Süs balığından kozmoloji dersleri

balık
Ben kasenin içindeyim. / Kasenin dışında oda var. / Ve oda sonsuz olmalı… / Çünkü odanın dışında ne olabilir ki?

Okulcu kozmolog Sean Carroll, akvaryum kozmoloğu süs balığının düşüncelerine yorum yazmış. Balık kozmolog şöyle akıl yürütüyor:

Ben akvaryumun içindeyim / Akvaryumun dışında oda var / Ve oda sonsuz olmalı / Çünkü odanın dışında ne olabilir ki…

Akvaryumdaki balık göremediği odanın özellikleri hakkında varsayımlarda bulunuyor. Bu varsayımların güvenilir olduğuna inanıyor. Ama biz bu balık kozmoloğa gülüyoruz çünkü biz onun göremediklerini görüyoruz; onun sonsuz dediği dış odanın sonsuz olmadığını biliyoruz.

Balık kozmolog ile bizim kozmolog Sean Carroll birbirlerine benziyorlar.

Balık su akvaryumunda yaşıyor; Sean Carroll, yoğunluğu sudan az olan, ama yine de bir sıvı olan atmosfer dediğimiz akvaryumun içinde yaşıyor. Balık suya bağımlı; Sean Carroll havaya bağımlı. Süs balığının evreni bir bütün olarak anlama kapasitesi ne kadar kısıtlı ise, Sean Carroll’un da evreni bir bütün olarak anlama kapasitesi aynı derecede kısıtlı. İkisinin de gözlem ötesi dünyayı bilmesi imkansız.

Fakat, dünya denen akvaryumda yaşayan okulcu kozmolog Sean Carroll bütün evreni bildiğini iddia ediyor. Yani o, evrenin bütününü hiçbir zaman bilemeyeceğini pekala bildiği halde; bütün evreni bildiğini iddia ediyor. O bir sahtekar.

Bakalım bizim kozmolog, balık kozmoloğa nasıl cevap vermiş.

Önce balığın mantığını kabul eder gibi görünüyor:

Balığın söylediği aslında mantığa uygun fakat kozmoloji hakkında düşünen insanların bu fikri kabul etmeleri zordur.

Kozmoloji hakkında düşünen insanların kabullenmekte zorlandıkları şey neymiş?

[Evrenin henüz gözlemlemediğimiz bölümlerini] fiilen gözlemlemeden, bizi [evrenin henüz gözlemlemediğimiz bölümleri] hakkında güvenilir bilgiye götürecek mantıklı a priori akıl yürütme yoktur.

Sean Carroll ne demeye çalışıyor? Gözlemler, gözlemlenemeyen evren hakkında güvenilir bilgi veremez, diyor.

Herşeyden önce bu sahtekar okulcu doktorun bir kozmolog olduğunu unutmayalım. Bu adam ne iş yapıyor? Yaptığı işi nasıl tanımlıyor?

Bu adam kendini, evrenin bütününü a priori bilen ve akademik fizik kanunlarını uygulayarak evrenin bütününün sırlarını çözen ve bize açıklayan bir dahi olarak tanımlamış. Yani bu adam, değişmez ve kutsal bir varsayım olarak evrenin bütününü bildiğini varsaymış. Ve buna inanmış. Bu gözlemlere dayalı bir inanç değil. Kendini “evrenin bütünün bilen deha” olarak tanımlamış.

Evet tam da böyle tanımlamış. Bu adam ona evrenin tümünü bilmediğini ve bilemeyeceğini söyleyen bir süs balığına pabuç bırakır mı?

O zaman bu okulcu kozmoloğun kelime oyunlarını dikkatlice bakalım.

Okulculuğun en eski tartışma taktiğidir. Önce karşındakinin tezini şartlı olarak kabul eder görüneceksin ondan sonra da kabul edermiş gibi yaptığın tezi çarpıtarak kendi otoriten ile çürüteceksin. Sean Carroll’un yaptığı da budur.

Sean Carroll, önce gözlemlenen evrenden gözlemlenemeyen evrenin özellikleri öğrenilemez, diyor. Ve bunun mantıklı bir tez olduğunu da kabul ediyor.

Bu çok açık değil mi? Çok açık. Aması maması yok. Gözlemler bütün evren hakkında bilgi veremez. Tekrarlayalım: Hiçbir gözlem, ne kadar uzağa bakarsa baksın, evrenin bütünü hakkında bilgi veremez. “Evrenin bütünü” bilinemez bir kavramdır.

Fakat Sean Carroll, bir kozmolog olarak, evrenin bütününün bilinemeyeceği tezini kabul edemez. Kabul etse, yaptığı astronomi olurdu, kozmoloji olmazdı. Öyleyse Sean Carroll tipik okulcu laf cambazlığı ile kabul eder gibi yaptığı tezin tam aksinin doğru olduğunu ispat edecektir. Bakalım nasıl yapacak?

Bir sonraki cümlesi şöyle:

Einstein ve Wheeler evrenin kapalı olduğuna ve bir gün yeniden çökeceğine inanmışlardı. Çünkü, zaman içinde sonlu bir evren onların evren anlayışına daha iyi uygundu.

Sonra Einstein ve Wheeler’in bu inancını eleştiriyor:

Evren bize doğru gözüktüğü için bir şeyi yapmaz; veya biz hayal edemiyoruz diye bir şeyi yapmaktan kaçınmaz. Onun için bütün olasılıklar masanın üzerinde kalmalıdır.

Demek istiyor ki, evren insanı dikkate almaz. Bizim doğru olması gerektiğine inandığımız bir tez yanlış olabilir. Veya, hayal bile edemediğimiz bir şey gerçekte var olabilir. Burada “evren” aynı “doğa” kelimesi gibi kullanılmış. Doğa insanın ayrıcalıklı olduğunu kabul etmez. İnsanın menfaati için hareket etmez. Olayları insanın iyiliği için ayarlamaz.

İyi de, Einstein ve Wheeler’ın evrenin sonlu olduğu inancının, gözlemlerin bütün evren hakkında bilgi veremeyeceği gerçeği ile ne ilgisi var?

Hiçbir ilgisi yok.

Peki, Sean Carroll neden Einstein’dan bahsetti?

Einstein okulcu kozmolojinin yüce şeyhidir.

Bir okulcu kozmoloğun, şeyhi Einstein’ın adını zikredip saygılarını sunmadan konuşmaya başlaması düşünülemeyeceği için, iyi bir mürit olan Sean Carroll da Einstein’ın adını anarak işe başladı. Saygılarını sunduktan sonra artık Einstein’ı istediği gibi eleştirebilir.

Fakat asıl konumuz evrenin sonlu olup olmadığı değil; gözlemlenemeyen evrenin bilinemeyeceği. Sean Carroll, usta bir okulcu laf cambazı olarak, bilinemeyeceğini kabul ettiği evreninin gözlemlenemeyen bölümünü nasıl bildiğini bize açıklayacak.

Evet. Yapacağı budur. Okulcu laf cambazlarının yüzyıllardır uyguladığı aldatmacalardan biridir bu.

Önceden doğru olarak kabul ettiği bir tezin doğru olmadığını ispatlamak. Böylece iki zıt tezi de yeri geldiğinde savunabilmek. Okulculuğun temelindeki sahtekarlık budur.

Sean Carroll, “diğer yandan…” diye söze başlıyor ve biraz önce doğru olduğunu kabul ettiği tezin neden yanlış olduğunu ispat etmeye girişiyor.

Diğer yandan, [bu] gözlemlenemez evren hakkında akla uygun a posteriori sonuçlar çıkartamayacağımız anlamına gelmez.

Ve astrolojiye gönderme yaparak, şaka yollu “yıldızlar istediğimiz gibi sıralanmışsa” diye ekliyor. Hiç komik bulmadım.

Şu akıl yürütmeye bakın! Çocuk kandırıyor:

Yani, eğer kapsamlı bir fizik ve kozmoloji kuramımız varsa ve bu kuram gözlemlediğimiz evrende çok çeşitli empirik sınavlardan başarı ile geçmişse ve gözlemlemediğimiz evren hakkında muğlak olmayan açık tahminler yapmışsa, bu tahminleri ciddiye almak hiç de delilik olmazdı.

Böyle bir kuramımız henüz yok fakat böyle bir kuramı geliştirmek için çalışıyoruz.
Bu kuram hakkında çalışanlar, bütün aktif bilim adamlarının çok küçük bir bölümünü oluşturduğu halde, çok orantısız bir ilgi çekmektedirler.

Ne dedi şimdi bu? Balık kozmoloğun tezini çürütebildi mi?

Balık kozmoloğun akıl yürütmesinden ve davranışlarından ders almalıyız. Nedir o ders? Bulunduğunuz yer bütün evrenin özelliklerine sahip olan özel bir yer değildir. Akvaryumda balıksanız odanın dışında ne var bilemezsiniz. Evin dışında ne var hiç bilemezsiniz.

Aynı şey insanların evi olan dünya için de geçerlidir. Milyarlarca galaksi gözlemleseniz bile, gözlemleyemediğiniz yerde ne var bilemezsiniz. Galaksiler mi var yoksa başka bir düzen mi var onu bile bilemezsiniz.

Sean Carroll’un cevap vermesi gereken soru şu: Gözlemleyemediğin ve hiç bir zaman gözlemleyemeyeceğini bildiğin bir yeri nasıl bildiğini iddia ediyorsun?

Başka bir deyişle, evrenin bütününü bilmiyorsun ve bilmediğini de kabul ediyorsun. Aynı zamanda evrenin bütününü bildiğini iddia edip Big Bang masalını uyduruyorsun. Bu nasıl bir aldatmacadır?

Sean Carroll’un ne dediğine daha dikkatli bakalım. Şöyle diyor:

Gözlemlenen evreni çok iyi bir şekilde açıklayan bir kuram olsun.

Bu kuram gözlemlenmeyen evren hakkında açık tahminler yapmış olsun.

Alay mı ediyor bizimle?

Gözlemlenen evren için geçerli olan bir kuram evrenin bütünü hakkında bir tahminde bulunamaz. Çünkü evrenin bütününü bilmiyoruz. Uydurduğunuz hiçbir kuram da bilemez.

Balık kozmolojist belki bize bu konuda yardımcı olabilir. O nasıl bir kuram geliştirirdi?

Suyun içinde olduğu için önce bütün evreninin su yoğunlğunda olduğu bir kuram geliştiririrdi. Fakat bir gün kafasını hafif sudan çıkartıp, sudan az yoğun bir dünyanın da olduğunu farkedince kuramını ona göre revize ederdi. Hatta kendi akvaryumunun bir “ada evren” olduğunu ve evrenin de ada evrenlerden meydana geldiğini söyleyen bir kuram geliştirirdi. Aynı insan kozmolojistlerin galaksileri bulunca yaptığı gibi. Fakat onun kuramı burada biterdi. Evin dışını, bahçeyi, ağaçları, şehirleri, ayı, gezegenleri, galaksilerin varlığını ona bildirecek, bulmasını sağlayacak bir kuram geliştiremezdi. Böyle bir kuram geliştirmesine imkan yok. Geliştirse bile, böyle bir kuramın gözlemlerle ispatlamasına imkan yok. Hatırlayalım: Gözlemlenemeyen evrenden bahsediyoruz. Ancak bir okulcu kozmolog gözlemlenemeyen evren hakkında bir kuram geliştirip o kuramı gözlemlerle ispat ettiğini söyleyebilir. Bir önkabul olarak gözlemleyemediğimiz evrenden bahsediyoruz. Gözlemlenemeyen evren gözlemlenemez. Bu kadar basit. Gözlemlerin dışına çıkınca da artık bilim değil din ve inanç alanına girmiş oluruz.

Aynı şekilde, Sean Carroll da, en son teleskoplarla görebildiği evrenin ötesinde ne olduğunu bilmesine imkan yok.

Zaten “böyle bir kuramımız yok” diyerek gözlemlenemeyen evreni bilmediğini itiraf etmiş oluyor. Sean Carroll, Big Bang masalının en aktif propagandacılarından biri olarak evrenin bütünün bildiğini varsayıyor. Çünkü Big Bang evrenin bütününün yaratılış masalıdır. Sean Carroll yalan söylüyor. Evrenin bütünün bilmediğini itiraf ediyor ondan sonra evrenin bütünün nasıl varolduğunu anlatan bir masalı gerçekmiş gibi satıyor. Bu nasıl iş?

Sonuç olarak, diyebiliriz ki, balık kozmonot saf ama en azından samimi. İnsan kozmolog Sean Carroll yalancı ve bir sahtekar.

Sean Carroll tipik bir okulcu kozmolog olduğu için ve resmi kozmoloji masallarını tekrarladığı için onu örnek aldık. Yoksa özelliği olan birisi değil.

Notlar:

Sean Carroll’un incelediğimiz yazısı.

— “Okulcu” skolastik demektir. Bugün alay ettiğimiz ortaçağ skolastikleri vardı ya… Sean Carroll gibileri onların soyundan gelen günümüzün skolastikleridir.

— Sean Carroll Latince a priori ve a posteriori deyimlerini kullanarak entel görünmek istemiş ama aslanda olay çok basit.

a priori ne demek?

Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan, önsel.

Eğer böyleyse, “varsayım” veya “önkabul” demektir. “Varsayım” kelimesini Latince söyledi diye kendini çok bilge birisi sanıyor belki de.

— a posteriori ne demek?

Tecrübeden önce insan aklında varlığı kabul edilen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan sıfat. Mesela, “Her sayı kendine eşittir” hakikati hiçbir deneye baş vurmadan bilinen bir a priori bilgidir.

Sonsal. Deneyden sonra. Tümevarımlı.

Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Mesela, ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi a posterori bir bilgidir.

Deney sonucu ortaya çıkan.

— “Gözlemlenen evren” gibi şeyler söylememize de gerek yok. Çünkü sadece gözlemlediğimiz evreni gözlemleyebiliriz. Gözlemlediğimiz yere de “gözlemlenen evren” deriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s