İslam misyonerleri

Bir “İslam ülkesinde” veya “müslüman bir ülkede” veya “nüfusun yüzde doksanının müslüman olduğu bir ülkede” İslam misyonerliği olur mu? diye sorabilirsiniz. Olur tabii. Olmaz mı? Türkiye İslam misyonerleri ile doludur çünkü burası bir “İslam ülkesi” değildir. Devletin ismi “Türkiye Cumhuriyetidir; Türkiye İslam Cumhuriyeti değildir. İşte o “İslam” kelimesini “Türkiye” ve “Cumhuriyet” arasına koymak isteyenlere “misyoner” denir.

Burası bir İslam devleti olmadığına göre, devletin dini yoktur. Olmaması gerekir. Ama fiiliyatta devlet halktan daha müslümandır. Halkın yüzde doksanı zaten kültürel müslümandır. Yani bayram müslümanıdır; Cuma müslümanıdır. Cenazeden cenazeye camiye uğrayan müslümandır. Her eşikten geçerken besmele çekmeyi müslümanlık sanan batıl müslümanlar da saymakla bitmez. Yani, halkın çoğunluğu kafa kağıdı müslümanıdır. Kimliklerinde “İslam” yazıyor diye kendilerini müslümandan sayarlar.

Son zamanlarda bir de “gösteriş müslümanları” çıktı.

Eskiden herkesin dini ve ibadeti kendine iken, şimdi dinini giyinen kadınlar ortaya çıktı. Bunlar, moda olduğu için, ve müslüman “görünmek” kariyer ve iş bulma açısından faydalı olduğu için; “ben mütedeyyin bir müslümanım” diye bas bas bağıran giysilerle örtünürler.

Bakıyorsunuz bunlardan biri Starbucks’ta Latte’sini yudumlarken, birden yapmacık bir telaşa kapılıyor ve “Acaba burada mesçit var mı? Namaz vaktim geldi” diye soruyor. Eğer mesçit yoksa, memleketin geri kalmışlığından dem vurarak, gittiği her Avrupa ülkesinde nasıl bütün kafelerde mesçit olduğunu anlatıyor.

Bu gösteriş meraklısı, kendilerine “mütedeyyin” diyen türbanlı kadınların müslüman olmaları da zaten o en meşhur İslam misyoneri Şule Yüksel Şenler’in eseridir. Bir Alman misyoneri ile birlikte daha 1950’lerde misyonerlik faaliyetlerine başlayan Şenler, çok ustaca ve geniş kapsamlı bir misyonerlik kampanyası yürütmüştür. Bu kampanyaya, yazdığı Hidayet ve Huzur Sokağı gibi propaganda materyalleri ile destek vermiştir. Alman misyoner arkadaşı ile Anadolu’yu karış karış dolaşan Şenler, Türk kadınını AÇIK ve KAPALI diye ikiye bölmeyi başarmıştır.

Değişik dinlerin misyonerleri, doğal olarak, birbirlerini hiç sevmezler. İslam misyonerleri Türkiye’de faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerini göstererek “din elden gidiyor” diye tantana yaparlar ve onların faaliyetlerine son verilmesini isterler. Meydan kendilerine kalsın diye.

Bu misyonerler gazetelerde, televizyonda ve bire bir, misyonerlik faaliyetlerine devam ederler. Hatta devlet desteği bile alırlar. Devletle araları çok iyidir. Cemaatler misyonerliğin kurumsallaşmış halidir ve hepimizin bildiği gibi bu malum misyonerler ülkeyi bir darbe ile ele geçirmeyi düşünecek kadar misyonerlik faaliyetlerini ilerletmiş durumda idiler.

Türbanlılar hala nüfusun sadece yüzde çok azını meydana getirdikleri için, burası İslam misyonerlerinin çok aktif olduğu bir ülkedir. Hıristiyan misyonerlerden değil, asıl bu misyoner olduğunu belli etmeyen İslam misyonerlerinden korkmak gerekir.

İslam misyonerleri, “Önce Türküm” demezler, onlar önce müslümandır, ondan sonra da işlerine geldiğinde Türk gelmediğinde değildirler. Onlar için devletin idaresi, Amerikalıların elinde olmuş, İngilizlerin elinde olmuş, hiç farketmez. Yeterki bunların Araplıklarına devam etmelerine izin verecek bir yönetim olsun.

Vurun Kahpeye romanındaki Hacı Fettah Efendi hala bu Araplaşmış Türkler için konuşmaktadır:

Bıyıksızları, gâvur gibi yakalık takanları, din düşmanı olanları istemeyiz! Onlar ki ellerine kudret geçer geçmez mukaddesatı çiğner, kadınlarımızın örtülerini kaldırır, sünnet ve farzı inkar ederler. Onları istemeyiniz! Ey ahali onların kanı kâfirlerin kanı gibi helâldir.

Hatta derim ki herhangi bir kuvvet ve hükümet, nereden gelir ve kim olursa olsun camilerimizi, dinimizi korursa ona uyunuz!

###

Meraklısı için notlar:

  • Yıl olmuş 2018, Hacı Fettah Efendinin torunları hala ülkemizde iktidara gelenler, “kadınlarımızın örtülerini” kaldırır mı kaldırmaz mı tartışmasını yapıyorlar. İşte kendinizi örtünüzle tanımlarsanız, örtünüzden başka bir şey düşünemezsiniz!
  • Mütedeyyin kesimin takva toplama maceraları ile ilgili bir yazı.
  • Vurun Kahpeye, Halide Edip Adıvar’ın hala sanki günümüz için yazılmış hissi veren romanı. “Biz neden bu Hacı Fettahlardan bir türlü kurtulamıyoruz?” dedirtiyor insana.
  • Üsküdar Belediyesi’nin Şule Yüksel Şenler’i anma gecesi düzenlemesi, devletle misyonerlerin iyi ilişkilerini ispatlamıyor mu?
  • Gazetecilik yapan bu misyoner kadın da Türk kızlarını ve Türk erkeklerini İslam kızı ve İslam erkeği yapma sevdasında. Yazısının başlığı bu: İslam kızı İslam erkeği!
  • Türbanın gerçek öyküsü
  • Türban Türkiye’ye nasıl girdi, Cengiz Özakıncı anlatıyor.

İslam misyonerleri” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s