Sayın Fikri Işık’a açık mektup

Sayın Fikri Işık,

Gebze Teknik Üniversitesi Girişimcilik Zirvesi’nde verdiğiniz konuşmada girişimcilik konusundaki çok değerli fikirlerinizi paylaştınız. Apple gibi ilk tohumları bir garajda atılmış şirketlerin Türkiye’de de kurulabilmesi için gereken ortamın ve ekosistemin oluşturulması gerektiğini belirttiniz. Dediklerinize katılmamak mümkün değil.

Girişimciliğin önündeki en büyük engel okullardır

Türkiye’de girişimci sayısını arttırmak istiyorsak; bütün okulları kapatıp, bol bol garaj inşa etmemiz gerekir.

Bugün Türkiye’de girişimciliğin önündeki en büyük engel okullardır. Biz hala eğitim sistemi denen bu yozlaşmış sektörün, en değerli varlıklarımız olan gençlerimizi nasıl acımasızca ve sistematik olarak harcadığının farkında değiliz. Farkında olsaydık mutlaka bir şeyler yapardık. Çünkü şu anki okul sistemi ülkedeki suç örgütlerinden biri, hatta en büyüğüdür. Çünkü başka hiç bir suç örgütü bu kadar sistemli olarak ülkemizin en önemli kaynağı gençlerimizin içindeki cevheri bu kadar acımasızca öldürmemektedir.

Sınavcılık girişimciliği öldürüyor

Çocuklarımızın en yaratıcı ve girişimciliğe en açık oldukları yıllar saçma sapan sorular ezberleyerek sınav geçmeye hazırlanmakla geçmekte ve heba edilmektedir. Sınav geçmenin tek amacı vardır o da bir üst seviyedeki sınavı geçmeye hak kazanmaktır. Sınav geçmekten başka hiç bir şey bilmeyen çocukların nasıl girişimci olmalarını bekleyebiliriz?

Gençlerimize önerdiğimiz tek hedef sınav geçmektir. Sınav geçmeyi de başarı olarak tanımlamışız. Bu tip girişimcilik zirveleri gençlerimize girişimciliğin bir seçenek olduğunu göstermek açısından şüphesiz çok faydalı olmaktadır. Ama yetersizdir.

Geleceğin okulsuz ve sınavsız Türkiye’sinde; okul hapishanesinden kurtulmuş iştahlı genç girişimciler, ülkeyi şaha kaldıracaklardır. Steve Jobs üniversiteden terktir. Bill Gates de öyle. Hacı Ömer Sabancı girişimciliği okulda öğrenmedi. Vehbi Koç da öyle. Girişimcilik okulda öğrenilmez. Hele hele bu okul sisteminde hiç öğrenilmez. Girişimcilik sınav geçerek de öğrenilemez.

Aç gözlü devlet girişimciliği önlüyor

Girişimciliğin gelişmesinin önündeki ikinci büyük engel devletin ta kendisidir. Devlet şirket kurmayı mümkün olduğu kadar zorlaştırmaktadır. Amerikalı bir Steve Jobs’un şirket kurması ne kadar kolaysa; Türkiyeli bir Steve Jobs’un şirket kurması o kadar zordur.

Devlet sadece girişimciden kısa vadede alacağı vergiye bakmaktadır. Aç gözlü devlet daha yeni kurulmuş şirketi gereksiz bürokrasi ve ağır vergi yükü ile kendi elleri ile boğmaktadır. Yeni kurulan şirketlerin yarısı ilk yılını tamamlayamadan kapanıyor; ve sonuçta devlet kaybetmiş oluyor. Bir senelik vergi almak için yeni şirketi batıran devlet belki de 50 sene alabileceği vergiden vaz geçmiş oluyor. Eğer devlet bu kadar aç gözlü olmayıp yeni şirket kuranları bir sene, hatta iki sene, vergiden muaf tutsa, işlerini kolaylaştırsa, şirket güçlendikten sonra vergi almaya başlasa, nice nice Apple’lar Türkiye’den de çıkardı.

Çiçeği burnunda girişimciyi teşvik edin

Yeni girişimci bir şirket kurup batarsa devletin onun karşısında değil de yanında olduğunu bilmesi gerekir. Devletin girişimcilerin yanında olduğunu açıkça söylemesi ve girişimciye güven vermesi gerekir. Teşvik böyle olur. İlk defa şirket kuranlara bir sene karışmayın, vergi de almayın. SSK’yı ve Bağkur’u bir sene siz verin. Bir sene sonra şirketin durumunu değerlendirin. Ama devlet tam aksine, katı kanunları en katı şekilde uygulayarak girişimleri daha filizlenmeden eziyor, solduruyor, öldürüyor. Bunun sebebi kanunların tek tip olmasıdır. Halbuki kanunların tek tip olmaması gerekir. Garajda ilk şirketini kuran çiçeği burnunda bir girişimci ile 20. şirketini kuran holding sahibi büyük patron için kanunların aynı olmaması gerekir.

Eğitim ıslah edilmeli

O zaman, her şeyden önce bu eğitim sisteminin hemen yıkılması, kapanması gerekir. Reform olmaz. Geçmiş yıllarda yozlaşmış dershane sistemi bile hükümetin bütün çabalarına rağmen kapatılamadı. Islah edilemedi. Karşımızda çok güçlü bir sektör var. Hem sermaye olarak güçlü hem de politik olarak güçlü. Bu devasa sektöre “Eğitim” demek çok yanlış. Okullar koca bir sektörün fabrikalarıdır. Talebeler bu fabrikaların ürünleridir. Ama gerçek bir fabrikanın aksine eğitim fabrikası talebeyi mümkün olduğu kadar uzun müddet okulda tutmaya çalışır. Talebeyi uzun müddet sistemde tutup sömürebilmek için, okullar kemikleşmiş bir müfredatı yıllara yayarak okutur. Bir ayda öğrenilecek bir konu okulda bir sene alabilir. Kazanan hep okul sahipleridir. Kaybeden hep talebelerdir.

Devlet okulları da zaten devletin öğretmenlerinin para kazanmaları için varolan işletmelerdir.

Çocukları eğitimin çarklarından kurtarın

Devletin en kısa zamanda çocuklarımızı eğitim sisteminin çarklarından kurtarması gerekir. En değerli sermayemiz insan, eğitimin kirli sermayesi tarafından hayasızca, acımasızca harcanmaktadır. Bugün bir liseye gidin bakın. Ne görüyorsunuz? Perişan ve mutsuz talebeler. Hayattan ve gelecekten umudu olmayan sınav robotları. Kafalarında tek bir endişe var: sınavları nasıl geçeceğiz? Hayatları boyunca bir tek kere olsun bir daha karşılarına çıkmayacak olan soruları ezberleyerek gençliklerini harcıyorlar. Girişimciliği hayal bile edemiyorlar. Bu çocukları bu okullardan kurtarmamız gerekiyor. Durum gerçekten çok vahim.

Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s