Çok yorum kaldıran laflar…

okulcu

Caner Taslaman:

ALLAH görünmez, fakat her şey Onunla görünür olmuştur.

Ne demektir bu acaba? Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamanın çok güzel bir örneğidir. Bu söz o kadar yorum kaldırır ki doktora tezleri yazılır bu söz üzerine akademik kariyerler yapılabilir.

Tamamen anlamsız bir laf. İnsan duyularından bahsediyoruz. İnsanın görme duyusundan.

“ALLAH görünmez”in açılımı şöyledir: İnsanın görme uzvu olan gözün çözünürlüğü ile “ALLAH” diye adlandırdığımız şey görülemez. Biz gözümüzle görürüz ama bu göremediğimiz şeyin “görünmez” olduğu anlamına gelmez. Sadece insan olarak bizim görebilme eşiğimizin dışında kaldığını gösterir. Göremediğimiz şeyin görünür olup olmadığını hatta varolup olmadığını bile bilemeyiz. Biz radyo dalgalarını göremeyiz ama radyo cihazı radyo dalgalarını “algılar” yani görür. Radyo dalgalarını keşfeden Hertz “Allah radyo dalgalarını görünür yapar” deseydi ve radyo cihazını geliştirmek yerine kiliseye gidip dua etseydi bugün hala Allah’ın radyo dalgalarını görünür yapmasını bekliyor olurduk.

Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamak okulcu akademiklerin çok sevdiği bir açıklama yöntemidir ama kısır bir açıklamadır. Hiç bir buluşa yol açmaz.

“Allah görünmezdir” bir tanımlamadır. Bir önkabuldür. Yani bir aksiyomdur. Aksiyom doğruluğu kabul edilmiş bir tanımlama demektir. Doğru veya yanlış değildir. Sadece doğru olduğu kabul edilmiştir. Bütün sonuçlar aksiyomdan çıkartılır. Aksiyomun kendisi ispatlanamaz. Nasıl ispatlansın doğruluğu zaten kabul edilmiştir.

Her şey Onunla görünür olmuştur.

Bu ne demek? Bir kere “O” harfinin büyük harfle yazılmış olması dikkatimizi çekiyor. Neden? Allah kelimesinin özel isim olarak kabul edildiği için “O” büyük harfle yazılmış herhalde. Belki saygı icabı öyle yazılmış. Tipografi incelikleri ile saygı göstermek aslında çok yeni bir olay çünkü Arapça’da büyük harfler olmadığı için Kuran’da Allah’ın ismi hep küçük harfle yazılmıştır. Yani Allah kelimesini allah olarak küçük harfle yazarsak kimseye saygısızlık yapmış olmazdık. Kuran herhalde Allaha saygısızlık yapmış olamazdı.

Peki “her şey [Allah] ile görünür olmuştur” lafını anlam olarak nasıl çözümleyebiliriz?

“Her şey” ne demek? Görünen her şey demek. Daha doğrusu insan gözünün gördüğü her şey demek. Mesela, Twitter’de gördüğüm bu yazı “her şeye” dahil olduğu için “Allah ile görünür” olmuştur. Daha doğrusu Allah görünür yapmıştır. Yoksa Allah ile görünür olmuştur ne demek? Allah’ın görünür yapması ne demek? Anlaşılır bir laf değil. Radyo cihazının görünmeyen radyo dalgalarının görünür yapması gibi, Allah da cisimleri insanlara görünür mü yapmış? Nasıl yapmış bunu? Neden yapmış? Zaten insan gözünü yaratarak ve ışığı yaratarak cisimleri görünür kılmamış mı? Daha fazla açıklama gerekiyor mu?

Korkarım buradan Allah’ın varlığını ispatlamaya gidecek. “Herşeyi Allah görünür yaptığına göre, Allah’ın varlığı şüphesizdir” diyecek. Bu mantık varmak istediğini varsayan çürük bir mantık değil mi?

Hala anlayamadım. Allah neden ve nasıl mesela bu elimdeki kalemi görünür kılmış. Ve bunun Allah’ın görünmezliği ile ne alakası var? Elimde tuttuğum kalem ışık onun yüzeyinden yansıdığı için görünür oluyor. İnsan gözünün nasıl gördüğünü açıklamak için Allah’ı neden olarak sunmak hiç bir şey açıklamaz. Sadece böyle bir açıklama yapanın tembel bir okulcu akademik filozof olduğunu gösterir. “Elimde tuttuğum kalem Allah ile görünür olmuştur…” Bu cümle görünürlük hakkında ne açıklamış oldu? Hiç bir şey. Allah ne yapıyor da kalem görünür oluyor? Eşyayı görünür yapmak Allah’ın Kuran’da açıklanmış özelliklerinden biri mi? Dünyayı yaratmış olması zaten görünür yapmış anlamına gelmez mi? Işığı da yaratan o. İnsan gözünü de yaratan o. Ayrıca neden sadece insana görünür yapıyor? Eğer insanlar yeryüzünden silinip gitse herşey görünmez mi olacak?

Görüntülerden söz açılmışken, zaten her şeyin görüntü olduğunu biliyoruz. Kalem de mi görüntü? Cisimler de mi görüntü? Her yüzey sadece tanımlanırsa vardır. Kalem de öyle. Duvardan ben geçemem ama radyo dalgaları geçer.

Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamak okulcu akademik filozofların (Caner Taslaman gibi) en sevdiği açıklama yöntemlerinden biri olmuştur tarih boyunca. Hatta okulcu akademik filozofları “bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayan sonra da bilinmezliğin en derinlerine kadar kılı kırk yararak tartışan akılsavar kişilerdir” diye tanımlayabiliriz. Sonra başka bir okulcu filozof aynı söze yorum yazar ve yeni bilinmeyenler ekler sonra orijinal üstâd bir cevap yazar böylece insanlığın sahip olduğu bilgi hazinesi artıp durur. Yoksa bilinmezler mi artar bunun tartışmasını üstatlara bırakıyoruz.

Notlar:

Caner Taslaman’ın tweet’i.

— Okulcu akademik filozofların çeşitli akademik seviyeleri vardır. İlk başlayan çaylak akademikler bilinmeyeni bilinenlerle açıklamak gibi basit işlerle uğraşırlar. Daha sonra Master yaparlar ve artık bilineni bilinmeyenle açıklarlar. Bu işte usta olunca en yüksek seviyeye çıkmak için doktoralarını verirler ve artık bilinmeyeni bilinmeyenle açıklama sanatında üstatlaşırlar. Bu seviyeye ulaşmış olanlara da “Prof. Dr.” denir ve asıl bunlardan korkulmalıdır. Bu Prof. Doktor titri ölümcül bir titrdir ve bunun sahibi öyle herkesle muhatap olmaz. Her sözü bir anlaşılmazlık abidesidir ve bu yüzden hiç bir dedikleri anlaşılamadığı için mutlak doğrudur, aksini iddia eden gafiller de ağızlarının payını alırlar.

 

Cüneyt Çakır: VAR pozitif bir şey

Dünya kupasından dönüşünde, havaalanında verdiği bir demeçte, Cüneyt Çakır şöyle diyor: “Dünya kupasında görüldü ki, video hakemlik hakemlere değil futbola fayda sağlıyor, bu kanıtlandı.” Ne demek istediğini tam anlayamadım. VAR futbola nasıl fayda sağlamış olabilir? VAR futbolu Amerikanfutbollaştırıyor!!

“Cüneyt Çakır: VAR pozitif bir şey” yazısını okumaya devam et

VAR ve Gerçek

VAR100
Reklam zamanı!!!!

Collina, Benim Oyun Kurallarım‘ı VAR uygulaması henüz futbola girmeden yazmış ama kitabın son bölümlerinde hakemin gördüğü ile video kameralarının gördükleri arasındaki ilişki hakkında önemli gözlemlerde bulunuyor. Sanki bugünkü durumu tahmin etmiş. Kitaptan birkaç alıntı ve benim yorumum:

***

VAR’ı futbola monte edenlerin gerçek niyetinin futbolu Amerikan futbolu gibi “televizyon kullanımlı” ve spor görünümlü ruhsuz bir gösteri yapmak istediklerinden şüphe yok. Ve bu girişimi de VAR’ın futbolu daha “adaletli” yapacağı martavalını ileri sürerek yapıyorlar. Bunu da insanlara yutturabiliyorlar çünkü ne kendileri ne de futbolu sevenler VAR’a temel ilkeler açısından, yani felsefi açıdan bakmıyorlar.

“VAR ve Gerçek” yazısını okumaya devam et

Hakemin “gerçek zaman” dışında karar verme yetkisi yoktur!

Collina-Hodgson
Collina, 1997’deki İnter-Juventus maçında iptal ettiği golü İnter teknik direktörü Roy Hodgson’a bildirirken.

Futbolun yazılmamış en temel kurallarından birisi de hakemin “gerçek zaman”da, yani oyun oynanırken ve olay olduğu anda bir karar vermesidir. Hakem zaten kararını verdikten sonra düdüğünü çalar. Karar vermek için oyunu durdurup ondan sonra, düşünüp taşınıp, pozisyonu analiz edip, yeni veriler toplayıp, karar vermez. En azından VAR çıkana kadar bu böyleydi! VAR ile birlikte hakem bir yorumcu filozof durumuna düşürülmüştür.

“Hakemin “gerçek zaman” dışında karar verme yetkisi yoktur!” yazısını okumaya devam et

Principia Mathematica

Aziz Nesin halkın çoğunluğu aptaldır demiş; duayen bir araştırmacı, asıl aydınların aptal olduğunu bulmuş; şimdi de bir Twitter kullanıcısı yeteri kadar düşünmediğimizden şikayet ediyor:

ümmet/toplum olarak az okuduğumuz kesin, ama daha çok vahimi, çok çok az düşünüyor olduğumuzdur, işin garibi, okuyanlarımız da düşünmüyor, oysa okumak anlamayı garanti etmiyor, düşünmedikçe…

***

Bence, düşünmek için ne çok okumak gerekir, ne okumak gerekir, ne de okuma yazma bilmek gerekir. Herkes bu dünyada, özellikle bu toplumda, hayatını sürdürebilmek için düşünmek zorundadır, ve herkes düşünür. Bir kızın cumartesi akşamı dışarı çıkarken, 2-3 saat süren hazırlanma sürecinde, ne giyeceği konusunda ürettiği düşünceler, 19. yüzyıl Avrupa filozoflarının toplam yayınlanmış çalışmalarından daha fazladır. Sadece saçını nasıl yapacağı hakkındaki karar verme süreci bile, Kant’ın kariyeri boyunca ulaşamadığı analitik derinliklere kolayca ulaşır. Kızın gittiği parti bağlamında, kendini ne kadar teşhir etmesinin tam kıvamında olacağı; ortamın sınırlarını zorlayacak azami şeffaflık ve teşhir derecesini bulabilmek için kullandığı sofistike mantık, eğer Bertrand Russel’da olsaydı Principia Mathematica’yı, Whitehead’in yardımları olmadan, tek başına ve oturma protestoları sırasında otururken yazıp bitirebilirdi. Ayakkabı seçiminden hiç bahsetmeyelim. Bu o kadar önemli bir konudur ki; Hangi ayakkabıyı giysem? Topuğum ne kadar yüksek olmalı? Yeni ayakkabı almam gerekiyor mu? gibi sorulara bulduğu felsefi cevapları kitaplaştıracak olsa, Marx’ın pabucunu dama atmış olurdu.

O zaman, siz dünyayı sadece elitist pencerenizden görebilen bir akademik olarak; sizden başka kimsenin düşünmediğini varsaymanızı ve buna inanmanızı gayet doğal karşılıyorum ve sizi suçlamıyorum. Siz, “hiç kimse —benim— düşündüğüm şeyleri düşünmüyor; hiç kimse —benim— okuduğum kitapları okumuyor, onların düşünmesini istediğim şeyleri düşünmüyor. O zaman onlar okumuyor, onlar düşünmüyor,” demek istiyorsunuz. Kimse düşünmediğine göre de siz “ümmetinizin” tek düşünen insanı olmuş oluyorsunuz!

Notlar:

Yazıda bahsedilen Tweet.

— Aziz Nesin ve aptallık konusundaki çok zekice yazılmış bir yazımız!

— Cengiz Özakıncının aydınların yüzde doksanının aptal olduğunu bildiren yazısı.

— Meraklısı için Principia Mathematica‘nın ekşi analizi.