Kuran’a göre dünya sabit mi?

Caner Taslaman Kuran ile akıl ilişkisini çok ince ve veciz bir şekilde ifade etmiş.

Kuran aklı ilahlaştırmaz ama aklı kullanmanın dine hizmet ettiğini gösterir.

Bu lafı ben şöyle yorumluyorum:

Kuran’ın yanlış olması söz konusu olmadığına göre, eğer aklınızla Kuran çelişirse, aklınızı kullanıp Kuran’ı aklınıza uyduracak masallar uydurun.

İslam alimleri tam da bunu yaparlar.

El-Enam suresinde anlatılan İbrahim kıssasını inceleyerek Taslaman’ın sözünün ne kadar doğru olduğunu gösterebiliriz.

Bu kıssadaki çelişkilerin farkına varan alimler, çelişkileri akla uygun hale getirmek için masallar uydurmuşlar.

Bu masallardan en bilineni mağara masalıdır.

Kıssadaki çelişki İbrahim’in güneşin batışını sanki ilk defa görüyormuş gibi davranmasından kaynaklanıyor. İbrahim yeryüzünde yaşıyor, kendine bir tanrı arayacak yaşa gelmiş ama güneşi ilk defa görüyor.

Güneşi gördüğünde çok etkileniyor ve güneş benim tanrımdır diyor. Ondan sonra bir bakıyor ki güneş batıyor. Ben batan şeylerden hoşlanmam mealinde bir şeyler söylüyor ve batan bir şey benim tanrım olamaz diyor. Aynı sürprizi ay ve yıldızlar (gezegenler) için de yaşıyor, çünkü onlar da batıyor.

İbrahim, yıldızlar tanrımdır diyor; ay tanrımdır diyor, ama battıklarını görünce, bunlar benim tanrım olamaz diyor.

Yetişkin bir dünyalı olarak İbrahim’in güneşin ve ayın doğup battığını bilmemesi mümkün mü? Değil.

Peki öyleyse Kuran’daki bu bariz çelişki nasıl açıklanabilir? Kuran’daki çelişkileri açıklamak ulemanın işidir ve bunu çok ustaca yaparlar. İslam bilginleri bu çelişkiyi de bir masal ile açıklamışlar.

Bu masala göre, İbrahim doğduktan hemen sonra annesi onu bir mağaraya kapatır ve bu mağarada İbrahim mucizevi bir şekilde kısa zamanda büyür ve gençlik çağına ulaşır. Mağarada olduğu için gökyüzünü hiç görmemiştir.

Bir gün İbrahim annesine “beni dışarı çıkart” der ve gökyüzü cisimlerini ilk defa görür ve bu kıssada bahsedilen olaylar gerçekleşir. Böylece İbrahim güneşin doğup battığını bilmeden yetişkinlik çağına ulaşmış olur.

Mağara masalının inandırıcı olmadığını söyleyen İslam alimleri de olmuş; onlar da başka mazeretler uydurmuşlar:

“İbrahim tabii ki güneşin, ayın, yıldızların battığını biliyordu ama kavmine bir ders vermek istediği için onların anlayacağı bir dille konuşuyordu,” demişler.

Maksat bu çelişkinin gerçek bir çelişki olmadığını kelime oyunları ve masallarla göstermek çünkü Kuran yanlış ve çelişkili bir şey söylemiş olamaz.

İbrahim, “bu gök cisimleri benim tanrım olamaz, ancak onları yaratan benim tanrım olabilir” diyor. Tamam. Ama bu mantık gök cisimlerini yaratanın Allah olduğunu ispatlamaz ki. İbrahim, gök cisimlerinin bir yaratıcısı olduğu sonucuna varıyor ama bu yaratıcının Allah olduğu sonucuna varamıyor.

Gök cisimlerinin bir yaratıcısı varmış ve o da İbrahim’in tanrısı imiş; veya İbrahim onu kendi tanrısı olarak tanımlamış. Ama kim o? Bilinmiyor.

Tabii bu bir kıssa, mantığa uygun olması gerekmiyor.

Kıssa, hedef kitlenin anlayabileceği bir dilde, eğlenceli ve akılda kalıcı olarak mesajını ileten bir hikayedir. Hikayenin basit olması tekrarlanmasını kolaylaştırır ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlar. Bu sebepten kıssanın mantıklı olmasından çok basit ve tekrarlanabilir olması önemlidir.

İbrahim kıssası mesajını doğru olarak vermiş ki günümüze kadar gelmiş ve Diyanet’in sayfasında İbrahim’in nasıl bilimsel ve aydınlanmacı akıl kullanarak paganlığı bırakıp İslam’ı seçtiği anlatılıyor. İbrahim, sanki Descartes’ın dediği gibi, vahiy yolu ile değil, akıl yolu ile tanrısını bulmuş oluyor. Ve bu kıssa bin senedir Kuran’ın akıl ile çelişmediğini vurgulamak için kullanılıyor.

İbrahim İslam’ı bilimsel eleştiriye tabii tutmuş ve ancak ondan sonra İslam’ı kabul etmiş gibi bir masal anlatılıyor. Belki de bu sebepten artık bebeklerin ergenlik çağına gelince kendi akıllarını kullanıp bir din seçmesine izin verilmez; bebek doğar doğmaz kimliğine “Dini: İslam” diye yazılır.

Zaten, bu kıssadan çıkan sonuç, İbrahim örneğinde olduğu gibi, aklını kullanan herkes zorunlu olarak İslam dinini seçecektir.

Demek ki, bu çağda bu peri masalına inananlar var ki onlar İslam alimlerinin tezgahladığı bu çocukça yorumları kabul ediyorlar ve kendi akıllarını tatile yollayıp İbrahim masalına inanıyorlar ve “İbrahim gibi yüce aydınlanmış bir bilim adamı İslam’ı akıl yolu ile seçmiş, bu benim için yeter de artar, ben hiç düşünmeden İslam’ı seçebilirim” diyebiliyorlar.

** ** **

Fakat daha ilginç olanı, İbrahim’in yıldızların, ayın ve güneşin battığına inanması.

Yani İbrahim, dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğunu ve gök cisimlerinin dünyanın etrafında döndüğünü söyleyen eski dünya modeline göre konuşuyor. Halbuki gök cisimleri dünya kendi etrafında döndüğü için batarmış gibi görünürler, aslında batmazlar.

İbrahim’in gök cisimlerinin battıkları için tanrı olamayacaklarını söylemesi, onun dünyanın hareket ettiğini bilmediğini gösterir.

Eğer İbrahim’in mantığı ile gidersek, gök cisimleri tanrı olabilir çünkü onlar batmıyor, dünya kendi etrafında döndüğü için onlar doğudan batıya hareket ediyor gibi görünüyorlar.

Eğer İbrahim doğru dünya modelini bilseydi yani dünyanın kendi etrafında döndüğünü bilseydi o zaman uzay cisimlerinin gerçekten batmadığını bilirdi ve belki de onların tanrı olduğuna inanırdı. Veya paganlıktan kendini kurtarmak için başka mazaretler bulmak durumunda kalırdı.

Ama Kuran hatalı olamaz. Kuran’ın dünyanın hareketsiz olduğunu söylemek gibi bir yanlış yapması olanaksızdır ve düşünülemez. Hata bizde olmalıdır; biz Kuran’ı yanlış anlıyor olmalıyız.

Kuran’da adı geçen peygamberler de hata yapamazlar. Öyleyse bizim de aklımızı kullanıp İbrahim’i böyle bir zan altında kalmaktan kurtarmamız gerekir.

Şöyle diyebiliriz:

İbrahim tabii ki dünyanın hareket ettiğini biliyordu ama bunu kavmindeki normal insanlara anlatamazdı. Kopernik’ten binlerce yıl önce kavmindeki basit insanlara dünyanın hareket ettiğini nasıl açıklasın? Böyle bir şey söylese kavmi onu alaya alırdı.

İbrahim, hele hele, Allah’ın, hâşâ, dünyanın hareket ettiğini bilmemesi söz konusu olabilir mi? Dünyaya hareketini veren zaten O!

** ** **

Sonuç olarak, İbrahim’in, bu kıssaya göre, aklını kullanmak açısından örnek alınacak birisi değildir.

Diyanet ise İbrahim’i nerdeyse bir 18. yüzyıl aydınlanmacısı gibi İslam’ı akıl yolu ile sorgulayıp paganlıktan vazgeçip İslam’ı seçen bir bilim adamı olarak göstermeye çalışıyor. Diyanet’in yorumuna göre İbrahim aklını kullanarak tevhid fikrine varıyor ve müslüman oluyor.

Durum hiç de öyle değil. Kıssayı kendi aklımızı kullanarak okuduğumuzda İbrahim’in yürüttüğü mantık pek akılcı gelmiyor bize.

İbrahim güneşin battığını hiç görmemiş gibi “güneş benim tanrımdır” diyor; sonra “Aaa, güneş batıyormuş, o benim tanrım olamaz” diyor. Güneşin batışının sadece görüntü olduğunu bilmiyor.

Ama İbrahim’i bu konuda suçlayamayız.

İbrahim diye birinin yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. Böyle birisi varsa bile ne zaman yaşamış, nerede yaşamış, neler yapmış… hiç bilinmiyor.

Sadece İbrahim adına uydurulmuş bir sürü masal var.

** ** **

Taslaman’ın Kuran ve akıl ilişkisini çok ince ve veciz bir şekilde açıkladığını kabul etmeliyiz; bunun için onu tebrik ediyoruz.

Kuran eğer bilimsel aklı yüceltseydi, ve ilahlaştırsaydı, o zaman Kuran’a inanan kimse kalmazdı. Bu kıssaya bilimsel akıl yürüterek, eleştirel aklını kullanarak bakan birisi ancak güler, “güzel bir fıkra bu” der. Bu kıssaya ciddiye alacak olsak o zaman da Kuran’ın dünyanın hareket ettiğini bilmediği sonucuna varırdık.

Taslaman’ın sözüne göre Kuran diyor ki, aklınızı dine hizmet edecek şekilde kullanın; aklınız dine hizmet etmiyorsa ve Kuran’da çelişkiler falan buluyorsa, aklınızı tatile yollayın, biraz gezsin kendine gelsin.

Bin yıldır da İslam alimleri Kuran’ın bu dediğini yapıyorlar ve akıllarını din uğruna feda ederek Kuran’daki çelişkileri masallar anlatarak kurtarıyorlar. İslam dünyasında akıl çoktan beri tatilde; gitmiş tatile bir daha da dönmemiş.

** ** **

Ama unutmayalım! Kuran’da çelişki yoktur. Çelişki bizdedir. Kuran açıkça dünya sabittir dese bile bunu bize bir ders vermek için diyordur.


Notlar:

YouTube’da Caner Taslaman ve Mehmet Okuyan İbrahim peygamberin aya güneşe neden rabbim dediğini tartışıyorlar. Mehmet Okuyan’a göre bu ayetlerde “yıldız” diye tercüme edilen aslında gezegenmiş. Yani İbrahim, bugün bizim yıldız dediğimiz gök cisimlerine değil, gezegenlerden birine atıf yapmaktaymış. Bu tartışmada dikkat ettim, hem Caner Taslaman hem de Mehmet Okuyan, bilim adamı edası ile konuşuyorlar; sanki Kuran’a bir bilim adamı gibi yaklaşıyorlar gibi bir hava yaratıyorlar. Bu doğru değil. İkisi de İbrahim kıssasındaki çelişkileri sorgulamıyorlar, her İslam alimi gibi, Kuran’ın harf harf doğru olduğunu kabul ediyorlar ve çelişkileri masal anlatarak geçiştirmeye çalışıyorlar. Kuran’a bilimsel olarak, yani inançsız, baksalardı o zaman, İbrahim’in tarihsel bir kişilik olup olmadığını sorgulayarak işe başlarlardı. Halbuki onlar ibrahim’in Kuran’da adı geçtiğine göre mutlaka yaşamış gerçek bir kişi olduğuna ve bu hadiselerin onun başından aynen Kuran’ın anlattığı gibi geçtiğine inanıyorlar. Bu inançlarla yola çıkan birisi Kuran’a nasıl bilimsel bakabilir? Benim inananlara bir lafım yok. Fakat, ulemanın yaptığı gibi, inançlarını bilimsel ve eleştirel akıl ile ispatladıklarını söyleyenlere karşıyım. Bunların doğru söylediklerine inanmıyorum. Bu kıssaya bakıp İbrahim’i aydınlanmacı bir bilim adamı gibi satamazsınız. Bu yaptığınız bizim aklımızla alay etmek olur.

Güneş’e tapmak çok eski bir gelenektir. Bu kıssada da zaten İbrahim o zaman da gök cisimlerine tapanlara bir eleştiri olarak söylenmiş bence. Diyanet’in sayfasından: “Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlarla bu gök cisimlerini sembolize eden putlara taparlardı.”

İbrahim/Abraham’ın semantik tarihçesi. Zaten İbrahim sadece semantik olarak yaşamış olabilir. Yani sadece bir anlam olarak, propaganda amaçlı yaratılmış kurgusal bir karakter olabilir.

— “Peki öyleyse Kuran’daki bu bariz çelişki nasıl açıklanabilir?” demişiz yukarda. Ama tabii, Kuran’da “bariz” çelişki olamaz. Nasıl ki, gök cisimleri batması sadece bir görüntüdür, Kuran’daki çelişkiler de öyledir. Bize çelişki olarak görünürler ama değildirler. Ulema, Kuran’da çelişki gibi görünen “sahte” çelişkilerin çelişki olmadığını masallar yazarak bize ispatlarlar.

— Mağara masalı ve İbrahim kıssasının güzel bir analizi için bakınız: Zekeriya Pak,  HZ. İBRAHiM YILDIZ, AY VE GÜNEŞi RAB EDİNDİ Mİ?

— “Diyanet ise İbrahim’i nerdeyse bir 18. yüzyıl aydınlanmacısı gibi İslam’ı akıl yolu ile sorgulayıp paganlıktan vazgeçip İslam’ı seçen bir bilim adamı olarak göstermeye çalışıyor,” demişiz yukarda. Diyanet’in sayfasından: “Böylece Hz. İbrâhim pek çok müslüman ilim ve fikir adamının Allah’ın varlık ve birliğini aklî delillerle ispat etmek bakımından önemle üzerinde durdukları, gözleme dayalı bu istidlâli ile hem putperest kavminin inançlarını çürütmüş hem de hak dinin en temel ilkesi olan doğru bir ulûhiyyet inancının nasıl olması gerektiğini göstermiş bulunmaktadır.”

— “… bebeklerin ergenlik çağına gelince kendi akıllarını kullanıp bir din seçmesine izin verilmez,…” Çocuklar kendi dinlerini seçmeli mi?

— Bahsi geçen ayetler şöyle (el enam suresi 74-80)

(74) İbrahim, babası Azer’e, “Putları tanrılar mı sayıyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum” demişti.

(75) Aynı şekilde biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtusunu görüp kavrama imkanı veriyorduk ki kesin inananlardan olsun.

(76) Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü. “Rabbim budur” dedi. Yıldız batınca da “Batanları sevmem” dedi.

(77) Ayı doğarken görünce, “Rabbim budur” dedi. O da batınca, “Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yolunu şaşırmış kimselerden olurum” dedi.

(78) Güneşi doğarken görünce, “Rabbim budur, zira bu daha büyük” dedi. O da batınca dedi ki: “Ey kavmim! ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım”.

(79) Ben, O’nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”

(80) Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin ona ortak koştuklarınızdan korkmam. Ancak rabbimin (beni korkutacak bir şey dilemesi hariç.) Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala ibret almıyor musunuz?

— Kuran’la ilgili bir not. Bu kıssadan anlıyoruz ki Kuran’ın en önemli amacı putlara tapanların İslam dinine geçmesini sağlamaktır. Ama günümüzde şartlar değişti. Ülkenin yüzde doksanı müslüman, puta tapan yok. Muhammed’in çağındaki şartlar çoktan değişti. Ama biz hala puta tapanlar hakkında yazılmış ayetleri okuyoruz. Allaha ortak koşan yok ama Kuran hala bu kavgayı veriyor. İslam alimlerinin buna uygun bir masal yazmalarını bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s