Kutsal bir metin olarak Kuran

image_e6fd9bff-0902-4283-8e59-3f2628bc4f44.img_0002

Kuran metni de her metin gibi, iki parçadan meydana gelmiştir:

  1. İşaret
  2. Anlam

Kuran’ın kutsal olduğu kabul edilir. Peki kutsal olan nedir? İşaretler mi? Anlam mı?
İşaretlerin, yani harflerin, bir kutsallığı olmadığını biliyoruz. Arap alfabesinde bulunan harflerin bir kutsallığı yoktur.

Bunu nereden biliyoruz?

Arap alfabesinde bulunan harfleri kullanarak hiç bir kutsallığı olmayan kelimeler yazabiliriz. Mesela Kuran’ı rastgele açıp bir kaç cümle kopyalıyorum: “Kaynağından doldurulmuş, içenlere zevk veren billur kadehler sunulur onlara. Ne içki sarhoşluk verir, ne de onlar sersemleşirler.” Saffat, 45, 46, 47.

Bu kelimelerin hiç biri kutsal değildir.

Kaynak / Doldurmak / İçmek / Zevk vermek / Billur / Kadeh / Sunmak / Onlar / Ne / İçki / Sarhoşluk vermek / Sersemleşmek

Bunlar Kuran dışında günlük hayatta kullanılan kelimelerdir. Hatta, bu kelimelerin ve cümlelerin Kuran’dan alındığını bilmeyen birisi bu kelimelerin kutsal olduğunu bilemez.
Zaten bir kelimenin “kutsal” olduğunu söylemek kadar absürd ve bâtıl bir şey olamaz.

Kutsal olmayan işaretlerden, yani harflerden, meydana gelmiş kelimeler kutsal olamaz.

O zaman Kuran’ın cismi kutsal olamaz. Zaten bu çok açık değil mi?

Kutsal bir mekan olmayan bir matbaada; kutsal olmayan işçiler; kutsal olmayan makinelerle; kutsal olmayan kağıtlar üzerine; kutsal olmayan matbaa mürekkepleri ile; kutsal olmayan bazı işaretlerin, kutsal olmayan izlerini bırakıyor. Sonra bu kutsal olmayan kağıtlar; kutsal olmayan işçiler tarafından, kutsal olmayan ciltleme makinelerine konuluyor ve kutsal olmayan ciltli bir kitap haline geliyorlar. Bu süreçte kutsallıkla uzaktan yakından ilgisi olan hiçbir şey kullanılmıyor. Öyleyse, hiç bir kutsallığı olmayan insanlar ve hiç bir kutsallığı olmayan makinalar tarafından yaratılan ve hiçbir kutsal parçası olmayan bu kitap nasıl kutsal olabilir?

Baştan sona insan yapımı olan bu kitabın “Allah’ın sözü” olduğuna inananlar, peygamberin dillendirdiği sözlerin günümüze kadar geldiğini nasıl düşünebilirler?

1400 yıl önce peygamberin ağzından çıkan sözler o anda havada ses dalgaları oluşturdular ve peygamberin yakınındaki insanların kulak zarlarını titrettiler ve o andan itibaren peygamberin aktardığı “Allah’ın sözleri” hava olup gittiler.

“Allah’ın sözleri”nin 1400 yılı aşıp 21. yüzyılda bir matbaada basılan kağıtlara gelip yerleştiğine inanmak kadar batıl bir inanç olabilir mi?

Peygamberin, Cebrail’den alıp “Allah’ın sözleri” diye dillendirip, seslendirdiği kelimeleri duyan birisinin, o kelimeleri yazı Arapçasına çevirip bir kemik parçasına yazmış olacağını düşünelim. Bu kemik parçasına kazınan işaretlerin, bazı Arapça işaretler olmaktan başka ne anlamı veya kutsallığı olabilir? Allah’tan geçtiğine inanılan şey nedir? Yok öyle bir şey.

Bu kadar bariz, açık ve net bir aldatmacaya insanlar nasıl inanabiliyorlar?

Burada peygambere vahiy gelmiş mi, nasıl gelmiş, bunu tartışmıyoruz. Vahiy geldiğini varsayıyoruz. Gelen vahyin yazıya geçtiği zaman herhangi bir metinden farkı yoktur.

O zaman, “Allah’ın sözü” denen şey, işaretlerde değil, anlamda olmalı.

Ama Allah’ın kutsal sözleri anlamda da olamaz çünkü bu işaretlerin hiç bir anlamı yoktur. Mesela, Arapça alfabeden “elif” harfini bir kağıda yazalım. Bu harfin tek başına hiç bir anlamı yoktur. Kuran’da bazı surelerin başında görülen ve Hurufu Mukattaa denilen harfler gibi.

Yani, Kuran’ın lafızının hiç bir anlamı yoktur.

Hiç bir metnin kendi başına bir anlamı yoktur.

Kuran da bir metindir ve bir metin olarak anlamı yoktur.

Bir metne anlam veren o metni okuyandır.

Öyleyse, anlamsız harflerden meydana gelmiş, anlamsız bir metin nasıl kutsal olabilir?

Eğer anlamsız bir metne kutsal deniyorsa, o zaman, o metin putlaştırılmış demektir.

Evet, yapılan budur. İnsan yapımı bir Kuran kitabının cismine kutsal diyenler Kuran’ı putlaştırmışlardır ve bir puta tapıyorlardır. Puta tapmak İslam’da en büyük suçtur. Şirktir. Cezası cehennemdir. Kuran öyle diyor.

Notlar:

— Kutsal’ın tanımı:

Kutsal, kutsal olarak tanımlanmış şey demektir. Kutsal olan şeyin kutsallığı kendinde değildir. Ona kutsallık atfeden tanımlamayı kabul edenlerdedir.

— Kuran’ın bütünü mü kutsal? Bu önemli bir soru çünkü Kuran’dan bir ayet alıp yazınca o ayetin de kutsallığı devam ediyor. Böyle bir şeyin olacağına inanmak batıla inanmaktır.

— Kuran’ın etki alanını tanımlamak gerekiyor. Benim için Kuran’ın; miyadını doldurmuş, tarihsel bir doküman olmaktan başka bir değeri yoktur.

— Yukarda bahsedilen, Saffat suresinden kelimelerden aşağıdaki hiç de kutsal olmayan başka bir metin yazabiliriz:

Billur kaynakların sunduğu içecekle kadehimi doldurdum ve içtim. Bu içki bana zevk verdi ama ne sarhoş yaptı ne de sersemleştirdi.

Bu herhangi bir kitaptan, herhangi bir yazarın yazdığı pastoral bir alıntı olabilir.

Hurufu Mukattaa.

Allah’ın kanunları herdaim geçerli…

herdaim

Sosyal medyadan:

Allah ‘ın kanunları herdaim heryerde geçerlidir.

Affınıza sığınarak söylemek istediğim bir şey var. Ben “Allah” kelimesini değil de “Marduk” kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Benim için sizin yazdığınız cümlenin doğrusu şöyledir:

Marduk‘un kanunları herdaim heryerde geçerlidir.

Evet, doğrudur, Allah’ın 99 tane ismi olduğu halde, Marduk’umuzun sadece 50 tane ismi vardır. Bu Marduk’un Allah’tan daha düşük rütbeli olduğunu göstermez.

Sizden ricam, benim gibi Marduk kanunlarına inanan bir insana neden Marduk’un değil de, Allah’ın kanunlarının geçerli olduğunu akla uygun ve hukuki deliller sunarak ispatlayabilir misiniz?

Akla uygun derken, eğer “ben öyle diyorsam öyledir” gibi bir argümanı dayatmaya çalışırsanız bu akla uygun bir delil olmaz.

Delilin hukuk kurallarına da uygun olması gerekir. Allahçıların klasik savunması Kuran’ı kendine şahit olarak göstermektir. Fakat, kendi kendine şahitlik etmek hukuka uymaz. Yani eğer, “Kuran, Allah’ın kanunları herdaim geçerlidir diyor; öyleyse Allah’ın kanunları herdaim geçerlidir” derseniz bu da hukuk açısından geçersiz olur; sadece dairesel bir mantık yürütmüş olursunuz.

Allahçıların diğer favori yöntemi, Allahçı olmayanları gördükleri yerde öldürmektir. Kuran böyle emreder. Fakat Türkiye gibi şeriatın geçerli olmadığı bir ülkede bu uygulama zor olduğu için karşı tarafın sözüne söz ile cevap vermek yerine ağır küfürler edilir. Sizden de beklenen budur.

Veya, aşağılama olmadığı halde, “dinimi aşağılıyorsun” diye şahsıma küfür edersiniz. Bu Allah’ın kullarının Allahlarını savunmak için kullandıkları en bilinen yöntemdir çünkü kulluk dini olan İslam’da akıl kullanmak, sorgulamak ve söze söz ile cevap vermek yasaktır. Arap/İslam geleneği söze kılıçla cevap vermektir.

Fakat, Marduk bize akıl ile hareket etmemezi söyler onun için eğer akla uygun deliller ileri sürebilirseniz biz hemen “Marduk” yerine “Allah” demeyi kabul ederiz.

Tabii, bir insan “Allah” demiş “Marduk” demiş hiç farketmez; bizim söylediklerimiz ne Marduk’un ne de Allah’ın umurunda olamaz.

Allah’ın insan işlerine karışmadığını net olarak biliyoruz çünkü Allah alemin senaryosunu yazıp Levhi Mahfuz’a kaydetmiş ve aradan çekilmiştir. Biz sadece Allah’ın yazdığı bu senaryoyu oynuyoruz; başka seçeneğimiz yok. İnsan işleri ile uğraşmayan Allah da belki şimdi başka alemler yaratma planları yapıyordur.

Bu arada, size Türklerin İslamlaştırılma süreci ile ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum:

Oğuzlardan bir Türk, birlikte yola çıktıkları İslam misyoneri İbni Fadlan’a yakınmış: “Başbuğ (Halife) bizden ne istiyor? Öldürecek bizi bu soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk” demiş. İbni Fadlan buna cevap olarak, “Bütün istediği, ‘Allah’tan başka tanrı yoktur’ demeniz”, diye karşılık verince, Türk gülmüş: “Doğru olduğunu bilsek, söylerdik” demiş.

Gördüğünüz gibi, Türkler hep akılcı, şüpheci ve sorgulayıcı insanlar olmuşlardır. Araplar ve Araplaşmış Türkler ise; kendilerini “sürü” olarak tanımlayan bir dine körü körüne inanıp, bu Arap dinini körü körüne savunan ve Allah yerine Marduk diyenleri de taşlayan insanlardır.

Notlar:

Allahçıların diğer favori yöntemi, Allahçı olmayanları gördükleri yerde öldürmektir. Kuran böyle emreder…

Bakara, 191: Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.

— İbni Fadlan hikayesi hakkında bir yazı.

Marduk’un 50 ismi.

Allah’ın 99 ismi.

— Türk Dil Kurumu “her daim” ve “her yerde” olarak yazmayı tercih ettiği halde ben paylaşımda kullanılan bitişik olarak yazmayı tercih ettim.

Allah insan işlerini takip ediyor mu?

Doğru olduğunu bilsek…

Oğuzlardan bir Türk, birlikte yola çıktıkları İslam misyoneri İbni Fadlan’a yakınmış: “Başbuğ (Halife) bizden ne istiyor? Öldürecek bizi bu soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk” demiş. İbni Fadlan buna cevap olarak, “Bütün istediği, ‘Allah’tan başka tanrı yoktur’ demeniz”, diye karşılık verince, Türk gülmüş: “Doğru olduğunu bilsek, söylerdik” demiş.

İbni Fadlan’ın Seyahatname’sinden, (Aktaran Arthur Koestler, Onüçünçü Kabile, s.39)

Notlar:

— Prof. Dr. Ramazan Şeşen’in hazırladığı İbn Fadlan Seyahatnamesinde, böyle bir hikaye bulamadım.

Türkiye’nin gizli Arap misyonerleri

İlahiyatçı Emre Dorman, Kuran’da okuduklarımızı hayatımıza taşımamızı öneriyor. Bu nasıl bir öneri? Emre Dorman’ın canımıza kastı mı var?

Gençlere böyle bir öğüt verilir mi? Bir gencin Dorman’ı ciddiye alıp Kuran’ı anlayarak okuduğunu ve Kuran’ın emirlerini hayatına uyguladığını düşünelim.

Ne diyor Kuran?

“Onları gördüğünüz yerde öldürün” diyor.

Onlar kim?

Onların kim olduğu çok elastik.

“Onlar” din düşmanı olabilir; Allah’a şirk koşanlar olabilir; Sünni isen Şiiler, Şii isen Sünniler olabilir. Yani Kuran; hoşuna gitmeyen, sana ters gelen, senin aşiretinden olmayan, senin tarikatından olmayan, veya şeyhinin “git öldür” dediği birini, “gördüğün yerde” öldürmen için sana izin veriyor.

Kuran’ın emri bu.

Kuran’ı okuduk ve anladık ki Kuran bizden olmayan insanları öldürmemiz için bize yetki vermiş. Tek yapmamız gereken, öldürmek istediğimiz insanı “başkası” olarak tanımlamak. O zaman Kuran’a uygun olarak o insanın canını rahatça alabiliriz.

Dorman ne diyor?

Kuran’ı hayatınıza uygulayın diyor.

Kuran ne diyor?

“Sizden olmayanı gördüğünüz yerde öldürün” diyor.

O zaman, kaçınılmaz sonuç şu: Dorman gençleri adam öldürmeye teşvik ediyor! İki kere iki dört; bunun başka yorumu yok.

Böyle bir öneri, şeriatla yönetilmeyen, laik Türkiye Cumhuriyeti’nde suça teşvik değil de nedir?

Nasıl olur da, aklı başında birisi, laik bir ülkede, “Kuran’ı okuyup hayatına uygula” diye tavsiye verebilir gençlere. Türk vatandaşı, ülkenin kanunlarına göre yaşar; şeriata yani Kuran yasalarına göre yaşamaz. Emre Dorman, böylece Cumhuriyet düzeni yerine şeriat düzenini özlediğini belli etmiş oluyor.

***

Dorman’ı dinleyen bir genç, Kuran’ın dediği gibi 4 kadınla evlenip çokeşlilik suçu işlese ve hapse girse, Dorman ne diyecek?

Dorman’ın gazına gelip Kuran’ı hayatına uygulayıp hayatı kayan genç ne yapsın?

***

Kuran’ı hayatına uygulamak uğruna deve sidiği içip hastanelik olan birine Dorman ne diyecek?

“Kuran’ı hayatınıza uygulayın” dediği için pişman olacak mı?

***

Kısacası, günümüz Türkiye’sinde kendini demir parmaklıklar arkasına attırmanın en garantili yolu Kuran’ın emirlerini harfiyen uygulamaktır.

Dorman’a kanıp Kuran’ı harfiyen uygulamaya kalkan birisi kendini en kısa zamanda ya hastanede ya da hapishanede bulacaktır.

***

Sizden ricam: Kuran’dan uzak durun. Özellikle çocuklarınızı Kuran’a yaklaştırmayın. Kuran’da çocuklarınıza seyretmeyi yasakladığınız dizilerden daha çok şiddet vardır. Böylesine şiddet dolu bir metni okuyup anlayıp bir de “hayatınıza uygulayın” demek nasıl bir sorumsuzluktur?

****

Bu yazıyı, Emre Dorman’ın yukardaki videosunu seyrettikten sonra yazmıştım.

Emre Dorman’a “Kuran’ın anlaşılmadan okunması doğru mudur?” diye bir soru sorulmuş o da şöyle başlamış konuşmaya:

Bugün maalesef bir çok müslümanın Kuran’ı yüzünden okuyarak yani seslendirerek sevap almayı umduğu bir kitap haline getirildiğini görüyoruz, Kuran’ın.

Yani neymiş, Araplaşmış Türkler Kuran’ı bile şark kurnazlığı yapıp sevap kazanmak için anlamadan okurlarmış. Dini bile tüccarlık olarak görüyorlar. Hiç anlamadan Kuran okuyacaklar ve takva puanları toplayıp Allah’ı kandıracaklar ve cennete bilet almış olacaklar. Çok da kurnazlar.

Dorman devam ediyor:

Oysaki, Kuran’ı okuduğumuzda, ayetler üzerinde düşündüğümüzde, ve anlamaya çalıştığımızda, Kuran’ın gönderiliş amacının, alemlere rahmet olmak; insanları karanlıktan aydınlığa çıkartmak, [ironi yapıyor herhalde!] hakla batılı ayırmak; [dinin kendisi bütün batılların büyük annesi, ne saçmalıyor bu adam!!] hem Allah’a karşı, hem de Allah’ın yarattıklarına karşı, görev ve sorumluluklarımızı; [Türkler olarak bu dünyadaki görev ve sorumluluklarımızı 7. yüzyıl Araplarının yazdığı bir kitaptan almamız gerektiğini çok aşağılayıcı buluyorum] onları hayatımıza yansıtmak; duyarlık içerisinde sorumluluk bilinciyle davranmak; erdemli, ahlaklı kullar olmamız için neler yapmamız gerektiğini öğrenebileceğimiz bir kitap olduğunu görüyoruz, Kuran’ın.

***

Birkaç yorum daha eklemek istiyorum:

Kuran, “alemlere rahmet” olmak için yollanmış. Ne demek bu? Basmakalıp bir söz olmaktan başka bir anlamı var mı?

Kuran kendisi, herhalde, ayetlerin birinde “ben alemlere rahmet olmak için geldim” gibi bir şey söylüyor ki, Dorman da bu lafı tekrarlıyor. Kuran’ı okuyacağız ve Kuran’ın alemlere rahmet olsun diye geldiği gibi derin! bir gerçeği anlamış olacağız.

Rahmetin bir anlamı yağmurmuş. Kuran alemlere yağmur olmak için inmiş olamaz. Gerçi Arabistan çöllerinde yağmur tabii ki rahmettir. Kuran’la yağmuru ilişkilendirmek, bir çöl Arabının kafasında Kuran’ın da kuraklığı bitiren yağmur gibi ferahlatıcı bir şey olduğu fikrini yeşertecektir. Bugün bile reklamcılar tarafından kullanılan kelime oyunları bunlar.

Rahmet, ayrıca, merhamet, acımak, şefkat etmek demekmiş. Yani Kuran alemlere acımak için inmiş.

Alemler acınası durumda, her yerde kuraklık ve açlık var; Kuran bir iniyor, her yer güllük gülistanlık oluyor; gökten merhamet yağıyor.

Dorman alay mı ediyor bizimle?

Kuran’ın girdiği her yerde merhametsizlik, acımasızlık, katliam, cinayet, sahtekarlık ve her türlü pislik vardır. Tarih böyle yazıyor.

Ne rahmeti? Ne merhameti?

Dorman yalan söylüyor. Bizi saf bulmuş aldatıyor.

Peki “alemler” kelimesi burada ne anlama geliyor?

Hangi alemlere? Bu belirtilmemiş. Tahmin edeceğiz. Veya umursamayacağız. Alem buysa kralı Allahtır deyip geçeceğiz.

İlahiyatçı birisi söylemiş ya, laf ne kadar anlamsız olursa olsun “mutlaka vardır bir anlamı” deyip kabul edeceğiz. Ah, bir de Arapça’sını söyleseymiş çok daha inandırıcı olurmuş!

***

Kuran’ın diğer bir amacı da insanları karanlıktan aydınlığa çıkartmakmış!!! İroninin de bu kadarı fazla. İrinli ironi bu.

Kuran’ın olduğu her yerde aydınlıktan karanlığa gidiş vardır. Kuran insanları karanlığa gömmek için vardır.

Kuran gericidir; Kuran’ı okuyan herkes geriye doğru gider. Kuran’ın etkisinden kurtulunca ilerleme başlar.

***

Hakla batılı ayırmak mı???

Kuran batılın el kitabıdır. İslam baştan aşağı batıldır. İslam’ın neresinde hak var? Bir örnek versin de görelim.

Dorman aklımızla alay ediyor.

Herhalde bu saçmalıkları yutan bir kitle var ki, Dorman bu tutarsız lafları ciddi ciddi söyleyebiliyor.

***

“…erdemli, ahlaklı kullar olmamız için neler yapmamız gerektiğini öğrenebileceğimiz bir kitap olduğunu görüyoruz, Kuran’ın”

Bu kadar alay etmek de fazla artık!

Bakıyorum, Kuran’dan ahlak öğrenebileceğimizi söylerken gülüyor mu diye, hayır gayet ciddi. Böyle şeyleri Cem Yılmaz söylese katıla katıla güleriz ama Dorman gibi bir ilahiyatçı söyleyince gülemiyoruz, ağlayasımız geliyor.

Hayatını Kuran’a göre yaşadığını iddia eden insanların ne kadar ahlaksız ve erdemsiz, insanlık dışı yaratıklar olduklarını görüyoruz. İşte tarikat şeyhleri. Hepsi Kuran’a göre yaşadıklarını söylüyorlar. Hepsi ahlaksız. Hepsi sapık, manyak, asalak parazit tipler. Demek ki ahlaklı olmak istiyorsak Kuran’dan uzak duracağız.

Erdemli ve ahlaklı nesiller yetiştirmek istiyorsak çocuklarımızı televizyon dizilerinden ve Kuran’dan uzak tutmalıyız. Onları doğa ve hayvan sevgisi ile; yaratan ve üreten bireyler olarak yetişmelerini sağlayacağız. Çocuklar Kuran diye bir kitabın varlığından ne kadar geç haberdar olurlarsa o kadar iyi olur.

***

Emre Dorman gibi, modern görünüşlü, cüppesiz, takkesiz ve çember sakalsız din doktorlarının topluma ve yeni nesillere verdiği zararın, Arap tipli şeyhlerden daha fazla olduğunu anlamalıyız. Emre Dorman’ın sivil görüntüsü sizi kandırmasın.

Tarikat şeyhi baştan aşağı çirkin ve iğrenç bir yaratıktır bu da giyinişine ve konuşmasına yansır; herkes bunu görür; ama Emre Dorman’ın modern dış görünüşüne aldanan bir genç onun da aynı gerici yobaz kafası ile hareket ettiğini anlamayabilir.

Tarikat şeyhleri de, Emre Dormanlar da, Caner Taslamanlar da bunların hepsi Arap misyonerleridir.

Bunların tek amacı gençleri devşirip kendileri gibi Araplaştırmak ve ülkeye faydalı olmalarını engellemektir. Bu devşirme ve Araplaştırma işinin vatan hainliği olduğu ne zaman anlaşılacak acaba? Merak ediyorum.

Nasıl giyinmiş olurlarsa olsunlar bu gizli Arap misyonerlerinin söyledikleri her şey yalan ve aldatmaya ve kendilerine mürit devşirme amaçlıdır. Kanmayalım.

Notlar:

— Bakara, 191: Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.

Barış dini İslam’ın profesyonel özürcüleri bu ayetin ne kadar barışçıl ve insancıl bir ayet olduğunu ve “öldürün” kelimesinin aslında öldürmek anlamına gelmediğini bize açıklamak için takla üstüne takla atarlar. Bu özürcülerden bir kaçının taklalarını sunuyoruz:

  1. Sorularla İslamiyet
  2. Caner Taslaman

— İşte Arap misyonerleri tarafından devşirilmiş birisinin itirafları.

Emre Dorman’ın şahsi sitesi

— “Alemlere rahmet” Enbiya 107‘de geçiyor. Kuran, peygambere, “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” diyor. Yani, alemlere rahmet olarak yollanan, Kuran değil, peygamber. Alemler kelimesi de, insanlar, hayvanlar ve cinler alemi gibi Kuran’ın kabul ettiği çeşitli alemler anlamına geliyor. Veya gelmiyor. Yoruma açık.

Kuran’ı neden okuma[ma]lıyız?

— Emre Dorman’ın tavsiye ettiği gibi Kuran’ı hayatlarına uygulayarak yaşayan rezil insanlar hakkında: Tarikat kültürü.

Din düşmanlığı nedir?

Din düşmanı ne demek acaba?

Muzur tarikatının şeyhi Mor Sakallı Sümbül Hoca, Deve Sidiği tarikatının şeyhi Çakma Sakallı Nahoş Hoca’ya “sen din düşmanısın” demiş.

İslam dünyasını derinden sarsan bu vaka ne demek oluyor?

Bu demektir ki; Mor Sakallı kendini gerçek din sahibi olarak tanımlıyor ve Nahoş’un da sakalı gibi çakma müslüman olduğunu söylüyor.

Sakalının çakma olduğunu kabul etmeyen pek saygıdeğer Nahoş da, asıl Mor sakallının sakalının sahte olduğunu söylüyor ve asıl din düşmanı Mor Sakallı’dır diyor.

Ne var bunda?

Sakal boyunun ve şeklinin dindarlığın ölçüsü olduğu bir dinde, dinsizliğin de sakal ile belirlenmesi doğaldır.

Zaten, din düşmanlığı suçlaması İslam’ın en klasik suçlamasıdır.

İslam bir klonlama dinidir. Her mezhep, her tarikat İslam’ın bir klonudur. Her klonun şeyhi diğer klonların şeyhlerini “din düşmanı” ilan eder. Bu tipik çadır devleti mantalitesidir. Arapların kanında vardır bu. Çünkü İslam, Bedevi kabilelerinin dinidir. İslamın temelinde kabile töresi vardır. Bizim kabileden olmayan herkes bizim düşmanımızdır. Bizim dinimiz esas dindir; öyleyse bizden olmayan herkes, din düşmanıdır.

Araplar 1400 yıldır, birbirlerini bu şekilde din düşmanı ilan ediyorlar. Hem “müslümanlar kardeştir” diyorlar, hem de birbirlerini din düşmanı ilan edip arkadan vuruyorlar.

Bütün bu din düşmanları arasında Caner Taslaman beye “din düşmanı” denmiş, ne çıkar bundan?

Denmeseydi şaşardım.

Caner Taslaman, bildiğim kadar, hiç bir tarikatın sempatizanı değil; öyleyse bütün tarikatların gözünde o bir din düşmanıdır.

Dedik ya, “din düşmanı” demek, “bizim tarikattan değilsin” demektir. Başka da bir anlamı yoktur. Caner Taslaman bunu bilmez mi?

***

Toplumun asalak paraziti tarikatlardan birinin şeyhi, asalak parazit diğer bir tarikat şeyhine ”sen din düşmanısın” diyerek çamur atmış! Haber değeri olmayan bir vaka.

***

Bu önemsiz tartışmayı başlatan Caner Taslaman; yorum yazan ben ve diğer bütün yorum yazanlar, hepimiz, ülke yararına bir şeyler yapmak yerine tarikatların tuzağına düşmüş oluyoruz ve onların istediği bu boş din tartışmalarını yapıyoruz.

Bu sebepten din özelleştirilecek ve din toplumsal alandan tamamen silinecektir. Toplum sıkı bir din detoksuna girecek ve toksik tarikatları sisteminden atacaktır.

Özelleştirmeden sonra kimse din kisvesi altında toplumda asalak parazit olarak yaşayamayacak ve herkes ülkenin gelişmesine katkıda bulunacaktır.

Ülkede bu kadar tarikatçı parazitin bulunmasının sebebi, Tevhidi Tedrisat kanunun karşı devrimciler tarafından etkisiz hale getirilmiş olmasıdır.

Her yıl binlerce Araplaşmış asalak tarikatçı yetiştirip topluma salan İmam Hatipler hemen kapatılmalıdır. Tevhidi Tedrisat kanunu bunu gerektirmektedir.

İmam Hatip’lerden topluma salınan bu parazitler; okulda, Araplar gibi yan gelip yatmaktan ve parazitlik yapmaktan başka bir şey öğrenmedikleri için, mezun olunca da aynı minval üzerinden parazitlik yapmaya devam ediyorlar.

Zaten tarikatlar holdingleşmişler. Kendi ekosistemleri var. Her türlü sahtekarlık, düzenbazlık ve vatan hainliğini din adına yapıyorlar. Üstüne üstlük, iktidara verdikleri oyların karşılığında destek alıyorlar ve palazlandıkça palazlanıyorlar.

Din özelleşince bu tezgah bitecektir.

Notlar:

— “Din düşmanlığı” suçlaması bütün dinlerde, tarih boyunca, din sahibi güçlerin, kendi dinî otoritelerini sorgulayanları etkisizleştirmek için kullandıkları bir mazerettir. Günümüzde tarikatların silahlı gücü olmadığı için din düşmanı ilan ettikleri insanları infaz edemiyorlar. Silahlı güçleri olsa ederlerdi.

Toplumsal detoks.

Diyanet’in tarikatlar raporu.

Rapor: Dinin özelleştirilmesi

Toplumsal detoks

Son yazılarıma bakıyorum da, hep din ve dinin yan sanayileri hakkında yazmışım.

Ne kadar tatsız ve çirkin bir konu!

Ama dinden kaçmanın imkanı yok. Din toplumun her yerine sızmış ve bulaşmış; toplumun her yerini kirletmiş; düşünce tarzımızı etkilemiş; aklımızı devre dışı bırakmaya çalışmış.

Hayatı boyunca her 3 saatte bir, Arap sömürgeciliğinin propagandası ile kafası ütülenen bir insanın dinden bağımsız düşünmesi beklenebilir mi?

Toplumdaki bütün geri kalmışlığın, bâtılın, ilkelliğin, pisliğin ve sahtekârlığın dinden ve dincilerden kaynaklandığını biliyoruz. Buna rağmen dini hayatımızdan çıkarıp atamıyoruz.

Bazı “iyi polis” ilahiyatçıların dediğine göre, bu bize dayatılan İslam gerçek İslam değilmiş; bir gerçek İslam varmış, o İslam safmış, barışçılmış ve insancılmış. Bu gerçek İslam’ı bulup uygulayabilsek, ülkemiz bir yeryüzü cenneti olurmuş.

Nerde bu insancıl İslam? Hiçbir yerde görülmemiş. Yok böyle bir din.

Dini özelleştirerek, dini toplumsal alandan atabiliriz ve toplumsal detoks yapmış oluruz.

Bedenimizi kirleten toksik kimyasallardan nasıl ki detoks yaparak kurtuluyorsak; toplumun toksik pisliği dindenden de dini özelleştirerek kurtulabiliriz. Böylece toksik din toplumsal alandan tamamen atılır ve ait olduğu yere, yani, şahsi alana gönderilmiş olur.

Notlar:

Rapor: Dinin özelleştirilmesi

— “İyi polis” ilahiyatçı olarak Cemil Kılıç’ı gösterebilirim. Atatürk’çü ve cumhuriyetçi olduğunu söyleyen Cemil Kılıç’ın Kuran ile Aldatmak adlı kitabı hakkında yazımı okuyabilirsiniz.

Araplaşmış Türkler ve Tevhidi Tedrisat Kanunu

Bu tarikatların dinî doktrinlerinin incelikleri hiç önemli değildir. Tarikatlar siyasi örgütlerdir. Hatta Mafyatik suç örgütleridir. Tarikat şeyhleri vatan hainidirler çünkü Türk çocuklarını devşirip Araplaştırmaktadırlar.

Tarikatın ağına düşen her çocuk ülkenin kaybıdır çünkü tarikatlar ülkesine faydalı olacak çocukların hayatını karartıp şeyhin köleleri haline getiriyor.

Aşağıdaki videoda iki adet Araplamış Türk, veya Türkçe konuşan iki Arap görülmektedir. Bunlar dedelerini kesen Arap generalini İslam’ı yaydığı için övüyorlar. Atatürk Tevhidi Tedrisat kanununu bu tip Türk düşmanı Araplaşmış Türkler oluşmasın diye çıkartmıştı. Tevhidi Tedrisat kanunu yeniden uygulanmalıdır.