata başla demiş:

… artık lütfen “Şöyle olmalı, böyle olmalı” şeklinde temenni cümlelerini ve şaşırtıcı saptamalarınızı bir tarafa bırakıp…

İCRAAT denilen olguya geçiniz.

“Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve sınıf kapıları” yazısını okumaya devam et

Sabahattin Ali ve tüzel varlıklar

Bir de onda hiyerarşik yapılara karşı, derin bir tahammülsüzlük söz konusu idi. Devlet veya hükümetmiş, iktidar veya parti imiş, nefret ettiği kurumlardı bunlar.

Hiyerarşik yapılar Tüzel Varlıklardır. Bunlar da canlı varlıklardır. Her insan hayatı boyunca tüzel varlıklarla ilişkiye girmek durumundadır. Bizler Tüzel Varlığın kapısında kullarız. Her işimizde ondan izin almak durumundayız. Zaten onun borç kölesiyizdir. Sabahattin Ali’nin Tüzel Varlıklara karşı bu duruşu ve alaycı tavırları onun hayatına mal olmuştur. En iyisi iyi bir kul olup bizden isteneni en iyi şekilde yapmaktır.

Bireyin anlaması gereken şu ki, birey olarak tüzel organizmaya hiç bir zarar veremeyiz. Hiç bir alışkanlığını değiştiremeyiz.

Bizim hayatımız kısa onunki uzun. Kuşaklar boyu devam ediyor. Tüzel varlıkla mücadele etmek için bizim de bir tüzel varlık kurmamız gerekir. Bu sefer de kurduğumuz tüzel varlık kendi de tüzel varlık olduğu için başka tüzel varlıklarla insanın menfaatini korumak için savaşmaz. Sadece kendi varlığını devam ettirmek için savaşır gibi gözükür.

İslam Bu: Muhammedî İslam, Cemil Kılıç

İslam Bu
Büyüteç altındaki Arapça yazı İmran Ailesi Bölümü, 19. Söz imiş: “Doğrusu Allah katında din, İslam’dır.” (Cemil Kılıç çevirisi.)

Cemil Kılıç’ın yeni kitabı İslam Bu: Muhammedî İslam’ı Beşiktaş’da bir kitapçıda gördüm, merak edip, içine şöyle bir bakayım dedim. Tesadüfen kıyamet kavramının irdelendiği 159’uncu sayfayı açmışım:

Kuran’da kıyamet sözcüğünün kullanımı konusunda çok ilginç bir durum söz konusudur. O da bu sözcüğün daima yevm yani gün sözcüğü ile birlikte kullanılmış olmasıdır. Böylece “Yevm’ül-Kıyame” / “Kıyamet Günü” ifadesi meydana gelmektedir.

“İslam Bu: Muhammedî İslam, Cemil Kılıç” yazısını okumaya devam et

İslam misyonerleri

Bir “İslam ülkesinde” veya “müslüman bir ülkede” veya “nüfusun yüzde doksanının müslüman olduğu bir ülkede” İslam misyonerliği olur mu? diye sorabilirsiniz. Olur tabii. Olmaz mı? Türkiye İslam misyonerleri ile doludur çünkü burası bir “İslam ülkesi” değildir. Devletin ismi “Türkiye Cumhuriyetidir; Türkiye İslam Cumhuriyeti değildir. İşte o “İslam” kelimesini “Türkiye” ve “Cumhuriyet” arasına koymak isteyenlere “misyoner” denir.

“İslam misyonerleri” yazısını okumaya devam et