Faiz harammış!

Bugün bizim “faiz” kelimesinden anladığımız nedir?

Faiz, verilen borç için istenen ücrettir. Biri size borç satıyor; bu bir alışveriş olduğuna göre aldığınız borç için bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bu ücrete “faiz” diyoruz.

Aslında, “satmak” demesek daha iyi çünkü para kiralanıyor. Borç parayı alan; parayı kullandıktın sonra kirası (faizi) ile birlikte aldığı kişiye iade ediyor. Çok basit bir işlem.

Toplumda ve insan ilişkilerinde, bu kadar kadim ve temel bir işlem nasıl haram olarak tanımlanıp yasaklanır? Anlamak mümkün değil.

Eğer para kiralamak haram ise; bir evi kiralamak da haram olmalı; çünkü ikisi aynı şeydir. Kendiniz çalışmadan oturduğunuz yerde para kazanıyorsunuz. Ha evinizi kiralamışsınız, ha paranızı kiralamışsınız, hiç farketmez.

Kuran’da yasaklanan tefeciliktir, yani, kötü niyetli olarak para kiralayan; aşırı kira isteyen; paranın çok kısa zamanda geri ödenmesini isteyen; borç verdiği kişinin borcunu ödemesini değil de ödeyememesini isteyen ve ödeyemediği zaman onun diğer mallarına da el koymak için pusuda bekleyen, sahtekar tefecilere karşı bu ayetler inmiştir.

Tefecilik en eski mesleklerden biridir. İsa da tapınak avlusunda tefecilik yapanlarla karşı çıkmış ve onların tezgahlarını ters çevirmiştir.

Peygamber de tefecilere karşı savaş açmış. Yoksa para kiralamanın, eğer doğru olarak yapılırsa ne zararı olabilir? Borç vermeyi bir takım sahtekar insanlar kötüye kullanıyor diye neden borç vermek ve almak toptan kötülensin ve haram olarak tanımlansın?

Para kiralamanın da iyi tarafı var, kötü tarafı var.

* * *

Faiz nedir? Kuran faizi nasıl tanımlamış? Bu konuda bir karışıklık yok. Kuran’da bizim “faiz” dediğimiz kavram “ribâ” kelimesi ile ifade ediliyor.

Çok açık ve net. En ufak bir kavram karışıklığı yok. Kuran’ın “ribâ” dediği yerde biz faiz anlayacağız.

Kuran’da bir de “feyz” kökünden gelen bir “faiz” kelimesi kullanılıyor. Bu faiz bizi hiç ilgilendirmiyor. Zaten, bizi ilgilendiren faiz (ribâ) ayetlerinde feyz köklü faiz kelimesi kullanılmıyor. Bir karışıklık yok.

Faizle (ribâ) ile ilgili ayetler şunlar:

Bakara 275, 276, 278;
Al-i İmran 130;
Nisa 161;
Rum 39.

Bu ayetlerin sırası da önemli değil. Bazı ulema faizin adım adım yasaklandığı gibi saçma açıklamalar ileri sürmüşlerdir. Kuran’dan daha Kurancı olan ulema çoktur. Para kiralamak gibi doğal ve yasal bir toplumsal işlemi “haram” olarak tanımlamak için ellerinden geleni yapmış bu ulema.

Şimdi bu ayetlerin kelime kelime tercümelerini yazalım:

2.275 Bakara
o kimseler ki yerler riba kalkamazlar ancak gibi kalkarlar kimse çarptığı şeytanın dokunup bu onların demelerindendir şüphesiz alışveriş de gibidir riba oysa helal kılmıştır allah alışverişi ve haram kılmıştır ribayı kime gelir de bir öğüt -nden rabbi- (ribadan) vazgeçerse kendisinindir ne varsa geçmişte ve işi de kalmıştır allah’a kim tekrar (ribaya) dönerse onlar halkıdır ateş onlar orada ebedi kalacaklardır

2.276 Bakara
mahveder allah ribayı ve arttırır sadakaları allah sevmez hiçbir inkarcıları günahkar

2.278 Bakara
ey kimseler iman eden(ler) korkun allah’tan ve bırakın (almayın) ne varsa geri kalan -dan riba- eğer idiyseniz inanıyor

3.130 Al-i İmran
ey kimseler inanan(lar) yemeyin riba kat kat arttırarak ve korkun allah’tan umulur ki kurtuluşa erersiniz

4.161 Nisa
(yahudilerden bahsediliyor) ve almalarından ötürü riba rağmen menedilmelerine ondan ve yemelerinden ötürü mallarını insanların haksız yere ve hazırladık inkar edenlere içlerinden bir azab acı

30.39 Rum
ne ki verdiniz riba artması içinde malları insanların asla artmaz katında allah ama verdiğiniz -tan zekat- isteyerek yüzünü (rızısını) allah’ın işte onlar kat kat artıranlardır

Kuran’da faiz olayından bahsedilen ayetler bunlar.

Bu ayetlere bakarak Kuran yorumcuları Kuran’ın para karşılığı borç vermeyi yasakladığı gibi bir anlam çıkartmışlar.

Bu ayetlerde ilk dikkatimizi çeken şu:

Bu ayetler inanan insanlar için yazılmış. Bu ayetler sadece insanları ve İslamiyete inanan insanları bağlar.

Burada kurumları bağlayıcı hiçbir şey yok. Olamaz da çünkü bu ayetler yazıldığı zaman borç para veren kurumlar yoktu. Bugünkü para sistemi yoktu. Bugünkü finans sistemi yoktu.

Parayı kiralayanlar hep insanlardı. Adamın biri pazar yerinde bağdaş kuruyor ve kendisine gelip para isteyen adama içinde madeni paralar olan bir kese veriyor. Bu paralara Dinar dendiğini varsayarsak, bu adam da bildiğimiz tefeci ise, diyor ki, “Sana 10 dinar verdim; haftaya bana 100 dinar getirip vereceksin.” O ekstra 90 Dinar da riba oluyor.

Bugün böyle haraç keser gibi borç verme işi sadece dizilerde mafya tipli adamlar tarafından uygulanıyor. 7. yüzyıldaki zulümcü tefeci artık yok. Varsa bile tefeciye giden bilerek gidiyor. Kuran’da yasaklanan işte bu tip gaddar tefecilik.

Kuran başka türlü borç para nasıl veriler bilmiyor. Banka yok. Finans sistemi yok. Para sistemi yok. EFT, Havale, ATM gibi şeyler yok. Dolar yok. Altına bağlı para sistemi bilinmiyor.

Demek ki, bu ayetlerde, günümüzde borç veren bankalar hakkında hiç bir yasaklama yok.

“Kurumlar, bankalar, riba alamazlar” gibi bir yasaklama yok.

O zaman, İslamî Finans denen sözde faizsiz borç verme yöntemi uygulayan bankacılık sistemi tamamen bir aldatmacadır. Çünkü Kuran’da bir kurumun başka bir kuruma faiz ile borç para vermesini yasaklayan bir ayet yok.

Ayetler insanlardan bahsediyor ve bu insanların da İslamiyeti kabul etmiş insanlar olması gerekiyor. Yasaklamalar sadece İslamiyete inanmış insanları bağlıyor.

Üstelik Kuran’ın amacı tefecilik yaparak fakirlerin kanını emen insanları engellemek. Kuran, Arap toplumunda uygulanan bir geleneği değiştirmek istediği zaman o geleneği “haram” olarak tanımlar. Kuran’da haram olarak tanımlanan bireylerin yaptığı zulumcü tefeciliktir.

Kuran zulmü engellemek istiyor. Paralı para tacirlerinin ezdiği parasız insanları korumak istiyor.

Bugün bankaların yaptığı gibi, borcunu ödeyemeyeceğini bildiğiniz insanlara bol bol borç para verirsiniz; borçlarını ödeyemeyince de tarlalarını, iş yerlerini ellerinden alırsınız. Bu da kurumsal tefecilik oluyor.

Kuran’da kurumsal tefecilik haramdır diyen bir ayet yok. Çünkü kurumlar tüzel varlıklardır ve tüzel varlık müslüman olamaz. Tüzel varlıkların dini yoktur. Tüzel varlıkları cehennemle korkutamazsınız.

Peki kendi parasını faize yatırıp bankadan faiz alan bir banka müşterisi Kuran’a aykırı mı hareket etmiş oluyor?

Hayır.

Kuran’da bahsedilen faiz bu değil.

Kuran’da bugün tüketici faizi olarak adlandırabileceğimiz; bir kurum ile tüketici arasındaki faiz ilişkisinden bahsedilmiyor. Kuran böyle bir şeyi bilmiyor.

Tefeci profesyonel para kiralayıcısıdır. Adamın işi bu. O kabilede, o bölgede, parayı stoklamış bir adamdır bu. Para ihtiyacı olan birisi bu adama gelir. Bu tefeci de elindeki gücü kullanarak borç verdiği kişiyi sömürür. Olay bu. Kuran bu işi yapanları korkutarak onları tefecilikten vazgeçirmek istiyor. “Bu işi yapmayın, yaparsanız sizi cehenneme yollarız” diyor.

Şimdiki durum böyle değil. Birey bir kuruma kendi parasını kiraya veriyor. Kurum parayı işletiyor ve bireye kira ödüyor. Hem kurum hem de birey kazanmış oluyor. Ortada zulüm yok. Herşey kağıt üstünde yazılı. İki taraf anlaşma yapıyor. Kimse kimseyi aldatmıyor.

Kuran’da, birey ile kurum arasındaki para ilişkisinden bahsedilmiyor. Çünkü o zaman banka yok.

İnsanlar, kelimelerin zaman içinde anlam değiştirdiklerini anlayamıyorlar veya anlamak istemiyorlar. Kuran’da bahsedilen faiz kavramı ile bugün bizim bildiğimiz faiz aynı şey değil. Kuran’daki faiz ayetlerinin günümüz insanına söyleyecek hiç bir şeyi yok.

Kuran’daki tefeci borç verdiği insanla anlaşma imzalıyor mu? Hayır. Zaten kimsenin okuma yazma bildiği yok. Kabile kültüründen bahsediyoruz. Bugünkü gibi bir finans sistemi yok.

Özet olarak: Kuran’da o zamanlar para stoklayıp para kiralayarak paradan para kazananların yani bugün tefecilik olarak tanımladığımız meslek erbabının bu mesleği icra etmeleri yasaklanmıştır.

Kurumsal para kiralamak konusunda Kuran hiçbir şey söylemez.

Bankaya kiraya verdiğiniz para için bankanın size ödediği kira haram olamaz. Olsaydı, evinizi kiralamak haram olurdu. Araba kiralamak haram olurdu.

Kurumlar arasında kira almadan para kiralamak için İslamî Finans denen bir sistem geliştirmişler. Böyle bir şeye ne gerek var? Kurumlar arası para kiralama işleri hiç bir şekilde Kuran’a aykırı olamaz, çünkü Kuran’ın yasakları insanlar içindir kurumlar için değildir. İslamî Finans bankaların uydurduğu bir aldatmacadır.

Bütün olay zaten çok komik.

Kuran’ın tefecilere karşı cehennem tehditlerinden korkan paralı insanlar, Kuran’ın paralarını kiraya vermelerini yasakladığını zannediyorlar ve bir takım finansal sahtekarlıklar yaparak kira parası almadan parayı kiraya verme sistemleri geliştiriyorlar. Kimi aldatıyorlar? Kendilerini aldatmış oluyorlar.

* * *

Faiz konusunda kemikleşmiş bir Kuran yorumu var. Kuran faizi haram kılmış diye yerleşmiş bir yorum geleneği var. “Faiz haramdır” kavramı nerdeyse İslam’ın bir şartı olmuş. Ama Kuran’ı açıp okuduğumuzda böyle bir yasağın olmadığını görüyoruz. Kuran’ın “riba” diye bahsettiği faiz ile günümüzde banka sisteminde uygulanan faizin ilgisi yok. Kelimelerin anlamı değişmiş. Para sistemi değişmiş. Toplumlar değişmiş. Kuran’da geçen faiz ayetleri tamamen o zamanın şartları için yazılmış ayetlerdir. Geçirliliği kalmamış ayetlerdir.

Notlar:

—- Kuran’ın faizi yasaklaması; bir mesleği kötüye kullanan insanlar var diye, bütün mesleği yasaklamaya benziyor. Kötü ahçılar var diye, ahçılık mesleğini yasaklamaya benziyor. Kötü doktorlar var diye tıp bilimini yasaklamaya benziyor. Bazı insanlar tefecilik yapıyor diye bankacılık sistemini yasaklayacak mıyız? Çok saçma.

— “Çok açık ve net. En ufak bir kavram karışıklığı yok. Kuran’ın “ribâ” dediği yerde biz faiz anlayacağız.

Kuran’da herhangi bir kelimenin –daha genel olarak, Arapça herhangi bir kelimenin– tek, kesin ve net bir anlamı olabileceğini düşünmek biraz saflık olmuş.

Arapça’da tek anlamlı kelime yoktur. Öyleyse Kuran’da da tek anlamlı kelime yoktur.

Öyleyse, faiz kelimesinin de mutlaka birden çok anlamı olmalıdır. Tekrar bakalım.

Faizi; “para kirası” olarak tanımladık.

Kuran’da “Riba” kelimesi para kirası anlamında kullanılmış dedik. Bakara, Al-i İmran ve Nisa ayetlerinde bir sorun yok. Bu ayetlerde “riba” paradan alınan kira olarak kullanılmış gibi gözüküyor. Ama bir de Rum 39’a bakıyoruz ve burada “riba” kelimesine anlam veremiyoruz. Bu ayette peygamber “riba” kelimesini çevresindeki Araplar’ın anlayabileceği bir anlamı varmış gibi kullanmış ama bize gelene kadar bu anlam kaybolmuş gitmiş.

Ne diyor Rum 39?

30.39 Rum
ne ki verdiniz riba artması içinde malları insanların asla artmaz katında allah ama verdiğiniz -tan zekat- isteyerek yüzünü (rızasını) allah’ın işte onlar kat kat artıranlardır

Burada riba yani faiz hiç de para kirası anlamında kullanılmamış. “Riba vermek” gibi bir şeyden bahsediliyor.

Biraz daha Türkçeleştirirsek, bu ayet diyor ki,

İnsanların mallarında artış (bereket) meydana gelsin diye verdiğiniz ribâ (faiz), Allah katında hiçbir kazanç sağlamaz.

(Kur’an Aydınlığı, Kronolojik Kur’an Meali, Tuncer Namlı, s.677.)

Şimdi, “riba” kelimesinin Kuran’da tek anlamda kullanıldığı varsayımımızı çürütmek için, Tuncer Namlı’nın 678. sayfada başlayan 25. notunu okuyalım:

“Riba’ kelimesi, şer’i ıstılahta ödenen faiz anlamıyla meşhur olsa da faiz getirsin diye yatırılan anapara anlamında da kullanılmaktadır.

[Dakka bir gol bir! Riba hem alınan kira hem de kiralanan anapara için kullanılıyormuş. Araplar mali konularda net olmaktan çok korkuyorlarmış anlaşılan. Düşünün, günümüze uyarlarsak, bankaya faiz oranını soruyorsunuz, size anapara miktarını söylüyorlar. Hemen bir Hacivat Karagöz yanlış anlamalar diyaloğu oluşuveriyor. Anapara mı? Faiz mi? İkisi de aynı kelime ile belirtilmiş.]

Kelime ayrıca yapılan mali işlemin hem maddi kazanç hem de manevi bereket getirmesi anlamını da ifade etmektedir.

[Bu da çok ilginç. Mali işlemlerin bir de manevi değeri varmış. Aynı hayali sayılar gibi. Hayali sayıların bir reel değeri var bir de i ile ifade edilen hayali yani manevi tarafı var. İslamiyet ne kadar derin bir soyutlama yeteneği gerektiriyor! Mali bir işlem yapıyorsunuz ve bu işlemin bir de manevi değeri olduğu varsayılıyor. Bir dilenciye para verdiğiniz zaman sadece mali bir işlem yapmış olmuyorsunuz. Cebinizden çıkan para bir de manevi işlem tetikliyor. Mesela, manevi tatmin almış oluyorsunuz. Hatta melekler not alıyor ve amel defterinize işleniyor ve hesap günü geldiğinde sizin menfaatinize işleme konacak… diye umuyorsunuz en azından.]

Ayet ahlakî anlamda faizi olumsuzlamış olabilir. Fakat kavramsal anlamda faiz ödemek anlamı ayet bütünlüğüne uymadığı için tefsirciler “ribâ” kelimesini ya faiz almak için verilen ana mal ya da menfaat umarak verilen bağış, hibe, bahşiş şeklinde çevirmişlerdir.

[Tefsirciler müthiş insanlar. “Anlamak” kelimesinin anlamını anlayamamışlar. “Bilmiyoruz; anlayamadık; bu ayetin bir anlamı yok” diyemezler. İlle bir anlam verecekler. Kuran’da anlamsız bir ayetin olabileceği ihtimali yoktur onlar için. Zorlayarak anlamlandırmak için de saçmalamayı mübah sayarlar. Burada riba kelimesi paradan alınan kira anlamında kullanılmamış. Başka bir anlamda kullanılmış. O anlam da artık kaybolmuş.]

Çünkü ayette, verilen ribanın insanların malı artsın diye verildiği fakat Allah katında kabul görmediği dile getirilmektedir.

[İnsanların malı artsın diye verilen bir faiz! Buna faiz denmez. Burada faizden bahsedilmiyor. Bu ayetin geleneksel olarak “faiz ayeti” olarak kabul edilmesi tefsircilerin zaman içinde kelimelerin anlam kaymasına uğradığı gerçeğini kabul etmemelerinden kaynaklanıyor. Ayet burada riba kelimesini faiz anlamında kullanmıyor.]

Oysa faiz veren hiç kimse böyle bir beklenti içinde olamaz, sadece faiz ödemek zorunda kaldığı için öder.

Bu nedenle çoğu tefsirci kastedilen şeyin faiz olmadığını, hibe ve hediye olduğunu söylemişlerdir. Fakat onlar da diğerleri gibi ayetin indiği bağlamı tespit edemedikleri için sıradan bir hediyeye indirgemişlerdir.

[Bağlamı bilmeden ayeti anlayamıyoruz. Bu Kuran’ın bütünü için geçerlidir. Bu da Kuran’ın hem zaman hem de mekan içinde sınırlı olduğunu gösteriyor. Kuran 7. yüzyıl Arap toplumunun yerel sorunlarına yorum getirmek için yazılmıştır. O çağ bitince, Kuran’ın işlevi de bitmiştir. En azından bu ayetlerin işlevi bitmiştir.]

Üstelik her iki görüş sahipleri de bu ribanın haram olmadığı, sevabının da bulunmadığını yönünde yorumlar yapmışlardır.

Dolayısıyla bereket anlamına gelen riba, Allah için verilen zekat ve sadakayla mukayese edildiğine göre müşriklerin putlarına sunduğu hediyeler olabilir.

[Artık müşrik diye kimse yok. İslamiyetin müşriklerle kavgası çoktan bitti. Ama Kuran hâlâ aynı kavgayı sayfalarında vermeye devam ediyor. Böyle bir kavga artık yok. İslam üç büyük kitap dininden biri olmuş. Ama ayetler hâlâ müşriklerle uğraşıyor.]

[Aşağıdaki yorum bence bu ayetin anlamını çok güzel açıklıyor:]

Çünkü ayetin öncesi ve sonrasında müşriklerin putlarıyla bağlantı kurulduğu gibi 6/Enam 136. ayette müşriklerin, mali ibadetlerin bir kısmını Allah’a, bir kısmını da putlara hediyeler sunarak yerine getirdikleri dile getirilmektedir.

Tabii ki bunu da putlardan medet ve bereket umarak yapıyorlardı

29/Ankebut 17. ayette de buna benzer bir eleştiri yer almaktadır.

“Riba” kelimesinin kavramsal anlamda faiz karşılığı borç vermek manası da burada işaret edilen çıkar beklentisiyle hediye vermek anlamından hareketle türetilmiş olabilir.

Manevi bereket beklentisi, dünyevileşme süreçlerinde maddi bereket beklentisine dönüşmüş, daha sonra da yerini faiz beklentisine bırakmış olabilir.

***

Burada bahsi geçen Enam 136’yı da kopyalayalım:

Allah’ın yarattığı mahsullerden ve hayvanlardan Allah’a pay ayırarak, şu iddiada bulundular: “Bu Allah’a, bu da koştuğumuz ortaklara!” dediler. Fakat Allah için ayırdıkları şeyler koştukları ortaklara gittiği halde ortaklar için ayırdıkları şeyler Allah’a gitmiyor! Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar.

Bu ayeti açıklayan 81. not, s. 412:

Bu ayette verilen bilgiler, zekatın Mekkeli müşrikler tarafından yozlaşmış olarak uygulandığını göstermektedir. Allah için ayırdıklarını misafirlere ve yoksullara ikram ediyor, putlar için ayırdıklarını ise tapınakların hazinelerine dolduruyorlardı. Dolayısıyla onların kullanım hakkı din adamlarına aitti. Bundan dolayı fakirlere gidecek olan Allah hakkının, kendilerine dönecek olan putların hakkına katılmasına izin veriyorlardı. Fakat bunun aksinin olmasına izin vermiyorlardı.

[Dini hiçbir zaman o dinin rahiplerinden ayırmak mümkün değildir. İsa zamanında da mercimek yiyen fakir halk tanrıya adak sunuyoruz diye kıymetli hayvanlarından birini tapınaktaki rahiplere veriyorlardı. Rahipler hayvanın en iyi etlerini mideye indirip geri kalanını, kemikleri, bağırsakları falan tanrılara adak olarak yakıyorlardı. Tapınaktan çıkan duman kilometrelerce öteden görünüyordu. Mercimeğe talim eden halk sıska ve hastalıklı iken etobur tapınak rahipleri maşallah kırmızı yanaklı tosuncuklar oluyorlardı. Din aldatmacası eskiden de buydu, şimdi de budur. Altın sırmalı kaftanını giyip Mercedes makam arabasıyla dolaşan şahıs vatandaşa “israf haramdır; israf etmeyin” diye riyakar riyakar fetva verebiliyor. Din cephesinde değişen bir şey yok. Rahipler –altın sırmalı kaftan giyen kişi de bir rahiptir– inananları sömürerek semirirler. Yanlış anlaşılmasın her dinin rahibi vardır. İslam’ın rahipleri de, yani ruhban sınıfı, bu kaftanlı, sarıklı, Mercedesli bürokratlardır.]

Resmi Gazetede şeriat.

Resmi Gazete’de şeri karar yayınlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s