Sorunu ortadan kaldırmak – yorum

Emre Ertegün’ün Sorunu ortadan kaldırmak adlı yazısına benim yorumumdur.

Bu yazdıkların dikkatle okudum. Ne sorunu çözecek ne de sorunu ortadan kaldıracak önerilerde bulunduğunu göremedim. Olumsuz bir başlangıç oldu ama bu söylediğimi nasıl olumlu söyleyebilirim bilemedim. Hedefinin devrim olduğunu yazıyorsun ama önerdiğin eylemlerin hepsi klasik yeşilci öneriler. Bu yeşilci eylemler yüzlerce senedir ortalarda dolaşıyor ve yeşil devrime bile faydaları olmadı. Çamaşır makinesine az çamaşır doldurarak nasıl devrim yapılacak pek anlayamadım. Her cümlene benim yorumumu burada bulabilirsin. Olumsuz olmak istemiyorum ama hedefin ciddiyeti ile uyum halinde olmayan yüzeysel bir yazı olmuş.

Sorunu ortadan kaldırmak mı, yoksa sorunu çözmek mi?

Sorunu çözmek sorunu ortadan kaldırmaz mı? Aradaki farkı tam anlayamadım. Mesela: Sorun: İstanbul’a gidince kalacak yerim yok. Çözüm: Arkadaşım evini bana açtı. Sorun çözüldü ve sorun ortadan kalkmış oldu.

Murray Bookchin, geçenlerde okuduğum Ekolojik bir Topluma Doğru adlı kitabında sorunu çözmenin statükoyu barındırdığını ve aslında sistemi sürdürülebilir kıldığını yazıyor. Bu tespite fazlasıyla katılıyorum! “Başka bir dünya mümkün” diyorsak eğer, bunu var olan paradigmalarımızı değiştirerek yapabileceğimizi düşünüyor, sorunu ortadan kaldırmak istiyorum.

Paradigma, yani model, yerine -toplumsal kurgu- demeyi tercih ediyorum. O zaman demek istediğin daha anlaşılabilir hale geliyor benim için ama yine de sorunu ortadan kaldırmakla cözmek arasındaki fark açık değil.

Sorunun ne olduğuna gelince, sistemin bütünü gibi görünüyor bana.

Sistemin kendisi sorunun kendisidir demek sorunun ne olduğunu açıklamıyor ki? Sistem derken ne kastedildiğini bilmiyoruz.

Böyle olunca da olan bitene sistemin gözlükleriyle bakıp buradan yola çıkmak, anlamlı değişimlere değil, olsa olsa günü kurtarmaya yol açıyor.

Çok genel bir cümle. Sistemin gözlükleri ile bakmak ne demek? Devrimin dili mecazi dil olmamalı bence.

Ha, hiç yoktan iyidir denebilir ve bu minvalde çalışmalara devam edilebilir. Bu yaklaşımı olduğu gibi çöpe atıyor değilim ama benim yolum farklı.

Sorunu, sistemin bütünü olarak tanımlayınca, niyetim kendiliğinden ortaya çıkıyor: Sistemi ters-yüz etmek, formatlamak ve başkalarının da bunu yapmasına destek olmaya çalışmak.

Sistemi ters-yüz etmek. Bunlar hep mecazi istekler gibi geliyor bana. Sistem nasıl ters-yüz edilebilir ki? Formatlamak da mecazi. Sistem dediğin şey nasıl formatlanır? Başkaları sistemi ters-yüz etmeyi ve formatlamayı nasıl bilecekler? Bu konuda bir el kitabın var mı? Belki bu kavramlar senin kafanda çok açık ama okuyucu için açık değil bence.

Büyük büyük laflarla, toplum mühendisliğiyle bunun mümkün olmadığını çok gördük.

Yani propaganda (toplum mühendisliği) ile sistemi ters-yüz etmenin ve formatlamanın mümkün olmadığını gördük, diyorsun. Örnek olarak ne veriyorsun, anlayalım diye?

Şimdi kendi devrimlerimizi yapma zamanı!

Kendi devrimimizi nasıl yapacaz? (Yazıyı bütünüyle okuduktan sonra bu parantez içindekileri yazıyorum. Devrimi gerçekleştirmek için yapmamızı önerdiğin her şey yıllardır bilinen yeşil ve çevrecilerin önerdiği şeyler. Bunlar hiç bir zaman hiç bir işe yaramadı yine de yaramazlar. Çünkü dünyayı kirleten insan pisliği değil. Fabrika pisliği. Yani dünya toptan pisletiliyor. İnsanların dünyanın pislenmesine katkısı çok küçük ölçektedir.)

Hızlı hızlı değil belki ama çabuk çabuk…

Hızlı ile çabuk arasındaki fark nedir? Ekşi sözlükten: çabuk hızlıdan daha efektiftir. Demek istediğin bu mu?

Bu devrimlerin ani bir kopuşla olmaları gerekmiyor. Bilakis tersi olması gerekiyor bence, ani kopuşla yapılan devrimler, alışmadık popoda durmayan dona benzeyecek ve yere düşecektir. Adımlarımızı hazır oldukça attığımız takdirde ise sindire sindire ilerleyeceğiz.

Devrim değil devrimler mi yapıyoruz? İstenilen hedef devrim yapmak mıdır? Bu konuda biraz düşünmek gerekiyor bence. İnsan tarihine bakıldığında hiç bir devrim ezilen sınıfların durumunu düzeltmeye yaramamıştır. Her devrimden sonra sistem (yani toplumsal kurgu) değişmediği için devrimin devirdiği yöneticiler gidip yerlerine yeni yöneticiler gelmiştir. Düzende hiç bir şey değişmemiştir. Devrimden önce işçi olan devrimden sonra da işçi kalmıştır. Devrimden önce pasta yiyenler devrimden sonra da pasta yemeye devam etmişlerdir. Devrim kelimesi zaten uzay bilimdeki anlamını toplumsal bilimde de korur. Yani devrim bir yerden başlayıp kendine döner ve kapanır. Yani bir toplumsal kurgu olan devlet devrimden önce de vardı, devrimden sonra da var olacaktır. Toplumsal kurguyu değiştirmek gerekiyor. Bunun için bir yol haritan var mı?

Bu da beni şunu ummaya getiriyor: Bireysel evrim(ler) yoluyla bireysel devrim(ler)imizi gerçekleştirmek.

Pessoa’nın anarşist bankeri gibi bir çözüm mü öneriyorsun? Eğer öyleyse çok daha detaylı olarak açıklaman gerekiyor gösterdiğin hedefi. Bence bu önerdiğin şeyin ne kadar karmaşık olduğunun farkında değilsin.

Bireysel devrimini yapanların sayısının artmasıyla da bütünsel devrimin ortaya çıkması.

Bireysel devrim nedir?

Bütünsel devrim olur, olmaz, bilmiyorum. Ama zaten bu konuda özel bir çaba sarf edilecek bir durum yok gibi geliyor. Kendimize düşeni yapıp -ve yukarıda yazdığım gibi diğerlerini destekleyip- sonrasında umut etmekten başka…

Kendimize düşen nedir? (Bütün yazıyı okuduktan sonra şunu gözlemledim. Bütünsel devrim olur mu olmaz mı bilimiyorsun ama insanlardan devrim için fedakarlık yapmalarını istiyorsun. Bence bu haksızlık olurdu. Aynı doğal tıpta olduğu gibi, insanlığın iyiliği için çalıştığını söyleyen birinin ilk görevi -önce zarar verme- olmalıdır. Bu devrim sürecinde zaten az olan özgürlüklerimizi de kaybetmek istemiyoruz.

Bireysel evrim süreçleri ise hayatımızın her alanında, verdiğimiz her kararda saklı. Dört yılda bir verilen oylar o kadar da önemli değil belki; her gün onlarca, yüzlerce oy veriyoruz, onlara bakmak daha iyi değil mi?

Eğer buysa bireysel devrim benim görüşüme göre bu şekilde insanlar hiç bir sonuç alamazlar. Sistemi değiştirmeyi vaad etmiştin ama şimdi sistemi daha iyileştirmeyi vaad ediyorsun. Verdiğin örneklere tek tek bakacağım.

Hangi süreçlerin parçasıyız? Ne üretiyor, ne tüketiyor, bu süreçte neye hizmet ediyoruz?

Neye değil de kime hizmet ediyoruz sorusunu sormalıyız. Efendimize hizmet ediyoruz, tabii ki. Efendimiz de daha önce yazdığım gibi tüzel organizmadır.

Her gün pet şişe satın alarak mı su içiyoruz, yoksa mataramıza mı koyuyoruz;

Bunların devrimle ne alakası var hiç anlayamadım. İnsanlar kolay olanı yapacaklardır. Suyu pet şişesinde içmek kolaydır. Senin dediğin gibi olsa ve çoğunluk matara kullanmaya başlasaydı bile hiç bir şey değişmezdi. Diyelim ki, Nestle’nin su bölümünün satışlarında görülebilir bir iniş oldu. Nestle ne yapacak? Hemen yeni bir kampanya başlatıp su satışlarını eski haline getirecek. Ama diyelim ki, bu sefer kitleler çok bilinçlenmiş ve Nestle’nin yeni kampanyasına kanmadılar ve olacak şey değil ya, büyük sıkıntılara katlanıp dağlara çıktılar ve kaynak sularını mataralarına doldurdular. Mataradan su içerek Nestle’ye zarar verebileceğini mi zannediyorsun? Tam aksine. Bu Nestle için bir problem değil ki? Nestle devletteki kontaklarını arayıp dağdaki kaynaklara giden yolları kapattırır veya kaynakların kendisini kapattırır. Onlar için hiç de zor olmaz. Sonra da Nestle su fiyatlarını arttırır. Böylece de mataradan su içmeye insanları zorlayarak insanlara zarar vermiş olursun. Zaten, insanlar sularını mataralarından içeçek kadar beraber hareket edemezler. Bu imkansızdır. Pet şişelerinden su içmemek sadece kendimizi tatmin etmeye yarar. Yararlı bir şey yapıyormuşuz gibi görünürüz. Mataradan su içmeyenleri küçümseriz. Onları doğayı felakete sürüklemekle suçlarız falan.

çamaşır makinesini tam doldurarak ve kısa programda mı yıkama yapıyoruz, yoksa üç tişört beş donu iki buçuk saatte mi yıkıyoruz;

Su ve elektrik kullanımını azaltmak için böyle bir şey istiyorsun herhalde. Bunun devrimle ne alakası var? Zaten devletin istediği de bu. Az elektrik kullanın diyor. Ayrıca, bir mahallenin çamaşır yıkarken kullandığı elektrik Bursa’da bir fabrikanın bir saate kullandığı elektrik kadar bile değildir. Çamaşır makinesi ile devrim yapılamaz. Sadece devrim yapıyorum diye kendimizi aldatmış oluruz. Ayrıca neden çamaşırlarını elde yıkamıyorsun?

peki tonlarca suyu kullanılmaz hale getiren fosfatlı deterjanları mı kullanıyoruz, daha temiz yöntemlerin mi peşinde koşuyoruz;

çamaşırı genelde yıkayan kadınlar en kolay neyse onu seçeceklerdir. Aynı çiftçiler gibi. Köylüleri organik tarım yapmaya zorlamak çok zordur. Onlar kolay olanı ve en çok verimli olan neyse onu yapacaklardır.

-hala kaldıysa- mahalle bakkalından mı alışveriş yapıyoruz, karfurdan mı;

Ne farkeder ki? Gerçekten ne farkeder? Bakkaldan alırsam nasıl devrimci oluyorum anlayamıyorum.

doğaya ve insana ciddi anlamda zarar veren bir firmadan mı alıyoruz maaşımızı, doğa dostu bir “iş” yapmaya en azından niyet ediyor muyuz…

Burda sistemi değiştirmek değil sistemin içinde daha iyi şartlar yaratmaya çalışıyorsun, ilk dediklerinle çelişmiyor mu? Okuyucularına doğa düşmanı şirketlerden çıkıp doğa dostu şirketlerde çalışmalarını öneriyorsun. “Ben kendi kazandığım paraya bakarım” der insanlar ve doğaya ve insana zarar veren firmalarda çalışmaya devam ederler. Herkesin ailesi var, çocukları var. İş bulmak zor. İş bulan biri firmanın karbon ayak izini düşünecek halde değildir. Ve bu insanlardan gelecekte senin söylediğin gibi olması hiç de ihtimal dahili olmayan bir devrim için şimdi kendilerini feda etmelerini nasıl isteyebilirsin? Devrim ne zaman olacak? Sonuçları ne olacak? Bunları cevaplayamıyorsun. O zaman Monsanto’da çalışan birini nasıl suçlayabilirsin Monsanto’da çalışıyor diye? Neden o adam aç kalsın? Bunlar bence düşünülmesi gerekn çok ciddi sorunlar. Belki cevapların vardır ama varsa o zaman paylaşmanı rica ederim.

Gündelik yaşamımızda nelere oy veriyoruz? Neyi yaşatıyor, neyi öldürüyoruz? Ne için çaba sarf ediyoruz? Neye hizmet ediyoruz?

Devrimle ne alakası var? Kime hizmet ettiğimizi artık biliyoruz. Biz insanlar olarak sadece bir pazarız. Ve bir pazar olarak görevlerimiz var onları yapmak zorundayız. Pet şişesinde su alıp içmek durumundayız. GDO’lu sebzeleri yemek zorundayız. Çaremiz yok. Bunlara alternatif yok. Herkes kendi domatesini yetiştiremez. Neyi yaşatıp neyi öldürdüğümüzün devrim ile ne alakası var?

Sorunu ortadan kaldırma, sorunu çözme ikiliğine bağlarsak… Olan biteni “verili”, yani değişmez kabul ettiğimiz takdirde sorunu çözmeye çalışırız. Ancak mevcut durumu kabul etmek zorunda olmadığımızı fark edip başka -sonsuz sayıda- yolun da ihtimal dahilinde olduğunu gördüğümüzde bir şeyler gerçekten değişebilir.

Burada ne demek istediğini anlayamadım. Eğer mevcut durumu kabul etmiyorsan sunduğun önerilerin hiç biri toplumsal kurguları değiştirecek şeyler değiller. Toplumsal kurgular şu anda değişmez gibi görünmektedir. Bu kurgular toplumsal alışkanlıklardır. Devlet geleneği binlerce senedir yerleşmiş bir alışkanlıktır. Aynı şahsi bir alışkanlık gibi değişmesi çok zordur. Hatta imkansızdır. Bir alışkanlık ancak onun yerine başka bir alışkanlık koyabilirsen değişir yoksa değişmez. Hiç bir alışkanlığını değiştirmeyi denedin mi? Denediysen ne kadar zor olduğunu bilirsin. Toplumsal alışkanlıkları değiştirmek çok daha zordur çünkü onları değiştirmek için kuşaklar arasında iletişim kurmak gerekir. Bu da imkansızdır.

Savaşları kaçınılmaz ve normal olarak görmeye devam ettiğimiz sürece savaşlar devam eder.

Hayır. Bu çok yanlış bir düşünce. Savaşları başlatan ve yapan insanlar değildir. Savaşda ölen insanlardır ama savaşlar insanların savaşı değildir. Savaş tüzel organizmaların birbirleri ile sevişmeleridir. Savaş insanların açısından kötü bir şeydir ama devletler için hiç de öyle değildir. Devletler olduğu müddetçe savaşlar olacaktır. İnsanın bu konuda söyleyeceği ve yapacağı hiç bir şey yoktur.

Savaş makineleri üretilmeye, askerler ve siviller ölmeye devam eder.

Savaş makinelerini üreten kimlerdir? Profesyonel sınıflardır. Fizikçiler ve mühendislerdir. Bu sınıflar tüzel organizmanın işbirlikçileridir. Onlar insanlara karşı efendileri ile işbirliği yaparak cinslerine ihanet ederler. Karşılığında efendileri de onları korur. Profesyonel sınıf rahatlık içinde yaşarlar.

Askere gitmeyi reddetmediğimiz sürece birbirimizi düşman görmeye, öldürmeye devam ederiz.

İnsanlar birbirlerini öldürmeye hevesli değiller. Savaşlara hiç bir insan isteyerek gitmez. Zorla götürülür. Yanlış kişiyi düzeltmeye çalışıyorsun. Savaş efendimizin eğlencesidir. Ve insanlar olduğu müddetçe devam edecektir. Önce zarar verme. Askerliği aradan çıkartıp, iş sahibi olup evlenip çoluk cocuk sahibi olmak isteyen kimseleri küçümsemeye onlara askere gitmeyin demeye ne hakkımız var?

Biz ne yapıyoruz? Mesela savaşı “verili” kabul edip savaş hukuku diye bir şey geliştiriyor ve aslında savaşı meşru kılıyoruz.

Biz derken kimi kasdetiyoruz? Hukuku geliştirenler de profesyonellerdir. Avukatlar ve hukukçular da işbirlikçilerdir. Onlar da insanlıklarını satmışlardır. Karşılığında bu dünyadaki hayatlarını rahat içinde geçirirler. Bizim bireyler olarak yapabileceğimiz hiç bir şey yok.

Savaş hukukuna bağlı kalındığı sürece, bunu normalleştiriyoruz. “Yeter artık!” demeden, silahları “ama”sız bir şekilde yerin yedi kat altına gömmeden biter mi savaşlar? Bitmez! Ama inanmıyoruz. Fena kanıksamışız…

İnsanlar binlerce senedir tüzel varlıkların insanları koyduğu hukuk hapishanesinde yaşamaktadırlar. Sevgiden doğan insanlar hukuktan doğan tüzel kişilerin hukuk düzeninde yaşadığı için kendine tamamen yabancılaşmıştır. Asıl konu bu olmalıdır. Fena halde kanıksamışız… çok doğru. Bu hukuk sisteminin içine doğuyoruz ve önce annelerimiz sonra da öğretmenlerimiz sonra da devletin diğer ajanları bize bu hukuk kurallarına uymayı öğretiyorlar. Biz yaşamanın devletin hukuk kurallarına uymak olduğunu zannediyoruz. Bunu değiştirmek mümkün mü sence?

Tonlarca çöp çıkarmayı normal olarak görmeye devam ettiğimiz sürece çözümümüz geri dönüşüm olur. Plastikler plastik kutusuna, metaller metale… Hiç yoktan iyi midir? Evet! Peki atık konusunu ortadan kaldırıyor mu? Hayır! Yapmamız gereken ne? Kısa vadede daha azçöp çıkardığımız, orta vadede, çok az çöp çıkardığımız, uzun vadede ise hiç çöp çıkarmadığımız yaşamları kurmak…

Çöpleri bilinçli toplayarak nasıl devrimci olunur anlayamıyorum. Ayrıca çöpleri ayırmanın hiç de çözüm olduğunu zannetmiyorum. Dünyayı kirleten insan çöpü değildir. Tüzel organizma dünyayı toptan kirletirken bizim çöpe attığımız domates kabukları ile pet şişelerini ayrı kaplara koymamızın hiç bir etkisi yoktur.

Ama evet, adım adım… Mümkünse çok da yavaş değil, zira ekolojik olarak geri dönülemez bir noktaya doğru gidiyoruz (hatta bazı bilim adamlarına göre gittik bile!) ama sindire sindire…

Biz kim burada? Aklında insanlar var mutlaka. Dünyayı ekolojik felakete götüren İnsanlar değil ki. Tüzel organizma. Bu tip düşünce insanmerkezci düşüncedir. Yani insana insanda olmayan güçler vermektedir. İnsanın birey olarak doğayı kirletme gücü yoktur. Güç tüzel organizmadır. Dünyadaki bütün topraklar ona aittir. Topraklar üstünde yaşayan her şey de ona aittir, doğa, hayvanlar ve insanlar da onun malıdır. O da malına istediği gibi davranır.

Özetle, kısaca şuna karar vermemiz gerekiyor aslında: Ehven-i şer çözümlerle kendimizi oyalayıp çöküşü yavaşlatmak mı istiyoruz, yoksa gerçekten daha güzel bir dünya yaratmak için sorunları yok etmek mi?

İnsanların bu konuda yapacak bir şeyi yok. Yukarda önerdiğin her şey ehven-i şer çözümlerdir. Sorunları çözmek değildir.

Buna gerek bireysel gerekse kolektif olarak vereceğimiz yanıt, dünyamızın gittiği yeri şekillendirecek.

Hayır. Yine insanmerkezci mantık yürütüyorsun. İnsanın dünyayı şekillendirmek gibi bir gücü yoktur. Dünya insanın dışında şekillenmektedir. Dünyanın patronları dünyayı istedikleri gibi şekillendirirler ve insanlara bu konuda danışmazlar.

Sorunların ortadan kalkmasını gerçekten istiyorsak, gözlüklerimizi değiştirmenin zamanı geldi de geçiyor.

Bence devrimin dili bu kadar mecazi dil olmamalıdır. Gözlüklerimizi değiştirmenin zamanı geldi demek ne demektir? Sadece güzel bir sözdür. Ama boş bir laftır.

Bu gözlükleri taktığımızda bir derece miyoptuk, şimdi oldu sekiz derece! Ama çoğumuz hala aynı gözlüklerle yaklaşıyoruz hayata, doğaya, dünyaya… Olmuyor o yüzden. Olan: kısır döngüler…

Çok mecazi. Bu yazıyı okuduktan sonra nasıl bir devrim yapmam gerektiğimi anlamadım. Önerdiğin standard yeşilci davranış şekilleri de belki asırlardır var ve dünyayı hiç de değiştirememiş. Bundan sonra da değiştireceği şüpheli bence.

Bunları tabii eleştiri gibi görme. Bence bu tip yazılar yazarak insanların bu konularda düşünmesini sağlaman çok olumlu bir şey ama devrim kavramı konusunda daha derin düşünmen gerekiyor diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s