Prompter okumak…

Acaba Reisullah Kültü, Reisullah’ın bütün demeçlerini prompterdan okuduğunu biliyor mu?

Bilseler bile bilmezlikten gelirler veya prompter okumayı bir kahramanlık ve dünya lideri olmanın bir göstergesi olarak tanımlarlar.

Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti kurması ile ilgili olarak, bir Reisullah Kültü elemanı, bakın ne demiş:

eleman2

Böyle bir kültün inancı prompter konusu ile zayıflamaz.

Fakat bu basit bir mesele değil.

Ben konuya kültçülük açısından veya siyasi açıdan bakmıyorum. Felsefi açıdan bakıyorum. Çok ilginç bir felsefe konusu bu.

***

Atatürk’ün bir sözünü halkın önünde okursam, bu sözlerin Atatürk’ün sözleri olduğunu belirtmem gerekir. Atatürk’ün sözlerini kendi sözlerimmiş gibi tekrarlayamam. Bu doğru olmaz.

Fakat politikacılar için demeç yazan araştırmacıların ve yazarların adı yoktur. Onlar kendileri için yazmıyorlar. Maaşlarını ödeyen politikacılar için yazıyorlar.

Kendisi için başkasının yazdığı demeci kendi fikirleri imiş gibi okuyan bir politikacı, “bu demeci benim için çalışan bir demeç yazarı yazdı; ben sadece onun yazdıklarını okuyorum” diye bir açıklama yapmaz, yapması da gerekmez.

Başkasının yazdığı bir metni okuyan bir politikacı, okuduklarını kendi araştırıp yazmış gibi, kendi aklından çıkmış gibi, bu okuduğu metinde söylenenler konusunda sorumluluk alır.

Önemli olan budur. Metinden çıkan anlamlar kimin sorumluluğundadır?

Yani, prompterda okuduğu bir cümle ABD başkanına bir hakaret içeriyorsa ve ABD başkanı bu söze alınırsa, demeç yazarını değil, o yazıyı prompterda okuyanı suçlar.

Aslında çok garip bir durum.

Bir ressam düşünün, başka bir ressama resim yaptırdığı resimlerin altına kendi imzasını atıp satıyor olsun. Bu hiç hoş karşılanmaz. Hatta sahtekarlık sayılır. Bu sahtekara da ressam denmez.

Aynı şey, başkasına şiir yazdırıp kendi yazmış gibi satan bir insan için de geçerlidir.

Ben bir Attila İlhan şiirini halkın önünde kendi yazdığım bir şiir diye okursam hem Attila İlhan’ın emeğini çalmış olurum hem de dinleyicilerimi aldatmış olurum. Hem de gülünç olurum.

Ama, Attila İlhan, bir lise öğrencisiyken, cebinde bir Nazım Hikmet şiiri bulunduğu için; sanki o şiiri kendi yazmış gibi suçlu bulunup cezaevine atılabilmiştir.

Yani bu konuda bir standart yok.

Standart olması demek, her şart altında, şahıslardan bağımsız olarak, aynı kuralın geçerli olması demektir. Fakat böyle bir yasa veya kural yok.

Zaten bütün dünya liderleri için bu geçerli. Hepsinin arkasında bir danışmanlar, araştırmacılar ve yazarlar ordusu var. Lider için çalışan bu ekip devamlı metin üretirler. Lider de bu metinler arasından birini seçip halkın karşısında kendi yazmış gibi okur. Bu kabul edilmiş ve hiç kimsenin sorgulamadığı bir yöntemdir.

Lider demeç siparişi de verebilir. Mesela, Ahmet Davutoğlu AKP sürüsünden çıkıp bir parti kuracağı için kara listeye alınmıştır ve “dolandırıcı” olarak tanımlandığı bir demeç istenebilir. Demeççiler hemen işe koyulup Davutoğlu ile ilgili kirli çamaşırları araştırıp bulurlar ve demeç taslakları hazırlayıp lidere sunarlar. İlgili kişiler liderin liderliğinde toplantılar yaparlar ve demeçlerden biri seçilir. Lider, ekipinin yazdığı demeci kendi yazdığı bir metin gibi okur ve metinde söylenenler konusunda sorumluluk alır.

Kendisini dolandırıcı olarak tanımlayan demeci duyan Ahmet Davutoğlu, “demeci yazanların mal varlıkları araştırılsın” diye bir tepki vermez. Demeci okuyan kişiyi kendisini dolandırıcı olarak tanımladığı için tepki verir ve okuyan kişinin mal varlığının araştırılmasını ister.

 * * *

Biz acaip entel bir halkız.

Halkın tümü entel. Felsefeye çok meraklı bir ülkeyiz.

Felsefe tanımlamaların tartışılmasından başka nedir ki? Felsefe kelimelerin ve kavramların nasıl tanımlanacağı ile karşı görüşlü insanların tartışmasıdır. Halkın da yaptığı budur zaten.

Bir politikacı kendi yazmadığı bir metni kendi yazmış gibi okuyor ve bütün halk o metni konuşuyor. Taa ki yeni bir demeç gündeme gelene kadar. Reisullah Hazretleri her Allahın günü; her sabah, her akşam, hafta sonları dahil, televizyon kanallarında mutlaka prompter okuduğuna göre, bu prompter okumalarından kaçış yoktur. Bu yoğun prompter demeçleri ülkenin gündemini belirleyen tek etken olduğuna göre, Reisullah gündemi istediği gibi yönetiyor. Demeçlerden kaçış yok.

Ama Reisullah Hazretlerinin tek başına bir demeç sanayi olduğunu da kabul etmek gerekir.

Evet, tek başına bir sanayi. Milyonlarca kişi Reisullah’ın demeçlerinden ekmek yiyor.

Süreç şöyle işliyor:

Saraydaki yüzlerce (binlerce?) araştırmacı ve yazar demeçleri yazıyor ve Reisullah prompterden okuyor. Bir demeç okunduğu andan itibaren, medya çalışanları işin içine giriyor. Demecin özeti çıkartılıyor. Gazetelerde sayfa sayfa yayınlanıyor. Kanallar demeçleri yayınlıyor. Çoğu zaman programlar kesilip Reisullah’ın prompterdan okuma keyfini tatmin etmesi için organize edildiği belli olan toplantılarda Reisullah prompter şovunu yapıyor.

Demeçlerin önemi hakkında küçük bir örnek.

Bildiğiniz gibi, TRT Türkü ve TRT Nağme radyoları saatbaşı müzik programlarına ara verip haberleri verirler. Bu haberler istisnasız şöyle başlar: “Şimdi haberleri veriyoruz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan…” Evet, ilk haber her zaman Reisullah’ın bir demeci hakkındadır.

Ayrıca, bu örnekten anlıyoruz ki, bir TRT radyosunda haberleri okuyan spiker okuduğu içerik hakkında sorumlu tutulamaz. O sadece bir okuyucudur. Önündeki prompterden akan yazıları okumaktadır. Kimse bir spikeri okuduğu şeylerden sorumlu tutamaz.

Sonuç?

Bir spiker başkalarının yazdığı bir metni okuyor ama okuduklarından sorumlu olmuyor; bir siyasi başkalarının yazdığı bir metni okuyor ama okuduklarından sorumlu oluyor.

Reisullah demeci okuduktan ve medyada günün en önemli haberi olarak yayınlandıktan sonra bu sefer de yorumcular ve köşe yazarları devreye girerler.

Muhalif olsun, yandaş olsun bütün yorumcular ve köşe yazarları Reisullah’ın demeç sanayinden ekmek yer. Bunu anlamak çok önemli. Ne kadar muhalif olursa olsun, Reisullah’ın demecine laf yetiştirmeye çalışan, demeçteki çelişkileri göstermeye çalışan, köşe yazarı da en az yandaş gazeteci kadar Reisullah’tan ekmek yemektedir.

Tartışma programlarında Reisullah’ın demecini yorumlarmış gibi yaparak birbirleri ile laf dalaşına giren iki kanattan da insanlar da Reisullah’ın demeçlerinden ekmek yiyorlar.

Yorumculardan sonra da halk devreye girer.

Halk da bütün bu malzemeyi, kendi siyasi görüşüne uygun gazetelerden ve kanallardan öğrenip bu sefer onlar da kendi aralarında tartışmaya başlarlar. Kahvehanelerde okey taşlarının şakşakları arasında Reisullah’ın demeçlerinden süzülmüş özlü sözler havada uçuşur. Hiç kimse taraf değiştirmez. Reisullah Kültü ile Reisullah Düşmanları Kültü arasında hiç bitmeyen kavgalar devam eder.

İşimiz gücümüz budur zaten. Demeçler üzerinde yorumlar üretmek.

Siyaseti laf ebeliği ve dedikoduya indirgemişizdir.

Reisullah’ın her konuda en doğru fikri vardır. Bu bir Allah vergisi olabilir. Dünyada eşi benzeri olmayan bir şeydir bu.

REİSULLAH:

HER DOĞRUNUN MUTLAK SAHİBİ; HER YANLIŞIN AMANSIZ DÜŞMANI.

Başka ülkelerde hüküm süren hiçbir güçlü lider; külliyen her konunun en iyisini ve en doğrusunu bilen insanüstü bir lider olduğuna halkı inandıramaz. Böyle bir lider yoktur. Reisullah hariç. Her bildiğini prompterdan okuduğu halde.

Bunun sebebi İslamdır. İslam halkı koyun sürüsüne çeviren güçtür. Alnı secdeye değen bir liderin her dediğine inanılır.

Tabii bu dediğimiz tamamen doğru değil. Reissulah promptersiz röportajlar da verir. Bu röportajlardan Reisullah’ın Türkiye’yi ilgilendiren bütün konularda sonsuz bilgi sahibi olduğunu anlarız. Saygımız büyük. Ne de olsa ustalık döneminin zirvesinde olan bir dünya liderinden bahsediyoruz.

Ama bütün demeçlerine baktığımızda istisnasız herşeyin en doğrusunu bildiğini görüyoruz. Bu tartışılmaz. Çünkü Reisullah’ın söylediği her şey tanımlama icabı doğrudur.

Fakat çok üzücü bir şey söyleyelim.

Saray inanılmaz bir demeç üretim sanayi kurmuş. Bu kolay bir iş değil. Saray’da çalışan bu araştırmacılar ve yazarlar inanılmaz derinlikte ve detayda bilgi topluyorlar. Fakat bu bilgiler neden toplanıyor? Reisullah ve ekibi bir daha seçilsin diye! Başka bir amaç yok. Hedef insanlığın bilgi birikimine katkıda bulunmak değil.

Aynı sistem bilimsel bilgi toplamak ve dünya bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunmak ve teknolojiyi geliştirmek için kullanılsa, Türkiye nasıl gelişirdi bir düşünün. Bu ne büyük bir kaynak israfıdır!

***

Sonuç olarak, kendine ait olmayan, kendinin üretmediği fakat kendi için çalışan maaşlı adamların yazdığı bir metni halka okuyan birisi mi okuduğundan sorumlu olmalı? Yoksa onları yazan mı?

Atatürk, Nutku kendi yazıyor; belgeleri kendi topluyor; sonra da yazdığı metni kürsüye çıkıp okuyor. Önünde prompter yok. Kendi yazdığı metni okuyor.

***

Prompterdan okuduğu her söz, seküler vahiy gibi kabul gören ve kutsal sözler olarak kabul edilen başka bir siyasetçi yok dünyada. Bu kadar, non-stop prompterdan her mecrada devamlı okuyan bir lider de yoktur.

Neden bu böyle?

Reisullah Kültü olduğu için mi?

Karşı olanlar da, eleştirenler de, yandaşlar da demeçlerden ekmek yiyor. Bu yazı dahil.

Hepimiz boş laflarla uyutuluyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s