İslam Bu: Muhammedî İslam, Cemil Kılıç

İslam Bu
Büyüteç altındaki Arapça yazı İmran Ailesi Bölümü, 19. Söz imiş: “Doğrusu Allah katında din, İslam’dır.” (Cemil Kılıç çevirisi.)

Cemil Kılıç’ın yeni kitabı İslam Bu: Muhammedî İslam’ı Beşiktaş’da bir kitapçıda gördüm, merak edip, içine şöyle bir bakayım dedim. Tesadüfen kıyamet kavramının irdelendiği 159’uncu sayfayı açmışım:

Kuran’da kıyamet sözcüğünün kullanımı konusunda çok ilginç bir durum söz konusudur. O da bu sözcüğün daima yevm yani gün sözcüğü ile birlikte kullanılmış olmasıdır. Böylece “Yevm’ül-Kıyame” / “Kıyamet Günü” ifadesi meydana gelmektedir.

Bu cümle bile ilgimi çekti, devamını okudum:

Terim olarak kıyamet sözcüğünün ne anlama geldiği konusunda egemen İslamî literatürde hâkim bir görüş vardır. Buna göre, kıyametle kast olunan, bütün dünyanın ve evrenin dağılıp yok olması ve daha sonra bilinçli varlıkların yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda kıyam etmesidir.

Kıyam “ayağa kalkma, kalkışma” demekmiş. “Bilinçli varlıklar”a hayvanlar ve bitkiler de dahil mi? diye bir soru aklıma geldi. Yoksa sadece “dili olan varlıklar” mı “bilinçli varlıklar” olarak kabul ediliyor? Eğer öyleyse, sadece insanlar diriltilecek demektir.

Bir sonraki paragrafı de okudum:

Bu ayetten, [Öyküler Bölümü 88. Söz] bütün evrenin yok olacağı sonucunu çıkartmak yanıltıcıdır. Zira kıyametin nasıl kopacağının anlatıldığı diğer ayetlerin hiçbirinde tam anlamıyla bir yok oluştan bahsedilmemektedir.

Kuran surelerinin Türkçe başlıklarının kullanılması hoşuma gitti. Cemil Kılıç’ın Anlamak için Türkçe Kuran adlı kendi Kuran çevirisinde Türkçe başlıklar kullanılmış olmalı. İlk fırsatta bu tercümeyi de almayı düşünüyorum. Piyasadaki çoğu Kuran tercümesi Arapça kelimelerle dolu oluyor.

***

Kitabı satın aldım ve okumak için meydandaki bir kafede oturdum. Beşiktaş her zamanki gibi kalabalık. Gençler ve talebeler çoğunlukta ama her türlü insan var. Oturduğum kafe de dolu. İnsanlar yiyorlar içiyorlar konuşuyorlar. Benim gibi yalnız başına oturup kitap okuyan bir kaç kişi daha var. Kitabı okumaya devam ediyorum:

İslam tarihinde önemli düşünsel ve hukuksal akımlar olarak ortaya çıkan ve adına mezhep denilen bir kısım yapıların zamanla toplumsal gelişme ve ilerlemenin önünde bir tıkaç vazifesi gördüğü gerçeği aşikardır… İslam’ın sabitleri söylemi de dini tümden durağanlaştıran bir tabular dizgesinin oluşmasına yol açmıştır.

Sayfanın kenarına kurşun kalemle mezhep konusunda kendi yorumumu yazdım: “Mezhep, Kuran’ın sonsuz yorumlarından birini seçip onu tek gerçek yorum diye pazarlayanların kurduğu topluluktur.”

Bu esnada, ezan okunmaya başlandı. Hemen yandaki Sinan Paşa caminden okunan yüksek desibelli ezan meydanı doldurdu ve trafiğin gürültüsünü ve insanların konuşmalarını bastırdı. Müezzin, sanki Sinan Paşa camii İstanbul’daki tek cami imiş gibi ve ezanı tee Üsküdar’dan, Kadıköy’den hatta Adalar’dan duyan müminler namaza gelsinler diye hoparlörün sesini sonuna kadar açmış.

Minarenin şerefesine takılmış dört yöne bakan dört hoparlörün yaydığı ses, meydanda kendi güçlü hoparlörleri ile seçim propagandası yapanların marşlarını bile bastırdı. Fakat, her ne hikmetse, şu anda Beşiktaş meydanı çevresinde olan binlerce kişi arasında kimse ezanı duymadı!! Eğer duydularsa bile umursamadılar. Duyanlar da zaten ezan sesi kendilerini rahatsız ettiği için duymuş oldular. Mesela şu kız; karşısında oturan arkadaşına hararetle anlattığı hikayesini, sesini biraz daha yükselterek anlatmaya mecbur kaldığı için, ezanı duymuş oldu. Namaza gitmek için duymadı tabii ki.

Ama ben merak ettim, acaba ezanı duyup da kaç kişi camiye gitmiş diye. Hemen kalktım ve çay paramı masaya bırakıp caminin avlusuna gittim. Ben vardığımda ezan bitmişti. Avlunun ortasındaki şadırvanda, iki kişi hala acele ile abdest ritüellerinin son hareketlerini yapıyorlardı. Türbanlı ve pardösülü bir kadın, sol tarafta, “kadınlar bölümü” yazan kapıdan içeri girdi. Bir kaç adam da telaşlı bir şekilde geldiler ayakkabılarını çıkartıp camiye girdiler.

Birazdan imamın Allahüekber’leri duyulmaya başlandı. Ben de biraz sonra namazdan çıkanları saymak için bir bankta oturup bekledim. Fazla beklememe gerek kalmadı, namaz bitti, insanlar ayakkabılar ellerinde çıkmaya başladılar. Ezanı duyan on binlerce kişi içinden sadece bir elin parmakları kadar insan namaza gelmiş!!! Onlar da ezanı duyup da namaza gelen kişiler değil çünkü her gün namaz kılanlar, hayatlarını namaz vakitlerine göre ayarladıkları için camiye gelmek için ezanı duymaları gerekmez.

Anlaşılan, ezan da aynı minare gibi işlevini yitirmiş ve dekoratif bir simge olmuş. Öyleyse, ezan neden hoparlörlerle kilometrelerce öteden duyulacak şekilde okunur? İstanbul’da ses, her yerde olduğu gibi, ses hızında yayılır ama trafik kaplumbağa hızından hallicedir. O zaman camilerin yakın çevresinde ezanın duyulması yeterlidir, çünkü zaten 3 km ötesinden ezanı duyup da birinin namaza yetişmesi söz konusu değildir.

Neden camiye gelecek 10 kişinin duyabileceği düşük desibelli bir ezan okunmaz da, ezanı duyup da namaza gelemeyecek 20 bin kişi için bağıra bağıra ezan okunur?

On kişilik ezan insanî boyutta olur. Hoparlörün sesi, sanki müezzin şerefeden kendi sesinden ve elektronik ses yükselticileri olmadan ezan okuyormuş gibi ayarlanırsa, ben ona 10 kişilik ezan derim. Ama ezan, endüstriyel araçlarla bütün Beşiktaş’ı inletecek gibi okunuyorsa ben ona siyasi ezan derim. Ezan siyasetin bir simgesi olmuş derim. Ve insanları namaza çağırmak için değil, insanlara bir mesaj vermek için okunuyor derim.

Camiye tuvalet için gelenlerin sayısı, namaz kılmak için gelenlerin sayısını aştıkça, imam hoparlörün sesini biraz daha yükseltiyor ve ezan okurken kelimelerin sonunu daha da bir uzatıyor. Ezan 10 dakikaya yaklaşıyor ama namaza gelenler giderek azalıyor. İmam da dinsiz köyün ezancısı olduğunu düşünerek depresyona giriyor!

Cemil Kılıç bir tweet’inde İslam’a yapılan en büyük kötülük onu bir ritüeller dinine indirgemektir diye yazmış. Ezan bu tip bir ritüel olmuş gibi görünüyor.

Ezan dinin esası değildir, sadece bir gelenektir, ama siyasi islamın bir sembolü yapılmıştır ve Arapça dışında okunması bile yasaklanmıştır. Ezanı bu şekilde kutsallaştırmak da dini batıl yapmaz mı?

***

İslam Bu ilham verici bir kitap, ve daha bir çok konularda bu kitaptan bahsedeceğimi düşünüyorum. Bir sonraki yazımda da tesettür ve türban konusunun açıklandığı İslam’da Kadın Meselesi bölümünden alıntılar yapacağım.

Cemil Kılıç beye bu değerli çalışması için teşekkür ediyor ve her Türk’ün bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum.

###

Meraklısı için notlar:

— Cemil Kılıç, İslam Bu: Muhammedi İslam, Kırmızı Kedi yayınları, 399 sayfa, Birinci Basım: Mayıs 2018, İstanbul. Arka kapak metni:

İslam dinini metafizik anlatılar düzleminde ve salt inançsal içerikle değerlendirmek gerçeği görmeyi engelleyen büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgıdan kurtulup İslam’ın doğuş yıllarındaki toplumsal yapı teşhis edildiğinde Hazreti Muhammed’in mesajının ne denli sınıfsal bir mahiyet taşıdığı apaçık bir biçimde görülecektir. İşte bu nedenle biz İslam’ı toplumsal bir hareket olarak görmekteyiz. İslam’ın toplumsal bir hareket olduğu gerçeğini gören pek çok Müslüman düşünür onu yeni ve çağdaş bir okumaya tabi tutmak durumunda kalmıştır. Biz de bu çalışmada bu yöndeki çabalara bir katkı sunmak istiyoruz.

— Ezan’ın siyasî bir sembol olması ile ilgili bir yazı: Ezan neyin sembolü.

— Ezan müezzin tarafından şerefeden okunduğu zaman güzel olur:

Yanımızdaki Beyazıt Camisi’nden ezan duyulurdu ama çok kez fark etmezdim. Bir gün kestirmeden camiden geçerken asırlık dekorunun güzelliğine kapıldım, o sıra ezan okundu. Müezzin’in boş avluya akseden sesi yansıyarak geri döndü, ezan oldu iki ezan. Müezzin şerefede döndükçe uzaklaşıp yakınlaşan ses, bana Osmanlı’nın büyüsünü ta içimde hissettirdi. Ne yazık ki şimdiki sun’i sesli metalik ezanlar bu hissi veremiyor.

— Ezan ayrıca, Batı’nın Türkiye’de din üstünden operasyon yapmak istediği zaman hep kullandığı bir araçtır. Türkçe ezan konusunun gündeme getirilmesi bile toplumu kutuplaştırmaya yeter. Ezan devletin dinsiz değil, ama bir dini olduğunun ispatıdır. Devlet günde beş defa kendi dininin İslam dini olduğunu vatandaşlara ezan yolu ile hatırlatır. Devletin bir dini varsa, ülkede laiklik yok demektir.

— Minarelerin artık işlevi kalmadı, çünkü müezzin şerefeye çıkıp ezan okumuyor ama buna rağmen yeni yapılan camilerde minarelerin sayısı artıyor ve boyu uzuyor ve her minareye kimsenin çıkıp ezan okumayacağı 3 tane şerefe yapılıyor. Bazı minareler baz istasyonu olarak kullanılıyor. Mimar Sinan’ın başyapıtlarının minarelerine hiç utanmadan hoparlör takıp o yapılar çirkinleştiriliyor ve mimarına saygısızlık yapılıyor. Aynı şekilde ezanın da işlevi kalmadı. Herkesin cebinde bir cep telefonu olduğu bir devirde insanlara hoparlörle saati bildirmek çok ilkel kalıyor. İşlevini yitiren bir şey önce dekoratif olur ondan sonra de kutsallaştırılır. Bu süreç minarede de ezanda da açıkça görülüyor.

— Türkçe ezanla ilgili bir paylaşım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s