Newton’un eylemsizlik ilkesi hakkında…

Newton gezegenlerin yörüngelerini kendi uydurduğu okült güç ile açıklayabilmek için eylemsiz hareket diye bir hareket tarzı uydurmuştur: gücün olmadığı bir yerde düz bir çizgi üzerinde aynı hızda süreduran bir hareket olurmuş. Hareket etmeye başlayan bir obje düz bir çizgi üzerinde sonsuza kadar aynı hızda hareket etmeye devam edermiş. Böyle bir hareketin ne kadar saçma olduğu hakkında çok yazdım ama burada Nick Kollerstrom’un Newton: Bilim Tarihinin En Büyük Sahtekarı adlı kitabından bir alıntıyı paylaşmak istiyorum (kendi serbest tercümemle):

Eylemsizlik ilkesini formüle etmek, içinde yaşadığımız dünyayı yoksamayı ve reddetmeyi gerektirir çünkü böyle bir hareket hiç bir yerde hiç bir zaman gözlenmemiştir. Bu dünyada düz bir çizgi üzerinde aynı hızda gideduran bir obje yoktur, olamaz da.

Böyle bir hareket sadece tamamen boş bir evrende gerçekleşebilirdi. Bu evrenin içinde sadece bu eylemsizlik hareketini Newton’un emrettiği şekilde gerçekleştirecek olan obje bulunmalıydı. Çünkü başka bir obje olsaydı, bu diğer objenin çekim gücü, eylemsiz eylemsiz dolaşan Newtoncu objeyi etkileyip onu düz çizgisinden saptıracak ve dolayısıyla eylemsizlik hareketini sonlandıracaktı. Böylece obje bir eğri üzerinde gitmeye başlayacaktı. Ayrıca, bu Newtoncu eylemsizlik evreninde bir tek objenin hareketini kimse gözlemleyemezdi, çünkü gözlemcinin çekim gücü de Newtoncu eylemsiz objenin düz çizgisini bozardı.

Bu saçma hareketi hala bir doğa yasası imiş gibi talebelere öğretip duran bağnaz Newtoncu fizikçilere duyurulur.

Notlar:

Nick Kollerstrom’un kitabı.

Eylemsizlik hakkında genel bilgi.

Laiklik, eğitim ve türban

20190211_133924~2473080035..jpg
Din ve devlet hiyerarşisi iç içe geçmiş ve laiklik, eğitim ve türban konularının ortak noktası olmuşlar.

Gazetelerde hep tekrar eden konular var. Bunlardan üçü ilgimi çekiyor: Laiklik, eğitim ve türban. Bu üçlünün ortak noktasının din olduğu görülüyor.

Laiklik ile din ilgilidir çünkü laiklik devletin dininin olmaması demektir.

Türban ile din ilgilidir çünkü türban dinin modaya sızmasıdır. Kadınlar da bu fırsattan yararlanıp türban sembolizmini toplumdaki yerlerini iyileştirmek için kullanmayı başarmışlardır. Türban din ile ilgili bir sembol olarak tedavüle sokulmuş olabilir ama artık moda olarak hayatına devam ediyor.

Eğitimin kendisi zaten seküler bir din örgütlenmesidir. Yapılanma olarak organize dinlerden farkı yoktur. Zaten eskiden beri eğitim “hocaların” kontrolünde olmuştur. Bu hocalar eskiden din kurumlarının emrinde iken daha sonra “öğretmen” adını alıp devletin emrine girmişlerdir. Müfredat da görünüşte seküler olmuştur. Ama günümüzde eğitim seküler midir, dînî midir, tartışılabilir. Ama bu önemsiz bir tartışma olurdu çünkü eğitim de aynı din gibi eline geçirdiği talebeleri belli doktrinlerle programlamak için var olan bir örgütlenmedir. Hoş olmayan budur. Müfredatın içeriği hiç de önemli değildir.

Bu üç konunun diğer ortak noktası da devlettir.

Laiklik devletin bir dininin olmamasıdır demiştik. Ama Türkiye’de devletin dini vardır ve bu din İslam dinidir. Bunu nereden anlıyoruz? Devlet kendi inşa ettiği ve sahibi olduğu Arap özentisi nostaljik mimarili gösterişli camilerin hoparlörlerle donatılmış minarelerinden kendi memurları aracılığı ile kendi dininin Arapça bir tekerlemesini vatandaşlara günde beş defa dayatır.

Vatandaşın kullandığı takvim de devlet tarafından dini aralıklara bölünmüş bir takvimdir.

Devletin en üst kademesindeki memurlar sosyal medyada açıkça din içerikli paylaşımlar yapabilmektedirler ve bu da çok doğal karşılanmaktadır. Bir cumhurbaşkanı yardımcısı “hayırlı cumalar” diye paylaşım yapabilmektedir. Yapmasa garip kaçardı zaten. Devletin dini olmasaydı devlet memurları din içerikli paylaşımlar yapamazlardı.

Devlet büyükleri sêlâtin camilerde cuma namazına gidip eski bir devlet geleneğini devam ettiriyorlar ve devletin dinini her cuma teyit etmiş oluyorlar. Osmanlı sultanları cumaya gittiklerinde devletin dini resmi olarak İslamdı ama artık devletin bir dininin olmaması gerekir. Anayasa böyle diyor. Ama fiili olarak devletin dini vardır.

Bütün bu gözlemler devletin bir dini olduğunu ve bu dinin İslam olduğunu gösteriyor.

Devletin bir dininin olması iyidir veya kötüdür demiyorum. Sadece devletin dininin olması ve devletin bunu açıkça ilan etmesi Anayasadaki laiklik ilkesini dekoratif bir ilke durumuna düşürmüş oluyor.

Eğitim zaten devletin kontrolündedir. Öğretmenler devletin ajanlarıdır/memurlarıdır ve devletin tanımladığı müfredatı/doktrini olduğu gibi talebelere aşılamak/dayatmak durumundadırlar.

Devlet din işinde olduğu için de türban konusunda aktif rol oynamıştır ve türbanı bir üniforma olarak tanımlayarak kendisine oy verecek bir ordu kurmuştur.

Bütün bunlar ne demektir peki?

Devlet neden din işleri ile uğraşır?

Bana ne bu konulardan! Vatandaş olarak bizim değiştirebileceğimiz bir şey yok. Bu konulara hiç girmemek en iyisi.

Fakat, laikliğin tanımının doğru yapılmadığını düşünüyorum. Laiklik, fanatik kökten aydınlanmacıların sahiplendiği bir konu olduğu için onlar laikliği “aydınlanma” olarak tanımlamışlardır. Çünkü fanatik aydınlanmacılar için her iyi şey aydınlanmadır. Laiklik de iyi olduğuna göre aydınlanmadır.

Laiklik aydınlanma ile ilgili bir şey değildir. Laiklik devletin din işlerinden çıkmış olması demektir. Devletin kendi dininin olmaması demektir. Laik devlet, dinin kamu alanına ait olmadığını ve özel alana ait olduğunu bir ilke olarak kabul eder ve bunu gerçekleştirmek için kanunlar çıkartır ve bu kanunları uygular.

Din kamu alanında yaşamıyorsa ülkede tarikatlar ve cemaatlar gibi özel dini örgütlenmeler olamaz. İbadethaneler özel ve gösterişsiz olur. Evet, eğer din kamu alanının değil de özel hayatın bir parçası olsaydı şehirlerimiz bu devasa ve gösterişli camilerle donatılmamış olurdu. Devlet sonuna kadar açılmış hoparlörlerle günde beş defa kendi dinini vatandaşa dayatmazdı. “Görmemişin dini olmuş her yere cami dikmiş” gibi bir laf bile söyleyebiliriz. Türkler sonradan görme müslümanlar oldukları için de bu lafımızda gerçek payı olurdu. Türkiye’de müslümanlığı Allah’tan daha Allahçı ve Araptan daha Arapçı olmak diye anlayan bir kesim vardır.

Eğitim zaten bir suç örgütüdür. Eğitim gençlerin içindeki cevheri öldüren bir suç örgütüdür. Bu suç örgütünü destekleyen ve palazlandıran da devletin ta kendisidir. Devlet eğitim işinden de çıkmalıdır.

Kitap bilgisine dayalı bir kaç alan dışında (matematik ve hukuk gibi) eğitim usta-çırak ilişkisi olarak yerinde öğrenilmelidir. Öğretilmelidir demiyorum. Yaparak öğrenilmelidir diyorum. Öğretmenin olduğu yerde öğrenme yoktur. Eğitim yerinde olmalıdır. Pilot simülatörde, futbolcu sahada, kimyager laboratuvarda, doktor hastanede, tamirci tamirhanede işini öğrenir. Bu işlerin hiç birinin okullarda öğretilmesi gerekmez.
Tek amacı devletin hocalarına iş yaratmak olan bu okul denen toplama kamplarında talebelerin toplanıp sınavlara tabii tutulmaları gençlere yapılan çok büyük haksızlıktır.

Okullar toplama kamplarıdır ve hemen kapatılmalıdırlar.

Türban konusu da görüldüğü gibi değildir. Türban kadınların toplumda ilerlemek ve durumlarını güçlendirmek için kullandıkları bir araçtır. Türbanın kadınlar için başka bir anlamı yoktur. Türban dediğimiz araç işlevini yitirince kapalı kadınlar hızla açılacaklardır. Türbanın/saçörtüsünün din ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur.

Laiklik, eğitim ve türban konularının ortak noktasının hem din hem de devlet olduğunu söyledik. Ama daha dikkatli bakınca din ile devletin ayrı şeyler olmadığını  ama aynı hiyerarşinin parçaları olduğunu görüyoruz.

İslam dininin kendi ruhban sınıfı ve dolayısıyla bir hiyerarşisi yoktur. Peygamber bunun böyle olmasını istemiştir çünkü ruhban sınıfın dini ele geçireceğini ve kendi doktrinlerini dinin esası diye satacaklarını öngörmüştür.

İslamda bir ruhban sınıf yasak olduğu halde mollalar ve hocalardan meydana gelen bir ruhban sınıf oluşmuştur. Bunlar örgütlenip hiyerarşi kuramadıkları için de devletin içine sızmışlar ve devletin hiyerarşisini kullanmışlardır. Başından beri bu böyle olmuştur. Devletin içinde örgütlendikleri gibi, “özel din örgütlenmesi” diyebileceğimiz bir şekilde tarikatlar ve cemaatler şeklinde de devletin dışında örgütlenmişlerdir.
Devlet kendini bu parazitleşmiş dini örgütlenmelerden kurtaramadığı müddetçe de enerjisinin büyük bir kısmı bu dini örgütlerinin yarattığı yapay gündemlerle uğraşmakla geçecektir. Dış güçler de bu dinî örgütlenmeler aracılığı ile devlete karşı operasyonlar düzenleyeceklerdir. Devlet ile dinî örgütlenmelerin ortakyaşam ilişkisi içinde oldukları da söylenebilir. Çünkü devlet de onlardan oy almaktadır.

***

Eğitim ve türban: Türbanlıların eğitim kurumlarına alınmaması. Bunun laikliği savunmak için yapılması. Fakat laiklik zaten yok ki. Devletin dini var. Eğitim de devlete ait. Neyin kavgası yapılmış bu kadar sene? Laikliği savunmak isteyen her şeyden önce ezan dayatmasına karşı çıkmalıdır.

Eğitim ve laiklik: Eğitimin dinden bağımsız olması iyi bir şey ama eğitimin kendisi özünde çürümüş bir kurumdur ve bir toplama kampıdır. Ülkenin en önemli kaynağı olan gençlerin eğitim sistemi tarafından etkisizleştirilmesi önlenmelidir.

Laiklik ve türban: Ülke laik olsaydı yani din kamu alanında değil de özel alanda yaşıyor olsaydı zaten insanlar dinlerini giyinmek gibi bir hevese kapılmazlardı.

Notlar:

Türbanla ilgili yazılar.

Dinden korkma! Hiyerarşiden kork!

Devlet ve dinin hiç bitmeyen kavgası hakkında bir yazı yazmıştım. Bu da ona bir ek niteliğinde bir yazı.

Kavga ne hakkında?

İnsan pazarını ele geçirmek hakkında. İnsan kendisini dinin mi yoksa devletin mi yolmasına izin verecek! İnsan hür iradesi ile kendini kime sömürteceğini seçecek!

İnsan dine mi borçlu olacak devlete mi? İnsan vergisini dine mi verecek yoksa devlete mi verecek?

Bu tarafta cüppeliler, diğer tarafta ceketliler akbabalar gibi bekliyorlar. Birbirleri ile döğüşürmüş gibi yapıyorlar, ama aslında pazar payı için pazarlık yapıyorlar. Sonunda kaybeden hep insanlar oluyor.

Devletle din bazı konularda anlaşıyorlar; bazen birbirlerini kullanıyorlar, bazı noktalarda anlaşamıyorlar… Şu anda fiili güç devletin elinde, cemaat sözde devletin denetiminde faaliyet gösteriyor… ama cemaatler devleti sıkıştırıyor… çünkü devletin cemaatin kontrol ettiği insanların oylarına ihtiyacı var.

Devlet için din cemaatlerdir çünkü tüzel organizmalar sadece diğer tüzel organizmalarla aynı seviyede muhatap olurlar.

Al dini vur devlete… Ama cemaat beterin beteri. Din Allahın bu memlekete verdiği en büyük ceza. Cemaat din bile değil. Cemaat dini kullanan bir hiyerarşi. Korkmamız gereken dinin kendisi değil… dinin kendi başına hiç bir zararı yoktur. Ancak bir hiyerarşi dini sahiplenip onu kendi varlığını devam ettirmek için kullanmaya başlayınca, din insanları sömürme aracı olmuş oluyor. Bilenen en eski sömürme aracıdır din.

Türk milleti ne yapmış ki, Allah onları dinle cezalandırmış? Müslüman olmuşlar! Daha ne yapsınlar! Güzelim barışçıl dinlerini bırakıp Arapların intikamcı tanrısının buyruğunun altına girmeyi seçmişler. Allah da, isimlerinden biri olan “en büyük intikam alıcı”yı kullanarak, Türklerden Müslüman olmalarının intikamını almaya devam ediyor.

İslamı kendi resmi dini olarak seçen devletler olduğu için İslam bir din olarak varolmaya devam edebilmiştir ve devam etmektedir. Devlet de bir hiyerarşidir; devlet de İslam dinini kendi hiyerarşisinin dini olarak seçmiş! Bu ne demek? Devlet dini halkını sömürmek için kullanıyor demek.

Dinden korkma! Hiyerarşiden kork!

Notlar:

— Din kul ile Allah arasındadır. İslam budur. Din kul ile devlet arasında değildir. Din kul ile tarikat şeyhi arasında değildir. Yukardaki yazının açıklamak istediği budur. Eğer din özel olursa, devletin dini yoktur demektir. Devletin dini olmayınca tarikatlar da olmaz. İşin doğrusu budur. Şu anda tarikatların devletin elinden aldığı on binlerce çocuk ülkenin ve kendilerinin geleceği için faydalı bir şey yapacaklarına bir kutsal kitabı ezberleyip hayatları boyunca aynı şeyi ezberden okuyacaklar. Yani tembel, uyuşuk ve amaçsız bir hayatları olacak ve şeyhlerinin emirlerini yerine getirmek için yaşayacaklar.

Din ve devletin hiç bitmeyen kavgası.

 

Örtünme modası

20180616_170234-1084230249.jpg
Kadınların örtünmesini emreden Işık Bölümü 31. Sözü kendine göre yorumlamış bir kadın…

Nevşin Mengü İran’daki kadınları yazmış:

Hayat kadınlar için hayli zor. Bir yandan İslam polisi habire elleri sopalı kadınların tepesinde. Bir yandan da kendi üstlerine vazife bilen rejim yanlıları kadınları itip kakmayı kendileri marifet sanıyor. 2009’dan bu yana peyder pey başörtüsüne karşı kadınların gerçekleştirdiği eylemlerde artış var. 2017’de başlayan beyaz çarşamba eylemlerine destek büyüyor. Kadınlar kamuya açık yerlerde başörtüsüz geziyorlar. Genellikle bu kadınlar rejim yanlısı kadın ve erkekler tarafında sözlü ve fiziksel saldırıya uğruyor, bazen çevredeki insanlar bu kadınlara destek veriyor.

40 yıl önce zorla başörtüsüne sokulan kadınlar, başörtüsünden çıkma mücadelesi veriyor.

Başörtüsü rejimin sembolü, o nedenle kadınların işi zor

Türkiye’de ise kadınlar kendi istekleri ile kapanıyorlar. Tabii buna kapanmak denir mi bilemiyorum. Kapanmak değil, moda.

Notlar:

Nevşin Mengü’nün yazısı.

Saçörtüsü ile ilgili diğer yazılarım.

— Işıl Özgentürk de türban hakkında yazmış: Yeni kuşak türbanlılar

Önce şunu söylemek mümkün, türban artık bir dini sembol değil daha çok bir moda enstrümanı. Öğrencilerimden biliyorum, başlarını kapatan gencecik kızlara soruyorum: “Neden?” Kiminin babası istemiş, kimi kendiliğinden başını kapatmış. Ama türbanın nereden geldiğini bilmiyorlar. Kuran’da yazıp yazmadığını bilmiyorlar. Onlara türbanın Sümerlere dayandığını, bu uygarlıkta zengin ailelerin ilk kızlarını fahişelik görevi yapmaları için belli bir süre tapınaklara yollamak zorunda olduğunu anlatıyor, halk karıştırmasın diye de bu kızların başını örtmesinin zorunlu kılındığını söylüyorum. İlk baş örtünme onlarda, ardından Yahudiler de bu geleneği değiştirerek almışlar ve kiliselerde yaşayan rahibelerin bu biçimde örtünmeleri herkes tarafından kabul edilmiş. Bu bilgiyi verdiğim için bana teşekkür edenler bile var.

Öte yandan ülkemizde İmam Hatiplerde de dahil okullarda gerçek bir din eğitimi verilmediğinden, din felsefesi yok sayıldığından şekilcilik alıp başını gidiyor, sonuç hem başını örten hem de çok makyajlı, sivri topuklarıyla yürümekte zorlanan yeni bir model ortaya çıkıyor. Yani dinin önerdiği mütevazı olmak, göze batmamak, merhametli olmak, dayanışma içinde olmak, yani insana ait tüm duygular bu karmaşa içinde hiç tartışılmıyor.

Gerçi, bahsedilen kızlar başlarını kapatmıyorlar, saçlarını kapatıyorlar. Saç fetişizmi var yani.

— 31.3.19 En son yazısında belirttiğine göre, yukardaki yazısından dolayı Işıl Özgentürk’e dava açılmış. Haberle ilgili başka bir yazı: ‘Yeni kuşak türbanlılar’ı yazdı, savcılık ifadeye çağırdı…

Türbanını çıkartan kadınlar.

— Güven Gürkan Öztan da Türban konusunda yazmış: #10YearsChallenge

Türbandan vazgeçenler eski fotoğraflarıyla şimdiki başı açık hallerini birlikte paylaştı. Kimisi ilk karede çocukluk evresindeydi, kimi ise gençliğinin baharındaydı. Aralarında aile baskısıyla başını örtenler de vardı, muhafazakâr ailelerden gelip kendi isteğiyle kapananlar da. Birçoğu başını örttüğünde türbanın bir “özgürlük” olduğu iddiası dolaşımdaydı. 28 Şubat sürecinde uygulanan yasakların yarattığı tepki bu iddiayı destekliyordu. Liberaller, muhafazakâr çevrelerden gelen kadınların kamusal alanda var olmasının “türban özgürlüğüne” saygı göstermekle mümkün olduğunu ileri sürüyorlardı. O dönemde gerçek insan hikayelerine değmeyen, yalnızca soyut bir fantezinin izdüşümü olan “türban eşittir özgürlük” söylemi neticede İslamcı siyasetin etki alanını arttırıyordu.

10YearsChallenge etiketiyle türbanlarını nasıl terk ettiklerini anlatan kadınlar bu kararı AKP’nin tüm toplumu İslamcı tezler üzerinden dönüştürmeye çalıştığı bir dönemde alarak kelimenin tam manasıyla meydan okudular. Böylesine bir kararı almak cesaret işiydi, bedeli ağırdı. Türbanını çıkaran kadınlar çoğu kez ailelerini, yakın arkadaşlarını karşısına aldılar. Evini, mahallesini terk etmek zorunda kalan da oldu eşinden, işinden ayrılan da… Birçok örnekte en sert tepki babalardan, kocalardan, sevgililerden gelmişti ki bu tablo dahi tek başına manzarayı açıklar nitelikteydi. Türbanlı bir kadının başını açması kimilerine göre yolunu şaşırma kimilerine göre ise düpedüz ihanetti. Ancak onlar bütün bu karalama kampanyasına rağmen kendi hikâyelerini, kendi nedenlerini anlatmayı sürdürdüler.

Black holes as the definition of the absurd

Priyamvada Natarajan, wrote about black holes:

How do you think about black holes?

They’re crazy objects, no question; they’re bizarre. There are three ways to think about them, and you can choose. One way is that stars, when they exhaust their fuel, have a violent end, and they leave behind — like a dead nuclear reactor — these black holes.

So black holes are compact inner parts of the stars that have gravitationally collapsed and have become unbelievably dense.

There’s no analogue. It’s not lead; it’s nothing we can think of. Then these stellar remnants build up. Gas falls in. They become bigger.

I want a certain depth of understanding that comes with people who think mathematically.

Another way is to think about the fact that not even light can escape from a black hole.

If you want to launch a rocket that has to escape the gravitational grip of the Earth, we have to shoot it out at 11.6 kilometers per second. That’s 33 times the speed of sound, so it’s pretty fast.

Now imagine a rocket going out at the speed of light, 300,000 kilometers per second, and it still can’t escape, because the gravitational grip is so strong.

That’s a black hole.

The third way is if you picture space-time as a sheet, then a black hole is a pinch in that sheet. An anomaly in the shape of space.

***

I have many problems with the above.

***

My first objection was that defining the same concept in three different ways and then choosing one depending on the context amounted to casuistry. But Ms. Natarajan replied that this was hot the case:

Nope — it’s not — I don’t use these definitions as needed.

These are three different ways to think about black holes – that are – enigmatic, complex and have defied a single definition — this is just how it is — like it or not!

***

I’m sorry but I take this seriously. First of all words like “bizarre”, “crazy”, “enigmatic” and “complex” as qualities of black holes says nothing to me. Second, you say there are three definitions of black holes and “you can choose.” But when I say “you choose one as needed” you deny that you choose one depending on the problem. This is not clear to me. Are there three types of black holes with different characteristics? Are these independent definitions? One definition you offer is that a black hole is an object from which even light cannot escape. Is this valid for all three definitions of black holes?

***

Physicists define a black hole as an infinitely dense mathematical point, then objectify it as a sinkhole from which even light cannot escape but then they invent countless loopholes in order to do physics with these supernatural objects. After all, if it were true that no light could escape from a black hole, no physics could be done with such an object.

By definition, a black hole excludes electromagnetism and therefore it is a non-physical object. It cannot even be an “object” because an object is something that obeys physics. So in order to make black holes to play physics, physicists let black holes grow hair, they let them collide and merge. All these thermodynamical interactions happen but light cannot escape! How so? I think the best definition of a black hole would be this: A black hole is a suspension of disbelief.

***

I also take issue with your third definition. You tell us to think about a black hole as a “pinch” on the space-time defined as a sheet. Then you forget that you said “space-time” and say that a black hole is an anomaly of “space”. Where do black holes live? In spacetime or in space?

To ask us to imagine spacetime as a sheet is an insult to our intelligence. You know and we know that spacetime is not a sheet. So why are you telling us to assume that spacetime is a sheet and black hole is a pinch in that sheet? The sheet metaphor is just a metaphor and explains nothing. It hides the true explanation, if there is any.

You say “I want a certain depth of understanding that comes with people who think mathematically.” But mathematics can be used to quantify even absurd and bizarre objects. The fact that you can study an object mathematically does not prove that that object exists. We know that Mickey Mouse does not exist. But you can define his weight, height and age and study his properties mathematically. But Mickey Mouse will still be a fictional object. Same with black holes. Unless you have a single physical definition of a black hole that applies to all black holes, what you have will be sophistry. Sophistry or doubletalk happens when a concept is defined many times.

Three definitions of black holes:

1. Stars exhaust their fuel and have a violent end and turn into black holes. I think this type of black hole is assumed to be an infinitely dense mathematical point. Which is absurd.

2. We call a black hole an object from which light cannot escape. It’s strange because this black hole is so dense and small but it harbors light in it and this light cannot escape from it. But you are not talking about light per se but a rocket going with the speed of light. So a black hole is an infinitely dense and infinitely small mathematical point which said to be an “object” and we are talking about a rocket escaping from this objectified mathematical point. We don’t even know if a black hole has a surface from which a rocket can be fired. So we are really in the realm of speculative thought experiments presented as physical truths. We are building absurdity upon absurdity and no one is worried about all these absurd reasoning.

3. Think about a black hole as a metaphor. This is the classic “spacetime as a sheet” metaphor. A black hole is a “pinch” on that sheet. What a meaningless metaphor! It explains nothing. Effectively it means “take my word for it. Believe what I say. I’m an expert on black holes and you are not.” So you are asking us to believe your authority without question.

So what do we learn from these three definitions of black holes?

A black hole is an infinitely dense mathematical pinch in the fabric of spacetime (or space) from which light cannot escape. Where does this light reside in an infinitely dense mathematical point? That is absurd. We defined it as infinitely dense. It may even be pure gravity. It can contain no light. But it is defined in terms of light.

From this I conclude that absurd is legal in physics. We are living in an absurd world. The more absurd the better.

Notes:

 Quanta Magazine article about Ms. Natarajan. Twit in question.

— Casuistry or case-based reasoning, is a method in applied ethics and jurisprudence, often characterised as a critique of principle- or rule-based reasoning. https://en.wikiquote.org/wiki/Casuistry

— Black holes is said to form with gravitational collapse. But what physicists call gravitational collapse is nothing more than lifting oneself up by shoestrings, that will not happen. Gravitational collapse fairy tale violates all of the laws of thermodynamics:

Is circular reasoning legal in physics?

Referring to Lisa Randall, Sabine Hossenfelder writes:

And that is how the top of tops of theoretical particle physicists react if someone points out they are unable to acknowledge failure: They demonstrate they are unable to acknowledge failure.

If Lisa Randall is “the top of tops of theoretical particle physics” I feel sorry for humanity and the old science of physics.

When I started writing my book, I thought the problem is they are missing information. But I no longer think so. Particle physicists have all the information they need. They just refuse to use it. They prefer to believe.

So, physicists prefer to believe in their pet scenarios blindly instead of considering data that contradicts their pet scenarios. This is not the scientific attitude but the old scholastic attitude. Physicists are not trying to understand nature but trying to fit nature into their silly speculations.

Ms. Hossenfelder also calls physicists intelligent: “Some thousand of the most intelligent people the human race has ever produced.“ Is this really true? Can we call these scholastic doctors of philosophy the most intelligent specimens of humanity? They are just careerist academics trying to move up the ladder of academia.

If I were to write a few years ago similar stuff about corruption in physics Ms. Hossenfelder would have called me a crackpot. Now she is stirring the pot and rocking the boat of physics and I support her full heartedly. Other physicists are calling her a dinghy challenging a super tanker for right of way. Very apt. I like the image of academic physics as a super tanker filled to the brim with junk theories that serve no purpose except career advancements. She calls herself crazy, tongue in cheek, of course. I’ve been writing about how corrupt physics is at least for 20 years and of course no one takes them seriously because I’m an outsider. But I want to build on some of the bad things she identifies in physics. One is the widespread use of circular reasoning in physics. Ms. Hossenfelder repeatedly shows that physicists use circular reasoning in their theories.

So, Is circular reasoning legal in physics?

Talking about “naturalness” Ms. Hossenfelder writes:

The biggest problem, however, is the same for both types of naturalness: You don’t have the probability distribution and no way of obtaining it because it’s a distribution over an experimentally inaccessible space. To quantify naturalness, you therefore have to postulate a distribution, but that has the consequence that you merely get out what you put in. Naturalness arguments can therefore always be amended to give whatever result you want.

This is blatant circular reasoning. Is it possible that “the most intelligent people the human race has ever produced” can miss that their reasoning is circular? I don’t think this is possible. Ms. Hossenfelder, as a physicist, clearly sees that making predictions with naturalness arguments is nothing more than circular reasoning and you “get out what you put in” and “naturalness arguments can therefore always be amended to give whatever result you want.“

So, Ms. Hossenfelder is warning her colleagues that what they are doing is charlatanism because they invented an argument and called it “naturalness” but this argument is nothing more than circular reasoning that lets them obtain whatever results they want. This is really a damning accusation.

So far, I did not hear a physicist replying to Ms. Hossenfelder and denying that naturalness argument is circular. That’s why these physicists are charlatans.

I’m not using the word charlatan lightly. In any other professional field where practitioners must obey professional and ethical rules such charlatanism will not be allowed. But physics is an unregulated professional field and physicists know this, they know it’s anything goes, no regulations, no responsibilities, so they break all the rules of logic and all the rules of reasoning and no one questions their silly philosophizing and childish arguments. That’s why I say that academic physics is not science, it is legal. In legal, whatever is legal is true. If circular reasoning is legal, then no physicist will question a circular reasoning. On the contrary, he will also use circular reasoning to further his own pet speculations.

Physics is an unregulated and corrupt professional field. It is unregulated because physicists have no customers. The government has no incentive to regulate physics. On the contrary, the government likes and uses absurd scenarios invented by physicists because these scenarios justify the building of outrageously expensive Big Physics projects in the name of making discoveries in “fundamental” physics. It’s a charade played by the governments and physicists. Physicists work for the government anyway. Either directly, in Big Physics projects or indirectly through grants obtained by way of universities.

Ms. Hossenfelder is just scratching the surface, the corruption in physics is endemic, it’s in the culture, it’s chronic, acute and traditional. This becomes obvious when we realize who these people who call themselves physicists are. They are the current practitioners of the oldest profession in the world, scholasticism. A physicist is a scholastic Doctor of Philosophy. That’s a physicist’s true professional title. These are the same people who used to write De Motu’s in Latin in the same European universities in the middle ages and produced countless commentaries on commentaries on Aristotle. Now only the names changed. Now the commentaries are on Einstein and De Motu’s turned into papers on all kinds of forces and particles. The new Latin is mathematics or as used in physics, mathematicism, a pidgin mathematics with zero rigor, that acts only as false witness to physicist’s doctrines. It’s all academic. Even experiments are academic. They all give null results. Academic means null. It would be so funny if this weren’t so tragic.

Notlar:

— I know scholasticism is not the oldest profession in the world. It is the penultimate oldest profession but I didn’t want to get that pretentious.

— These are the the referenced articles, by Sabine Hossenfelder, A philosopher’s take on “naturalness” in particle physicsThe Multiworse Is Coming

— Lisa Randall is a radical Big Bangist who pretends to know the entire lifetime of everything that exists because Hubble observed that 24 galaxies appeared to going away from the Earth. 24 galaxies!! Lisa Randall is a charlatan who wants us to believe that 24 galaxies constitute a representative sample of the whole. This is a joke. I would have said arrogance but this is not arrogance, this is charlatanism.

— What is circular reasoning? “The fallacy of circular argument, known as petitio principii (“begging the question”), occurs when the premises presume, openly or covertly, the very conclusion that is to be demonstrated.”

— Ms. Hossenfelder being a metaphorical dinghy against the physics behemoth is mentioned here.

Naturalness in particle physics

This is a philosophical topic. The professional title of the person who writes about “naturalness” does not change the fact that the topic is a philosophical topic. The topic is philosophical and it is independent of the professional title of the person who writes about this topic. If the person who writes about naturalness in particle physics is a physicist this does not make the topic physics but makes the physicist a philosopher.

Sabine Hossenfelder writes that “naturalness, [is] an idea that has become a prominent doctrine in particle physics. In brief, naturalness requires that a theory’s dimensionless parameters should be close to 1, unless there is an explanation why they are not. […] Assuming a probability distribution for the parameters at high energies, you can then quantify the likelihood of finding a theory with the parameters we do observe. If the likelihood is small, the theory is said to be “unnatural” or “finetuned”. The mass of the Higgs-boson is unnatural in this sense, so is the cosmological constant, and the theta-parameter.”

So physicists need to invent philosophical mumbo jumbo in order to call that old ad hoc term, the cosmological constant, “unnatural.” What can be more pathetic than physicists discussing this ad hoc term they dubbed “cosmological” and “constant” for over a century. Cosmological constant is neither cosmological nor a constant but an ad hoc parameter. These physicists, don’t they have anything more substantial to discuss?

The second, and newer, type of naturalness, is based on the idea that our universe is one of infinitely many that together make up a “multiverse.” In this case, if you assume a probability distribution over the universes, you can calculate the likelihood of finding the parameters we observe. Again, if that comes out to be unlikely, the theory is called “unnatural.” This approach has so far not been pursued much. Particle physicists therefore hope that the standard model may turn out to be natural in this new way.

Physicists discuss naturalness of theories they invent by assuming that “our universe is one of infinitely many that together make up a “multiverse.” Why? “In this case, if you assume a probability distribution over the universes, you can calculate the likelihood of finding the parameters we observe. Again, if that comes out to be unlikely, the theory is called ‘unnatural.'”

Not sure if this is a parody of philosophy or if it is a parody of physics. I guess this is what happens if people who spend their education –a very long education, about 25 years– to study how to solve differential equations and make calculations by using 18th century methods and spending years and years learning data analysis techniques and bad programming but study zero –yes, zero– hours of philosophy but when they grow up and start writing papers they write bad philosophy or physicophilosophical mumbo jumbo and call it physics! These physicists are real jokes. Their professional title is Doctor of Philosophy but their knowledge of philosophy is nada, zilch. For a physicist philosophy is any topic that falls outside of legal physics tropes he is familiar with. Their professional titles should really be “Doctors of Data Reduction and Calculation”. Because this is what they learn to do. Even their philosophy is about calculation. To find out if a theory they invented is natural they compute some probability in potential hypothetical universes that may exist only to make the theories they invented natural.

Well, I have to give credit to Sabine Hossenfelder. I was writing the above as I was reading her article paragraph by paragraph but then I saw that she ridicules and destroys these naturalness arguments so eloquently that I cannot hope to match even if clones of myself wrote about the topic in infinity of multiverses for infinity of time dimensions invented by Lisa Randalls of physics.

Ms. Hossenfelder writes: “The biggest problem, however, is the same for both types of naturalness: You don’t have the probability distribution and no way of obtaining it because it’s a distribution over an experimentally inaccessible space. To quantify naturalness, you therefore have to postulate a distribution, but that has the consequence that you merely get out what you put in. Naturalness arguments can therefore always be amended to give whatever result you want.

Damn these phyisicists! They are not only sharlatans but they are crooks too:

“And that really is the gist of the current trend. The LHC data has shown that the naturalness arguments that particle physicists relied on did not work. But instead of changing their methods of theory-development, they adjust their criteria of naturalness to accommodate the data. This will not lead to better predictions.”

***

How did this happen? How did we allow these crooks corrupt the old science of physics into this state of corruption? Who is responsible? What can we do to cleanse academic physics from these useless and unnaturally bad philosophers who posture as physicists?

***

But this is not over. The charlatanism in physics hit the fan long time ago:

“You see what is happening here. Conjecturing a multiverse of any type (string landscape or eternal inflation or what have you) is useless. It doesn’t explain anything and you can’t calculate anything with it. But once you add a probability distribution on that multiverse, you can make calculations. Those calculations are math you can publish. And those publications you can later refer to in proposals read by people who can’t decipher the math. Mission accomplished.

“The reason this cycle of empty predictions continues is that everyone involved only stands to benefit. From the particle physicist who write the papers to those who review the papers to those who cite the papers, everyone wants more funding for particle physics, so everyone plays along.”

Academic physicists especially theoretical so called physicists are a bunch of corrupt academic opportunists, it looks like.

Notlar:

— These are the the referenced articles, by Sabine Hossenfelder, A philosopher’s take on “naturalness” in particle physicsThe Multiworse Is Coming