Birey nasıl karar verir

Emre Ertegün’ün bu yazısını  İngilizce’ye çevirmiştim (kendi isteği üzerine. İngilizce çeviri burada.).  Şehir hayatını terk edip doğada yaşama kararı vermeye çalışan bir çifte Karar vermek için uzun uzun düşünmeyin hemen bir karar verip eyleme geçin demiş Emre. Peki BİREY’in karar verme süreci hakkında neler biliyoruz. (Karar vermek aslında seçim yapmak işidir.) Kararlarımızı kim ve nasıl veriyor.

BİREY’in nasıl karar verdiğini anlamak için BİREY’in kendini nasıl tanımladığına (ve tanıdığına) bakmamız gerekiyor. BİREY’in kendini tanımlayabilmesi için önce kendi kendinin farkında olması gerekir. Kendi kendinin farkında olabilmesi için de kendini bir yerden yansıtabilmesi gerekir. Bu bir ayna olabilir ama insan kendini fiziki bir aynada görüntüsünü yansıtarak tanımlamaz. İnsan kendisini dil aynasından yansıtarak tanımlar. Hayvanların dili olmadığı için kendilerinin bir BİREY olarak farkında olamazlar. Kendilerini dış dünyadan ayrı düşünemezler.

Kendini dil aynasında yansıtan BİREY kendi kendini dilde BEN veya BİLİNÇ veya AKIL dediğimiz soyut bir kavram olarak görür. BİREY kendini BEN olarak tanımlar. Yani BİREY kendini BEDEN ile özdeşleştirmez. Peki kararlarımızı veren BEN mi. Bence değil.

Öyleyse BİREY’in kararlarını kim veriyor. Cevap Bağırsaklarımızda yaşayan organizmalar veriyor. Bu organizmaların tümüne mikrobiyom veya mikrobiyota deniyor. Mikrobiyom kendi başına bir organ olarak kabul ediliyor. Bu yeni organ bağışıklık sisteminin merkezidir. Evet bu doğru ama mikrobiyom aynı zamanda kararların verildiği yerdir. BİREY’in verdiği kararlar bağırsaklarda yaşayan organizmalar tarafından verilmektedir. Bu organizmaların bazen sapıttığı ve BEN’e toplumun kabul etmeyeceği hareketler yaptırdığını gözlemleyen eski insanlar bu iç güçlere cinler adını vermişlerdir. Hareket etme özgürlüğünü tamamen cinlere kaptırmış insanlara da ya deli ya cadı ya da duruma göre peygamber demişler. Eskiler BİREY’in BEDEN ve RUH olarak ikiye ayrıldığını da düşünmüşler ama RUH’un ne olduğunu hiç bir zaman tam olarak tanımlayamamışlar. BİREY ikiye ayrılmıştır ama o BEDEN ve RUH olarak değil BEDEN ve BEN olarak ikiye ayrılmıştır. BEN EGO BİLİNÇ AKIL aynı şeyin çeşitli adlarıdır. BEDEN ise şöyle tanımlanır BEDEN ortakyaşam anlaşmaları dahilinde yaşayan bakteriler mikroplar parazitler ve hücrelerden oluşmuş karmaşık bir süper-organizmadır. BEN ise BEDEN’in kendinin farkında olma halidir. Hayvanlar kendilerinin farkında değildirler onlar tamamen içgüdüleri yani mikrobiyomları tarafından yönetilirler. BEN yaşamak için hiç de gerekli değildir. Bir organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için BEN’i olması gerekmez. BEN’leri olmayan hayvanlar gayet de güzel yaşayıp giderler. BEDEN’in asıl sahipleri bu mikro organizmalardır çünkü onlar BEN kendinin farkına varmadan önce vardılar ve BEN olmadan da BEDEN’in yaşamını devam ettirebilirler. Zamanın sonsuz derinliklerine gidebilecek olsak bugün insan bedenini meydana getiren her ortakyaşam kolonisinin bir zamanlar bağımsız olarak yaşadıklarını görürdük. İnsan bedeni bazı kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi bugünkü şekli ile çamurdan yaratılmamıştır. Demek ki ortakyaşam kolonileri yoksa BEN de yoktur. Öyleyse BEN kendini ilgilendiren bir karar verirken ortakyaşam dostlarını da hesaba katmak durumundadır. Zaten mesela şehri terket sen git doğada yaşa gibi bir fikri BEN’e servis eden de bu bağırsak kraliyetidir.

Genelde gönlünden geçeni yap kalbini dinle akışına bırak gibi öğütler hep bağırsaklardan gelen mesajları dinle anlamına gelmektedir.

Bağırsak kraliyetinin BEN’den daha iyi kararlar verebilmesinin sebebi bağırsaklarımızın 6. duyumuz olmasıdır. (Bu eskilerin 3. göz kavramını çağrıştırıyor.) İnsanın bağırsaklarında yaşayan organizmalar yani mikrobiyom vücudun savunma mekanizması olduğu için 5 duyudan gelen verilerin hepsi burada toplanır ve işlenir. (BEN farkında olmadığı halde sübliminal mesajlar nasıl kayıt altına alınır ve BEN’in hareketlerini etkiler. Bağırsakların işi olmalı öyle değil mi.) BEN ise her an sadece tek bir duyudan gelen verilere odaklanabilir. Gözlerimizi kapattığımızda kulaklarımızın çok daha iyi duyduğunu biliriz. BEN ancak sıra ile her duyuya odaklanabilir. Hiçbir zaman aynı anda hepsine birden odaklanamaz. Bağırsak ise gelen bütün verileri aynı anda ve bütünü ile algılayabilir. Ayrıca mikrobiyom sinir sistemine direk emir verip kasları hareket ettirebilir. Sıcak bir sobaya dokunduğunuzu ancak elinizi çektikten sonra fark edersiniz. Eli çektiren bağırsaklardır. BEN iş işten geçtikten sonra ne yaptığının farkına varır. BİREY’in kararları da benzer bir şekilde bağırsaklarda alınır ve BEN oldu bittiye getirilir. Yukarda BEN kendini ilgilendiren bir karar verirken ortakyaşam dostlarını da hesaba katmak durumundadır demiştik ama bu tam gerçeği yansıtmıyor. BEN sadece verilmiş kararları uygulayıp sanki kendi karar vermiş zanneder. (Veya aynı ABD başkanı gibi karar verir. Önüne üç seçenek konulur ve BEN bunlardan birini seçer.) Yani BEN’in hür iradesi olmadığını söylüyoruz.

* * *

Uyku BEN veya AKIL’ın BEDEN’i rahat bıraktığı zamandır. Yani uyku sırasında BEDEN hayvanlardaki gibi BEN’siz ve AKIL’sızdır. BEN uyurken BEDEN aktifleşir ve hem kendini tamir eder hem de gün içinde gelen verileri değerlendirerek kararlar verir. Bu sebepten bir konuda uzun uzun düşünüp bir karar vermeden yatağa girerseniz büyük bir ihtimalle sabah bir kararla uyanırsınız. Bu da kararın bağırsakta verildiğini ispatlar çünkü siz yani BEN ortada yoktunuz uyuyordunuz. Uyurken AKIL ortadan çekiliyor ve meydan bağırsaklardaki organizmalara kalıyor. Onlar da konuyu değerlendirip bir karar veriyorlar. Çünkü karar merkezi bağırsaklardır. AKIL’ı aradan çıkartabilirseniz akıllı kararlar verebilirsiniz. AKIL işe karışırsa sadece işleri karıştırır.

* * *

Son olarak bir şey daha ekleyeyim İnsan ile bir hayvanı karşılaştırırsak insanın birilerinin yapay zeka projesi olduğunu görürüz. Nasıl ki insanlar yaptıkları robotların ilerde insan gibi AKIL’lanıp kendilerinin farkına varacaklarından korkuyorlarsa… insan da işte robotluktan yani bilinçsizlikten yani dilsizlikten yani BEN’sizlikten BEN’liğe geçmiş bir organizmadır. (Bu da o yukarda eleştirdiğimiz kutsal kitaplarda insanın yasak meyvayı yiyip Pandora’nın kutusunu açması ile olmuştur. Herhalde sembolik olarak ama fikir olarak burada dediğimiz olayı anlatıyor.) Peki insanın tasarımcısı kim. Tabii ki ortakyaşam dostlarımız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s