Hakemin “gerçek zaman” dışında karar verme yetkisi yoktur!

Collina-Hodgson
Collina, 1997’deki İnter-Juventus maçında iptal ettiği golü İnter teknik direktörü Roy Hodgson’a bildirirken.

Futbolun yazılmamış en temel kurallarından birisi de hakemin “gerçek zaman”da, yani oyun oynanırken ve olay olduğu anda bir karar vermesidir. Hakem zaten kararını verdikten sonra düdüğünü çalar. Karar vermek için oyunu durdurup ondan sonra, düşünüp taşınıp, pozisyonu analiz edip, yeni veriler toplayıp, karar vermez. En azından VAR çıkana kadar bu böyleydi! VAR ile birlikte hakem bir yorumcu filozof durumuna düşürülmüştür.

PierLuigi Collina’ın Benim Oyun Kurallarım adlı hatıralarında hakemin nasıl anında karar vermesi gerektiğini çok güzel bir hikaye ile anlatıyor. 1997’de oynanan bir İnter-Juventus maçında önce yan hakeme güvenip golü veriyor ama sonra kararını değiştirip ofsayt veriyor. Bu bölümü olduğu gibi kopyalıyorum. Bir sonraki yazımda da yorumumu paylaşacağım. Keyifli okumalar!

***

Benim Oyun Kurallarım, S.109-115

Öngörmek imkansız olduğunda

Zaman zaman her türlü hazırlığınız tamamlanmış olsa da önceden öngöremediğiniz şeyler başınıza gelebilir. İşte o zaman daha önce hiç yaşamamış olduğunuz için gerçekleşme ihtimalini düşünmediğiniz bu durumda deneyimlerinizden yararlanamazsınız. Her birimizin deneyimleri vardır, deneyimler belli gözlem ve yaşanmışlıklar sayesinde oluşur. Yeni ve beklenmedik bir durumda ise çabuk karar vermek, hızlı davranmak önemlidir. Bu gibi durumlarda, günlük hayatla aradaki fark oldukça keskindir. Bilgili bir kişi, beklenmedik bir olayla karşılaştığı anda şöyle der: “Bana biraz izin verin, düşünüp, kararımı öyle vereyim.”  Bir avukat hiç karşılaşmadığı bir sorunla yüz yüze geldiğinde müvekkiline, “Bir hafta içersinde görüşürüz, izin verin sorun üzerinde biraz araştırma yapayım,” der. Bir doktor, en iyi terapiye karar vermeden önce son analizleri ister. Hakemin en çok benzetildiği yargıç bile kararını vermeden önce durumu değerlendirir ve düşündükten sonra karar verir.

Ancak tüm bunları bizim yapma iznimiz yoktur.

Bizden istenen, en beklenmedik durumlarda bile çabuk karar vermemiz, “gerçek zaman” olarak adlandırılan sürede yani bir kaç saniye içinde karar vermemizdir, ki bu da hiç de kolay değildir.

Bu büyük farkın, koltuklarında oturup büyük bir monitör karşısında her hareketi yavaşlatarak ya da kimi zaman durdurarak inceleyip, “…Hakemler, yargıçlar gibidir, hata yapamazlar,” diyenler tarafından anlaşılmasını istiyorum.

Özellikle pek rastlanmayan sıradışı durumlarda hakemin de düşünüp karar vermesi için vakit olabilir, çünkü bazen bir şeyin olması beklenirken bekleme süresi tahmin edilenden uzun sürer ve böylece hakem değerlendirme yapmaya, durum üzerinde düşünmeye ve bir çözüm aramaya zaman bulabilir.

Yıllarını bu işe vermiş bir hakem olarak şunu söyleyebilirim ki benim “sıradan olmayan” durumlarımın da sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Bunlardan bir tanesi, 1997’deki İnter-Juventus karşılaşmasında yaşananlardır. Bu İtalyan liginin en ünlü ve en önemli karşılaşmalarından biriydi. İki takım da değerlendirmede birinci sıradaydı. San Siro Statı, her zaman olduğu gibi yine tıklım tıklımdı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Meazza’da seksen bin kişi önünde oynamak ne oyuncu, ne de hakem için kolay değildir. Kendini bu insan duvarı tarafından sıkıştırılmış hissedersin; forman nefes almanı engelliyormuş gibi gelir. İşte bu maçta yaklaşık yedi sekiz dakika sonra “sıradan olmayan” bir olay gerçekleşti. Bir hava topuna iki oyuncu yükseliyor, Juventus’tan Montero ve İnter’den Zamorano. Oradan top Juventus’un yarı sahasına doğru harekete geçiyor. Topu Ganz karşılıyor, o zamanlar, İnter’de oynuyor. Ganz biraz şüpheli gibi görünen bir pozisyondan hareketle topu karşı takımın sahasına doğru yolluyor. Yardımcı hakeme bakıyorum ve o bana çok kesin bir ifadeyle kurallar dahilinde oynandığını ve oyuna devam edilebileceğini işaret ediyor. Bilindiği gibi, topun oyun çizgisinin dışına çıkma olasılığının bulunduğu pozisyonlarda yan hakemler çok önemlidir. Hakem elindeki verileri karar vermek için yeterli bulmuyorsa ve şüpheye düşüyorsa yan hakeme güvenmek zorundadır.

Hareketin yönü ve görüş açımın çok net olmaması yüzünden pozisyon hakkında şüphelerim vardı. Ganz ofsayta düşmüş olabilirdi ama olay benim görüş açım dışında gerçekleşmişti. Bu yüzden yan hakeme güvenmek zorundaydım, çünkü onun konumu, pozisyona çok daha yakındı. Oyun devam etti. Ganz golü atınca İnter’liler sevinç çığlıkları atarken, Juventus’lular protesto ediyorlardı. Onların protesto ettikleri ben değildim, yardımcı hakemdi. Benim isteğim yan hakemi oyuncuların protestolarından kurtarabilmekti. Oysa çoğu kez, orta hakemler bu konuda hassas davranmazlar. Yan hakemin yanına gittim; amacım, hararetli bir şekilde itiraz eden Ferrara’yı ondan uzaklaştırmaktı. Yanlarına yaklaştığımda, yan hakemin Ferrara’ya şöyle dediğini duydum: “Hayır, ofsayt değil, çünkü top geriden, Montero’dan geldi.”

Burada, kurallarla ilgili bir parantez açıyorum: Eğer ofsayt pozisyonuna düşen oyuncudan önce topla oynayan karşı takımın oyuncusuysa, ofsayt verilmez. İşte bu yüzden eğer böyle olduysa Ganz’a ofsayt verilmemesi kararı doğruydu, ama ben bir önceki pozisyonda ileride Zamorano’nun topa kafasıyla vurduğunu biliyordum. Ganz’ın ofsayta düşüp düşmemesi konusunda şüphelerim olup olmadığı doğruydu, ama oyunun gidişatı hakkında şüphelerim yoktu. Neler olduğunu bir an önce öğrenmem gerekiyordu. Yan hakeme sordum. “Ganz ofsaytta mıydı?”

“Evet,” diye cevap verdi yan hakem. “Ganz ofsayttaydı, ama top ona gerideki Montero’dan geldi.”

Konuyu özetlemek gerekirse; gol verilmişti ve taraftarlar tarafından sevinçle kutlanmıştı, top şu anda orta sahadaydı ve herkes benim karar vermemi bekliyordu. Gol, yan hakemim tarafından yanlış değerlendirilen bir ofsayt sonrası gelmişti ve bu nedenle geçersiz sayılması gerekiyordu.

Yapılacak kolay şey şuydu: 5 numaralı kurala göre hakem kendi kararını değiştirebilirdi ve ben de bunu yapmaya karar vermiştim. Golü geçersiz sayacaktım. Uygulanması zor olan şey, karar sonrası davranışlardı. Zaten zor bir maçtı ve bu durum maçın hassasiyetini arttırıyordu. Şimdi kararımın mümkün olan en fazla kişi tarafından kabul edilmesi gerekiyordu, yoksa karşılaşmanın geri kalanında büyük sorunlar çıkabilirdi. İşte bu yüzden, İnter’in kaptanı Beppe Bergomi’nin yanına gittim ve ona şöyle dedim: “Sana garip gelebilir ve muhtemelen bana inanmayacaksın, ama bana güvenmen gerek; gol geçersiz sayılacak, çünkü Ganz ofsayttaydı.”

Oyuncuların şaşkın suratlarını hâlâ hatırlıyorum, neyseki kararımın ne olduğunu anlamışlardı ve gerekli açıklamayı yapmıştım. Daha sonra yedek kulübesine yöneldim. Çünkü çoğunlukla yedekler ve antrenörler sinirlerine hâkim olamayıp sahadaki oyuncuları galeyana getiriyorlardı. İnter yedek kulübesine yaklaştım ve İnter’in antrenörü olan Roy Hodgson oyun sahasından yaklaşık bir metre aşağıda kaldığı için doğal olarak bir dizimin üzerine eğilerek onunla yüz yüze konuşmaya başladım. Sonra tek dizimin üzerindeki bu fotoğrafım, tüm dünya gazetelerinde boy gösterdi, ama benim için en önemli şey, saha dışında da çok beyefendi ve centilmen bir adam olan İnter’li teknik adamın jestiydi. Elimi sıktı ve bana, “Böylesi uygun,” dedi.

İlk yarı, sanki hiç bir şey olmamış gibi devam etti, ama ilk yarı sonunda soyunma odalarına gidildiğinde gergin bir ortam vardı. Alınan karar çok hassas ve oyunun gidişatını değiştirecek türdendi ve saniyenin kısacık bir diliminde alınmıştı. Beynimdeki minicik bir yerde şöyle düşünüyordum: “…ya o haklıysa… Ara sonrasında tekrar sahaya çıkarken o gün oynamayan Nicola Berti bana yaklaştı ve şöyle dedi: “Televizyonda gördük, yüzde yüz sen haklıydın.”

Berti’nin jesti benim için çok önemliydi, böylece kendime olan güvenim arttı, çünkü her ne kadar saha içinde doğru karar verdiğinize inanırsanız inanın, üzerinizde büyük bir sorumluluk vardır. Sonunda maç güzel bir şekilde sona erdi; skor 0-0’dı.

Gerçekle ilgisi olmayan yorumlar ve eleştirileri engellemek için görevlendirmeleri yapanlardan izin aldıktan sonra hakemlere yasak olan basın salonuna gittik. Ben görevimi yapmaya, bir takım kaptanının davranması gerektiği gibi davranmaya çalıştım ve şöyle dedim: “Hata yaptık.” “Karar değiştirdik.” Bu şekilde konuşmuştum, çünkü yükün bir kişinin omzuna yüklenmesine göz yumamazdım. Yine de bu yeterli olmadı ve karşılaşmadan sonraki günlerde büyük bir yaygara koptu. Bütün bunlar beni fazla etkilemedi, çünkü ailemle birlikte karşılaşmanın ertesi günü Tenerife’de bir otele gittik. Bu bizim çok önceden yaptığımız bir programdı. Bir arkadaşımdan, basında çıkan yazılardan beni haberdar etmesini istemiştim, ama asla her gün metrelerce faks alacağımı tahmin etmemiştim. O yüzden bu karşılaşma sonucunda çıkan polemikler, benden çok fakslarla başa çıkamayan otel resepsiyonunu etkiledi.

Bugün bile o karşılaşmayı hatırlayanların içinde büyük bir hatanın engellenmiş olması yerine durum üzerine spekülasyonlar yapmayı tercih edenler hâlâ var.

Notlar:

— 1997 İnter-Juventus maçında Collina’nın anlattığı olayın videosu.

Diğer VAR yazılarım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s