Evrim ve yaratıcı

Ali Sebetçi böyle bir paylaşım yapmış:

Klasik mekanikten kuantum mekaniğine geçişte yaşanan paradigmal dönüşümün bir benzerinin evrimsel biyoloji için asla yaşanmayacağının garantisini kim verebilir?

Ben de ara ara bu konularda düşündüğüm için bir yorum yazdım:

Tanrıyı evrenin içinde bulamayacağımıza katılıyorum çünkü insan olarak mutlak kavramları anlamamız mümkün değil. Tarih boyunca mutlaklar hep insan boyutuna indirgenip tanımlanmıştır ve bu konuların sahipleri –genelde bir rahip sınıfı– tanımladıkları parçayı mutlak genel diye pazarlamışlardır. En güzel örneği “kozmos” ile “evren” kelimelerinin bu konuların sahipleri olan kozmologlar tarafından bilinçli olarak karıştırılmasıdır. Kozmos anlaşılamaz olan evrenin anlaşılabilir insan boyutlarında kırpılmasıdır. Tarih boyunca bu kozmoloji konusunu sahiplenmiş olanlar hep kendi kırptıkları kozmosun evren olduğunu iddia etmişlerdir. Bir sonraki kuşak, daha yüksek çözünürlü araçlarla evrene bakıp kendi kozmoslarının evren olduğunu söylemişlerdir.

Fakat ben evrenin tasarımcısından bahsetmiyordum. Sadece insan ve benzer canlılara bakıyorum. Kitap dinlerinde tanrı insanı bugünkü halinde yarattığını söylüyor. Halbuki insan bedeninin ortakyaşam anlaşmaları ile biraraya gelmiş çeşitli organizmalardan meydana gelmiş bir süper organizma olduğunu artık biliyoruz. Bu gözlem insanın başka cinsten evrildiğini değil, bazı cinslerin ortakyaşam anlaşmaları yaparak bugünkü insan bedenini zamanın sonsuz derinliğinde tasarladıklarını akla getirebilir. Sizin de dediğiniz gibi tasarlayanlar başka bir boyutta olan varlıklar olmalıdır. Bence bu tasarlayıcılar mikroorganizmalardır. Çünkü memeli hayvanlar içlerinde yaşayan mikroorganizmaları beslemek için varolmuşa benziyorlar.

Tasarlamak kelimesi de problemli. İnsan boyutunda düşünürsek bu mutlak yaratıcının bir grafiker gibi oturup eskizler çizerek ve fikirlerini geliştirerek insanı ve evreni yarattığını düşünebiliriz. Böyle olduğu kesin değil. Bir kere mutlak yaratıcı ile gördüğümüz canlıları tasarlayan aynı varlık olmayabilir. Bence değil. Tasarlamak ile yaratmak da ayrı şeyler. Tanrı ol diyor oluyor. Mutlak tanrının özelliği yaratılmamış olmasıdır. Fakat dünyada kendisi de yaratılmış olan yaratıcılar var. İnsan bunlardan biri.

Dünyada gördüğümüz canlıları gözlemleyerek yaratıcıları hakkında bazı sonuçlar çıkartmaya çalışabiliriz. Mesela insan iskeleti ile kuş iskeleti birbirine çok benziyor. Kedi mikrobiyomu ile insan mikrobiyomu hemen hemen aynı. Gergedan iskeleti ile insan iskeleti bile sanki aynı formülün parametreleri değiştirilerek aynı temel prensiplerden yaratılmış varlıklar. Yani bu canlıları tasarlayan veya tasarlayanlar bir formül bulup bir sürü benzer organizmalar yaratabilmişler. Bu canlıların ortak özelliği de hepsinin ortakyaşam organizmaları olmaları.

Ortakyaşam sistemleri heryerde karşımıza çıkıyor. İnsanlarla, kendi yarattıkları tüzel varlıklarla olan ilişkisi de bir ortakyaşam ilişkisidir. Şirketler, devletler, her türlü hiyerarşik düzenler tüzel organizmalardır. İnsanla şirketler de bir ortakyaşam ilişkisi içindedirler.

İnsanı tasarlayan bu mikroorganizmalar ise eğer, “onları kim yarattı?” sorusunu sorarsak, zamanının derinliklerinde kaybolup gideriz. Onun için, bizim için tek çare, en azından bazıları için tek çare, her şeyi yaratan bir tanrı tanımlamak. Bu da gayet mantıklı bir şey. Zaten yaşadığımız dünya bir tanımlamalar dünyası. Tanrıyı tanımlıyorsunuz ve böylece bütün sorularınıza cevap bulmuş oluyorsunuz.

Kimse de tanrı yok diyemez. En azından tanrının etkisinin dünya üzerinde görülmediğini söyleyemez. Çünkü dünya tanrı tarafından şekillendirilmiştir. Dünya üzerindeki savaşların yegane sebebi tanrıdır. Bütün savaşlar tanrı adına çıkartılır. Tanrının dünyü üzerindeki etkisi büyüktür. Uzaydan dünyaya bakan bir gözlemcinin dikkatini mutlaka çekecektir. Bazı binalar çevrelerindeki binaların aksine belli bir yöne bakar şekilde yapılmıştır. Bu yönü bulmak kolay. Bundan nasıl sonuç çıkartılabilir? Bu binaların baktığı yönde büyük bir güç vardır bu binaları çeken. Olabilir. Ama tanrı mutlaka dünyayının düzenini etkilemiştir.

***

Uçakların bisikletten evrildiği örneği hoşuma gidiyor çünkü uzaydan gelen ve bizim evrimci akademikler gibi düşünen bir gözlemci “fosil” kayıtlarına bakarak uçakların bisikletten evrildiğini çıkarsar. Wright biraderler bildiğiniz gibi bisiklet tamircileri idi ve yaptıkları ilk uçak, uçaktan çok bisiklete benziyordu ve içinde bisiklet parçaları kullanılmıştı. Bu uzaylı gözlemci de evrimci olduğu için, uçakların hiç bir tasarımcı olmadan kendiliğinden bisikletten evrildiği sonucunu çıkartacaktır. Karşı taraftaki dinciler de uçakları tanrının yarattığını söyleyecektir. Çünkü onlar için herşeyi tanrı yaratmıştır.

Ayrıca evrim/din kavgasının akademik doktorlar arasında hakimiyet kavgası olduğunu düşünüyorum. Bir tarafta ilahiyat doktorları diğer tarafta felsefe doktorları (günümüzün fizikçileri). İkisinin de amacı aynı, müfredatı ele geçirerek eğitimi ele geçirmek ve kendi taraflarına biat eden yeni müritler yetiştirmek. Tabii bu Amerika ve Avrupa’da oynanan bir oyun. Burada aktörler ve dinamikler daha farklı. Biz olaya tercüme edilmiş hali ve İslam açısından bakmak durumundayız. Burada akademik fizik de bu tip savaşlara katılacak kıdemde fizikçi yetiştiremediği için bizler olaya uzaktan bakmak durumundayız.

Notlar:

— Ali Sebetçi’nin bahsedilen paylaşımı.

— Bisiklet ve ilk uçaklar arasındaki ilişkiyi irdeleyen kısa bir yazı (İngilizce)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s