İslam Kilisesi’nin iktidarı

wp-15778786341096763065131804567904.jpg

Mine Kırıkkanat’ın Bir Hıristiyan Masalı: Tarihin En Büyük Sahtekarlığı adlı kitabından:

Fransız aydınlanmacısı Voltaire’in yaşadığı 18. yüzyılda Katolik Kilisesi’ne muhalefet ve Hırıstiyan dogmalarını eleştirmek, mümkün değildi. Voltaire, 1736 yılında “Muhammed” başlıklı bir tragedya yazdı. Görünüşte İslamiyet’i eleştiren tragedya, aslında Katolik Hıristiyanlığı hedef alıyor, yerden yere vuruyordu.

İmamete muhalefetin ve İslamî dogmaları eleştirmenin imkansız hale geldiği 2014 yılında, ben de Papalık makamının kurucu yalanını ortaya döküyor, Katolik Kilisesi’nin sahte dogmalarını hedef alıyorum.

[Yani, bugün elimizde bulunan, Kuran diye bilinen, Mushaf’ın Kuran olmadığını; Peygamber’in ölümünden sonra, Kuran’ı kitaplaştıran halifeler tarafından yazılmış bir metin olduğunu söyleyemeyecek miyiz? İslamî dogmaları eleştirmek yasak olduğuna göre, söyleyemeyiz. Zaten söylesek ne olur ki? Herkes kendi karar versin.]

Ancak İslamî kültürden gelen, laik bir araştırmacının yazmaya cesaret edeceği bu kitabı, Voltaire’in anısına adıyorum.

***

Mine Kırıkkanat, beş sene önce, İslamî dogmaları eleştirmenin yasak olduğunu söylemiş. Laik bir ülkede neden böyle bir yasak olsun ki?

Bugün durum daha da kötü. İslamî dogmaları eleştirmek aynı Voltaire’in zamanında olduğu gibi cezası olan bir suç olmuş durumda.

Ülke; imamlar, tarikatlar, cemaatlar ve şeyhler tarafından yönetiliyor. Ama bu işe bir de iyi tarafından bakabiliriz. Eğer şu anda biz Avrupa’nın 18. yüzyılda geçtiği, karanlık ve yasakçı dönemden geçiyorsak, bu sürecin sonunda halk mutlaka yönetimdeki İslamcı siyasetçilerin ve onların işbirlikçileri İslamî ruhban sınıfın sahtekârlıklarını görüp, aynı Avrupa’da olduğu gibi “YETER ARTIK” diyeceklerdir.

Ne zaman diyecekler?

İyimser bakalım dedik ama durum o kadar da iyimserliğe müsait değilmiş.

Eğer devlet din işlerinden şimdi çıksa ve din şimdi özelleştirilse bile ancak 150 sene sonra İslamiyetin, yani İslam Kilisesinin, toplum üzerindeki baskısı ortadan kalkar.

İslam Kilisesi demekte bir sakınca görmüyorum. Çünkü topluma Ortaçağ karanlığını dayatan “din” diye soyut bir kavram değildir; bu dinin sahipleri olarak örgütlenmiş bir ruhban sınıftır. Bu ruhban sınıfı besleyen egemen güçlerdir. Bu düzene de Kilise Hiyerarşisi denir.

Bu örgütlenmiş ruhban sınıfın hangi dini sattığı hiç de önemli değildir. Hıristiyan olabilirler, Katolik, Protestan; İslam olabilirler, Sünni, Şii; veya bir tarikatin dogmasını satabilirler, hiç önemli değil, ismi ne olursa olsun, hepsi örgütlenmiş ruhbanlardır, yani kilisedir. Hiyerarşik olarak örgütlenmiş ruhbanlara kilise denir. Hangi dinden olursa olsun.

Katolik Kilisesi en azından görünür bir hiyerarşidir. İslamın Kilisesi görünmez bir hiyerarşidir. Gizlidir. Kendini gizlemelidir çünkü İslamiyette bir ruhban sınıfın organize olması yasaktır. Ama İslamiyette bir ruhban sınıf oluşmuştur. İran’da bunu görebiliyoruz. İran’ı bir imamlar hiyerarşisi Şeriat’a göre yönetiyor. Daha doğrusu kendi Şeriat yorumlarına göre.

Türkiye’de de bir İslamî hiyerarşi vardır ama gizlidir, görünmezdir. Ondan Türkiye’de ki İslam Kilisesi, Katolik Kilisesinden daha tehlikelidir. Kime karşı tehlikelidir? Tabii ki devlete karşı.

Bir hiyerarşi, varlığını devam ettirebilmek için büyümek mecburiyetindedir. Kilise de büyüyüp güçlendikçe, devletin gücüne ortak olmak ister. Sonra da tek başına iktidar olmak ister. Tarih boyunca bunu hep görürüz. 15 Temmuz’da olduğu gibi.

Türkiye üzerinde operasyon yapmak isteyen dış güçler hep bu görünmez İslam Kilisesini kullanmışlardır. Menemen olaylarını gerçekleştiren kimlerdir? İslam Kilisesinin elemanlarıdır. Sivas olaylarını yapanlar kimlerdir? İslam Kilisesinin elemanlarıdır. “Eleman” kelimesi hafif kaldı belki. İslam çeteleri. İslam gangsterleri. İslam Kilisesinin katilleri demeliyiz.

Evet, Avrupa Ortaçağını 21. yüzyılda yaşayan bir ülkede yaşıyoruz.

Devlet de bu cüppeli, şalvarlı Arap bozuntusu mağara adamlarından alacağı oylar için onları destekliyor. Yani devlet ülkenin Ortaçağ karanlıklarında kalmasından gayet memnun. Bu sebepten, daha uzun yıllar İslamî dogmaları eleştirmenin yasak olduğu bir Ortaçağ ortamında yaşayacağımıza kesin gözü ile bakabiliriz.

Devletin dini İslam olduğuna göre; yöneticiler de İslam dogmasının savunucuları ve koruyucuları olduğuna göre, devlet yöneticilerini eleştirmek de suç sayılır. Sadece dinî dogmaları değil. Siyasi kadroları da eleştirmek suçtur. Aynı Ortaçağ Avrupasında olduğu gibi.

Notlar:

— İşin komiği, hiçbir yerleşik kilise, bireylerin eleştirileri ile dağılmaz. Tam aksine güçlenir. Katolik kilisesi bugün her zamankinden daha güçlü ve zengindir ama her türlü eleştiriye de açıktır çünkü eskisi gibi eleştirenleri infaz gücü yoktur. İslam Kilisesi için de aynı şey geçerlidir. 1500 yıllık bir hiyerarşiye —yani bireye göre ölümsüz olan bir yapıya— hiçbir ölümlü birey zarar veremez. O zaman neden bu İslam Kilisesi eleştiriden bu kadar korkar? Saygı. Kendilerine saygı duyulmasını istiyorlar. İktidarlarına saygı duyulmasını istiyorlar. Yoksa hiyerarşinin tehlikede olmadığını onlar da biliyor.

Türkiye’de dinin özelleştirilmesi ile ilgili bir rapor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s