Ali Suavi: İlk Türkçülerden ve İlk Türkçeci

Ali Suavi

Ali Suavi; “Baş Veren İnkilâpçı”, Falih Rıfkı Atay

Falih Rıfkı Atay’ın, bu yazdıklarına bakarak, aradan geçen 150 yıla rağmen ülkemizde din konusunda pek bir şey değişmediğini görüyoruz. Din konuları hala “kapkara yobazlar”ın elinde, ve bize de, devlete de kapkara yobaz bir din yorumu dayatıyorlar:

Zamanına göre her ileri fikir, bilhassa bizim gibi gerçek tenkit geleneği olmayan memeleketlerde, ilk vurulan damgadan bir daha pek güç kurtulabilir. Ali Suavi, hoca olmakla beraber, zaman zaman bugün bile değme fikir kahramanlarının dokunamayacağı ileri fikirleri ortaya atmıştır. 1870’li yıllarda, hilafetin dinde yeri olmadığını söylemek ve yazmak, eğer Latin alfabesi dilimize uygun düşerse yazıyı değiştirmenin şeriatla hiç bir ilgisi olmadığını iddia etmek, kitabına resim koyduğu için kendisine zındık diyenlere peygamberin dahi resmi yapılabileceğini ortaya atmak, üstelik bütün bunları pekiyi bildiği din esaslarına göre izah ederek bütün şeriatçıları kapkara yobazlar olmakla suçlamak kolay bir şey değildi. (s. 16-17)

Hala, bugün bile, medeni kanunu ilgilendiren konularda, toplum sağlığını ve insanların mutluluğunu ilgilendiren konularda, sanki bunlar dinî konularmış gibi, bir takım cüppeli veya cüppesiz, hacı hoca takımının onayını almaya çalışmak, hiç bir şeyin değişmediğini gösteriyor.

Korkak devlet istemiyoruz!!

Korkak devlet istemiyoruz!! Şiirden korkan devlet istemiyoruz!! Şairinden korkan devlet istemiyoruz!! Dünyanın en eski ve güçlü devleti! Türk devleti!! Ne oldu da kendi şairinden korkar duruma gelmiş. Bu kabul edilemez! Kedi fareden korkar mı? Kurt kuzudan korkar mı?

Attila İlhan, 15 Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat’ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi’ne yazıldı. …

Bir Türk devleti! Yücelerin yücesi Türk Devleti! 16 yaşında bir Attila İlhan’ın, sevdiği kıza vermek için yazdığı bir şiirden nasıl korkar? Aklın havsalanın alacağı bir şey değildir bu.

Devlet yıllar sonra hatasını anlamış ve bu büyük ustaları, Attila İlhan’ı da, Nazım Hikmet’i de, bağrına basmıştır. Basmıştır ama… huylu huyundan vazgeçer mi… Devlet hala şairleriyle dalaşmakta, ve şairlerini yüceltmek yerine, onları hapislerinde çürütmeye çalışmaktadır. Neden? Neden? Neden?

Ey devlet! Hiç bir şair, hiç bir yazar, sana zarar veremez. Ne yazarsa yazsın. Sana zarar veremez. Şairlerine sahip çık. Yazdıklarından dolayı tutuklanmış insan görmek istemiyoruz. Önce ezip sonra yücelteceğine, baştan yüceltsen ne olurdu?

***

Oray Eğin’in “Ezhel ‘devlet sanatçısı’ olacak yazısı.

Fikri hür, vicdanı hür

Fikri hür, vicdanı hür, başlıklı yazısında, Fatih Altaylı şöyle demiş:

***

Netflix bir fikirden yola çıkan sanal bir iş ve birkaç yıl içinde eğlence endüstrisinin en büyüğü haline gelebiliyor.

Demek ki, fikirden daha değerli bir şey yok.

Yeni dünya, böyle bir dünya.

Türkiye’nin eğitim sistemini nasılsa yeniden organize edecek birileri.

Bu gerçeği bilip görmeden yapılacak her türlü eğitim organizasyonu, daha uygulanmadan çöp demektir ve bir ülkenin insan kaynağının da çöpe atılması demektir.

Biat eden değil, özgürce düşünen, fikir üreten ve ne kendi fikrinden ne de başkasının fikirlerinden korkmayan nesiller yetiştirecek bir eğitim sistemi gerçekleştiremezsek, daha uzun yıllar boyunca “dış güçler” denilen bir güçle asla kazanamayacağımız bir savaş yaparız.

Aynı Don Kişot gibi.

(Vurgular bana ait.)

***

Eğitim sistemi söz konusu olunca tabii ben de bir şeyler yazmadan edemedim. Benim bu konudaki düşüncelerim de şöyle:

“Fikri hür, vicdanı hür” yazısını okumaya devam et

Ezan; neyin sembolü??

Gazetelerden: İnce’nin ezan şovu yatsıya kadar sürdü.

Vatandaşlara seslenirken ezan okununca miting konuşmasına ara veren CHP adayı Muharrem İnce, canlı yayında okunan ezanı umursamadı. Mitinginde ezan hassasiyeti gösteren İnce’nin, yine kendisi konuşurken okunan yatsı ezanını dikkate almaması “Ezan şovu” eleştirilerine neden oldu. 10 Mayıs’taki mitinginde ezan okunurken susulması gerektiğini söyleyen İnce, önce akşam Antalya’da Halk TV’de katıldığı canlı yayında yatsı ezanı okununca ‘ezan okununca konuşulmaz diye bir şey yok’ diyerek ikiyüzlü bir tavır sergiledi. Programı sunan Uğur Dündar ezan sesini duyunca, “Ezan okunuyor, Allah kabul etsin” dedi. İnce ise; “Ezan okunurken konuşulmaz diye bir şey olmaz. Biz şarkı söylemiyoruz, eğlenmiyoruz. Ezan hem namaza çağrıdır, hem bağımsızlığımızın sembolüdür. Bağımsızlığımızın iki sembolü vardır: Bayrak ve ezan. Ezan, hem bağımsızlığımızın sembolüdür hem de bir iddiadır. ‘Biz bu toprakların sahibiyiz, Müslümanız, buradayız’ demektir. O yüzden konuşmakta hiç bir sakınca yok,” ifadelerini kullandı.

İlginç! Yıl 2018. Gazetelerimizde haber olan konuya bakın! Ezan okunurken konuşulur mu, konuşulmaz mı? İstiklal marşı okunurken hazırola geçilir mi, geçilmez mi, gibi. Asıl konu ezan değil; asıl konular “saygı” ve “kutsal”. Ezan kutsal mı? Kutsal ise saygı duyulması gerekir mi?

“Ezan; neyin sembolü??” yazısını okumaya devam et

Kuran’ı en iyi anlayanlar, onu anlamadan okuyanlardır!

Önceleri, ben de, Kuran’ı herkesin okuyup anlayabileceğini zannetmiştim. Çünkü Hz. Peygamber, müslümanlıkta bir rahip sınıfının olmamasını istemiştir; öyleyse peygamber herkesin Kuran’ı okuyup anlayabileceğine inanmıştır ki Kuran’ı öğretecek bir aracı sınıfına ihtiyaç yoktur demiştir.

“Kuran’ı en iyi anlayanlar, onu anlamadan okuyanlardır!” yazısını okumaya devam et

Arapça Gazap Türkçe Öfkeye karşı…

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın şöyle bir twit atmış:

Mevla hepimize musibet karşısında metanet, husumet karşısında mağfiret, cehalet karşısında marifet, haksız gazap ve öfke karşısında merhamet, kötülük ve kabalık karşısında hayr ve letafet nasip etsin.
Cumamız mübarek olsun.

“Arapça Gazap Türkçe Öfkeye karşı…” yazısını okumaya devam et