Metroyu beklemezken

IMG_20150603_152422

Beklemeyince her şey ne kadar güzel. Metro beklerken ikide bir tünele bakarım. Tren geliyor mu, ne zaman gelecek diye sabırsızlanırım. Trenin 1 dakika sonra geleceğini söyleyen elektronik tabelaya baktıktan sonra bile o 1 dakika sanki geçmez — nerede kaldı bu tren derim. Alışkanlık olmuş bir kere.

Bugün metroda kırmızı oturaklardan birine oturdum, Konak istasyonunda, kitabımı çıkardım ve treni beklemek yerine okumaya başladım. Biraz sonra karnım açıkmış dedim. Çantada yarım simit vardı ondan bir parça aldım. Bu sırada tren geldi. Binmedim. Simidi bitireyim dedim. Sonra kitabıma geri döndüm. Alexis de Vallon şöyle diyordu: Hiçbir şeyin yolundan saptıramayacağı ve sürekli kendi rayında giden bir tren gibi hiç şaşmadan kendi yolunu izleyen güçlü ve kararlı bir seyyah olmakla övünmüyorum. Tam tersine olayların akışına bırakırım kendimi ve rastlantı ve fantezinin dışında rehberlerim olmasını istemem. Bu dünyanın çıkardığı engeller olmasa SAYIN YOLCULARIMIZ, TREN HATTINDA YÜKSEK ELEKTRİK ENERJİSİ OLDUĞUNDAN CAN GÜVENLİĞİNİZ İÇİN KESİNLİKLE RAYLARA İNMEYİNİZ istediği zaman istediği yere giden, bütün çiçekli dallara konan, sonra arkasına hafif rüzgarı alarak başka ağaçlar ve başka sevgiler bulacağı yeni kıyılara doğru yola çıkan, gökyüzündeki bir kuş gibi, hiçbir şeyi dert etmeden seyahat etmek SAYIN YOLCULARIMIZ CAN GÜVENLİĞİNİZ İÇİN LÜTFEN PERONLARIMIZDAKİ SARI ÇİZGİYİ GEÇMEYİNİZ isterdim. Ben beklenmedik, rastlantısal olanı severim; hiç önemi olmayacak bir şey beni durdurur ya da yolumdan saptırır. Bütün planlarımın SAYIN YOLCULARIMIZ, KAPILAR KAPANACAK ANONSU YAPILDIKTAN SONRA METRO ARACINA BİNMEYE ÇALIŞMAK TEHLİKELİ VE YASAKTIR LÜTFEN BİR SONRAKİ METRO ARACINI BEKLEYİN ve programların tersine karşıma gölgeli bir patika çıktığında, oraya doğru saparım, bir kent beni sıkarsa hemen ayrılırım oradan, bir ev hoşuma giderse orada kalırım…

Bana sakin sakin kitabımı okuma zevkini yasaklayan bu işgüzar bürokrata lanetler yağdırıyordum. İnşallah onun karısı –eminim bir erkektir bu bürokrat– aynı telesekreter sistemini evinin banyosuna koyar ve bu bürokrat her banyoya girdiğinde bu anonsu duymak mecburiyetinde kalır: “Sayın ev sakinleri, lütfen tuvaletin kapağını kaldırmadan çiş yapmayın. Sayın ev sakinleri, traş olduktan sonra lavaboya düşen kılları temizleyin; Sayın ev sakinleri, duş aldıktan sonra….” gibi devam eden bir anons. Acaba her banyoya girdiğinde bu anonsu dinlemek bu işgüzar bürokratın hoşuna gider miydi? Gitmezdi. Tam aksine sinir ederdi. Strese sokardı. Karısına karşı çıkacak güç onda olsaydı ona bu aşağılayıcı mesajları veren telesekreter düzeneğini kopardığı gibi atardı ama nerede onda böyle bir erkeklik. Karısından korktuğu için böyle bir şey yapamazdı ve sinirini içine atardı. Aynı İzmir Metro yolcularının yaptığı gibi. Ben bu otomatik anonslara Çin işkencesi diyorum. Aynı otomatik mesajı hayatınız boyunca zorla dinlemeye mecbur ettirilmek bir işkencedir. İzmir Metro yolcularına annelik etmektedir. Çocuğuna yapma oğlum diyerek geri zekalı muamelesi yapan anneler gibi İzmir Metro da yolcularına çocuk muamelesi yapmaktadır, onları aşağılamaktadır, ve onları rahat ve huzurlu bir ortamda evlerine ve işlerine götüreceğine onların streslerine stres katmaktadır. Çünkü bu anonslar zaten şehrin stresinden bıkmış bu insanların bloke etmeleri gereken ek bir ses kirliliğinden başka bir şey değildir.

Peki bu anonslar bir işe yarar mı? Tam aksine. Nasıl ki sigara içmeyin diye uyaran kamu spotları gençleri sigara içmeye alıştırıyorsa sarı çizgiyi geçmeyin anonsları da insanları sarı çizgiyi geçmeye iter. Ben orda oturmuş beklerken fotoğraftaki genç anonsa inat sarı çizgiyi geçti ve peronun tam ucunda durdu. Artık bu anonsları dinleye dinleye kafayı yemişti ve isyan etmişti. Yeter be diyordu. Yeter artık. Sarı çizgiyi geçme sarı çizgiyi geçme sarı çizgiyi geçme… geçtim işte ne olacak. Naparsın yani. İşte geçtim sarı çizgiyi… diyordu bu gençin benliği. Ve metroyu devamlı kullanan insanların haletiruhiyesini de gayet iyi yansıtıyordu. Ben fotoğraf makinemi çıkartana kadar biraz uzaktaki bir arkadaşı “sarı çizginin arkasına geç” diye ona alaycı bir şekilde uyarıda bulundu. “Senin gibiler yüzünden tren istasyona girerken korna çalıyor” dedi. Bu sırada tren gözüktü ve düt düt diye korna çaldı ve çocuk biraz geri çekildi. Ben o sırada fotoğrafını çektim.

Bireyin onu ezen ve sömüren bürokrasilerle bir imtihanı daha. Onu aptal yerine koyan, çocukca anonslarla aşağılayan bu sisteme karşı birey artık bıkmış, herşeyi olduğu gibi kabullenmiş, nasıl olsa ben hiç bir şeyi değiştiremem diye kendisine karşı yapılan tacizleri sineye çekmesini öğrenmiş. Bireyin çaresi yok. Metroya binecek ve anonsları sonsuza dek dinleyecek ve kitabını rahat rahat okuyamayacak, düşüncelere dalamayacak. Otomatik anonslar aynı aralıklarla ona aynı şeyi durmadan söyliyecekler ve ona işkence yapacaklar. Sen çaresiz bir bireysin biz seni istediğimiz gibi dürteriz damarına basarız seni strese atarız seni istediğimiz gibi gereriz ezeriz diyecek bu bürokrasi.

Peki yolcular ne düşünüyor? Kimseye sormadım. Belki benden başka bu konuya takılan yoktur. Belki anonsları sevenler ve zevkle dinleyenler bile vardır. Hatta şarjım bitmiş deyip raylara inip telefonunu şarj etmeyi düşündükten sonra anonsu duyup vazgeçenler bile vardır, kim bilir. Ama ben yolculardan birine yaklaşıp da, “can güvenliğiniz için sarı çizgiyi geçmeyin” diyecek olsam… onun tepkisi ne olurdu? Bana ters ters bakar, sana ne der, git işine der, der oğlu der. Hiç bir insan kendine yapma etme diye ukalalık eden birilerine dayanamaz. Ama eğer aynı ukalalığı İzmir Metro yapıyorsa o zaman hiç birimiz hiç bir şey diyemeyiz. Çünkü küçük yaştan bize bürokrasilere saygı duymak öğretilmiştir.

“Sen de amma küçük bir şeye takmışsın” diyebilirsiniz. Ama İzmir Metro’ya “Sus! Bana dadılık yapma” diyemediğimiz ve demediğimiz için başka bir büyük şirket gelip de dağlarımızda altın madeni çıkartmak istediğinde hiç bir şey demiyoruz. Karşı duranları da yalnız bırakıyoruz. İnsan kendi özel sınırlarına yapılan her tacize karşı çıkmalı ve kendini korumalı.

İzmir Metro A.Ş.’nin yaptığı da tacizden başka bir şey değildir. Şahsi sınırlarımızı her gün taciz eden biri var ve biz hiç bir şey yapmıyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s