Filozof kedi Niçe’nin Tüzel Varlıklar Kuramı’na Giriş’i

Tarih bireyin Tüzel Varlık’la mücadelesinin hikayesidir.

Tüzel Varlık nedir? Kedi Devrimi adlı kitabımda filozof kedi Niçe, devrimci kedi Çe’ye Tüzel Varlık’ın ne olduğunu detaylı olarak açıklamıştır. O bölümü olduğu gibi kopyalıyorum.

***

6 – Niçe’nin Çe’ye öğütleri

Niçe yeni bir varlık tipi tanımlamıştır: Tüzel Organizma. Bu varlığın en önemli özelliği insanların efendisi olmasıdır. Niçe Çe’ye Tüzel Organizmayı incelemesini ve iyice anlamasını öğütler çünkü insanlarla olan savaşında istese de istemese de İnsanların Efendisi karşısına çıkacaktır. İşte Niçe’nin bir rakı sofrasında Çe’ye söyledikleri.

– Çok değerli dostum Niçe. Devrimin kuramsal temellerini uzun yıllar önce atan sensin. Belirlediğin yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Kedilerin özgürlüğüne içelim!

– Devrime kendini adamış yoldaş Çe! Kedileri insan egemenliğinden kurtarmak için giriştiğin bu kutsal mücadelede benim mütevazi fikirlerimin de bir yeri varsa ne mutlu bana. Kedilerin özgürlüğü hiç ölmeyecek bir tutkudur benim için, bundan şüphen olmasın, ama en son araştırmalarım kedilerin insanlara karşı tek vücut olup başkaldırmalarının imkansız olduğunu gösteriyor. Yine de kedilerin özgürlüğüne!

– Biz imkansızı başarmak için bu yola baş koymuşuz. Devrimi inananlar yapar.

– Devrimi inananlar başlatabilir fakat düzenin sahipleri bitirir. Bu kural değişmez. Düzene karşı yapılan hiç bir devrim düzeni değiştirmeyi başaramamıştır. Düzen değişmez ismi değişir.

– Fransız devrimi?

– İsim değişikliğidir. Nereye saldıracağını bilemeyen aç ve şaşkın bir güruh devrim adına bir binaya saldırmıştır. Düzenin sahipleri yeni bir slogan yazıp düzenin markasını değiştirmişler ve devrimin başarı ile sonuçlandığını söyleyip o günü bayram ilan etmişlerdir. Halk istediğini aldığını zannedip evlerine dönmüştür. Düzenin verdiği tek taviz halkın kölelik takvimine bir tatil günü eklemek olmuştur. Dökülen onca kan ve sepetlere düşen kafalar yeni bir tatil günü için miydi?

– Devrimin halka bir faydası olmamıştır diyorsun.

– Devrimden önce pasta yiyemeyenler devrimden sonra da yiyememişlerdir. Çe, vazgeç bu devrim sevdasından. Devrim işlevini yitirmiş bir değişim aracıdır. Devrimin hedefinin açıkça tanımlanabildiği zamanlarda bile, yani krallara ve tiranlara karşı yapıldığı zamanlarda bile, devrim başarılı olamamıştır. Bugün iktidar küreseldir, bir yerde değil her yerdedir, yani hiç bir yerde değildir.

– Bahsettiğin bu devrim iktidara karşı yapılan eski tip devrimdir. Bu devrimlerin amacı iktidarı ele geçirip halkın yönetim biçimini değiştirmektir. Kedi devrimi ise gerçek anlamda bir halk devrimidir. Bir cins devrimidir. Başka bir cinsin kontrolünde olan doğal haklarımızı kendi cinsimizin kontrolüne geçireceğiz. Tek amaç kedileri insanların sömürüsünden kurtarmaktır. İnsanların devrim dediği şey aslında hiç bitmeyen iç savaşlarında birikmiş kinlerin patladığı noktalardır. Kedi devrimi ise bir cinsin ortak düşmanına karşı tek vücut ve tek kafa olup özgürlük savaşı vermesidir. Bu zaten senin temel öğretin değil mi?

– Evet Çe. Devrimin anlamını çok iyi kavradığını görüyorum. Biz kediler insanlardan çok ileri bir bilinçlenme düzeyindeyiz. Onlar henüz ne bir efendileri olduğunun ve ne de ona karşı savaşabileceklerinin bilincine varmışlardır.

– İnsanlar en büyük düşmanları olan ve onları kırıp geçiren virüslere karşı bile tek vücut olup savaşamıyorlar.

– Eğer bir asteroid dünya ile çarpışma yörüngesinde olsa bu kadar kesin bir ortak tehdit karşısında bile insanlar iç savaşlarını ve kan davalarını unutup cinslerini tehdit eden ortak tehlikeye karşı savaşmazlar.

– İç savaşları ve kan davaları insanların en eski alışkanlıklarıdır. Bir bireyin alışkanlığını kırması zordur. Bir toplumun alışkanlığını kırması hemen hemen imkansızdır.

– Çe, ne virüs ne de asteroid insanların efendisidir. Onlara karşı yapılan mücadeleye özgürlük savaşı denemez. Bir cinsin özgürlüğü tek vücut olmadan kazanılamaz.

– Bizim birleşebilmemiz için her şeyden önce yeryüzüne yayılmış soydaşlarımızın özgürlük bilincine ermeleri gerekir.

– Özgürlük Cemiyeti bu konuda uzun zamandır çalışmalar yapıyor. Temasların faydalı oldu mu?

– Cemiyetin devrime katkısı olamıyacağını anlamış oldum. Uzayıp giden toplantılarda özgürlük üstüne yöntem tartışmaları yapmak bana göre değil. Ben bir eylem kedisiyim.

– Özgürlük bireye has bir özelliktir. Kurumlar birey olmadıkları için özgürlük nedir bilmezler. Kendi özgürlük nedir bilmeyen de özgürlük için savaşmaz.

– Savaşanların önünde de istemeden de olsa bir engel teşkil eder diye düşünüyorum.

– Bu gibi cemiyetler ve partiler yeni nesillerin devrime katılmalarını engeller. Devrim adına yayınladıkları broşürler ve kitaplarla gençleri kendi saflarına çekerler. Yeni katılanlar devrim için çalışmak yerine cemiyetin nasıl çalıştığını öğrenirler ve hiyerarşide tırmanmayı devrime en önemli katkıları olarak görmeye başlarlar. Cemiyetin tek amacı da zaten yeni üyeler devşirip kendi varlığını ilelebed sürdürmektir.

– Hipatya okulculuktan ne kadar nefret ettiğini söylemişti.

– Bir davanın gerçekleşmesini engellemenin en kolay yolu onu okullaştırmaktır.

– Zaten kedilerin zaferi bu cemiyetin sonu olurdu. Hiç bir bürokrasi amacına ulaşıp kendini fesetmek istemez.

– Seninle gurur duyuyorum Çe. Kurumsallaşmanın bireysel özgürlüğün en büyük düşmanı olduğunu bu kadar açık olarak anlayıp red etmen çok ümit verici. Devrimin kariyerci bürokratlara değil senin gibi bağımsız bireylere ihtiyacı var. Bu aşamada yapman gereken kedi ve insan toplumlarının alt yapısını ve açık ve gizli güçlerini incelemek ve anlamak olmalıdır.

– Akademik incelemeleri Cemiyet üyelerine bırakıyorum. Gözlemlerim bana kedilerin insanların sömürgesi olarak yaşadıklarını kesin olarak gösteriyor. Bu gerçeği daha fazla tartışmaya gerek yok. Şimdi eylem zamanı. Hiç vakit geçirmeden harekete geçip kölelikten kurtulmamız gerekiyor.

– Çe, dünyada milyonlarca kedi var. Bu kedilerin çoğu evcilleşip insanlaşmışlardır. Onların barınak, beslenme ve sıhhat gibi temel sorunları yoktur.

– Ve en güzeli de yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmaları gerekmiyor.

– Evet, insanlar onların bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu güvenli yaşam karşılığı kediler üreme, düşünme ve hareket özgürlüklerinden vazgeçiyorlar. Özgürlüklerini kaybetmiş kediler insan evlerinde süs eşyası olarak yaşıyorlar.

– Acaba onlar kendilerini süs eşyası olarak görüyorlar mı?

– Bu konuda kafa yorduklarını zannetmiyorum. Evcilleşmiş kedilerin tek istediği karınlarını mama ile doldurup uyumak ve tatlı rüyalarla kendilerinden geçmektir. Onlar senin özgürlük dediğin şeyi anlayamazlar. Anlasalar bile istemezler özgür yaşamayı.

– Özgürlük bizim genlerimizde var.

– Bir özgürlük geni varsa ben bilmiyorum ama senin vaad ettiğin özgür hayat onların evcil hayatlarından daha iyi değil ki. Özgürlüğü seçerlerse mamaları için çalışmaları gerekeceğini onlara anlatamazsın.

– Alın teriyle kazanılmış mamanın tadını tattıklarında onlar da özgür olmak isteyeceklerdir.

– Evin rahatlığını ve güvenini bırakmalarını nasıl isteyeceksin?

– Rahat özgürlüğün bittiği yerde başlar.

– Özgürlük adına sokağa düşen bu kediler yazın sıcaktan bunalacak, kışın soğuktan donacak ve uyku saatleri altüst olacaktır. Diğer özgür ve aç kedilerle bir parça insan artığı için kavga edeceklerdir. Çoğu özgürlüğün tadına varamadan açlıktan ölecektir. Değer mi soyut bir özgürlük kavramı için?

– Onlar devrimin kurtardığı ilk kuşak olarak tarihe geçeceklerdir. Dava uğruna bazılarının şehit düşeceği bir gerçektir. Devrimden sonra onların onurlarına gösterişli anıtlar dikilecektir, bundan şüphen olmasın.

– Daha gerçekçi olarak, bu zavallı kediler rahat evlerinden ‘kurtulunca’ kendilerini leş kokan ara sokaklarda sıçanlarla beraber çöplükleri karıştırırken bulacaklardır.

– Olabilir. Ama bu geçeci bir durumdur. Özgürlük insanlardan tam bağımsız doğa içinde yaşamak demektir.

– Efsanevi dev kediler gibi özgür ve bağımsız . . .

– Dev kediler efsanevi değildir. Onlar kedilerin egemen olduğu uzak bir diyarda insanlardan tam bağımsız yaşarlar. Oradaki bütün varlıklar miyavlamak yerine kükreyen dev kediyi kralları olarak tanırlar.

– Çe, belki böyle bir diyar ve egemen dev kediler vardır, bilemem, ama mitoloji ve tarihi ayrı tutmalısın. Bilimsel düşünce bunu gerektirir. Dev kedilerin varlığı mitoloji ile karışmıştır oysa bizim tarihimiz bilimsel olarak araştırılmış ve yazılmıştır.

– Tarih akademik bir daldır. Devrime katkısı mitolojiden bile azdır. Biz bilimsel devrim değil hak devrimi yapıyoruz. Hakkımızı alana kadar da savaşacağız. Savaştığımız yer bugündür, tarih değil.

– Bugünkü duruma nasıl geldiğimizi anlamak için tarih yararlı olacaktır. Tarihimizin dönüm noktası binlerce yıl önce atalarımızın insanlarla yaptığı anlaşmadır.

– Nasıl imzalamışız ki biz bu anlaşmayı?

– Ne yazılı ne de sözlü olan bu anlaşma iki tarafın birbirlerini sevmelerinden doğmuş doğal bir anlaşmadır. Kediler insanların buğdayını çalan fareleri avlamışlar insanlar da kedilere evlerinin kapısını açmışlardır. Eşit tarafların ortak menfaatleri için gerçekleştirdiği tarihteki en güzel dostluk anlaşmalarından biridir bu.

– İnsanların sözlerini tutacaklarını varsayıp onlara güvenmek saflık olmuş. Bu günkü durum insanların anlaşmayı tek taraflı olarak değiştirdiklerini gösteriyor.

– Bahsettiğin değişiklik insanların tarım devrimini gerçekleştirmelerinin sonucudur. Tarım devriminden sonra insanlar yaşadıkları doğal ortamı bırakıp kurdukları şehirlere taşınmışlardır. Şehir sadece ikamet ve ticaret merkezi olarak düşünülmüş ve hayvanlar ve tarım kırsal bölgede kalmıştır. Artık kedilerin avcılığına ihtiyaçları kalmadığı halde insanlar bu iyi dostlarını beraberlerinde şehirlere taşımışlardır.

– İşlevini yitiren her şey gibi kedilerin de süs eşyasına dönüşmesi kaçınılmazdı herhalde.

– Evet. Şehirlerde dar mekanlarda istiflenmiş olarak yaşamaya çalışan insanlar bu canlı süs eşyalarının yavrulamalarını da kısıtlamak istemişlerdir.

– Kısırlaştırmak kısıtlamak değil vahşettir. Soykırımdır. İnsanların diğer bir varlığa kendi zevklerini tatmin etmek için yaptığı bu vahşiliğe isyan etmemek imkansız. Üreme özgürlüğümüz en doğal hakkımızdır.

– Özgürce ve doğasına uygun olarak üremek her varlığın hakkıdır. İnsanlar diğer bir cinsin çift kurma ve üreme özgürlüğünü hunharca yok ederler ama kendileri de üreme özgürlüklerini evcilleşmeleri sürecinde kaybetmişlerdir. İnsan soyunun başına gelen en ağır felaketlerden biridir bu.

– Doğa tanrısı onları kedilere yaptıkları için cezalandırmıştır belki de.

– Doğa tanrısı, eğer varsa, insanların tanrısı gibi intikam alıcı mıdır, bilmiyorum, intikam doğal değil de hukuki bir kavramdır ya. Her neyse, bu şehirleşme hem insanların hem de kedilerin geleceklerini tanımlayan bir değişim olmuştur. Doğadan izole edilmiş evlerinde insanlar kedilerini insan gibi yaşamaya zorlamışlardır. Böylece kediler insanlaşmış ve kendilerine yabancılaşmışlardır. Çünkü onların insan vucudu olmadığı halde insan gibi yaşamaları istenmiştir.

– Şehirler insanları da yabancılaştırmış. Romanlarda en çok işlenmiş konulardan biridir yabancılaşma.

– Çok doğal değil mi? Roman yabancılaşan insanın icadıdır. İnsan birey kavramına bilinçlenince varlığını o zamana kadar tanımlamış olan aile ve toplum gibi organizmaların dışında ve onlardan bağımsız varolabileceğini keşfetmiştir. Kendi kendini tanımlayıp evrende tek bir birey olarak varolabileceğini – yani özgürlüğünü – keşfeden insan eski toplumsal kendine yabancılaşmıştır.

– Bir gruba bağlı olmadan özgür bireyler olabileceklerini insanlar daha yeni anlamış. Biz ise bir gruba bağlanmayı suya batmak kadar itici buluruz.

– Gruplar dışında özgür yaşamak insanlara hep korkunç gelmiştir. Sürüden ayrılanı kurt kapar der dinleri. Sürünün sahipleri de sürüden ayrı düşüneni sürünün kurtlara satmasını ister. Özgür olma ile bir gruba ait olma çelişkisinin farkına varan yabancılmış insan da romanı icad edip yabancılaşmasını kendine yansıtır ki görebilsin. Yalnızlığını veya yalnız olamayışını ve evcilliğin verdiği mutluluk ile özgürlüğün kuramsal hazzı arasında kararsız kalışını romanlarda anlatır kendine. Sen de, Çe, Hipatya’nın evcil mutluluğu ile senin özgürlük hasretini karşılaştırmıyor musun bazen. Benim yerim neresi diye sormuyor musun?

– Niçe, özgürlük bir yer mi sence? Hipatya evinde özgür ben evsizliğimde.

– Evlerinde yaşayan kedilerin insanların gözünde özel bir yeri vardır. At ve eşek gibi hayvanların emeklerini sömüren insanlar kedilerin emeğine saygı duyarlar ve onları çalıştırmazlar. Kediler onlara özgür yaşadıkları zamanları hatırlatır.

– İnsanlar da özgürlüklerini evcilleşince kaybettiler demiştin.

– Kediler nasıl insanlarla bir anlaşma yapmışlarsa insanlar da görünmez bir organizma ile benzer bir anlaşma yapmışlardır. Bu organizmaya Tüzel Organizma denir.

– Bence bu varlığın ismi Niçe tipi organizma olmalı. Bu artık senin adınla özdeşleşmiş bir buluş. Bu konuyu senden dinlemek çok onur verici. Peki bu organizma artık görünmez olmadığının ve tanımlandığının farkında mı?

– Hayır değil. Bu organizmayı insanlar yaşayan bir varlık olarak algılayabildikleri zaman ona bir isim koyacaklardır. O zaman onu efendileri olarak tanıyıp ondan korkacaklardır. Henüz onu göremedikleri için adı yok insanlar arasında.

– Belki ismi olmadığı için göremiyorlar. Yüzlerce kırmızı vardır ama sadece ressamlar görür onları çünkü isimlerini bilirler.

– Doğrudur. Sen kedi cinsinin insanların egemenliği altında yaşadığının farkındasın. İnsanlar ise Tüzel Organizmanın kölesi olduklarının bilincinde değiller. Ama bir insan yavrusu ile bir kedi yavrusunu karşılaştırırsak ikisinin de köleliğe doğmuş olduğunu görürüz.

– Evet, ikisinin de doğal özgürlükleri kendilerine değil de doğdukları yerin sahibine aittir. Kedi insan evine doğar, insan da bir bayrak devletinin topraklarına.

– Bir evde doğan kedinin özgür olup olmama seçimi kendisine bırakılmaz. O özgür değildir. Doğal hakları sahibinin kontrolü altındadır. Devrimin amacı bu yeni doğmuş yavruya doğal hakları olan özgürlüklere sahip çıkma özgürlüğü vermek olmalıdır.

– Devrim gösterdiğin bu hedefe ulaşacaktır.

– Sahibi yeni doğan kediyi yaşı gelince veterinere götürür ve ameliyat ettirir. Bu hayati karar kedinin fikri alınmadan uygulanır. Sahibi ona hür yaşamak isteyip istemediğini de sormaz. Ona ev terbiyesi vererek evcilleştirir ve ehlileştirir. Cinsine has hijyen kurallarını annesinden öğrenen yavru evde uyması gereken tuvalet kurallarını insanlardan öğrenir.

– Cinsimize karşı işlenmiş bir suç bu.

– İnsan yavrusuna gelince. Anne baba Tüzel Organizmanın himayesinde yaşayan kölelerdir. Onlar da doğduklarında ebeveynleri tarafından köleliğe satılmışlar ve özgür yaşamı hiç bilememişlerdir.

– İnsanlar nasıl köleliğe satılır?

– Törenler ve ritüellerle. Anne baba yeni doğmuş yavrularını Organizmanın kölelik veritabanına kayıt ettirirler ve ona bir kölelik numarası alırlar. Artık o insan değil bir sayıdır.

– Organizma insanı sayı olarak görür diyebilir miyiz?

– Diyebiliriz. Organizmanın kölesine verdiği değer bir sayıya verilen değerden fazla değildir. Sen bir kağıda yazdığın bir sayıyı sildiğinde ne kadar üzülürsen Organizma da kendi savaşlarında bir hiç uğruna öldürttüğü insanların kölelik numaralarını veritabanından silerken o kadar üzülür.

– İnsanlar köleliklerini neden sorgulamaz?

– Farkında değiller ki. Organizma onlara dünyanın efendisi olduklarını ve bu evrenin onlar için yaratıldığını söyler. Kölelik geleneği binlerce yıldır devam ettiği için insanlar bu hallerini bir doğa kanunu zannederler. Başka bir yaşam tarzı bilmedikleri için köleliklerini sorgulamak akıllarına gelmez. Özgür yaşadıkları zamanlar o kadar eskilerde kalmıştır ki özgürlüğünü hatırlayan yoktur.

– Bu toplu hafıza kaybı bizim için de geçerli fakat kedi anne insan anne gibi yavrusunu bile bile köleliğe satmaz, yavrusu ondan zorla koparılıp alınır.

– İnsan anne doğal annelik içgüdülerini kaybetmiştir. Kendi cinsine ihanet eden bir suçludur o. Yavrusunun hakkı olan bütün doğal özgürlüklerini Organizmaya acımasızca satar. Yavrusunu insan yapan en önemli özelliği olan düşünce özgürlüğünü de üyesi olduğu marka dinine satar.

– Bizde din denen sömürücünün olmaması bir avantaj olmalı.

– Din insanlara Organizmanın bir görüntüsü olarak belirir. Her insan malı olduğu din ve onun çalışanlarına korku ile karışık bir çeşit saygı duyar. Anne yavrulayınca yavrusunu din çalışanına teslim etmeyi bir görev bilir. Bu din çalışanı da bir ritüelle yavruyu Organizmanın malı ilan eder. Bu rituel hayatı boyunca Organizmanın yavruya uygulayacağı çeşit çeşit işkencelerin ilkidir.

– Nasıl yani?

– İnsanların dinleri çeşit çeşittir, Hristiyanlık denen dinlerden birinde bu rituel şöyle yapılır. Anne baba yavrularını törenin yapılacağı marka dininin sembolleri ile süslenmiş ve özel bir mimarisi olan yapıya götürür. Orada tam teşekkül merasim uniforması giymiş bir görevli onları karşılar. Binayı süsleyen markalar, logolar ve semboller görevlinin kaftanına ve kukuletasına da işlenmiştir. Anne baba böyle markalı uniformalara çok değer verirler. Özel arabalarını bile üzerine arabalarının markasının ve logosunun işlendiği tulumlar giymiş işçilerin çalıştığı garajlara bakıma götürmeye özen gösterirler. Bu özel tulumlar giymiş insanlar arabanın yağını değiştirirse arabanın mutlu olacağına ve daha iyi çalışacağına inanırlar. Anne baba din görevlisinin uniformasının da törenin başarısı için gerekli olduğuna inanırlar. Bazı ön hazırlıklar ve ayinlerden sonra küresel din çalışanı ölü bir dilden tekerlemeler mırıldanmaya başlar ve yavrunun üstündekileri çıkartıp onu ayaklarından tuttuğu gibi tepetaklak bir kova suya batırır.

– Olamaz! İğrenç! Bu ne vahşet! Küçücük bir yavruya nasıl böyle bir işkence yapılır!

– Bir değil, iki değil, üç değil, beş değil, tam yedi kere batırır çıkarır ve yavrunun kafasını her defasında suda biraz daha uzun tutar, biraz su yutması sevaptır der. Zavallı yavru suda boğulacağını düşünüp avazı çıktığı kadar ağlar.

– Zavallı yavru!

– Henüz insan dilinden anlamayan yavruya bu yolla ilk kölelik dersi verilmiş olur. Efendisi Organizma ona “bana karşı çıkacak olursan başına gelecekleri bil” demektedir. Yavru geçirdiğı bu travmayı hayatı boyunca hatırlar ve ne zaman marka dininin yasalarını sorgulamayı düşünse korkar ve vazgeçer.

– İnsanların kölelik durumu öyle ilerlemiş bir safhada ki onlar yavrularına bu işkence yapılırken bakabiliyorlar. İçleri cız etmez mi?

– Etmez. Yaptıkları ile gurur duyarlar. Yüce bir varlığa hizmet ettiklerine inanırlar. Kendileri de bu rituelden geçtikleri için onu bir insanlık geleneği zannederler.

– Kölelikten kafaları çürümüş insanların. Ya bu işkenceyi kedi yavrularına da uygulamaya başlarlarsa.

– Yapmazlar. Bu suya batırma töreni insanlarla o din markası arasında olan bir ilişkidir. Din organizması insanlardan çok daha akıllı olduğu için köleleştirme işlemlerini insanlara özel, onları yücelten ve tanrılara sevdiren çok eski insanlık gelenekleri olarak sunar ve insanlar da kanar buna. Aynı tören kedi yavrularına da uygulansa insanlara özel olmazdı. Zaten din markalaştırdığı ritüelleri korur ve anlamlarının sulandırılmasına izin vermez.

– Bu organizmaya akıllı dedin. Akıllı olmayı insanlar kendilerine has bir özellik diye düşünürler. Nasıl oluyor da bu organizma akıllı olabiliyor? Mecazi anlamda mı?

– Hayır. Akıllı olmak için vücudu olmak gerekmiyor. İnsanlar bir organlarının akıl diğerinin de aşk merkezi olduğunu sanacak kadar tıpda geri kalmışlardır. Bunun sebebi insanların kendi vücudlarının bilimsel olarak incelenmesini bile Organizmanın kontrölüne bırakmış olmalarıdır. Organizma da insanların menfaatini değil kendi menfaatini düşünür ve onların iyi olmalarını değil mümkün olduğu kadar uzun süre hasta kalmalarını ister ve onlara ilaç satar durur.

– Zavallı insanlar, çok akıllı olmadıkları belli . . .

– İnsanların anladığı anlamda akıllı olmak için vücudu olmak gerekmez, yazıyı kullanmasını bilmek yeter ve Organizma da yazıyı kullanabiliyor. Ama Organizmayı insanlara göre akıllı yapan onun insan bireyine göre ölümsüz olmasıdır. İnsan kuşakları doğar, yaşar, inanır ve ölür fakat Organizma yaşamaya devam eder. Organizma insanları nasıl kullanacağını en ince detaylarına kadar geliştirip kanunlaştırmıştır. Unutma ki insanları eğiten de bu din organizması ve onun seküler şekli olan okullardır. Din eğittiği insanlara dinin kölesi olmanın insanların erişebileceği en yüksek mertebe olduğunu öğretir.

– İnsanların kedileri insanlık kuralları ile eğitmeleri gibi. Peki yeni doğmuş bir yavruyu bir kova suya batırarak tanrılara bahşedildiğine insanlar gerçekten inanır mı?

– İnanırlar. Tanrıya inanmasalar bile anne baba yavrularını marka dinine satınca bu kurumun onu bu dünyada ve ölümden sonra koruyacağına inanırlar. Daha önemlisi insanlar bu törenin tanrılarla alakası olmadığını ve Organizmanın yavrularını kendi malı yapma töreni olduğunu göremezler.

– Yavrunun eğitiminde annenin sözü hiç mi geçmez?

– Din ve bayrak devletinin endoktrinasyon işini anneye bırakmayacaklarını tahmin edersin. Bir dinin malı olmuş insanlar o dinin kurallarına kayıtsız şartsız uymak mecburiyetindedirler. Bu kurallar çok çeşitlidir ve insanların yaşamlarının her boyutunu kapsar. Mesela, en büyük iki marka dininde erkek yavrunun üreme organının bir parçası tasarım bozukluğu olarak görülür ve kesilerek tanrılara adanır.

– Bu da insanların ne kadar geri zekalı olduğunu ispatlar.

– Geri zekalılıktan çok insan bireyinin Organizmanın alışkanlıklarını kırmaktaki güçsüzlüğünü ispatlar. Daha da ilginci insanlar tanrıları ile olan anlaşmalarını bu şekilde eski usül, yani yazı öncesi, kan anlaşması olarak imzaladıklarını söylerler. Daha doğrusu insanları tanrı adına sömüren ve tanrıların dünya üzerindeki tek ve meşru temsilcileri olduklarını iddia eden taşaronların propagandası öyle der insanlar da inanır.

– Böyle bir geleneğin binlerce yıldır devam ediyor olması insanların köleliklerini ne kadar sevdiklerini ispatlar.

– Organizmanın kendisini insanlara tanrı diye tanıtması ve onlarla olan anlaşmasını onların üreme organlarını sakatlayarak imzalamalarını istemesi insanların köleliğinin üreme ve cinsellik özgürlüklerini kaybetmeleri ile ilgili olduğunu gösteriyor.

– Sence bu Organizma sapık mı? Böyle sapıkça bir şey istiyor kölelerinden.

– Hayır. Onun vücudu yok. Sapıklık diye bir kavramı sadece teorik olarak bilebilir. Organizma insanların zayıf noktalarını biliyor ve onları amaçlarına ulaşmak için kullanıyor.

– Organizmanın insanlarla yaptığı anlaşma insanların bizle yaptığı anlaşmadan daha kötü bence.

– Evet. Organizmanın insanlarla yaptığı anlaşma insanların emekçi hayvanlarla yaptığı ve sömürüye dayanan anlaşmaya benziyor. Organizmanın vaad ettiği rahat ve eğlence dolu hayat için insanlar Organizmanın boyunduruğu altında kölelik yapmayı kabul ediyorlar ve doğal hakları olan bütün özgürlüklerden vazgeçiyorlar. Çalışamaz hale gelince de Organizma onları acımasızca çöpe atıyor.

– Acımasızca çünkü acıma hissi zaten yok . . .

– Acıma gibi hisler de vücudu olan varlıklara ait özellikler olduğu için Tüzel Organizmada yoktur. O ne acır, ne hisseder. İnsanların duygularına en ufak bir saygısı yoktur. Organizma insanlarla bizim farelerle oynadığımız gibi oynar.

– O zaman bu organizmayı yaşayan bir varlık olarak tanımak önemli olduğu gibi onun insan hisleri olmadığını anlamak da nasıl hareket edeceğini ve olaylara nasıl tepki vereceğini ve insanları nasıl kullandığını anlamak açısından önemli.

– Tabii. Mesela, insanlara savaş anlamsız gelir. Fakat, savaşın birbirlerine aşık organizmaların sevişmeleri olduğunu anlasa o zaman yeryüzünde neden savaş olduğunu anlardı. Ya da mesela, bir insan bir kedi yavrusunu annesinden çekip alınca acıma ve suçluluk hisleri duyabilir fakat bayrak ve takke insan yavrusunu annesinin elinden küçük yaşta alınca hiç bir şey hissetmez.

– Takke derken dini kastettin herhalde.

– Evet. Nedense din organizmasının takke ve cüppe fetişi vardır. Çalışanlarına gülünç kıyafetler giydirerek onları diğer insanlardan ayırır. Din markalaşmasını kıyafet yoluyla yapar.

– Ve daha önce de bahsettiğimiz gibi bu kıyafetler semboller ve logolarla işlenmiştir.

– Aynen öyle. Fakat insanların yücelttiği her sembolün altında pratik bir menfaat aramalısın. Cüppe giyip takke takmak insanların işine gelir çünkü onlar din çalışanları olarak ağır işler yapmaktan kurtulurlar, tarlalarda ve fabrikalarda çalışmak yerine yan gelir yatarlar. Bir sınıf olarak din çalışanları evcilleşmiş kedilere çok benzer çünkü onlar da doğal özgürlüklerini satıp güvenli ve boş vakti bol bir yaşam satın alırlar.

– Bir insan annenin yavrusunu kendi eli ile en büyük düşmanı olan bayrak devletine ve cüppeli rahiplere teslim etmesi ne kadar haince bir şey! Bir fare annenin yavrusunu bize getirip verdiğini düşün! İnsan anne nasıl bu kadar aptal olabilir?

– Organizmanın savaşlarından birinde öldürdüğü oğlunu tabutta görünce anne uyanır ve “ah keşke yavrumu Organizmaya vermeseydim” diye ağlar ama iş işten geçmiştir. Unutma ki anne Organizmanın yavrusuna uyguladığı eğitim denen organizmalaştırma sürecininden kendi de geçmiştir. Organizma onun için medeniyet temsilcisidir ve insanlardan ve kendisinden yüce bir kurumdur. O böyle görür. Eğitimin endoktrinasyon olduğunu anlayamaz. Üstelik Organizmanın düzeni anneyi ve yavrusunu korur. Anne Organizmaya karşı çıkmadıkça, yani düzenin içinde kurallara uygun olarak yaşadıkça, güvenli olacağına inanır.

– Eğitim Organizmanın yavruyu programlama süreci olmalı.

– Elbette. Eğitim sürecinde yavru organizmanın mutlak kontrolü altındandır. Eğitim sonunda yavru bütün doğal insan değerlerini kaybeder ve tanınmaz bir hale gelir. O artık Organizmanın eğlence diye bilinen propagandasını ve tüketim ürünlerini tüketmekle yükümlü bir organizmadır. Bunu da zaten isteyerek yapar çünkü eğitim onu eğlenceye bağımlı yapmıştır. O şimdi bir tüketicidir. İnsanlığı eğitim öncesinde kalmıştır.

– Fanatik tüketiciler oldukları için de insanlar sadece markaları algılayabilirler.

– Evet. Onlara marka olarak sunulmayan şeyleri tüketemezler. Bu şeylere kavramlar da dahildir.

– Felsefende markaya bu kadar önem vermenin sebebi bu olsa gerek. Hipatya eskiden tanrılaştırma denen olayın şimdiki markalaştırma olduğunu söylemişti.

– Tüketim mallarını üretenler aynı içeriği çeşitli markalar olarak paketleyip satarlar. Aynı içeriğin markasını değiştirip yeni diye de satarlar. Dinde ise eski makbul olduğu için markalaşmış eski alışkanlıklar çok değerlidir. Yavruları bir kova suya batırmak gibi.

– Tüketim bağımlılıkları olduğu için insanları yönetmek çok kolay olmalı.

– Eğlence en sevdikleri uyuşturucu ve uyarıcı olduğu için eğlence adı altında her türlü alışkanlığı insanlara programlamak mümkündür. Mesela insanlar eski zamanlarda birbirlerini öldürebileceklerini bilmezlerdi. Onlara bir insanı öldürmek bir insanı pişirip yemek kadar itici gelirdi. Fakat Organizma onlara birbirlerini öldürebileceklerini ve bundan zevk de alacaklarını gösterdi ve onları programladı. Ve halen de onlara birbirlerini nasıl öldürebileceklerini filimler yoluyla devamlı gösterir. İnsanlar eski devirlerde ortak alışkanlıklarını yakınlarındaki insanlardan alırken şimdi toplu olarak Organizmadan alırlar. Organizma insanlara insan değerleri ile programlayacağına onlara kendi değerleri ile programlar. Bu da insanları Organizmanın kölesi yapar. İnsanlıklarını kaybedip katillere ve para delisi tüketicilere dönüşen insanlar da özgürce ve insan olarak yaşadıkları eğitim öncesi çocukluklarını hatırlayp özlerler ve kedilerine bakıp “biz de bir zamanlar böyle özgürdük” diye ah çekerler.

– Organizmanın insanlarla kendi dilleri ile ilişki kurduğunu söylemiştin . . .

– Organizmanın insan anatomisi yoktur ama insanların yazılı dilini bilir ve onlarla bu dil aracılığı ile iletişim kurar. Fakat yazının asıl amacı iletişim kurmak değildir. Organizma yazıyı insanları ehlileştirmek ve sömürmek için yarattığı hukuk denen sistemi uygulamak için kullanır.

– Benim bildiğim hukuk karşısında her insan eşittir.

– Organizma insanlara hukukun eşit ve dengeli olduğu propagandasını yayar ama aslında hukuk organizmanın insanlar uzerindeki egemenliğini devam ettirmesini sağlayan en onemli araçtır.

– Nasıl?

– Hukuk tüzel organizmaların karakterinde vardır, adı üstünde onlar tüzeldir, hukuki bir anlaşma sonucunda varolmuşlardır. Onların vücutları yoktur, aşk nedir bilmezler. İnsanların özünde ise aşk vardır, hukuk yoktur. İnsanlar eskiden aşk anlaşması ile yaratılırlardı, şimdi artık insanların aşk özgürlükleri kalmamış yerini hukuk almıştır.

– Aşk yerine insanlar hukukla yönetiliyorlar.

– Organizma aşkı kötüler, bayağılaştırır ve mallaştırır. Aşkın tarafsız olmadığını, hukukun tarafsız olduğunu iddia eder. Aşkın yabanilik, hukukun medeniyet olduğunu söyler.

– Propaganda.

– Tabii. Aslında varlığını sürdürebilmesi için Organizma insanlara bağımlıdır. İnsanlar bunu bir anlasalar kölelikten kurtulurlardı. Organizmanın varlığını devam ettirebilmesi için insan kuşakları organizmanın alışkanlıklarının, yani düzen denen şeyin, içinden geçerler, kanın vücudda dolaşması gibi. Düzen içinden insanların nasıl geçeceklerini tanımlayan değerlendiren ve gerekirse cezalandıran bu kurallar sistemine hukuk der Organizma.

– Bu kuralları da Organizma kendi yazdığı için hukuk Organizmanın kendi menfaatlerini korur. Bizde hukuk yok.

– Yok. Bu sebepten biz insanlardan daha bağımsızız. Özümüz bağımsız bizim. Yaşamak için gruplar kurma ihtiyacımız yoktur. Tek ve birey olarak yaşarız. Bizim kadar bireysel özgürlüğüne bağlı başka bir varlık yoktur. Ne kanun yazarız ne de yazılı bir kanuna uyarız.

– Yazılı kanunlar olmayabilir ama sokak kanunları vardır ve evcil kedilerin uymaları gereken kurallar vardır.

– Vardır, ama her kediyi tanımlayan kendi alışkanlıklarıdır. İnsanların alışkanlıkları ise onlara toplu olarak Organizma tarafından programlanır. İnsanlar kendilerini sömüren bu insan olmayan fakat insansal olan organizmayı vücutsuz fakat yaşayan bir varlık olarak tanıyamadıkları için onun kölesi olduklarının farkında değildirler. Kedi devriminin ilk işi kedilere atalarının insanlarla yaptığı eski bir anlaşmanın bugünkü esirleri olduklarını onlara anlatmaktır. En önce efendilerini tanısınlar.

– İnsanlar çok gelişmiş bir iletişim ağına sahip oldukları için onlara bir bütün olarak ulaşmak yakın bir gelecekte pratik olarak mümkün olabilir. Mesela bütün insanlara aynı anda SMS mesajı yollamak mümkün olabilir. Bizim böyle bir ağımız yok.

– Eskiden insanların da yoktu. Misyoner denen din temsilcileri dünyayı dolaşıp insanları teker teker kendi dinlerine inandırmak için kandırmaya çalışırlardı.

– Kedi Ana gibi.

– Kedi Ana usta bir misyonerdir. Propaganda ve programlama işlerini iyi bilir. Belki senin de propaganda işine girip özgür yaşamanın faydalarını kedilere anlatman gerekecektir. Belki de kediler için bir marka dini yaratacaksın ve bu hayatta özgür fakat ızdırap içinde yaşamayı kabul ederlerse öteki dünyada istedikleri kadar kutu mama yiyip uyuyabileceklerini vaad edeceksin.

– Bu önerin etik değil.

– Tabiat etik değildir. Tabiatta varolan bir alışkanlığı değiştirmek istiyorsun. Başarıya ulaşmak için tabiyatta geçerli olan işlemi kullanmalısın.

– Bu işlem aşk değil mi? Hipatyadan öğrendim bunu artık.

– Evet. Tabiatın yöntemi aşktır yani sahtekarlık ve aldatmacadır. Görüntülerdir. Yani sahte tanımlamalardır. Yutturmacalardır. Aşkı anlamış olan kadınlar bunu ne kadar iyi bilir! Hele Hipatya! O bir aşk tanrıçasıdır.

– Hipatya’nın göründüğu gibi olmadığını mı söylemek istiyorsun?

– Orasına sen karar ver. Fakat tabiatın sahte görüntüler üstüne kurulduğunu anlamak için çiçeklere ve böceklere bakman yeter. Sen tabiat üstümüsün ki tabiatın kendi yöntemi ile değil de kendine göre uydurduğun etik, doğru ve moral, yani hukuki, bir yöntemle devrimi yapmayı düşünüyorsun.

– Hayır, tabiat üstü değilim.

– Kitlelerin bilinçlenmesinin sadece onları programlayarak yani aldatarak gerçekleşeceğini anlaman gerekir. İnsanların Efendisi bu gerçeği anladığı için binlerce yıldır bu kadar başarılı olmuştur.

– Maddesizlik felsefesinden bahsedemedik. Hipatya atomik maddecilik kuramının organizmanın kendi maddesiz varlığını insanlardan gizlemek için uydurduğu bir yalan olduğunu söyledi. Tabiatı her yönü ile ve her boyutta anlayabilmek için maddesizlik felsefeni anlamak gerektiğini söylüyor. Ne dersin?

– . . .

– Niçe . . . Niçe . . . Sızmış!

Filozof kedi Niçe’nin Tüzel Varlıklar Kuramı’na Giriş’i” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s