Sabit Metinler Kuramı bağlamında Kuran

Kuran’ı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bütün mesele tanımlama meselesi ya; Kuran’ı, tartışmasız, mutlak ve tek otorite olarak tanımlıyor musunuz? Bu bir önkabuldür. Kuran’ın otoritesinin mutlak ve sorgulanamaz olduğunu kabul ediyorsunuz. Bu önkabülün Kuran’da yapılmış tanımların doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgisi yoktur.

Zaten sadece iki tanımlama seçeneği var:

1. Kuran tek ve mutlak otoritedir ve sorgulanamaz. Akıl Kuran’dan sonra gelir.

2. Kuran sabit tutulan kadim bir metindir, başka bir özelliği yoktur ve akıl yolu ile sorgulanabilir.

Kuran’ı mutlaka otorite olarak kabul eden bir insan bunu akıl yürüterek ve Kuran’ı sorgulayarak yapmamıştır; bir tanımlama olarak yapmıştır. “Ben Kuran’ın mutlak otorite olduğunu kabul ediyorum” diye bir tanımlama yapmıştır; hiç sorgulamadan Kuran’ın otoritesini kabul etmiştir.

Bu bir önkabuldür ve tartışmaya açık değildir çünkü akıl yolu ile sorgulayarak verilmiş bir karar değildir.

Kuran’ı mutlak otorite olarak kabul etmiş birisi Kuran’da ne yazarsa yazsın bu önkabulünü değiştirmeyecektir.

Kuran’ı sorgulamak da akıl yolu ile verilmiş bir karar değil gibi gözüküyor; o da bir tanımlamadır. Kuran’ı sorgulamak akıl yolu ile yapılan bir şeydir. Çünkü akıl zaten sorgulamak demektir.

Fakat işler bu kadar basit değil.

Sabit metinler kuramı diye bir şey var.

Açıklayalım.

Sabit tutulan bütün metinlerin geçtikleri bir süreç vardır. Sabit tutulan metin Kuran olur, İncil olur, Tevrat olur, bir anayasa olur, Aristo’nun yazıları olur, Newton’un kitabı olur… hiç farketmez.

Sabit tutulan metinler, hangi alanda olursa olsun, aynı süreçten geçerler.

Bir metnin sabit tutulmasının bir amacı vardır. Bu metin değerlidir ve onu sabit tutmayı kabul etmiş insanların malıdır; onlar sahip oldukları metni sabit tutarak kutsallaştırırlar.

Bir dinin kutsal metinleri o dine inanan insanları birbirine bağlayan bağlayıcı unsurdur.

Sabit tutulmuş kutsal metinlerin sahipleri egemen güçlerdir. Kutsallaştırdıkları metni kendi siyasi amaçları için kullanırlar.

Ama egemen güç bir tüzel varlıktır. Tüzel varlık, adı üstünde, hukuktan doğmuş bedensiz bir canlı varlıktır. İnsan değildir ama insan gibi hareket eder. Tüzel varlığın işini yapan insanlardır. İnsan bedeni olmadığı için, tüzel varlık yazı yazamaz veya bir metni düzenleyemez, yorum yazamaz, metni değişen koşullara uyduramaz.

Egemen güçler kutsal metni sahiplenecek bir ruhban sınıfı kendi maaşlı adamları olarak yetiştirirler ve korurlar. Tarih boyunca bu rahipler sınıfına okulcu doktorlar denmiştir, çünkü bunlar akademik okulculardır. “Doktor” da zaten doktrini öğretmek ve yaymak için lisans almış öğretmen demektir. Doktrin de sabit tutulan metindir.

Okulcu doktorlar bir okula yerleşip orada bu kutsal metni öğrenirler, yorumlarlar ve yeni gelen müritlere öğretirler. Okulculuk askeriye gibi hiyerarşiktir ve kıdem ve rütbe çok önemlidir. Bu sebepten, doktorlar herşeyden önce kariyercidir; kariyer basamaklarında yükselerek rütbelerini ve otoritelerini arttırılar. Kuran’ın bu kariyerci profesyonel okulcu doktorların eline düşmüş olmasını bilmek önemlidir.

 * * *

Etrafında bir ruhban sınıfı oluşmamış bir sabit kutsal metin yoktur. Ruhbanlar kutsal metni öğrenirler fakat bildiklerini halktan gizlerler çünkü kendileri kutsal metin hakkında tek otorite olmak isterler.

Ruhbanlar yorumları ile kutsal metnin otoritesini bitirirler. Kutsal metnin içini boşaltırlar, anlamsızlaştırırlar ve sonunda kutsal metin sadece bir sembol olarak kalır.

Ruhbanlar bunu nasıl yaparlar? Bir gölge metin yaratarak yaparlar.

Bütün sabit metinlerin bir de gölge metni vardır. Kuran’ın da bir gölge metni vardır. Nerede bu gölge Kuran?

Gölge Kuran, fıkıhta, kelamda, hadislerde ve yüzlerce yıldır ruhbanların yazdığı yorumlarda gizlidir. Tek bir kitap olarak kendini göstermez. Gizlidir. Onu sadece ruhbanlar bilir.

Sabit metnin en büyük sorunu sabit olmasıdır. Sabit olduğuna göre değiştirilemez. Değiştirilemediği için de eskir ve yeni buluşlara ters düşer. Mesela, Kuran’ın sabit tutulan metni; dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğu varsayımının geçerli olduğu bir dönemde yazılmıştır; sonra insanlar dünyanın hareket ettiğini bulmuşlardır. Kuran metninin bu yeni buluşa uyarlanması gerekmektedir. Ama bu Kuran’ın yanlış olduğu kabul edilmeden ustaca yapılmalıdır.

Sabit metnin diğer önemli özelliği, sabit olması dışında, kesinlikle doğru olduğu ve hiçbir çelişki ihtiva etmediğidir. Tabii, bu bir önkabuldür.

Ruhbanların işi bu eskiyen metni yeni bulunan bilgilere uydurmaktır. Bu da gölge metin ile yapılır.

Gölge metin, kutsal metinde yazanların tam aksini söyleyebilir. Eski metin artık okunmaz, okunamaz. Dili eskimiştir. Sadece o dilde uzmanlaşmış ruhbanlar eski metni okuyabilir. Sivil halk eski metni okumaya çalışsa bile anlayamaz. Anlasa bile yorumları ruhbanlar tarafından kabul görmez. Herkes kutsal metin konusunda ruhbanların otoritesine boyun eğmek durumundadır.

Ruhbanlar o eski dili öğrenip, kutsal metni anladıklarını iddia ederler. Otoriteleri buradan gelir.

Eski metni okuyup anlayacak insan kalmamıştır. Ruhbanlar dışında. Ruhbanların istediği de budur işte. Bütün otorite kendilerine geçmiştir. Kutsal metni yorumlama otoritesi sadece kendilerine aittir. Artık kutsal metni istedikleri gibi yorumlarlar.

 * * *

Ruhbanlar egemen güçlerin paralı adamlarıdır. Egemen güç bunlara fetva siparişi verir, bunlar da verilen siparişe uygun bir fetva yayınlarlar.

Bir örnek olarak, egemen güç “ben artık müslüman halkımın domuz eti yemesini istiyorum; Amerikalı domuz tacirleri bizim pazara girmek istiyorlar, bana domuzu helal yapan bir fetva verin” diyebilir.

Ruhbanlar hemen bir helal domuz fetvası verirler. Bu onlar için çok kolay bir iştir. Ruhbanlar laf cambazıdır. Tanımlama otoritesi tamamen bunların elindedir. İstedikleri tanımlamaları yaparlar. Mesela, fetva şöyle olabilir: “Bugün domuz dediğimiz hayvan, Kuran’da domuz diye bahsedilen hayvanla aynı genetiği paylaşmadığı ve başka bir cins olduğu ve ortada sadece bir isim benzerliği olduğu için, domuz yemek helaldir.” Fetvanın içine Arapça kelimeler serpiştirilerek fetva çok daha ulvî ve inandırıcı yapılabilir.

Helal domuz satışları patlar; market rafları en meşhur domuz eti olan Amerikan malı Spam kutuları ile dolar. “Coke ve Spam: Tadını Çıkart” reklamları televizyonlarda dönmeye başlar. Ve Amerika bir kere daha Türklerin en zayıf tarafı İslamı kullanarak Türkiye’de başarılı bir operasyon yapmış olur.

 * * *

Kuran’ın harfleri, kelimeleri, ayetleri, tanımları ve surelerin sırası sabittir değiştirilemez. Ama bu Kuran’ın anlamı değiştirilemez demek değildir.

Kuran’ın sözü değiştirilemez ama anlamı değiştirilebilir.

Sabit metinler zaman içinde eskir. Sabit metnin tanımları eskir. Yeni buluşları açıklayamaz olur.

Ruhbanların işi sabit metne yorumlar yazarak eskiyen metni güncellemektir. Bu ustalık isteyen bir sanattır çünkü sabit metni değiştirmiyormuş gibi görünerek değiştirmeyi bilmeniz gerekir.

Kuran 1400 yıl eskidir ve gölge Kuran çoktan yaratılmıştır.

Sabit tutulan özgün Kuran metni sabittir ama artık hiçbir otoritesi kalmamıştır; otorite gölge Kuran’a geçmiştir. Gölge Kuran’ın yaratıcıları ve sahipleri de ruhbanlardır. Yani Kuran’ın otoritesi tamamen ruhbanlara geçmiştir.

Ruhbanlar Kuran’ı istedikleri gibi tahrif ederler ve kimse de bunu anlayamaz. İnsanlar Kuran’ı tahrif etmek Kuran’ın metninin değiştirmek zannederler. Hayır. Kuran’ın metni değiştirilmez. Tahrif edilmiş Kuran gölge Kuran’dır. Bu gerçeği anlayan insan uyanmış olur. Aynı 18. yüzyılda uyanan Avrupalılar gibi. Çünkü uyanmak demek, dinin ruhbanların eline geçtiğini ve ruhbanların halkı kandıran sahtekarlar olduklarını anlamak demektir.

Bütün mesele tanımlamaları iyi anlamaktır.

Kuran’da bulunan tanımlamaları kayıtsız şartsız kabul eden birisi —yani Kuran’ın otoritesini sorgulamadan kabul eden birisi— akıl yolu ile fikrini değiştirmez çünkü bu fikrine akıl yolu ile ulaşmamıştır, tanımlama yolu ile ulaşmıştır.

Fakat biz Kuran’ın halifeler tarafından kitaplaştırıldığını ve halifelerin Kuran’ı kitaplaştırırken kendi siyasi amaçları için yeniden yazdıklarını biliyoruz. İniş sırasını beğenmeyip Mekke surelerini kitabın arkasına atan halifelerin sadece bu hareketi bile Kuran’a saygısızlıktır. Sabit tutulan metin, halifelerin yazıp kitaplaştırdıkları mushaf denilen bu metindir ve artık hiçbir otoritesi kalmamıştır.

 * * *

Peki, halifelerin eseri olan Kuran’ın Allah’ın sözü olduğuna inanan bir insana ne demeli? Kuran’da yazılı olan tanımların Allah’ın aracısız sözü olmadığını kesin ve net olarak biliyoruz. Arada en az üç tane aracı var. Fakat bir iletişim kanalından geçen hiçbir mesaj bozulmadan, tam olarak geçemez; bu bir doğa yasasıdır.

Kuran’ın resmi hikayesine göre 1) Cebrail adlı melek Allah’ın sözlerini Peygamber’e sözsüz olarak nakletmiştir; 2) Peygamber de içine doğan bu ilhamı seslendirmiştir; 3) Çevresinde okuma yazma bilen birileri de Peygamber’in seslendirdiği sözleri kemik parçaları üzerine yazmış veya ezberlemişlerdir.

Arapça’da sesli harfler olmadığı için yazıya geçirilen bir sözün daha sonra aynı şekilde okunması çok sorunlu idi. “Arapça değil mi, uydur uydur söyle sözü” buradan gelmiştir.

Hayatı masal uydurmak olan bir milletin palavralarına ne kadar çabuk inanmış insanlar. Bu da Arapların zannettiğimiz kadar saf masalcılar olmadıklarını ve propaganda işinde usta olduklarını gösterir. Çünkü halifeler bu dağınık materyeli toparlayıp kendi siyasi amaçlarına uygun olarak yeniden yazıp kitaplaştırmışlardır ama önce kemik parçalarına yazılanları yakmışlardır.

Zaten Allah-Cebrail-Peygamber iletişim kanalı gerçek üstü (doğa üstü) bir iletişim kanalıdır. Bu tip bir iletişim olabileceğine isteyen inanır istemeyen inanmaz. Akıl yolu ile tartışılacak bir şey yok.

Zaten insan aklı bir peygamberin peygamber olup olmadığını akıl yolu ile bilemez. Akıl peygamberden delil ister. Fakat peygamber adayı peygamber olduğunu ispatlamak için sadece akıl dışı, doğa üstü deliller vermelidir. Çünkü doğa üstü güçleri olduğunu ispatlamalıdır. Ama akıl, akıl dışı, doğa üstü delilleri kabul etmez. Kısacası, eğer aklınızı kullanarak karar vermek isterseniz bir peygamberin peygamber olup olmadığını bilemezsiniz. Sadece onu peygamber olarak tanımlayabilirsiniz. Veya onun kendini peygamber olarak tanımlamasını kabul edersiniz.

Notlar:

— “Newton’un kitabı…”

Newton’un Principia diye bilinen kitabı Avrupa akademik okulculuğunun temel kitaplarından biridir. Aristo’nun yazılarının yerini almıştır. Einstein ve Darwin Avrupa okulculuğunun diğer akademik şeyhleridir. …

Newton’la ilgili yazılar.

Kalpazan Newton: hem suçlu, hem güçlü.

Tüzel varlıklar kuramına giriş.

— “sonunda kutsal metin sadece bir sembol olarak kalır…”

Semboller içi boşaltılmış, dekoratif objeler oldukları halde otoriteleri vardır.

— Gölge Kuran’ın kitap Kuran’ın yerini aldığını göstermek için iki örnek verebiliriz: Faiz ve zekat. Kuran’da faizle ilgili 4 ayet vardır. Bunlar da faizi tanımlamaz. Mesela Diyanet işleri faiz konusunda bir fetva vererek faizi Kuran’da olmayan bir şekilde tanımlar.

Zekat Kuran’da devlete verilen vergi demektir. Böyle bir şey artık olmadığı için gölge Kuran zekat’ı fakirlere verilen sadaka olarak tanımlamıştır. Demek ki ulemanın gölge Kuran’ı gerçek Kuran’ın zekat tanımını değiştirmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sabit tutulan metinler kuramı: Özet

1. Metin yazılır.

2. Metin yazanlar metnin sahipleridir. Din bağlamında sabit metnin sahibi egemen güçtür.

3. Metnin sahipleri metni sabit tutma kararı alırlar.

4. Metin sabitlenir.

5. Egemen güç sabit tutulan metni bir ruhban sınıfa emanet eder. Ruhbanlar egemenlerin adamıdır.

6. Metin eskir. Yeni buluşları açıklayamaz.

7. Ruhbanlar sabit metne yorum yazarlar. Yorumlarıyla sabit metnin içini boşaltırlar. Bir gölge metin yaratırlar. Asıl metnin otoritesi gölge metne geçer; yani ruhban sınıfa geçer. Gölge metnin sahipleri ruhbanlardır.

8. İçi boşaltılan metin dinin sembolü olur. Artık tek değeri sembol olmasıdır. İçeriği anlamsızlaşır.

9. Ruhbanlar kendi hiyerarşilerini kurarlar ve güçlenirler. Ruhbanların tek amacı hiyerarşide yükselmek ve daha çok rütbe ve otorite kazanmaktır.

10. Ruhbanlar eğitimi ele geçirirler. Giderek güçlenirler. Ruhbanların hiyerarşisi yeteri kadar güçlenince kendisini besleyen egemen güce kafa tutmaya başlar.

Bütün bunları yaptıran güç sabit tutulan bir metinden kaynaklanmaktadır.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s