Türkiye ile Güney Kore

Türkiye ile Güney Kore eskiden kıyas edilen iki ülkeydi. Hatta 1980 öncesinde Türkiye milli gelir açısından Güney Kore’den daha zengindi. Sonradan Güney Kore, bize örnek gösterilir oldu. Çünkü milli gelirini 1.9 trilyon dolara çıkardı. Biz hala 800 milyar dolarlar seviyesinde kaldık. Onların kişi başına düşen geliri 37 bin doları aştı. Bizim ise son yıllarda 10 bin dolarlara kadar geriledi.
— Aydınlık, 5 Mayıs 2018, “Güney Kore’nin bize 30 milyar dolarlık aşkı” adlı yazıdan alıntıdır.

Güney Kore bizden geride iken neden 40 yıl içinde bizi sollayıp geçmiş gitmiş? Bunun bir tek nedeni var: Din. Yani İslam dini… Türkiye’de devletin dini olan İslam dini.

Açıklık getirelim: İleri gitmemezi engelleyen asla dinin kendisi değildir. Din; Türkiye’nin ilerlemesini istemeyen Batılı devletlerin elindeki en etkili silahtır. Bu devletler dini araç olarak kullanıp ülkemize operasyon üstüne operasyon yaparlar ve Türkiye’nin tam gaz ilerlemesine engel olurlar. Batılıların İslam dini ile bir sorunları yoktur. Din Türkiye’yi karıştırmak için en uygun araç olduğu için onu seçmişlerdir. Kendilerini dinleri ile tanımlamış insanları ve devletleri din aracılığı ile bölmek ve yönetmek çok kolaydır. Belli Avrupa ülkeleri ve Amerika, Türkiye’ye tee Osmanlı’dan beri din üzerinden operasyon yapa yapa artık bu işin ustası olmuşlardır.

Peki din, Güney Kore’de neden gelişmeyi engellemiyor?

Çünkü orada toplumun karakterini belirleyen din değildir. Türkiye’deki gibi devlet kendini bir din ile tanımlamamıştır. (Gerçi devletin Hıristiyanları kolladığı ve Hıristiyan papazların Budist halkı zorla Hristiyanlığa geçirmeye çalışmasına göz yumduğu söyleniyor.)

Güney Kore’de halkın yarısı hiç bir organize dine bağlı değildir; diğer yarısı ise eşit olarak Hıristiyan ve Budist olarak ikiye ayrılmıştır. Çeşitli dinlere inanan Koreliler olmasına rağmen “hepsinin ortak bir yanı vardır; hepsinin pratik hayatta karşılığını bulduğu ortak değerleri vardır. Ve bu değerler günümüz dünyasında sosyal düzen açısından en erdemli toplumlardan birini meydana getirmiştir.” (Buradan alıntı.) Yani Kore toplumunun karakterini belirleyen din değildir. Bu da din üzerinden devlete operasyon yapılmasını zorlaştırır. (Misyonerlik faaliyetleri ile “din üzerinden devlete operasyon”un aynı şey olmadığını belirtelim. Güney Kore Hıristiyan misyonerlerin en etkin olduğu ülkelerden biridir.)

Türkiye’de din neden gelişmeye engel olabiliyor?

Güney Kore’de toplumun yapısını belirleyen aynı sağlam değerler İslam öncesi Türk toplumunda da vardı. İslamla birlikte Türk karakteri ne yazık ki Araplaşarak yozlaşmış ve bize hiç de uymayan Arap değerleri toplumsal karakterimizi belirler olmuş. Kore’de bu eski Türk değerleri korunmuş ve günümüze kadar gelmiş. Bunlar toplumun kendi geliştirdiği değerlerdir; bir din sisteminin toplumu dizayn etmek için dayatılmış değerleri değildir. Yani Güney Kore seküler bir toplum olarak kalmış. Devlet -büyük ölçüde- “herkesin dini kendine” diyebilmiş. Devlet Türkiye’de olduğu gibi yabancı bir din sistemini vatandaşlarına dayatmaya kalkmamış. Devlet din işlerinden çıkmış ve asıl yapması gereken işlere odaklanmış: Samsung’u, Hyundai’yi, LG’yi doğuracak ortamı yaratmış. Sanayiye odaklanmış. Kendi işine bakmış. Vatandaşların dini ile uğraşmamış.

Cumhuriyet’ten sonra da yabancı güçler, hep din damarından girerek; yok irtica, yok Türkçe ezan, yok tesettür diyerek Türkiye’yi meşgul edip ilerlemesini engellemişlerdir. Yabancıların din üzerinden bölücülük faaliyetleri bugün bile aynı hızda devam etmektedir. Türkiye’nin önünü kesmenin en kolay yolunun din istismarı olduğunu Avrupalılar çok iyi anlamışlar. Biz neden hala anlayamıyoruz? Devlet neden hala anlayamıyor ve önlem almıyor?

Türkiye yine şanslı sayılır.

Bir de Arap devletlerine bakın. Onlar İslam’a göbekten bağlı oldukları için onları dışardan manipüle etmek çok çok daha kolaydır. Türkiye ancak müslüman olmadığı ölçüde ilerleyebilmektedir. Bir Arap ülkesi ile mukayese edildiğinde Türklere müslüman demek çok zordur. Ezan okununca -diyelim Beşiktaş’da- kaç kişi namaza gidiyor? Kimse gitmiyor. Beşiktaş’da Sinan Paşa Caminde okunan bir öğle ezanını 10 bin kişi duyuyorsa; en fazla 10 kişi, hadi bilemedin, 20 kişi camiye gidip namaz kılıyor. Türkiye’nin müslümanlığının gerçek ölçüsü budur. Yoksa kimliğinde “Dini: İslam” yazan milyonlarca insanın müslümanlıkla alakası yoktur. Türkler kültürel müslümanlardır. İşte bu sebepten Türkiye Arap ülkelerinden ileri gidebiliyor.

Arap ülkeleri Müslüman oldukları müddetçe Batının elinde oyuncak olmaktan kurtulamayacaklardır. Din manipülasyonu ile batı onları istediği gibi bölüp yönlendirecektir. Din batının kullandığı en güçlü sömürü aracıdır. Bu sebepten batı Türkiye’yi hep müslüman bir ülke olarak tanımlamakta ısrar eder ve hatta daha da müslüman yapmaya çalışır. Bizim; “İslam ülkesi Türkiye” tanımını reddetmemiz gerekir. Burası müslümanlık ilkelerine göre yönetilen bir yer değildir. Devletin kendi kanunlarının belirttiğine göre; Türkiye bir şeriat devleti değildir. Mesela İsrail bir din devletidir; İran ha keza. Türkiye değildir. Olmaması gerekir. Batının Türkiye’ye karşı en büyük ve en kapsamlı dinsel malum operasyon olmasaydı ve diğer batı kökenli din operasyonları olmasaydı; şu anda biz Güney Kore’yi çoktan geçip gitmiştik. Devletin dini İslam olmasaydı bu operasyonlar olabilir miydi?

Ezan ülkeyi nasıl geriletiyor.

Güney Kore’nin uçup gitmesinin ve bizim yavaşlamamızın ikinci sebebi de yine din ile ilgili: Ezan. Şu anda ezanın sesi kısılsa ve devlet insanların yatak odalarına her sabah Arapça ezan ile tecavüz etmeyi bıraksa… Türkiye’yi kimse tutamazdı. Coşup giderdi. Neden ezan bu kadar zararlı ve muzur bir şey? Hem dinin esası ile ilgisi olmayan sahte bir kutsal olduğu için; hem geri kalmışlığın sembolü olduğu için; hem de devlet dininin sembolü olduğu için… Ama ezan asıl insanlara uykuyu haram ettiği için toplumsal bir zehirdir. Uykusunu alamayan insanın randımanı düşer. Devlet işçisine, talebesine, memuruna uykuyu haram ederek onların randımanını düşürüyorsa sadece kendine zarar vermiş olur. Bırakın insanlar uyusun. Zaten ezanı duyup da kalkıp namaza giden yok. Bırakın vatandaş uykusunu alsın. Bir uykumuz var onu da zehir etmeyin. İnsanlar dinç kalkıp istekle işlerine gitsinler. İstekle çalışsınlar. Çalışkan olsunlar. Biz Güney Korelilerden daha az mı çalışkanız? Hayır daha çok çalışkanız. Ama devlet bizim rahat çalışmamıza ve uykumuzu almamıza ve dinlenmemize izin vermiyor ki. Devletin bu sesli tacizine sürekli muhatap olduğumuz halde bu kadar işler başarabilmişsek devlet bizi rahat bıraksa kimbilir neler yapabileceğiz.

Güney Kore’de insanların her sabah yatak odalarına giren bir devlet tarafından yabancı bir dille taciz edilmediklerinden emin olabiliriz. Kore’de insanlar çok çalışıp iyi dinlenebildikleri için bu kadar başarılı olabilmişlerdir. Kore’de devlet, olur ya, Türkçe ezan okunmasını zorunlu kılmış olsa Koreliler bizi hala bu kadar severler miydi? Bizden nefret ederlerdi. O zaman Türkiye’yi bir sömürgeci ülke olarak görürlerdi. Biz Arabistan sömürgesi miyiz ki her sabah Arapça ile uyandırılıyoruz.

Vatandaşlarını uyandırma işini üstlenmiş hem de bu kadar ciddi olarak üstlenmiş bir devlet sadece Türkiye’de var. Diğer İslam ülkelerinde (bakın ben bile dil alışkanlığı ile Türkiye’nin bir “İslam ülkesi” olduğunu söylemiş oldum!) özellikle İran’da bu iş çoktan çözülmüş. Mollalar ezanı hoparlörlerden bangır bangır okutup halkı ezandan soğutmanın anlamsızlığını anlamışlar. Mollalar boşuna molla olmamışlar; dinin ezanda olmadığını; ezanın sadece bir gelenek olduğunu biliyorlar. Ezanı insan ölçeğinde okutuyorlar, kısık sesle. Ezanın sesi uzaktan hoş gelirmiş, bunu biliyorlar.

Uykusunu almış insan mutlu insandır. Her sabaha karşı en az beş dakika Arapça avaz avaz bağıran ve de bağırdığı yetmiyormuş gibi her kelimenin sonunu buradan Mekke’ye kadar uzatmaktan zevk alan Araplaşmış bir Türk tarafından uyandırılan insanlar; gergin olur. Uykusunu alamamış insan trafik canavarı olur. Uykusunu alamamış insan sağlıklı düşünemez. Uykusunu alamamış insan kavgacı olur. En ufak şeyle patlar. Sağına soluna saldırmaya başlar.

Ezanın Türk insanı üzerindeki ters etkisini ölçmek çok kolay. Denemesi bedeva. Diyanet işleri ülke çapında imamlara bir genelge yollasın, hoparlörlerinin sesini kıssınlar; öyle kıssınlar ki sanki ezanı bir insan hoparlörsüz okuyormuş gibi duyulsun. Tabii ideal olanı, imamın şerefeye çıkıp ezanı oradan okuması olurdu ama hangi imam bugün müezzinlik görevini geleneklere uygun bir şekilde yapmayı kabul eder? Hoparlör icad edildi; ezan bozuldu. Göreceksiniz, bu doğal okunan ezan sonucunda bütün ülke nasıl rahatlıyacak. Ofis sürtüşmeleri azalacak; devlet memurları bile daha bir istekli çalışaklar; trafik kazaları azalacak… Bir sene süren doğal ezan uygulamasından sonra sayılara bakarsınız. Eğer; yobaz ve softa sınıfının egolarını tatmin etmek için; şerefelere bağlanmış hoparlörlerden aynı kamyonetine bağladığı bir hoparlörden bas bas bağıran bir hurdacı gibi okunan ezan yerine; geleneksel olarak, halkı taciz etmeyecek şekilde makamına göre tatlı tatlı okunan ezan trafik kazalarını azaltmazsa; yine ezanın volümünü sonuna kadar yükseltirsiniz. Ama önce Türkiye’nin parlak geleceği için bu projeye bir şans verin.

Ezanın sesi cemaata orantılı olsun.

Hatta ezanın volümünü belirlemek için daha güzel bir ölçü öneriyorum: Ezanın sesinin yüksekliği cemaat sayısına orantılı olsun. Şöyle ki: Eğer 50 bin kişinin oturduğu bir ilçede sabah namazına sadece 5-10 kişi geliyorsa; Ey din sahipleri, bu gerçeği görün ve 10 kişilik ezan okuyun. 50 bin kişilik ezan okumayın. 10 kişilik ezan nasıl okunur? Çevre evlerden gelen o 10 vatandaşın -ki çoğu emeklidir- duyacağı şekilde hoparlörün sesi ayarlanır ve sadece onlar için ezan okunur. O da adet yerini bulsun diye. Çünkü o 10 mümin vatandaş zaten her sabah ezandan önce kalkıp camiye geliyorlar, avluda oturup ezanı beklerken sohbet ediyorlar ve ezan okununca içeri girip namazlarını kılıyorlar sonra da hep beraber kahveye gidiyorlar.

Kadınlar ezanı çalar saat olarak kullanıyor.

Ezanı duyup da “Aaa, ezan okunuyor” deyip camiye giden insan kalmadı artık bu devirde. Ezan tamamen sembolik bir şey haline gelmiştir. Ama neyin sembolü onu iyi anlamak gerekir. İnsanlar özellikle kadınlar ezanı çalar saat olarak kullanırlar. “İkindi okundu hala yemeğe başlayamadım,” gibi. “Öğle okunmadan pazara gidip geleyim,” gibi. “Akşam okundu bizimki hala ortada yok,” gibi. Ezan yerine çan çalsaymış kadınlar için hiç de farketmez. Bunları imamlar bilmez mi? Bilir. Onlar ne yapıyor? Bizim dediğimizin tam aksini. Camiye gelenlerin sayısı azaldıkça hoparlörün sesini yükseltiyorlar. Kimse dinsiz köyün ezancısı olmak istemez. Ama gerçek budur. Türkiye’de ezan boşa okunmaktadır. Eğer ezana karşı bir saygısızlıktan bahsediliyorsa bu saygısızlığın günahı ezanı boşu boşuna okutanların olmalıdır.

Ezan artık namaza çağrı değil fakat politik bir sembol olmuştur.

Politikleşmiş semboller toplumu bölmek için kullanılmaya hazırdırlar. Onlar sömürülmesi en uygun şeylerdir. Çünkü o ülkenin hassas sinir uçlarıdır. Bölücü dış güçler hep de bu hassas sembolleri kullanarak bölücülük operasyonlarını yaparlar. Din sembollerinden daha hassas ne olabilir! Ezanı sömürenler ve onu da bölücülük hedefleri için kullananlar da yine aynı Türk düşmanı din operasyoncuları Avrupalılardır. Bunlar Türkiye’yi din yolu ile bölünebilecek her şekilde bölmeyi amaç edinmişlerdir.

Türban projesi açık açık yapılmış bir Alman operasyonu idi.

1960’larda planlanıp bugünlerde zirveye ulaştı ve Almanlar hala kıs kıs gülerek 60 sene önce attıkları tohumların meyvalarını toplamaktalar. Almanlar Türkiye’nin gündemini bu kadar saçma bir konu ile senelerce işgal ettiler ve devletin enerjisini sanayi gibi önemli konulara harcamasını engellediler. Türk kadınını açık ve kapalı olarak ikiye böldüler ve dolayısıyla toplumu da bu saflarda ikiye bölmüş oldular. Komşuyu komşuya düşman ettiler. Tekkeler, cemaatler ve eğitim hala dış güçler tarafından finanse edilmektedir. Özellikle cemaatler yine palazlanmaktadır. Sanki yakın geçmişten hiç bir ders alınmamıştır.

Kısacası, Türk insanının enerjisi ve devletin enerjisi dış merkezli din sömürücüleri tarafından emilmekte ve israf edilmektedir. Devletin din işlerine harcadığı enerji olmasa ve yabancı kökenli din ayrımcılığı ile bu kadar uğraşarak enerji kaybetmese; Türkiye Güney Kore’yi de geçer ve çok daha hızlı ilerlerdi. Şimdiye kadar yapılanlar hep dine rağmen yapılmıştır.

Ülkeyi yavaşlatan İslam dini değildir.

Gerçi biz suçu İslam dinine atmayı çok severiz. “Osmanlı İslam yüzünden gerilemiştir” deriz. Hayır. Kendini dini ile tanımlayanların -yani devlet işleri ile din işlerini ayıramayan toplumların- din ile sömürülmeleri kaçınılmazdır. Türkiye’nin din ile ilişkisini yeniden tanımlaması gerekmektedir. Zaten müslümanlık Türklerin asıl dini değildir. Türkiye’de müslümanlık olarak uygulanan din de zaten müslümanlık değildir. Altında Türk gelenekleri hala yaşamaktadır.

Daha hızlı ilerlemek istiyorsak; devletin din işlerinden çıkması ve vatandaşların din aracılığı ile yabancı güçler tarafından bölünmesine izin vermemesi gerekir.

Bu yazı bile ne kadar büyük bir enerji israfıdır.

Neden böyle bir yazının yazılması gerekmelidir? Zaten bu yazıya yapılacak yorumlar Batı’nın Türkiye’yi din aracılığı ile bölmekte ne kadar başarılı olduğunu gösterecektir. Kimisi bunu din düşmanlığı olarak algılayacak ve bize küfürler sallayacaktır. Batının istediği de budur işte. Ülkede kendini dinin koruyucusu sanan; takva üniformasını giyip ortalarda dolaşan, her olayı din çerçevesinden gören, fanatik dincileri beslemek. Eğer bizim de Güney Kore gibi dinden bağımsız ortak ve sağlam değerlerimiz olsaymış böyle bir yazıya gerek kalmazmış. O değerlerimiz var. İslam’ın örtüsü kalkınca o değerler de meydana çıkacaktır.

Tekrarlayalım. Bu yazının tek amacı Batı’nın hala ülkemizde din aracılığı ile çok kolay operasyon yapabildiğini vurgulamaktır. Bunun sebebi de İslam dini değil ama devletin dininin fiili olarak İslam olarak tanımlanmış olmasıdır.

Türkiye ile Güney Kore” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s