Doğa, akıl, bilinç: bir tanımlama denemesi

Doğan Göçmen’in Bilim ve Ütopya dergisinde çıkan yazısına yazdığım bir yorum:

Felsefe aslında kelimeleri tanımlama bilimidir. Eğer yazdığımız kelimeleri tanımlamadan ve tanımlamalarda anlaşmadan tartışıyorsak bir sonuca varamayız.

Tabii Twitter gibi bir mecrada “kelimeleri tanımlamadan konuşmam” diyemeyiz. Ama sadece 3 kavramın geçtiği bir tartışmada bu kelimeleri burada tanımlamaya çalışabilirim.

Bu üç kelime DOĞA, AKIL VE BİLİNÇ.

Doğan Göçmen’in bu kelimeleri nasıl tanımladığı ile benim nasıl tanımladığım farklı olabilir. Onun için tanımlamayı denemek istiyorum.

Doğan beyin yorumunda geçen “Doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesi üzerine düşünüyorum.

Burada bilinç kelimesini kullanmış ama uygun kelimenin akıl kelimesi olduğunu düşünüyorum.

Doğa nedir? Akıl nedir? Bilinç nedir? Bunları tanımlamadan bir yere varamayız. Ben de bu kelimelerin net bir tanımını yapmış değilim. Şimdi deneyeceğim.

Burada sadece üç kelime/kavram var:

1. Doğa
2. Bilinç
3. Akıl

Bu kelimelerin tanımını bilmeden “doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesini anlayamayız.

Bir akademik filozof olarak Doğan bey felsefe kitaplarına geçmiş filozofların tezlerine atıf yaparak bu cümleyi çözebileceğini zannedebilir. Bu doğal, çünkü akademik okulculuk otoriteye bağlıdır. Resmi literatüre geçmiş tezleri alıp tekrarlayabilirsiniz ve felsefe yapmak için bu yeterlidir; böylece akademik puan kazanırsınız. Ama ben kendi yaptığım tanımlamalardan başlamayı tercih ederim. Zaten felsefenin temelinin “tanımlamacılık felsefesi” olduğunu düşünüyorum.

Doğa, bilinç ve akıl kelimelerini tanımlama denemelerim şöyle olabilir:

BİLİNÇ : Bilinç kendinin farkında olma halidir. İnsan dil aracılığı ile kendinin farkında olur. Kendinin farkında olan doğaya yabancılaşır. Yani, kendisi ve içinde yaşadığı bir “doğa” kavramı yaratır. Bir kedi “kendim” ve “doğa” ayrımı yapmaz; o doğayla bir bütündür. Bu anlamda doğanın bilinci yoktur. Doğa kendinin farkında değildir. Ama bu tanımlamada doğa kelimesini kullandığımız için, daha düşünceli bir filozof olsaydık önce doğa kelimesini tanımlamış olurduk.

DOĞA : Doğayı tanımlamak zor. Doğa insan icadı bir kavrama benziyor. Yani “doğada doğa yoktur” gibi bir cümle bile kurabiliriz.

Günlük hayatta doğa kelimesini, ormanlar, hava, su, hayvanlar gibi insan elinden çıkmamış “doğal” olan şeyler için kullanırız. İnsan medeniyetinin dışında kalan ve medeniyetten önce de varolmuş olan bir yapı. Ama insan aklının uydurduğu kurgusal bir yapı.

Felsefede doğa kelimesini bu anlamda kullanmıyoruz, daha bütüncül bakıyoruz. Doğa dünya üzerindeki herşey olabilir. Böyle tanımlandığında, insanlar da doğanın bir parçası olmuş oluyor. Yani şehirler, insan toplumları, insanların tasarlayıp yaptıkları taşıtlar, aletler, hatta tanımladıkları herşey doğaya dahil olmuş oluyor.

Fakat doğayı böyle bütüncül olarak tanımlayınca, doğayı neden dünya ile kısıtlayalım ki? Dünya dediğimiz şey de insan icadı bir şeydir. “Dünya”; merkezindeki en yoğun bölgeden, Kepler’in yoğunluk yasasına göre giderek azalan bir yoğunluk devamlılığıdır. Bizim “dünya yüzeyi” dediğimiz bölge bu devamlılığın içinde bir bölgedir; yeni ve ayrı bir obje tanımlamaz. Dünya bizim yaşadığımız yüzeyden ibaret değildir. Zaten bütün yüzeyler tanımlamadır. Mutlak yüzey yoktur.

Dünya bizim yaşadığımız ve yüzey olarak tanımladığımız bölgeden ibaret değildir; kara, su, atmosfer, daha sonra gazlar ve manyetik alanlar yoğunlukları giderek azalarak devam eder. Bu yoğunluk devamlılığını insanın yaşadığı yoğunluk düzleminde kesip onu ayrı bir obje olarak tanımlayıp, dünya olarak adlandırmak insan merkezli bir anlayıştır. Öyleyse doğayı tanımlamak o kadar da kolay değilmiş.

AKIL : Akıl denen şeyi tanımlamak da o kadar kolay değil. Dünyanın uzayda bir hareketi var. Ortalama olarak dairesel bir hareket, yani, düz çizgide giden bir hareket değil, kapalı bir hareket. Harmonik bir hareket. Dünya başladığı yerden tekrar tekrar geçiyor. Dönüp duruyor. Böyle bakıldığında, dünyanın hareketinin akıllı bir hareket olmadığını görüyoruz. Çünkü dünyanın hareketini seçme özgürlüğü yok. Dünya akıllı değil. Akılsız da değil. Akıl veya akılsızlık gibi bir özelliği yok çünkü canlı değil. (Dünyanın canlı olup olmadığı da tartışılabilir, Gaia kuramı.) Dünya yörüngesini değiştiremez. Yörüngesini değiştirmeyi düşünemez. Bu sebepten akıllı değil diyoruz.

Ama insana akıllı diyoruz çünkü insan hareketlerini seçebilirmiş gibi görünüyor. (Ama insanın özgür iradesi olup olmadığı da tartışılır.) Her gün aynı yoldan işe giden bir insan, bir gün başka bir yoldan gitmeye karar verebilir. Akıldan kasıt bu.

Akıl, karar verme yeteneği ile ilgili olmalı. Ve yaşama uyum sağlamak ve adapte olup yaşamını devam ettirebilmek için gerekli olan kararları verebilme yeteneği. Kedi, kendini tehdit eden köpeğe karşı durduğu yeri korumalı mı yoksa kaçmalı mı? Kedi anında bu kararı verebiliyor. Kedi akıllı bir hayvan.

Doğayı, uzay gibi olayların olduğu ortam olarak da tanımlayabiliriz. Yani doğayı; ağaçlar, hava, su, hayvanlar değil de, bunların yaşamlarını sürdürdüğü ortam olarak tanımlayabiliriz. Yani doğa insanların uydurduğu kurgusal bir yapıdır. Benzer şekilde, mesela, birey vardır; ama “insanlık” diye bir şey yoktur. İnsanlık, bir küme olarak, insanların yarattığı bir kurgudur.

Asıl olan hareket eden şeylerdir. (Ama hareket etmeyen bir şey yoktur. O zaman kendiliğinden hareket eden veya edemeyenler diye ayırım yapmamız gerekir. Tabii, Doğan beyin bize hatırlatacağı gibi, Aristo bu gibi hareketle ilgili konuları 2 bin sene önce yazmış!) Hareket eden şeyleri ancak akıllı veya akılsız olarak ayırabiliriz. Bu da canlı olanları akıllı, cansız olanları akılsız olarak ayırmaktan farksızdır. Canlı olanlar arasında dili olanlar da bilinçlidir.

Doğanın akıllı olduğunu söylemek, uzayın akıllı olduğunu söylemek gibidir.

Doğa, insanların yarattığı bir kurgu olarak akıllı veya akılsız değildir ama doğa içinde akıl ile tasarlanmış yani bir sonuç almak üzere tasarlanmış varlıklar vardır. Bir işlevi olan herşey tasarlanmıştır. Bu tasarımı tabii ki “evrim” deyip geçiştirmek ancak okulcu doktorların işidir. Çünkü onlar doktrinleri severler.

Sonuç olarak “Doğanın işleyişi bilinçli bir süreç değildir” cümlesi doğa kelimesi tanımlanmadığı için anlamsız bir cümle olmuş oluyor.

Notlar:

— Doğan Göçmen’in Bilim ve Ütopya‘da çıkan yazısına yazdığım ilk yorum.

Tanımlamacılık felsefesi.

— Doğa çok anlamlı bir kelime. Akademik doktorlar çok anlamlı kelimeleri çok severler. Devamlı anlam kaydırmaları yaparak, kelimenin bir bu anlamını bir diğer anlamını kullanarak bizi şaşırtırlar. Bu sebepten kelimelerin açık ve net olarak tanımlanmaları çok önemlidir. Eğer bir kelimenin birden çok anlamı varsa o zaman kelimenin sonuna 1, 2, 3 gibi sayılar ekleyin. Mesela, evren1 = evrenini bütünü; evren2 = evrenin gözlemlenebilen bölümü; evren3 = evren2’den mantık yürüterek ve istatistik yasalarına uygun olarak çıkartılabilecek sonuçlar. Bir felsefe doktorunu bu şekilde kelimeleri tek anlamlı olarak kullanmaya zorlarsak o zaman mesela “evren” dediği zaman hem evrenin bütününü hem de gözlemlenen evreni ima ederek bizi kandıramaz. Tek anlamlı kelimeler kullanarak laf cambazlığı yapılamaz. Okulcu doktor = laf cambazı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s