Atom: Bölünebilir mi? Bölünemez mi?

Doğan Göçmen’in Assos’ta Felsefe’de yaptığı konuşması ile ilgili bir yorumum:

Doğan bey,

Konuşmanızın 17:24 dakikası civarında “antiklerin [bölünemez madde birimi] hipotezi bugün bilimsel olarak kanıtlanmış durumda” diye bir cümle kuruyorsunuz. Ben bu tezinize katılmıyorum. Biz insanlar mutlak bölünemez bir şeyin varlığını gözlem yolu ile bilemeyiz; sadece varsayabiliriz.

Daha önce de elektronun “atomun bir yapı taşı” olduğunu söylüyorsunuz. Yani bu cümlede atomun bölünemez olmadığını, bileşeni olduğunu varsaymış oluyorsunuz. Fakat aynı zamanda atomun bölünemez olduğunu da varsayıyorsunuz. Burada “atom” kelimesinden kaynaklanan bir kavram kargaşası olduğunu anlıyorum.

Bu konudaki karışılıklık, “atom” kelimesinin sahibi olan fizikçilerin bu kelimeyi iki karşıt anlam ile kullanmasından doğuyor. Ben, “atom” kelimesinin iki ayrı anlamını iki ayrı kelime ile ifade ederek bu karışıklığın önlenebileceğini düşünüyorum. Çünkü iki ayrı kavram var:

1. Mutlak bölünemez madde birimi. Burada “atom” kelimesi mutlak bölünemez birim olarak tanımlanmıştır ve bileşeni yoktur. Antiklerin atomu budur.

2. Bölünebilir atom. Bileşenlerden meydana gelmiş atom. Bu da fizikçilerin atomudur. Bu anlamda atom bölünebilirdir çünkü fizikçiler ellerindeki aletlerle bölemedikleri maddeyi “bölünemez madde bulduk” diye ilan ederler. Fakat bir kuşak sonra hızlandırıcıların çarpıştırma enerjisi artınca bir kuşak önce bölünemez diye tanımlanmış maddenin bölünebilir olduğu görülür.

Fizikçilerin “atom” dediği şey bölünebilir atomdur, antiklerin atomu değildir. Fizikçiler, siyasi amaçlarına uygun olarak, hızlandırıcılarının parçalayamadığı bir şeyi “geçici olarak bölünemez” olarak tanımlarlar. Ama “geçici olarak bölünemez”i “mutlak bölünemez”i bulduk diye pazarlarlar. Bu bir akademik sahtekarlıktır. (Ayrıca fizikçiler madde veya parçacık gözlemlemezler. Hızlandırıcıda ışık huzmelerinin çarpışması sonucunda gözlemledikleri olayların istatiksel analizinde meydana çıkan olağan dışı verilere “parçacık” derler. Fizikçiler atomu küre şeklinde çizerler ama küre şeklinde parçacıklar gözlemlemezler. Fizikçilerin aldatmacaları bitmez tükenmezdir, hiç girmeyelim.

Mutlak bölünemez var mı?

Akıl yolu ile, yani felsefe aracılığı ile biliyoruz ki, gözlemlerle mutlak bölünemez birimi bulamayız. Ne kadar bölerseniz bölün mutlak bölünemeze (eğer varsa) ulaşamazsınız. Sebebi basit: böldüğünüz şeyin mutlak bölünemez olduğunu hiçbir zaman bilemezsiniz. Acaba teknolojinizin sınırına geldiniz de artık bölemiyor musunuz? Yoksa mutlak bölünmeze mi ulaştınız? Bu soruya gözlem yolu ile cevap veremezsiniz. Bu gerçeği fizikçiler anlayamazlar çünkü fizikçiler felsefe bilmezler. Hatta felsefeyi küçümserler.

Bu sebepten fizikçilerin inşa ettiği her yeni parçacık hızlandırıcısı yeni “bölünemez” parçacıklar keşfeder. Bir sonraki kuşak müthiş bir buluş yapmış gibi önceki “bölünemez” parçacıkların aslında bölünür olduğunu ama şimdi kendilerinin bulduğu parçacıkların gerçek bölünemez parçacıklar olduğunu söylerler. Bu sahtekarlık kuşaklar boyu devam edip gidiyor.

Ama şimdiye kadar hiçbir fizikçi antiklerin mutlak bölünemez birimini bulmuş değildir. Fizikçiler teknolojilerinin sınırında bölünemez olarak görülen şeyleri “mutlak bölünemez atom” diye tanımlamışlardır. Burada sadece bir isim benzerliği vardır.

Mutlak bölünemez yoktur

Zaten hiçbir fizikçi ne şimdi ne de gelecekte mutlak bölünemez madde birimini gözlem yolu ile bulamaz çünkü böyle bir birim yoktur. Bunu da deney ve gözlem yolu ile değil sadece akıl ve felsefe yolu ile bilebiliriz.

Atomik maddecilik doktrini

Fizikçiler Newton’un uydurduğu atomik maddecilik doktrinine sorgulamadan inandıkları için atomculuğu bir meslek dogması olarak kabul ederler. Bir fizikçi için madde bir önkabul olarak vardır ve maddenin de bölünemez birimi vardır. Bu fizik mesleğinin kutsal doktrinidir. Fizikçiler elektrik huzmelerini giderek daha hızlı çarpıştırarak bu bölünemez madde birimlerine ulaşacaklarını zannederler.

Madde var mı?

Halbuki fizikçilerin asıl sormaları gereken soru şudur: Madde diye bir şey var mı? Varsa maddenin bölünemez birimleri var mı?
Madde yoktur.

Gözlemlediğimiz doğa bir yoğunluk devamlılığıdır. Doğa madde kopukluğu değildir.

Öyleyse maddenin bölünemez birimleri de yoktur.

Eğer mutlak bölünemez madde birimleri olsaydı, yani doğada mutlak sert birimler olsaydı, bu birimler fiziğin bütün bilinen koruma yasalarını ihlal ederdi.

Mutlak sert bir şey olamaz

Mutlak sert bir şey hareket edemezdi; etrafı ile hiçbir ilişkiye giremezdi. Hareket edemeyen mutlak sert iki objenin çarpıştığını bile düşünemeyiz, hareket edebilseler bile çarpışamazlardı çünkü ikisi de mutlak sertlikte; çarpışma için objelerin elastik olmaları gerekir.

Ayrıca, mutlak sert olan sonsuz olurdu çünkü mutlak sert oldukları için ne çürürlerdi ne de eskirlerdi. Eskimeyen, sürtünmeyen, aşınmayan maddeler olsaydı o zaman daimi hareket eden makineler yapmak mümkün olurdu. Böyle bir doğada yaşamıyoruz biz.

Mutlak bölünemez, mutlak sert birimlerin varlığını kabul eden bir tez, yani antiklerin atom tezi, doğaya aykırı komik bir tezdir; deneylerle ispatlanması da imkansızdır, zaten doğada da yoktur.

Her yüzey tanımlamadır

Doğa tektir ve bir devamlılıktır. Mutlak sert objeler doğaya kopukluk getirirdi. Böyle bir şey gözlemlemiyoruz. Çünkü her yüzey tanımlamadır. Mutlak yüzey yoktur. Yani mutlak sert yüzey olamaz.

 * * *

Son olarak, atomun yapı taşı olduğunu söylediğinizde bölünmez atom tezini gizli varsayım olarak kabul etmiş oluyorsunuz. Aslında atomun değil, atomun yapı taşının mutlak bölünemez olduğunu varsayıyorsunuz. Bölünemez atomun “yapı taşları olamaz”. Yapı taşları olsa bölünebilir olurdu. Mutlak bölünemez atom bölünemez olduğuna göre yapıtaşları da yoktur, bileşeni yoktur. Bu anlam karmaşasını yaratan atom kelimesinin anlamını yozlaştıran atomik maddeci fizikçilerdir.

Mutlak bölünemez deneylerle bulunamaz

Antik çağlarda tanımlanmış bölünemez madde birimi varsayımının fizik deneyleri ile ispatlandığı bir fizik propagandasıdır. Bölünemez madde biriminin gözlemlendiği Newtoncu, okulcu akademik fizikçilerin uydurdukları bir masaldır. Fizikçiler felsefe cahilleri olduğu için bu kadar komik bir tezi deneylerle ispat ettiklerini söyleyebiliyorlar.

Bölünemezlik felsefe konusudur; fizik konusu değildir.

Saygılar.

Notlar:

— Fizikçiler “maddenin mutlak bölünemez parçalarını bulduk” diye niye yalan söylerler? Maddenin mutlak bölünemez birimini bulmadıklarını ve bulamayacaklarını bilmedikleri için mi “mutlak bölünmezi bulduk” diye yalan söylüyorlar? Yoksa felsefe bilmeyen cahiller olarak mutlak bölünmezi deney yolu ile bulamayacaklarını anlayamıyorlar mı? Yoksa süper pahalı parçacık çarpıştırıcılarını finanse eden kurumların baskısı altında yeni buluşlar yapmak zorunda oldukları için mi “mutlak bölünmezi bulduk” diyorlar?

— Yukarda şu fizikçilerin kurgusal mutlak sert maddesinden bahsederken hem “bölünemez” hem de “bölünmez” kelimelerini kullandım. Hangisi doğru?

“Bölünemez” dediğimizde belki elimizdeki teknoloji yetersiz kaldığı için bölemiyoruz anlamı olabilir. Fakat biz özünde bölünemez, yani bileşeni olmayan, mutlak sert bir şeyden bahsediyoruz. Antiklerin atomu böyle bir şey. Tanımlama olarak bölünemez çünkü hiçbir bileşeni yok. Yani sahtekar ve felsefe cahili fizikçiler “atomu böldük” diye bir martaval uydurduklarında bizim bu bölünemez atomu böldüklerine inanmamızı istiyorlar ama aslında bütün yaptıkları laf cambazlığı. Atom kelimesi üstünde kelime oyunları yaparak insanları kandırıyorlar.

“Bölünmez” kelimesini kullandığımızda peki “özünde bölünemez” iması yapmış oluyor muyuz? Emin değilim.

Antiklerin atomunu nasıl tanımlıyoruz?

Atom : Mutlak sert ve bileşeni olmayan madde birimi

Tabii bu tanım madde diye bir şeyin olduğunu varsayıyor. Maddenin tanımı nedir o zaman? Maddenin tanımı da atomun tanımından farklı olamaz.

Madde : Mutlak sert ve bileşeni olmayan töz.

Etrafımızda gördüğümüz ve ayrı ayrı objeler olarak tanımladığımız eşyalar madde değildir. Onlar yoğunluk farklılıklarıdır. Biz insanlar kendi yoğunluğumuzu birim olarak aldığımız için, bizden yoğun olan maddeleri “sert” bizden daha az yoğun olan maddelere “yumuşak” veya “sıvı” veya “gaz” olarak sınıflandırmışızdır.

Maddenin olmadığı tartışmaları 18. yüzyılda da vardı. George Berkeley maddenin olmadığını ileri süren bir filozoftu (gerçi madde ile ruh karşıtlığına inanıyordu. Madde ruhun karşıtı değildir. Maddeler ve ruhlar alemi diye iki alem yoktur). Hikayeye göre doğada yürüyüş yapan iki Newtoncu, yani dogmatik atomcular, arasında şöyle bir konuşma geçmiş. Birisi, “Berkeley madde diye bir şey yok diyormuş. Ne dersin?” Diğeri cevap olarak, yol kenarındaki bir kayaya bir tekme atmış ve “işte maddenin varlığının ispatı” demiş. Peki bu Newtoncu neyi ispatlamış oldu? Maddenin varlığını mı? Hayır. Sadece, kayanın insan bedeninden daha yoğun olduğunu ispatlamış oldu. Bu deneyden başka bir sonuç çıkmaz.

George Berkeley’in Wikipedia sayfası.

— Doğan beyin “antiklerin [bölünemez madde birimi] hipotezi bugün bilimsel olarak kanıtlanmış durumda” cümlesi ile ilgili küçük bir yorumum daha var. Burada “bilimsel” kelimesi yerine “deneysel” demek daha doğru olurmuş bence.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s