Metrobüste İngilizce anonslar

Tüzel varlık ile birey arasındaki ilişki insanoğlunun sıkıntılarının baş kaynağıdır. Tüzel varlık kendini bireyin efendisi olarak görür ve bireyle iletişim kurmaz. Verdiği kararların birey tarafından sorgulanmadan uygulanmasını ister. Burada tüzel varlık İETT dir ve birey de bir metrobüs yolcusudur.

İETT ve bürokratları metrobüste İngilizce anons yapmaya karar vermişlerdir. Çünkü onlar hala yabancılara yalakalık yapmayı medeni olmak zannetmektedirler ve yabancıların tasdikini ve beğenisini aramaktadırlar. Halbuki günümüz Türkiye’sinde yabancılara karşı aşağılık kompleksi kalmamıştır.

İETT kime ve neden İngilizce anons yapar? Bu sorunun cevabını bulmak için İETT’ye bir dilekçe verdim. Bakalım bir cevap gelecek mi.

* * *
“Metrobüste İngilizce anonslar” yazısını okumaya devam et

İsaac Newton ve Kutsal Kitabın Yorumu

Newton-Danyal

İsaac Newton’un ölümünden sonra yayınlanmış Kutsal Kitabın Yorumu: Danyal’ın Kehanetleri ve Aziz John’un Mahşeri Üzerine adlı kitabı türkçeye çevrilmiş. Newton İncil’i kendine göre okuyup hesaplar yapmış ve dünyanın sonunun 2060 yılında geleceğini hesaplamış. Başka hesaplarında 2034 yılında kıyamet kopacak demiş. Newton’un sözde bilimsel yazılarına nasıl dinî inançlarını karıştırdığını bu yazımda okuyabilirsiniz.

“İsaac Newton ve Kutsal Kitabın Yorumu” yazısını okumaya devam et

Meme sayısı ve yavru sayısı

Bugün parkta dikkatimi çekti. Köpeğin 10 tane memesi vardı. Bir batında köpekler herhalde 8-10 yavru doğururlar diye düşündüm.

Eğer bir batında meme sayısı kadar yavru doğuyorsa o zaman insanlarda da ikizlerin istisna değil kural olması gerektiğini düşündüm (neden ikiz doğar?). Belki eski zamanlarda kadınların daha güçlü ve doğurgan olduğu zamanlarda doğumların çoğu ikizmiş diye düşündüm. Bu da aklıma yattı çünkü doğa üremeyi garanti altına almak için israf etmeyi sever. Ağaçlar binlerce tohum üretirler belki biri tutar diye. İnsanda da biri ölürse diğeri yaşasın diye doğa iki bebek doğumunu kural yapmış olabilir dedim.

Fakat eve gelip araştırınca doğumla meme sayısı ilişkisinin benim düşündüğümün tam tersi olduğunu öğrendim.

Memelilerde genel olarak meme sayısının yarısı kadar doğum olurmuş. Yani 10 memeli köpekler bir batında 5-6 yavru doğururlarmış (bütün köpekler 10 memeli mi?).

O zaman insanlarda da ikiz değil 1 bebek doğması normal olmalı.

Yani doğa meme sayısını yavru sayısından daha çok tutmak istemiş. Tam yavru sayısı kadar meme olsa o zaman memelerden biri arıza yapsa yavrular aç kalacak, sıkıntı olacak.

Tabii insanlarda arada bir üçüzler de olabiliyor. Doğa istisnaların istisna olarak kalmasını istemiş herhalde (istisnalar hata mı yoksa sürecin doğal bir parçası mı?). Arada bir beşiz doğabilir diye doğa kadınlara beş meme vermemiş.

Ayrıca bir meme de vermezdi herhalde çünkü memelerin tek değil çift sayı olması gerekir. Neden?

Simetri için belki de.

Notlar:

— Bir de şu soru aklıma geldi. Eğer insan bir zamanlar, zamanın derinliklerinde, dört ayaklı idiyse,  o zaman kadınların da daha çok memeleri olmuş olabilir karınlarında, Efesli Artemis kadar olmasa bile, diğer dört ayaklı hayvanlar gibi ikiden fazla memeleri olmuş olabilir. Bu memeler iki ayaklıya dönüşünce körlenmiş olabilir. Bu körlenmiş memelerin izi var mı? Primatlara bakmalı. Onlarda durum nedir? Ama zannetmiyorum çünkü kadın tek bir çocuk doğururken bu kadar zorlanırken her seferinde beşiz doğurması çok zor olurdu. Bilemiyorum. Araştırmak lazım.

artemis
Efesli Artemis

— Başka bir konu belki ama, insan yavrusu sanki erken doğuyor (9 ayda doğsa bile) çünkü başka hayvanlar neredeyse ayaklanıp yürümeye hazır doğarken insan yavrusu çok uzun müddet dünyadan habersiz yatıp uyuyor ve senelerce annesinin koruması altında kalıyor. Sanki içerde geçirmesi gereken zamanı dışarda geçiriyor. Burada sanki bir tasarım hatası var gibi geliyor bana.

Üsküdar’da politik duruş olarak ezan

Üsküdar’da ezan neredeyse 10 dakika sürüyor. Belki ramazan diye imamlar galayana gelmişler sanki Kibariye okuyormuş gibi ezanı arabeske çevirmişler. O ne çığırmaktır öyle. İnsanları namaza çağırmak için bu kadar uzatmaya ne gerek var? Bu gösterişten başka nedir ki? Allahtan çok Allahçı olmak. Bir de Kabe’de ezan okuyan adamı dinleyin. Çok daha sade ve kasmadan okuyor. Adam Arap. Kendi lisanı. Kendi dini. Derin ızdıraplar içinde çığlıklar atma ihtiyacı duymuyor. Güzel güzel okuyor. Makamına göre okuyor. Buradaki adam özenti. Ezanı namaza çağrı değil politik bir duruş olarak okuyor. Gösterişçi. İslam gösterişe karşıdır halbuki. Bir de Kibariye deyince. Neden ezan okuyan kadın yok? Feministlerin bu konuya bir bakmaları gerek. Arada bir kadın sesi duymak iyi olurdu.

Notlar:

Üsküdar’da ezanın o kadar uzun sürmesinin bir  sebebi varmış. Üsküdar Meydanı’nın iki büyük tarihi camii olan Valide Sultan ve Mihrimah Sultan Camilerinin müezzinleri birbirlerinin sesini kesmeden karşılıklı ezan okuyorlarmış. Ne güzel bir gelenek. Yine de fazla ağdalı okuyorlar bence.

Bugün yine Üsküdar’dayım bir akşam ezanı vakti. Baktım komşu camilerin sıra ile okuma geleneği kalkmış. Hepsi aynı anda okuyorlar ve anlaşılmaz bir gürültü çıkıyor ortaya. Halbuki aralarında anlaşsalar ve hergün sadece biri ezan okusa daha iyi olmaz mıydı? Zaten hoparlörü o kadar açıyorlar ki Üsküdar’daki ezan Kadıköy’den duyuluyor. Bir de eski ezanı düşünün. Ezanın müezzinler tarafından şerefeye çıkılarak okunduğu günlerde Şakir Paşa Konağı kitabının yazarı Nermidil hanımın şu gözlemine bir bakın:

Yanımızdaki Beyazıt Camisi’nden ezan duyulurdu ama çok kez fark etmezdim. Bir gün kestirmeden camiden geçerken asırlık dekorunun güzelliğine kapıldım, o sıra ezan okundu. Müezzin’in boş avluya akseden sesi yansıyarak geri döndü, ezan oldu iki ezan. Müezzin şerefede döndükçe uzaklaşıp yakınlaşan ses, bana Osmanlı’nın büyüsünü ta içimde hissettirdi. Ne yazık ki şimdiki sun’i sesli metalik ezanlar bu hissi veremiyor.

Sun’i sesli metalik ezanlar o hissi vermediği gibi gürültü kirliliği de yapıyor. Ezan’ın dinle alakası olmayan bir gelenek olduğunu bilmeyenler ezanı putlaştırdıkları için “ezana hakaret” gibi bir suç bile icat etmişler ve ezanın gürültü kirliliğine sebep olduğunu söyleyen birini “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” gibi sun’i bir suçla suçlayabilirler. Ama ezana asıl saygısızlık yapanlar onlar. Ezanı o kadar yüksek sesle okutuyorlar ki 10 binlerce kişi duyuyor. Ama 10 bin kişiden en fazla 10 kişi ezanı duyup namaza geliyor. Diğerleri ezanı umursamıyor bile. Onun için ezanı politik bir dayatma olarak hoparlörlerden değil de insan sesi ile şerefelerden okumak gerekir. Ezanı sun’i ve metalik hale getirenler onu aşağılamış olmuyorlar mı?