Arapça Gazap Türkçe Öfkeye karşı…

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın şöyle bir twit atmış:

Mevla hepimize musibet karşısında metanet, husumet karşısında mağfiret, cehalet karşısında marifet, haksız gazap ve öfke karşısında merhamet, kötülük ve kabalık karşısında hayr ve letafet nasip etsin.
Cumamız mübarek olsun.

İbrahim Kalın gerçek bir akademisyen ve entellektüeldir ve değerli yazıları vardır. Bu söz de kulağa çok hoş geliyor. Sebebi de şu: Müsibet, metanet, husumet, mağfiret, cehalet ve merhamet kelimelerinin ‘-et’ eki ile bitiyor olması kulağı okşuyor. Ama ne yazık ki bu kelimelerin hepsi Arapça. Bu sebepten bu kafiyeli kelimelerin anlamını tam çıkartamadım ve Türkçe’ye çevirmeye karar verdim. Bakalım daha iyi mi olacak daha kötü mü?

Önce şöyle yazsak:

Mevla hepimize
        musibet              karşısında   metanet, 
        husumet              karşısında   mağfiret, 
        cehalet              karşısında   marifet, 
        haksız gazap ve öfke karşısında   merhamet, 
        kötülük ve kabalık   karşısında   hayır ve letafet 
nasip etsin.
 
Cumamız mübarek olsun.

Bu şekilde yazınca, önemli kelimelerin hemen hemen hepsinin Arapça olduğu görülüyor.

Tercüme açısından, bir kaç sorunlu kelime var. Gazap ve öfke arasında bir anlam farkı olduğunu zannetmiyorum. Aynı kavramın Arapçasını ve Türkçesini beraber yazarsak bir anlam zenginliği kazanmış olmuyoruz. Onun için “öfke ve öfke” olarak tercüme etmek yerine “gazap” kelimesini yok saydım ve sadece “öfke” diye tercüme ettim.

Bir de “nasip etsin” kelimeleri var. “Nasip” Türkçe “pay” anlamına geliyor. Sadece ilk satırı aldığımızı düşünelim, “Mevla hepimize … metanet nasip etsin…” olmuş oluyor. Neden Mevla bize “metanet payı” versin diyelim ki? Bence anlamsız.  Burada demek istenen; “Mevla hepimize … metanet versin” onun için ben de “nasip etsin”i “versin” diye tercüme ettim.

Türkçe tercümesi:

Tanrı hepimize
        bela                 karşısında   güç, 
        düşmanlık            karşısında   bağışlama, 
        bilmemek             karşısında   beceri, 
        haksız öfke          karşısında   acıma, 
        kötülük ve kabalık   karşısında   yardım ve güzellik 
versin.
 
Cumamız kutlu olsun.

Evet, kafiyeli Arapça kelimeleri kaybettik ama daha anlaşılır olmadı mı?

Ülkemizde Arapça din ile ilişkilendirildiği için kutsal kabul edilir ve Arapça kelimelerin -Türkçe’ye geçmiş olsalar bile- söyleyen üzerinde sihirli etkileri olacağına inanılır. Ondan çoğu insan Türkçe kelimelerle ifade edilince bu cümlenin Arapça kadar ağırlığının olmadığını düşünebilirler. Ben Türkçesinin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.

***

Bir Cuma günü, ilham kaynağı olsun diye yazılmış bir yazının, Türkçe’ye çevrilmesinden daha önemli bir konu var. O da yabancı kelimelerin, özellikle Arapça kelimelerin, din yoluyla dilimize girip düşünce tarzımızı tanımlaması. Ben bu konuyu, sayın Cengiz Özakıncı’nın çok değerli çalışması Dil ve Din kitabından öğrendim. Kitabın 106. sayfasında başlayan ve 30 sayfa süren “Dilde Yabancılaşma ve Düşünce Üretme Yetisi” adlı bölümde bu konu derinlemesine irdeleniyor. Bu bölümün tümünü buraya aktaramıyorum ama 113. ve 114. sayfaları olduğu gibi kopyalıyorum ve Cengiz beye tekrar teşekkür ediyorum:

(Dünden Bugüne Türklerde Dil vi Din: Kuran’ı Doğru Anlamak, Cengiz Özakıncı.
Sayfa 113-114.)

Kök türev ilişkilerinin din yüzünden kopması

Türk dili yoğun Arapça Farsça kökenli sözcük yığılmasına uğratılmadan önceki olabildiğince “katıksız” yapısıyla, kökleriyle türevleri arasında sağlıklı, işlek bağlar bulunan gelişken, olgun bir dildi. Orhon yazıtlarında (İsa’dan 735, Kur’an’dan yüz yıl sonra) Türk dili o yıllarda yaşayan Türklerin gerçek yaşamdaki hangi olguları hangi başka olgularla hangi bakımdan bağlantılı olarak düşündüklerini eleverecek, anlamamızı sağlayacak, eşdeyişle onların, “düşünce üretme biçimi”ni çıkarsayabileceğimiz denli kök türev ilişkisi sağlam kurulmuş bir dildi. Eski Türk Yazıtları’nın sözlüğü, yerli sözcük kökleriyle bu yerli köklerden türetilmiş yerli sözcüklerden oluştuğu için, bu dili yapan, konuşan Türklerin düşünce ürütme biçimini de eleverebilecek nitelikte, çok önemli bir kaynaktır.

Şimdiyse, artık dilimiz Arapça, Farsça sözcüklerle dolduğu, bu sözcükler de dilimize Arapça, Farsça kökleriyle birlikte taşınmamış oldukları için, sözlüğümüzde yer alan şu ya da bu yabancı kökenli sözcüğün bizim düşünce üretimizdeki işlevi; tıpkı o sözcüklerin bizim dil ormanımızdaki durumu gibi köksüz, bulanık kalmaktadır.

Sözgelimi, Arapçadan dilimize geçmiş bulunan “rahmet”, “merhamet”, “merhum” sözcüklerini irdeleyelim:

Rahmet: Yağmur. “Rahmet yağdı.”
Merhamet: Acımak. “Bana merhamet edin.”
Merhum: Ölü. “Merhumu toprağa verdik.”

Arapçada kökdeş olan bu üç sözcüğün üçünün de Türk dilinde bir kökü yoktur ki; “Nasıl olup da ölmek, yağmur, acımak gibi üç ayrı olgu bu kökdeş sözcüklerle adlandırılabilmiş; bu üç ayrı olgu ne bakımdan birbiriyle bağlantılı görülmüş ki kökdeş sözcüklerle adlandırılmış?” sorusuna yanıt arayarak Türklerin düşünce üretme biçimlerini anlayabilelim…. Türklerin gündelik yaşamlarında kullandıkları kökü Arapça olan bu sözcükler, bunların ortak kökü Türk dilinde bulunmadığı için, Türk düşüncesini, Türk usyürütmesini anlamanın bir aracı olarak da kullanılamazlar. Türk dilinin Arapça Farsça sözcüklerle dolması demek; kökü Türk dilinde bulunmayan sözcüklerle, eşdeyişle Türk dili ormanında “köksüz” yaşayan sözcüklerle dolması demektir ki, bu da Türkçeyi köklü ağaçların yaşadığı bir dil ormanı olmaktan çıkarır, Arabistan’dan İran’dan koparılıp getirilmiş dalların, çubukların öbeklendiği bir odunluk durumuna sokar. Sokmuştur da…

###

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s