Din ve devletin hiç bitmeyen kavgası

Aydın Tonga’nın Cemaatler ve siyaset adlı yazısına yorumumdur.

Ben devleti de, dini de -doğrusu bütün hiyerarşileri- tüzel varlıklar olarak görüyorum. Tüzel varlıkların bedenleri yoktur, ama onlar yaşayan organizmalardır.

Tüzel varlıklar olarak, dinin ve devletin kendi bekaları için insanlara ihtiyaçları vardır. İkisi de insan pazarından en büyük payı alabilmek için birbirleri ile mücadele ederler. Bu mücadelinin kökeni ekonomiktir. İkisinin de ileri sürdükleri ideolojileri -demokrasi ve şeriat- pazar paylarını arttırmak için geliştirdikleri pazarlama ve propaganda malzemeleridir.

Dinin ve devletin varlıklarını devam ettirebilmeleri için, kendilerine bağladıkları insan sayısını devamlı arttırmaları gerekmektedir. İnsan pazarındaki insan sayısı sabit olduğundan, devletin kazancı dinin kaybı, dinin kazancı devletin kaybı demektir.

Devletin de, dinin de amacı, kendilerine bağladıkları insanların ceplerindeki parayı kendi kasalarına aktarmaktır. Bunun için de potansiyel müşterilerine, ideolojilerinden kaynaklandığını söyledikleri parlak vaatlerde bulunurlar. Din öbür dünyada cennet vaad eder; devlet bu dünyada huzurlu ve güvenli bir hayat vaad eder. Yersen.

Devlet kestiği haraca “vergi”; din ise “bağış” der. İsmi ne olursa olsun, bu iki organizmanın vaadlerine kanıp onların veritabanına kayıt yaptıran insanın parası kendi cebinden onların kasasına akar.

Türkiye’de fiili güç veya iktidar devletin elindedir. İran gibi bazı ülkelerde iktidar din kutsallarını sahiplenmiş bir din hiyerarşisinin elindedir. Din hiyararşisinin, veya Türkiye’deki adı ile, cemaatin, amacı Türkiye Cumhuriyetini, Türkiye İslam Devleti olarak değiştirmektir. Devlet ile dinin binlerce yıldır süren ve hiç bitmeyecek kavgalarının sebebi gücü ele geçirerek insan pazarında tam pay sahibi olmaktır.

Cemaat devlet hiyerarşisini ele geçirip, dini yönetimden dışlamış düzeni değiştirip, şeriat dediği kendi kanunlarını ülkenin geçerli kanunları yapmak ister. Yani, diğer bir deyişle, cemaatin amacı devletin tanıdığı “kadın ve erkek kanun karşısında eşittir” kuralını değiştirip, kadın köleliği üzerine kurulmuş, bölücülüğü ve erkek egemenliğini kabul eden bir düzen getirmektir.

İslamda, Katolik Kilisesi gibi, merkezi ve güçlü bir hiyerarşi olmadığı için, din hiyerarşisi cemaatlere bölünmüştür. Bu bölünmüşlük belki de devlet düzenin devam etmesi için iyi bir şeydir.

Dinin olduğu yerde mutlaka para da vardır. Özellikle İslam dinini ticaret olayından ayırmak mümkün değildir çünkü kökleri zaten ticaret savaşları üzerine, Mekke pazarını korumak vs. gibi konular üzerine kurulmuştur. Onun için cemmatlerin, Cemaat A. Ş. olarak faaliyet göstermelerinin kendi karakterlerine uygun olduğunu düşünüyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s